Şi Cinping

Xi Jinping  Davos Dünya Ekonomik Forumunda Ne Konuştu:  Yaklaşık 800 Milyon İnsan Açlık İçinde Yaşıyor; Çözüm İnsanlığın Ortak Kader Topluluğu

Xi Jinping Davos Dünya Ekonomik Forumu'nda yaklaşık 800 milyon insanın açlık içinde yaşadığına dikkat çekerek, "Çözüm insanlığın ortak kader topluluğu" sözlerini sarf etti.

Ekonomik küreselleşme çağımızın temel trendlerinden biridir. Bir nehirde ters akıntılar olacağı kesin olsa da, hiçbiri nehrin denize akmasını engelleyemez. İtici güçler nehrin ilerleme akımını destekler ve karşılaşan dirençler, nehrin akışını iyileştirebilir. Yol boyunca karşıt akımlara ve tehlikeli sürülere rağmen, ekonomik küreselleşme asla rotasından sapmadı ve sapmayacak. Dünyanın dört bir yanındaki ülkeler gerçek çok taraflılığı desteklemelidir. Duvarlar dikmek değil, engelleri kaldırmalıyız. Kapanmamalı, açılmalı. Ekonomik ayrışmayı değil bütünleşmeyi aramalıyız. Açık bir dünya ekonomisi inşa etmenin yolu budur. Hakkaniyet ve adalet ilkesiyle küresel yönetişim sisteminin reformlarına rehberlik etmeli, merkezinde Dünya Ticaret Örgütü bulunan çok taraflı ticaret sistemini desteklemeliyiz.                           

Her Ülkenin Kalkınma Hakkına Destek Olmalıyız

Üçüncüsü, kalkınmada ayrımcılığa son vermeli, her ülkeye kalkınma hakkını gerçekleştirmede katkıda bulunmalı ve küresel kalkınmayı yeniden canlandırmamız gerekiyor.

Küresel kalkınma süreci, genişleyen açılan bir Kuzey-Güney uçurumu, farklı toparlanma yörüngeleri, kalkınma fay hatları ve teknolojik ve dijital bölünme gibi daha önemli sorunları beraberinde getiren ciddi bozulmalardan mustarip.

İnsani Gelişme Endeksi 30 yıldır ilk kez düştü. Dünyanın yoksul nüfusu 100 milyondan fazla arttı. Yaklaşık 800 milyon insan açlık içinde yaşıyor. Gıda güvenliği, eğitim, istihdam, tıp, sağlık ve insanların geçim kaynakları için önemli olan diğer alanlarda zorluklar artıyor. Bazı gelişmekte olan ülkeler pandemi nedeniyle yeniden yoksulluk ve istikrarsızlığa düştü. Gelişmiş ülkelerdeki birçok kişi de zor zamanlar yaşıyor. Afrika'da aşılanma oranı % 10.

Önümüze ne tür zorluklar çıkarsa çıksın, insan merkezli kalkınma felsefesine bağlı kalmalı, kalkınmayı ve geçim kaynaklarını güçlendirmeyi küresel makro politikalarda en öne ve en merkeze yerleştirmeli, BM'nin 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemini gerçekleştirmeli ve var olan mevcut mekanizmalar arasında daha fazla sinerji oluşturmalıyız. dünya çapında dengeli kalkınmayı teşvik etmek için daha fazla çalışmalı. Ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ilkesini desteklemeli, kalkınma bağlamında iklim değişikliği konusunda uluslararası işbirliğini teşvik etmeli ve COP26'nın sonuçlarını Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesine uygulamalıyız. Gelişmiş ekonomiler, karbon emisyon azaltma sorumluluklarını yerine getirmede başı çekmeli, mali ve teknolojik destek taahhütlerini yerine getirmeli ve gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğini ele alması ve sürdürülebilir kalkınmayı gerçekleştirmesi için gerekli koşulları yaratmalıdırlar.

Bizim savunduğumuz ortaklaşa refah, dar görüşlü eşitlikçilik değildir. Bir benzetme yaparsam, önce pastayı büyüteceğiz, bundan sonra da akılcı kurumsal düzenlemelerle pastayı uygun bir şekilde bölüştürereceğiz.

Tarihin Akışına Ters Düşen Hegemonyacılık ve Zorbalık Uygulamalarının Hala Varlığını Sürdürüyor

Dördüncüsü, Soğuk Savaş zihniyetini bir kenara bırakıp barış içinde bir arada yaşama ve kazan-kazan sonuçları aramamız gerekiyor. Bugün dünyamız sakin ve sükûnet içinde olmaktan çok uzak; nefreti ve önyargıyı körükleyen söylemler çok.

Bu soğuk savaş zihniyetinden kaynaklanan zayıf ülkeleri sınırlama, bastırma veya çatışma körükleme eylemleri, dünya barışı ve güvenliğine büyük zararlar veriyor.

Tarih, çatışma ve düşmanlaştırma yolunun sorunları çözmediğini defalarca kanıtladı; bu yol sadece feci sonuçlara davetiye çıkarır. Korumacılık ve tek taraflılık kimseyi koruyamaz; sonuçta kendi çıkarlarınız kadar başkalarının çıkarlarına da zarar verirsiniz.

Daha da kötüsü, tarihin akışına ters düşen hegemonya ve zorbalık uygulamalarının varlığını sürdürmesidir. Doğal olarak ülkeler arasında görüş ayrılıkları ve anlaşmazlıklar vardır, olabilir. Yine de, başkalarının kaybetmesi pahasına kendi kazancını artıran sıfır toplamlı bir yaklaşım uygulamak hiçbir şekilde yardımcı olmayacaktır.

Bazıları çevrelerindeki üç-beş ülke ile "yüksek duvarlı özel çiftlikler" kurmak istiyor, veya "paralel sistemler" inşa etmeye çalışıyor, Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Kurumları devre dışı bırakmaya çalışıyor. Dünyayı kutuplaştıran bir biçimde az sayıda devleti yanına çekmeye  veya bloklaşmayı kışkırtmaya çalıyorlar.  Diğer ülkelerin ekonomik ve teknolojik ilerlemelerini engellemek için ulusal güvenlik kavramını aşırı bir biçimde zorlama eylemleri var. İdeolojik alanda uzlaşmazlıkları körüklemek ve ekonomik, bilimsel ve teknolojik konuları siyasallaştırmak veya siyasal mücadele silahı haline getirmek, tüm bunlar ortak zorluklarla mücadeleye yönelik uluslararası çabaları ciddi şekilde baltalıyor.

Çin verdiği sözlerin sonuna kadar arkasında duracaktır. Dünyada hangi olumsuz gelişmeler olursa olsun reform ve dünyaya açılma bayrağını yüksekte tutmaya devam edeceğiz. Çin hiç bir zaman kapanmayacaktır.

Yorum Bırakınız