Türkiye Ukrayna krizinde ne yapabilir? / Erkin Özcan

Ukrayna konusunda ise yukarıda bahsedilen tavrın aynısını başta Erdoğan olmak üzere Türk üst düzey yetkililerde görmek mümkün.

Öncelikle 'bölgesel aktör' rolünü üstlenen Erdoğan yönetimi, her ne kadar 'bölgesel aktör' yönünde denge politikası izleyen  adımlar atsa da günün sonunda Türkiye'nin NATO cephesindeki yerinin sabit olduğu açıktır.

Türkiye bugün zikzak politikası izliyor

İşte tam da bu nedenle Türk dış politikasını bir denge politikasından çok bir "zikzak politikası" olarak tanımlamak mümkün.

Erdoğan yönetiminin Ukrayna için ilk dileği 'savaş olmaması'.

Ancak Erdoğan, Türkiye'nin Ukrayna'da bir savaşı önlemek için 'tüm adımları atmaya' hazır olduğunu belirtti.

Erdoğan aynı zamanda 'Ukrayna'nın toprak bütünlüğüne saygı duyduklarını' ve 'Rusya'nın Kırım'ı işgaline her zaman karşı olduklarını' açıkladı.

Bölgede savaş istemeyen Erdoğan yönetiminin Ukrayna'ya Bayraktar markalı insansız hava aracı satışına devam ettiğini belirtmekte fayda var.

Erdoğan, "Ukrayna krizinde Rusya'ya bazı taleplerinin neden kabul edilemez olduğunu söylememiz gerekiyor ifadesini kullanıyor.

Aynı zamanda Erdoğan, ABD ve NATO'nun Suriye'de YPG'ye silah yardımını eleştiriyor.

Erdoğan'ın yanı sıra Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, "NATO'nun değer ve sorumluluklarını paylaşan Türkiye, 1952'den bu yana kendisine verilen tüm görev ve misyonları başarıyla yerine getirmiştir.

Milli Savunma Bakanı NATO'nun tarihteki en başarılı savunma ittifakı olduğunu da sözlerine ekledi.

İttifakın her zamankinden daha aktif ve canlı olduğuna inanıyoruz, dedi.

Türkiye'nin çelişkili görünen bu açıklamaları, sadece ABD ile Rusya arasındaki zikzaklarla değil, kendi partisi ve siyasi geleneğiyle de doğrudan ilgili yani Amerikancılık.  

Amerikancılık Türkiye siyasi elitlerinde hala çok güçlü bir siyasi akımdır. Türkiye'nin Rusya siyaseti, ülkenin son 50 yılına damgasını vuran Rus karşıtı söylemlerden hâlâ büyük ölçüde etkileniyor.

Türk siyasi çevrelerinde hatırı sayılır düzeyde bir 'Rus düşmanlığı' görmek mümkün. Dolayısıyla ABD ile Rusya arasında gidip gelen Türkiye, bu denge oyununu bir süre daha oynayacak gibi görünüyor.

AKP'nin temsil ettiği Türk muhafazakar-sağ siyaseti, bu zikzak politikayı açıklamak için sıklıkla bir deyim kullanıyor: 'Her masada olacağız'.

Bu ruhla hareket eden AKP yönetimi, oturduğu her masadan en fazla kazancı elde etmeyi hedeflemektedir.

Ancak özellikle Ukrayna gibi tansiyonun kritik seviyelerde yükseldiği konularda aynı anda birden fazla masada bulunmanın mümkün olmadığı açık. Üstelik bölgedeki her aktörün güvenle oturabileceği kendi sandalyesi olsa da, Türkiye şimdilik masalarda dolaşıyor. Türkiye'nin Ukrayna konusundaki tutumu kritik önemde, ancak NATO'nun Rusya'ya yönelik saldırganlığı her geçen gün artarken, Rusya ile ABD arasında arabulucu rolü oynamak isteyen Türkiye'nin spn dönemdeki bildik stratejisi işlemeyecektir.

Ukrayna gündemi olağan barış dilekleriyle ertelenemeyecek kadar sıcak hale geldi.

Türkiye öyle ya da böyle bir taraf seçmek zorunda kalacak.

Erdoğan yönetimi ve AKP iktidarı 'bölgesel ve uluslararası arenada oyun kurucu olmayı hedeflediklerini' söylüyorlar fakat Türkiye'nin kaderini NATO ve ABD'den 'her seferinde bir şans daha istemeye' bağlıyor.

Yazının tamamını İngilizce olarak buradan okuyabilirsiniz.

Yorum Bırakınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.