yıldızlı bayraklar

Türkiye'de Sosyalist Akımın 110 Yıl İçindeki Liderleri ve Kuşaklar: Tarihimize Bütünlüklü Bir Yaklaşımla Sahip Çıkalım

Tarihimizi ve çeşitli sosyalist liderlerin katkılarını eleştirirken safları dağıtıcı değil birleştirici, hakkaniyetli, ölçülü olmalı ve eleştiride geleceğe dönük ufuk açıcı olmaya özen göstermeliyiz. 

Ülkemizdeki sosyalist akımın geçmiş kuşaklarına mensup değerli liderler, büyük teorik ve siyasi hatalar yapmış olabilirler, hatta Marksizm ile temelden çelişen görüşler savunmuş olabilirler; fakat işçi sınıfına ve sosyalizm davasına onların büyük hizmetleri unutulamaz ve unutturulamaz.

Kuşaklar ve Yaşayan Liderler

Birinci kuşak sosyalistler: Mustafa Suphi (1883-28 Ocak 1921) Egemen sınıf olan gerici bürokrat burjuvazi (zümresinin) tetikçileri tarafından katledildi; Şefik Hüsnü (Değmer) (1887 – 1959)

İkinci kuşak sosyalistler: Hikmet Kıvılcımlı (1902-1971); Reşat Fuat Baraner (1900-1968); İsmail Bilen (1902–1983); Mehmet Ali Aybar (1908-1995)

Üçüncü Kuşak: Mihri Belli (1915-2011); Behice Boran (1910-1987); Sadun Aren (1922-2008); Rasih Nuri İleri (1920-2014)

Dördüncü Kuşak: Yalçın Küçük (1938- ); Doğu Perinçek (1942- )  

Beşinci Kuşak: Metin Çulhaoğlu (1947-); Mahir Çayan (1946-1972); Deniz Gezmiş (1947-1972); İbrahim Kaypakkaya (1949-1973)

Altıncı Kuşak: Oğuzhan Müftüoğlu; Mahir Sayın; Ertuğrul Kürkçü; Sungur Savran; İhsan Çaralan; H. Fırat; Masis Kürkçügil  

Daha sonraki kuşaklara bir başka yazıda gireceğiz.

Mustafa Suphi ve Şefik Hüsnü'ye Birlikte Sahip Çıkıyoruz

Aşağıda onların yazılarından bir derleme okuyacaksınız. Bu yazı "Büyük Milllet Meclisi Hükümeti ve Komünist Partisi" Başlıklı Yazı Partinin kuruluşundan (Eylül 1920) sonraki günlerde yazılmıştır.

Komünist Partisi, toplumsal devrimi anlayan ve ona bütün varlığı ile ona bel bağlayan işçi ve çiftçilerin bir siyasi örgütüdür. Ülkede mazlum ve işçi, fakir ve işsizler nüfus içinde çoğunluk teşkil etseler de sanayinin ilkel bir düzeyde olması nedeniyle, işçilerin proleter örgütlenme içinde birleşmiş olmamaları ve komünistlerin azınlık kalmaları sonucunu doğuruyor. Ve yine bu itibarladır ki, Komünist Partisi, halihazırda devrimi yapacak ve idareyi ele alacak büyük bir iktidar Partisi biçiminde … ortaya atılamaz.

Komünist Partisi memleket içinde azınlığı temsil eden bir Parti olarak kurulmuş olmakla beraber, Üçüncü Enternasyonal'in bir kolu olarak yeryüzündeki toplumsal devrimin ayrılmaz bir parçası ve bir uygulayıcısıdır. Ve bu nedenle üstüne düşen vazife büyük olduğu kadar evrenseldir. Üçüncü Enternasyonal'in, proletarya örgütü zayıf olan Türkiye'de ve Türkiye benzeri bütün doğu memleketlerinde savunduğu görüş bilinirse, bu görevin hassasiyeti ve önemi bir kat daha anlaşılır olacaktır. Sosyal Devrimin mazlum doğu memleketlerinden beklediği hareket, zalimlere karşı ayağa kalkmak ve isyandır. Doğuda üzerine düşen yürekli ağır görevin önemini kavramış bir memleket ve bir millet olarak bugün karşımıza çıkan şey zavallı Türkiye ve fakir Türk Milleti'dir. Demek ki, toplumsal devrim karşısında Türkiye Komünist Partisi'ne düşen görevi, yağmacı emperyalizmin bütün baskılarına karşın ayaklanıp varlıklarını ispat eden Anadolu yiğitlerini ve onları temsil eden Büyük Millet Meclisi Hükümeti'ne samimiyetle destek olmak ve Anadolu'daki bu hareketi doğunun diğer mazlum ve uygar milletlerine ve hükümetlerine bir örnek sunmak olarak özetleyebiliriz.

Bundan başka, Türkiye Komünist Partisi'nin halka karşı birçok borçları ve mecburiyetleri vardır. Türkiye Komünist Partisi, kendi örgütü içinde işçi ve çiftçi halkın vicdanını eğitmeye, Anadolu'nun karanlık sokaklarında bile türlü mahrumiyet ve mahkûmiyetlerle dolaşan mazlum işçi ve köylülerimizi düzenli ve gelişkin bir sınıf kimliği ile dünyanın diğer ülke proleterleri ailesine sunmaya mecburdur.

Aydın ve devrimci gençlerimiz, beyaz yakalı Avrupa gömleklerini ve parlak kılıçlarını omuzlarından atarak eli nasırlı mazlum halkımız arasına girerler ve Komünist Partisi saflarında bütün hayat ve mevcudiyetlerini biçare, bahtsız işçi ve çiftçilerimizin açlık, karanlık ve kulluktan kurtulmaları yolunda feda ederlerse, halkımız hakiki ve sosyal bir devrime doğru yükselecek, memleket (emperyalist) yağmacılar elinden tamamen kurtulma iktidarını gösterecek ve böylece komünistler doğuda büyük bir işçi partisinin temsilcisi sıfatıyla enternasyonal devrimciler arasında hürmetli bir yer tutmaya hak kazanacaklardır. Burada açıklamamıza son veriyoruz. Yukarıda gösterdiğimiz… büyük girişimler peşinde, hegemonyal işler görmek ve hazıra konmak isteyen herhangi bir komünist, mensubu olduğu Partinin takip ettiği yoldan çıkmış olan ve dolayısıyla Partisine itaat etmeyen bir derbederdir.

Kaynak Mustafa Suphi ve Yoldaşları: 28-29 Ocak 1921'i Unutma.
3. basım. İstanbul: Güncel Yayınlar, 1977. (87-90)

Şefik Hüsnü'nün Cumhuriyet Rejimine Eleştirisi

Toplumsal kuruluşlara, sendikalara tam bir özgürlük vermeyen cumhuriyet kuru laftan ibarettir… Bu o kadar açık ve görünür ki, örnekleri çoğaltmak gereksiz görüyoruz. Biz bugün özellikle toplumsal kuruluşlar üzerinde durmak istiyoruz. Cumhuriyet ve halkçılık demek halkın serbestçe toplanabildiği, kısıtsız ve şartsız örgütlenebildiği bir hükümet biçimi demektir. Bu en hayati, en acil yapılması gereken işe henüz el atılmış değildir. Dar görüşlü Meşrutiyet'in emekleme döneminden yadigar kalan dernekler ve grev yasaları hala bugün işçinin, köylünün ve bütün üreticilerin elini ayağını bağlamaktadır. Toplumsal bilinç arttığı oranda toplanmak, örgütlenmek gereğini duyan halk, bu yönde atmak istediği her adımda bu yasaların sınırlama ve kovuşturmasına çarpıp sendelemektedir…

Oysa bizde (Türkiye) sendika deyiminin kullanılmasına bile yasalar izin vermemektedir. Ortaçağ bir kafayla yapılmış olan İş Bırakma Kanunu'nda (Grev Kanunu) tanımlanan bütün prosedürlere uymaksızın ilan edilen görevlere katılan işçiye karşı, Halk Hükümeti kanun adına, silahlı kuvvetler gönderir. Birkaç gün önce İstanbul ahalisi, hükümetin böyle kanlı bir teşebbüsünde tanık olmuştur. Bu anormal duruma bir an önce son verilmeli, acele olarak serbestçe sendikalar kurmaya izin veren bir kanun çıkarılmalıdır.

Şefik Hüsnü

Aydınlık, sayı 24, Ağustos 1924

…Bugünkü Halkçı hükümetin, halkın bu isteğini yerine getireceğini ve istenilen ruhta bir tekelcilik (Burada ticarette ve sanayi işletmeciliğinde devlet tekeli kastediliyor) yapacağını umacak kadar hayalci değiliz. Aydınlık'ta çıkan son makalemizde belgeleriyle açıkladığımız gibi Anadolu köylüsünün ulusal zaferinden beri kaderimizi elinde tutanlar, özel sektör girişim yolları ile kalkınmaya can atan bir burjuva sınıfının bütün niteliklerini taşımaktadırlar ve bu burjuvazi düne kadar kendi hayatına kasteden Avrupa kapitalizmi ile bugün artık uzlaşma safhasına girmiş bulunuyor. Şimdiden himayecilik ve tutucu milliyetçilik gayretleri göstermeye başlamış ve birçok konuda ilk zamanlar gösterişli bir tarzda kendisini gösteren tekelci zihniyet (kamucu) yok olmaya yüz tutmuştur…

Aydınlık, sayı 25, Eylül 1924.

Yorum Bırakınız