Stalin

Sosyalizmde Plan Ekonomisinin Amacı: Stalin'in Marksist İktisatçılarla Görüşme Tutanakları

Not: Stalin 1941 ve 1952 yılı arasında Sovyet İktisatçıları ile Molotov'un da katılımı ile Marksist Ekonomi Politiğin Önemli Konuları ve Sosyalizmde Ekonomik Kavramlar üzerine önemli tartışmalar yaptı. Stalin bu tartışmalarında Sovyetler Birliği'nin komünizmin birinci aşaması olan sosyalist toplumun inşa edilmiş olduğuna inanıyordu. O günlerde bu konuda dünya sosyalist akımında bir illüzyon olduğu bugün 70 yıl sonra daha açık bir şekilde görülebiliyor. Dolayısıyla aşağıdaki yazıda görüldüğü gibi birçok ekonomik kategorinin (değer, artı-değer, kâr, meta) açıklanmasında kafa karışıklıkları yaşanıyor. Stalin'in neden plan ekonomisinin gerekli olduğu konusunda verdiği yanıtlar da çok ilginç. Stalin plan ekonomisinin sosyalist ekonomiyi dünya kapitalizminden koruduğuna ve sosyalizmde burjuvazinin yeniden ayağa kalkmasını önlemede yararlı olduğuna inanıyordu. Ayrıca sosyalizmdeki plan ekonomisi sosyalizmin ekonomisinin krizler yaşamasını engelleyecekti.

Stalin'in Marksist İktisatçılarla Görüşme Tutanakları

İlk Görüşme, 29 Ocak 1941

Değer Yasası Aşılmadı

Stalin: Sosyalizm ile ilgili bölüme geliyorum. Birkaç şey daha iyi yazılmış. Fakat bu bölümün daha önceki haliyle karşılaştırıldığında birçok daha kötü yazılmış. Bu bölümde sosyalizmde değer yasasının aşıldığı yazılmış. Bu takdirde zaman, maliyet kategorisinin nereden ortaya çıktığı, ki onsuz hesaplama ve emek katkısına göre bölüşüm yapılamaz ve fiyatlar kararlaştırılamaz ve fiyatlar belirlenemez, değer yasasının aşıldığı anlaşılmaz olur.  

Değer yasası henüz aşılmış değildir.

Ekonomiyi ve pazarları fiyatların yardımıyla kumanda ettiğimiz doğru değildir; bunu yapmak isteriz fakat yapamayız. Fiyatların yardımıyla (ekonomiyi) idare etmek için muazzam rezervlerin olması, bir meta bolluğu olması gerekir.

Ancak o zaman fiyatlarımızı dikte edebiliriz. İllegal bir Pazar ve kolektif çiftliklerin ürünlerini sunduğu bir Pazar olduğu sürece, Pazarda oluşan fiyatlar var olacaktır.  Eğer değer yoksa, gelirleri ölçebilecek bir şey de yoktur. Gelirler emekle ölçülmez. Herkese ihtiyacına göre bölüşümü uygulamaya başladığımızda bu bütünüyle farklı bir mesele olacaktır.

Fakat bugün için değer yasası aşılmış değildir. Biz bunu bilinçli bir şekilde kullanmak istiyoruz. Fiyatları bu yasa çerçevesinde belirlemek durumundayız. 1940'ta (Rusya'da) Estonya ve Latviya'dan daha az hasat vardı. Yeterli ekmek olmadığından fiyatlar fırladı. 200 bin (pud) ekmek daha piyasaya sokunca fiyatlar derhal düştü. Bunu ülkenin her yerinde bütün metalar için yapabilir miyiz? Hayır, bütün metalar için fiyatları dikte etmekten uzağız. Bu nedenle çok daha fazla üretmek zorundayız; bugünkünden çok daha fazla. Fakat bugün fiyatların yardımıyla (ekonomiyi) kumanda edecek durumda değiliz. Ayrıca kolektif çiftlik piyasasında yapılan satışlardan sağlanan gelirler kolektif çiftlik köylüsüne gidiyor. Elbette Sovyetler Birliği'nde, bu gelirle üretim araçları satın alınamaz ve bu gelir sadece kişisel tüketimi arttırma yönünde kullanılabilir.

Plan Ekonomisinin 3 Amacı

Stalin: Ekonomik planlama konusunda birçok kötü söz yığılmış. Ve her şey yazılmamış. "Sosyalist toplumda emeğin doğrudan toplumsal karakteri. Değer yasasının aşılması ve üretimde anarşinin ortadan kaldırılması. Sosyalizmin üretim ilişkilerinin, üretici güçlerin doğasına uygun hale getirilmesinin bir aracı olarak ekonominin planlı yürütülmesi."

Bir tür kusursuz bir planlı ekonomi resmi çizilmiş. Oysa sadece şöyle denebilir: Kapitalizmde, tüm toplum çapında üretim gerçekleştirmek mümkün değildir; orada, ayrım yaratan rekabet vardır, özel mülkiyet vardır. Oysa bizim sistemimizde işletmeler sosyalist mülkiyet temelinde entegre bir bütünlük oluştururlar. Planlı ekonomi, bizim istediğimiz bir şey değil, bir zorunluluktur; aksi takdirde her şey çöker. Piyasa ve borsa gibi burjuvazinin oransızlıkları düzeltmede kullandığı barometreleri ortadan kaldırdık. Her şeyi kendi üzerimize aldık. Bizim sistemimizde, planlı ekonomi, ekmek tüketimi gibi vazgeçilmez bir şeydir. Biz "iyi çocuklar" olduğumuzdan, her şeyi yapma yeteneğimiz olduğundan değil, sistemimizde işletmeler entegre olduğu için böyledir bu. Onların sisteminde entegrasyon ancak tröst ve karteller içinde, yani dar bir sınır içinde mümkündür; fakat Tüm Halkın ekonomisini organize edemezler. (Kautsky'nin süper kapitalizm teorisine Lenin'in getirdiği eleştiriyi hatırlamak yerinde olacaktır).

Kapitalistler, sanayiyi, tarımı ve ulaşımı plana göre işletemezler. Kapitalizmde şehir kırı yutmalıdır. Özel mülkiyet planlama için bir engeldir.

Yani her şeyi basit ifade edin: Bizim sistemimizde entegrasyon vardır, onların sisteminde ise bölünme. Burada (sayfa 369'da) şöyle yazılmış: "sosyalizmin üretim ilişkilerini üretici güçlerin karakteriyle uyumlu hale getirmenin aracı olarak ekonominin planlı işleyişi". Bu saçma bir yazım, bir öğrenci gevezeliğidir. (Marx ve Engels çok önce çelişkilerden söz etmiştir). Fakat bize böyle genellemeler yapmanız ne demek oluyor ? Sade ifade edin: Onların sisteminde, ekonomide bölünme vardır, mülkiyet biçimleri bölünmeye yol açar; bizim sistemimizde ise entegrasyon vardır. Çünkü dümen bizde ve iktidar işçilerde ve halktadır. Basit yazın.

Planlama merkezinin amaçlarını iyi tanımlamalıyız. Planlama merkezi sadece oranları saptamamalı. Oranlar esas önemi taşımaz; gereklidirler, ama yine de ikincil durumdadırlar.

Planlamanın temel amaçları nelerdir?

Planlamada birinci amaç, sosyalist ekonominin bağımsızlığını kapitalist kuşatmadan korumakla ilgilidir.

Bu zorunludur ve en önemli olan da budur. Dünya kapitalizmine karşı mücadelelerin bir biçimidir. Kapitalist sistemin bir uzantısı haline gelmemek için elimizde metal ve makinaların olmasını sağlamalıyız. Planlamanın temeli budur. Bu esastır. İlk GOELRO plan ekonomisi ve sonraki planlar bu temelde yapılmıştır. Planlamayı nasıl örgütlemek gerekir? Kapitalist sistemde, sermaye, kara bağlı olarak ekonominin çeşitli dalları arasında kendiliğinden dağılır. Çeşitli sektörleri karlılığa göre teşvik edip geliştirseydik, gelişmiş bir un öğütme sektörü, oyuncak üretimi (bunlar pahalıdır ve yüksek kâr getirir), tekstil sektörümüz olacak, ama hiç ağır sanayimiz olmayacaktı.

Ağır sanayi büyük yatırımlar gerektirir ve başlangıçta zarar eder. Ağır sanayiyi geliştirmekten vazgeçmek, Rikovcuların önerisiyle eşanlamlıdır. Kapitalist ekonominin gelişme yasalarını baş aşağı çevirdik, aslında ayakları üstüne oturttuk. Ağır sanayinin geliştirilmesi ve makina yapımı ile başladık. Ekonomiyi planlanmadan hiçbir şey hallolmaz.

Onların sisteminde nasıl oluyor ? Bazı devletler diğerlerini soyuyor, sömürgeleri yağmalıyor ve cebri borç/haraç alıyorlar. Bizde ise başka türlü. Dünya kapitalist sisteminin bir uzantısı haline gelmememiz planlamanın en temel yönüdür.

Planlamanın ikinci amacı ise, sosyalist ekonomi sisteminin mutlak hakimiyetini perçinlemede ve kapitalizmin canlanıp yükseleceği bütün kaynakları ve delikleri kapatmada yatar.

Rikov ve Troçki bir zamanlar, kârsız olmalarından dolayı bazı gelişmiş ve önemli işletmelerin (Putilov fabrikası, vb.) kapatılmasını önermişlerdi.  Bunu yapmak "sosyalizmin kapatılması" anlamına gelecekti. Yatırımlar, kârlı olduğu için un öğütme ve oyuncak üretimine yapılacaktı. Bu yolu izleyemezdik.

Planlamanın üçüncü amacı orantısızlıklardan kaçınmaktır. Fakat ekonomi çok geniş bir alan olduğundan, her zaman uyumsuzluklar ortaya çıkabilir. Bu nedenle geniş rezervlere ihtiyacımız var. Sadece fon olarak değil, emek gücü olarak da.

Sosyalizmde … değer vardır, diferansiyel rant vardır; fakat farklı bir biçimde kullanılırlar. Kâr bölümünü düşünüyorum—onu çıkaralım mı, kalsın mı?

Görüş: Kâr yerine "gelir" kelimesini kullanmak belki daha iyi olur.

Stalin: Doğru değil. Kâr yoksa birikim olmaz. Kâr üretimin bir sonucudur.

Artı-ürün Vardır

Soru: Kitapta, sosyalist toplumda artı-ürün olduğunu belirtelim mi? Bu konuda Kitap Yazım Komisyonu'nda görüş ayrılıkları vardı.

Molotov: İşçilerin, sadece kendi aileleri için değil, toplumun bütünü için çalıştıklarını bilmesi için onları eğitmeliyiz.

Cevap: Artı-ürün olmadan yeni sistemi inşa edemezsiniz. Kapitalizmde işçilerin, sadece ellerine geçen ücrete ilgi duyduklarının anlaşılması gerekir. Fakat sosyalizmde işçiler kendi toplumlarına bakarlar / ilgilenirler sosyalizmin gelişmesi ile ilgilenirler; ve işçiyi eğiten de budur. Gelir (kâr) var olmaya devam eder, fakat başka bir karakter kazanır. Artı-ürün vardır; fakat sömürücülere gitmez, halkın refahının yükseltilmesi, savunmanın güçlendirilmesi, vb. için kullanılır. Artı-ürün artık dönüşüm geçirmiştir.

Ülkemizde bölüşüm emek katkısına göre gerçekleşmektedir.

Kalifiye ve kalifiye olmayan emek var. Bir mühendisin işini nasıl tanımlamalıyız? O, çok yönlü basit emeklerin katlanmış halidir. Bizde gelirler emek katkısına göre bölüştürülür. Bu bölüşüm değer yasasından bağımsız olarak gerçekleşmez. Tüm ekonominin plana göre işlediğini düşünürüz; fakat her zaman öyle olmaz. Bizde de birçok kendiliğinden durum vardır. Kendiliğinden değil, bilinçli olarak değer yasasına göre hesaplamalar yapıyoruz. Onların sisteminde değer yasası kendiliğinden işler, yıkıma neden olur ve büyük fedakârlıklar gerektirir. Bizim sistemimizde ise, değer yasasının karakteri bir değişime uğrar, yeni bir içerik ve biçim kazanır. Biz bilinçli olarak, kendiliğinden değil, fiyatları saptarız. Engels gelişmede sıçramalardan söz eder. Riskli bir formülasyondur; ama kabul edilebilir, eğer gereklilik aleminden özgürlük alemine sıçrayışı doğru bir biçimde anlıyorsak. Biz İrade özgürlüğünü, zorunluluğun bilincine varılması olarak anlamalıyız, ki burada sıçrama, kendiliğinden zorunluluktan, zorunluluğun görülmesine geçiş anlamına gelir. Onların sisteminde değer yasası kendiliğinden işler ve geniş çaplı tahribata yol açar. Ama bizim herşeyi daha az fedakârlık gerektiren bir şekilde idare etmemiz gerekir. Değer yasasının işleyişinden kaynaklanan zorunluluğu, biz bilinçli bir şekilde kullanmalıyız.

Soru: Komisyonda, Sovyet ekonomisinde metanın olup olmadığına dair tartışmalar ve yanlış anlamalar ortaya çıktı. Komisyonda çoğunluğun görüşünün aksine, yazar, metalardan değil ürünlerden söz ediyor.

Cevap: Paraya dayanan (monetarize olmuş) bir ekonomi varsa, metalar da var demektir. Kapitalizmde varolan bütün kategoriler var olmaya devam ediyor; ama yeni bir karakter kazanmış durumdalar. Onların sisteminde para, sömürünün aracı olarak hizmet görürken, bizim sistemimizde farklı bir içeriğe sahiptir.

Soru: Şimdiye kadar değer yasası, emek gücünün çeşitli sektörler arasında spontane ve kendiliğinden bir biçimde dağılımını belirleyen ve pazarda kendiliğinden işleyen bir yasa olarak yorumlanmıştır.

Cevap: Bu doğru değil. Sorunun formülasyon alanı daraltılmamalı. Troçki sürekli olarak parayı, bir hesaplama aracına indirgedi. NEP'e geçiş öncesinde ve sonrasında bu konuda ısrar etti. Bu yanlıştır. Troçki'ye cevabımız şuydu: Bir işçi bir şey satın aldığında, para yardımı ile mi hesap yapıyor yoksa başka bir şey mi yapıyor? Lenin sürekli olarak Politbüro'da, sorunun bu şekilde formüle edilmesinin yanlış olduğunu, paranın rolünün, sadece bir hesaplama aracı olmasına indirgenmemesi gerektiğine işaret etmiştir.

Görüş: Sosyalist toplumda artı-ürün—utanç verici bir kavram.

Cevap: Tam tersine, işçiyi, artı-ürüne ihtiyacımız olduğu, daha fazla sorumluluk gerektiği konusunda eğitmek zorundayız. İşçi, sadece kendisi ve ailesi için değil, ekonomik rezervlerin oluşması ve savunmanın güçlendirilmesi için de ürettiğini anlamalıdır.

Görüş: Gotha Programının Eleştirisi'nde Marx artı-üründen söz etmemiştir.

Cevap: Her şeyin cevabını Marx'ta ararsanız hiçbir yere varamazsınız. Bugün önünüzde 20 yıldan fazladır var olan SSCB gibi bir laboratuvarınız var; ama sosyalizm konusunda Marx'ın sizden daha çok bilmesi gerektiğini düşünüyorsunuz. Gotha Programının Eleştirisi'nde Marx'ın herşeyi öngörme durumunda olmadığını anlamıyor musunuz! Aktarma ve alıntıları bir araya getirmek değil, kafayı kullanmak gerekir. Yeni olgular ortada; yeni bir güçler bileşimi var

Stalin: Ücretler ve İşgünü üzerine

Ücretler, işgünü ve işçilerin, kolektif çiftçilerin ve aydınların (mühendis doktor v.b)gelirleri konusunda birkaç söz. Metinde, insanların sadece Marksistler iktidarda olduğu için ve planlı bir ekonomi söz konusu olduğu için değil, aynı zamanda kendi çıkarlarına olduğu için işe gittiği ve bizim bu çıkarları yakaladığımız konusu dikkate alınmamış. İşçiler ne idealisttir ne de ideal insanlardır.

Bazı insanlar, gelirleri/ücretleri eşitleme temelinde ekonominin işletilebileceğini düşünüyor. Bu tür teoriler ileri sürüldü: Kolektif ücretler, üretim komünleri, vb. Bunlarla üretimi ilerletemezsiniz. İşçiler, plan hedeflerini yerine getiriyor ve aşıyor, çünkü işçiler için parça-başı sistemi, usta denetimciler için prim sistemimiz ve daha iyi çalışan çiftçiler için de prim ödemelerimiz var. Bir süre önce yasayı Ukrayna'da da kullanmaya başladık.

Size iki olaydan söz edeceğim. Birkaç yıl önce kömür sanayinde, yerüstünde çalışanlar madenlerde çalışanlardan daha fazla gelir elde edince bir durum ortaya çıktı. Ofiste oturan mühendis, madende çalışan işçiden bir buçuk kat daha fazla kazanıyordu. Üst yönetim, en iyi mühendisleri kendi bölümlerine, kendi yanlarına çekmek istiyordu. Fakat işin ilerlemesi için, insanların orada kendi çıkarlarını görmesi lazım. Ancak yeraltında çalışan işçinin ücretini yükselttiğimiz zaman işi arttırdılar. Ücretler sorunu büyük bir öneme sahiptir.

Başka bir örnek: Pamuk üretimi. Son dört yıldır tırmanışa geçmesinin nedeni, prim ödeme sisteminin gözden geçirilmiş olmasıdır. Belli bir birim toprakta ne kadar daha fazla üretirlerse o kadar fazla kazanırlar. Şimdi bundan bir çıkarları var.

Ukrayna'daki kolektif çiftçiler için prim yasasının özel bir önemi vardır. Eğer insanların çıkarları doğrultusunda hareket ederseniz, onlar da ilerler, yeteneklerini geliştirirler, daha iyi çalışırlar ve bunun kendilerine daha çok kazandırdığını görürler. Bir zamanlar, bir aydın ya da kalifiye işçi istenmeyen toplumsal grup olarak görülürdü. Bu bizim akılsızlığımızdı; o zaman üretimin ciddi bir örgütlenmesi söz konusu değildi.

İnsanlar, Stalin'in altı koşulundan söz ediyor. Bir düşünün – ne haber! Orada sözü edilen, bütün dünyada bilinen, ama bizimle unutulanlardır. İşçi için parça-başı, mühendislik ve teknik personele prim sistemi ve kolektif çiftçiye primler; bunlar sanayinin ve tarımın gelişmesinin kaldıracıdır. Bu kaldıraçları kullanın, o zaman üretim artışının sınırı olmaz ve bunlarsız hiçbir şey hallolmaz.

Engels doğrudan komünizme geçmek istedi.

Engels, üretim hakkında hiç bir şey anlamamıştır, bu konuda kafa karışıklığı yaratmıştır. Bir zamanlar teknik personelin ve mühendislerin kalifiye işçilerden daha fazla (ücret) almayacağını söylüyorduk. Engels üretim konusunda bir şey anlamamış, bizim de kafamızı karıştırdı. Bu, yüksek yönetici personelin sık sık değiştirilmesi fikri kadar saçmadır. Bu şekilde yapsaydık her şeyi kaybederdik. Doğrudan komünizme sıçramak istiyorsunuz. Marx ve Engels tam komünizmi düşünerek yazdılar. Sosyalizmden komünizme geçiş oldukça karmaşık bir meseledir. Sosyalizm henüz etimize, kanımıza girmedi; sosyalizmde hala her şeyi iyi bir şekilde organize etmek, hala emek katkısına göre bölüşümü iyileştirmek zorundayız. Fabrikalarımızda pislikler var, fakat biz doğrudan komünizme geçmek istiyoruz. Ama buna kim izin verecek?

Çöplük ortamlarda çalışıyoruz ve hala komünizm istiyoruz. İki yıl kadar önce büyük bir işletmede kümes hayvanı—piliç ve kaz üretilmeye başlandı. Bütün bunlar size neyi düşündürüyor? Kirli insanlara komünizme geçiş izni verilmeyecek. Saf olmayı bırakın. Ve o zaman komünizme geçişten söz edin. Engels doğrudan komünizme geçmek istedi. Kendini kaptırmıştı.

Kolektif çiftçiler açısından bireysel çıkarlar ve toplumsal çıkarlar

Molotov: Sayfa 333'te şöyle yazılmış: "artel'in belirleyici avantajı onun, kolektif çiftçilerin bireysel çıkarları ile toplumsal çıkarlarını doğru bir şekilde birleştirmesinde, kolektif çiftçilerin bireysel çıkarları ile toplumun çıkarlarını başarılı bir şekilde uyumlu hale getirmesinde yatar." Sorunun bu şekilde formüle edilmesi, sorunu göz ardı ediyor." "Kolektif çiftçilerin bireysel çıkarlarını toplumun çıkarları ile doğru bir şekilde birleştirme" nedir?

Stalin: Fazla somut bir içeriği olmayan yüzeysel bir cümle bu. Bundan, "var olan her şeyin rasyonel olduğu" sonucu çıkıyor. Gerçek ise öyle olmaktan çok uzaktır. İlke açısından bu sorunların doğru çözümünü bulduk, fakat pratikte yanlış ve yersiz olan birçok şey var. Bunun açıklanması gerekir. Önce toplumsal ekonomi kavramı yerli yerine oturtulmalı.

Ayrıca parça-başı ücret sorununu ortaya atmak gerekir. Bir zamanlar bu sorun çok karmaşıktı ve parça-başı sistemi anlaşılmadı. Örneğin bizi ziyaret eden Fransız sendikacıların işçi delegeleri, kapitalist koşullarda işçiler buna karşı mücadele ettiği halde bizim neden parça-başı ve prim sistemini desteklediğimizi soracaktır. Bugün herkes anlıyor ki, başarıya göre yükselen bir ücret ödeme sistemi olmadan, parça-başı sistemi olmadan Stahanovistçiler ve ileri işçiler olmayacaktı. Ama pratikte çok rezil şeyler de yaşanıyor. 1949'da, 1933 kararlarına geri dönmek ve tekrarlamak zorunda kaldık. Kendiliğindenlik bizi zıt yöne doğru çekiyor. Üst kademedekiler, en iyi mühendislerin kendi yanlarında olmasını istiyorlar. Henüz istediğimiz oranda düzenli hale gelemedik. Gerçeğimiz oldukça süsleniyor ve istediğimiz temizliğe ve düzenliliğe hiç ulaşmış değiliz. Pratiğimizi eleştirmek gerekir.

9 Yıl Sonra 24 Nisan 1950 Tarihli Tartışmanın Tutanakları

Çin Devrimi 1949 Yılında Zafere Ulaştı

Çin Polonya Karşılaştırması

Stalin: Ekonomiden anlamayan kişiler, Çin Halk Cumhuriyeti ile Orta ve Güney-Doğu Avrupa Halk Demokrasileri, örneğin Polonya Demokratik Halk Cumhuriyeti arasında ayrım yapmıyorlar. Bunlar farklı şeylerdir.

Halk demokrasisi nedir? En azından şu özellikleri kapsar: 1) Siyasi iktidarın proletaryanın elinde olması; 2) sanayinin millileştirilmesi; 3) Komünist ve Emekçi partilerinin önderrolü; 4) sadece şehirde değil, kırda da sosyalizmin inşası.

Çin'de ise ne şehirde ne de kırda sosyalizmin inşasından söz edilebilir. Bazı işletmeler millileştirilmiştir; ama bunlar, okyanusta bir damladır sadece.

Halkın ihtiyacı olan sanayi ürünlerinin ana kütlesi zanaatkârlarca üretilmektedir. Çin'de 30 milyon kadar zanaatkâr vardır. Batıdaki Halk Demokrasisi ülkeleri ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında önemli farklılıklar vardır: 1) Çin'de, Bolşeviklerin 1904-05'te sözünü ettiği şeye yakın bir proletarya ve köylülüğün demokratik diktatörlüğü vardır. 2) Çin'de bir zamanlar yabancı burjuvazinin baskısı var olduğu için Çin milli burjuvazisi kısmen devrimcidir; bu nedenle milli burjuvazi ile bir koalisyona izin verilebilir; Çin'de komünistler ve burjuvazi bir blok oluşturmaktadır. Bunda olağandışı bir şey yoktur. 1848'de Neue Rheinische Zeitung'da editörlük yaptığı zaman Marx da burjuvazi ile koalisyon yapmıştı; fakat bu uzun sürmedi. 3) Çin'de onlar hala feodal ilişkilerin tasfiye esilmesi görevi ile karşı karşıyalar; bu bakımdan Çin devrimi, 1789 Fransız burjuva devrimini hatırlatır. 4) Çin devriminin özelliği, devletin önderliğinin Komünist Partisi'nin elinde olmasıdır.

Bu nedenle Çin'de, gelişmesinin ilk aşamasında olan bir Halk Demokratik Cumhuriyeti'nin varlığından söz edilebilir.

Bu konudaki kafa karışıklığı, kadrolarımızın derin bir ekonomi eğitimine sahip olmaması nedeniyle ortaya çıkmaktadır.

Tekelci Kapitalizm Koşullarında Ücret

Ücret konusu, Marx'ın yaptığı gibi tekel-öncesi kapitalizm bölümünde ele alınmış. Tekelci kapitalizm koşullarında ücret ile ilgili hiçbir şey yok. Oysa Marx'tan sonra oldukça uzun bir zaman geçti.

Ücret nedir? Ücret, yaşamı sürdürmek ve biraz tasarruf için bir asgari miktarı ifade eder. Asgari yaşamın ne olduğunu, nominal ve gerçek ücretleri canlı ve ikna edici bir şekilde göstermek gerekir. Kapitalizme karşı ücretler temelinde mücadele ediyoruz. Çağdaş yaşamın canlı gerçeklerini ele alalım. Para biriminin değeri düşen Fransa'da milyonlar alıyorsunuz, ama birşey satın alamıyorsunuz. İngilizler ise en yüksek ücretlere ve ucuz mallara sahip olduklarının çığırtkanlığını yapıyor. Nominal ücretler yüksek olsa da, bırakalım tasarrufu, asgari yaşamı bile idame etmekten uzak olduğu gerçeğini saklıyorlar hep.

İngiltere'de ekmek, et gibi belli ürünlerin fiyatları düşük; ama işçiler bunları çok az miktarda ve karneyle alabiliyor. Diğer ürünler ise piyasada şişirilmiş fiyatlarla satın alınıyor. Değişik fiyatları var. Amerikalılar, yüksek yaşam standartları konusunda oldukça kibirliler; ama yine kendi verilerine göre, işçilerinin üçte ikisi asgari yaşam olanaklarından yoksun. Kapitalistlerin bütün bu hileleri teşhir edilmelidir. Somut gerçekler temelinde, uzun zamandır süper kârlar ve sömürgeler üzerinden geçinen bu İngiliz işçilerine, kapitalizmde gerçek ücretlerin düşmesinin bir aksiyom olduğunu göstermek zorundayız.

Onlara, bizdeki iç savaş sırasında herkesin bir milyoner olduğunu, bu dönemde fiyatların en düşük seviyesinde olduğunu, ekmeğin, kilosu bir rubleden satıldığını, ama ürünlerin karne usulüyle alındığını anlatabiliriz.

Bizde ücretlerin hesaplanması farklıdır. Bizdeki gerçek ücretlerle ilgili durumu somut gerçekler temelinde göstermek gerekir. Bu, büyük bir devrimci propaganda değerine sahiptir.

Ücretler sorununu tekelci kapitalizm ile ilgili bölümde ele almak ve günümüz koşullarında tekrar değinmek doğru olacaktır.

Kitap taslağında ilkel birikime geniş bir bölüm ayrılmış.

Onbir Yıl Sonra 15 Şubat 1952 Tarihli Tartışmanın Tutanakları

Üretim Araçları Meta Mıdır ? Maliyet Hesaplaması

Soru: (K.V. Ostrovityanov) Ekonomik Sorunlar Üzerine Görüşler adlı eserinizde tüketim mallarından söz ediliyor; fakat bizim sistemimizde üretim araçları da mı metadır? Değilse, üretim araçları üreten sektörlerde maliyet hesaplamasının kullanılmasını nasıl açıklarız?

Stalin: Serbestçe alınıp satılan her şey metadır; ekmek, et, vb. Bizim üretim araçlarımız, özünde meta olarak değerlendirilemez. Bunlar, piyasaya sürülen ve isteyen herkes tarafından satın alınabilen tüketim malları değildir. Üretim araçlarını işletmelere kendimiz dağıtıyoruz.

Bunlar, genel kabul gören anlamıyla meta değillerdir, kapitalist koşullarda var olan türden meta değillerdir. Kapitalizmde üretim araçları metadır. Bizde ise üretim araçlarına meta denemez.

Bizdeki maliyet hesaplaması, kapitalist işletmelerde kullanılanın aynısı değildir. Kapitalizmde maliyet hesaplaması öyle uygulanır ki kârsız işletmeler kapatılır. Bizim işletmelerimiz çok kârsız olabilir, hepsi kârsız olabilir. Ama bizim sistemimizde bunlar kapatılmaz. Devlet bütçesinden destek alırlar. Bizim sistemimizdeki maliyet hesaplaması, hesaplama ve dengeleme amacıyla vardır. İşletme yöneticilerini denetlemek için kullanılır. Bizim sistemimizde üretim araçları sadece biçimsel olarak meta şeklinde görülürler. Bizde yalnızca tüketim malları metaların dolaşımı (değişim) alanına girer, üretim araçları değil.

Soru: (K.V. Ostrovityanov) Üretim araçlarını 'özel bir tür meta' olarak adlandırmak doğru olur mu?

Stalin: Hayır. Eğer bir meta varsa, satın almak isteyen herkese satılmalıdır. 'Özel bir tür meta' gibi ifadeler iyi değil. Değer yasası, tüketim metalarının gerçekleşmesi yoluyla üretim araçlarının üretimine etkide bulunur. Burada değer yasası hesaplama, dengeleme ve faaliyetlerin mantıklı ve fizibil olup olmadığını denetlemek için gereklidir.

"Gerekli ürün" ve "Artı-ürün" , Toplum için Emek

Soru: (A. Arakelyan) SSCB Milli Gelirinin "gerekli ürün" ve "artı-ürün" olarak adlandırılan bölümlerine ne diyelim?

Stalin: "Gerekli emek ve artı emek" ile "gerekli emek ve artı ürün" kavramları bizim ekonomimiz için uygun değil. Sosyal yardım ve savunmaya giden şeyler gerekli emek değil mi? İşçi buna ilgi duymuyor mu? Sosyalist bir ekonomide aşağı yukarı şu şekilde bir ayrım koymalıyız: Kişinin kendisi için emeği ve toplum için emeği.

Sosyalist ekonomi ile ilgili olarak daha önce gerekli emek olarak ifade edilen terim, kişinin kendisi için emeğe, daha önce artı emek olarak ifade edilen terim ise toplum için emeğe tekabül eder.

Sosyalizmde Değer Yasası

Soru: (A. Arakelyan) SSCB'de değer yasasının 'dönüşümü' kavramı yerine değer yasasının 'işleyişini sınırlama' kavramını kullanmak doğru olur mu?

Stalin: Bilim yasaları yaratılamaz, ortadan kaldırılamaz, feshedilemez, değiştirilemez ve dönüştürülemez. Yasalar hesaba katılmalıdır. Onları ihlal edersek zarar görürüz. Bizde bu yasaların zamanının geçtiğine dair yaygın bir anlayış var.

Bu anlayış sadece iktisatçılar arasında değil, pratik çalışma içinde olanlarda ve politikacılarda da sık sık görülüyor. Bu, yasa kavramının bizzat kendisine uygun değildir. Yasaların dönüşümü ile ilgili önerme, bilimden sapmadır ve kültürsüzlükten kaynaklanır. Doğanın ve toplumun yasalarını dönüştürmek mümkün değildir. Eğer bir yasayı dönüştürmek mümkün ise onu ortadan kaldırmak da mümkündür. Eğer yasaları dönüştürmek ve kaldırmak mümkün ise bu "bizim için herşey mümkündür, herşeyi öznelce yapabiliriz" anlamına gelir.

Yasalar hesaba katılmalı, anlaşılmalı ve onlardan yararlanılmalıdır. Onların etki alanını sınırlamak mümkündür. Fizikte ve kimyada bu böyledir. Bütün bilimler için bu böyledir. Yasaların dönüşümünden değil, onların işleyiş alanının sınırlandırılmasından söz etmek gerekir. Bu daha doğru ve bilimsel olur. Kitapta doğru olmayan hiçbir şeye izin verilmemeli. Bütün dünyanın karşısına bir ekonomi politik kitabıyla çıkıyoruz. Bu kitap ülke içinde ve dışında kullanılacak.

Yasaları sınırlayan biz değil, maddi objektif koşullardır. Yasanın işleyiş alanı sınırlandığında yasa farklı görünür. Bizde değer yasasının işleyiş alanı sınırlanmıştır. Değer yasası tam olarak kapitalizmde olduğu gibi değildir. Onu biz dönüştürmedik, objektif koşulların gücü onu sınırlandırdı. Esas olan şu ki, bizde özel mülkiyet ortadan kaldırıldı ve işgücü de meta olmaktan çıkarıldı.

Değer yasasının işleyiş alanının sınırlanmasını belirleyen objektif koşullar bunlardır. Değer yasasının bu sınırlanışı, biz öyle istediğimiz için değil, öyle gerektiği için, böyle bir sınırlamanın koşulları olduğu için ortaya çıktı. Bu objektif koşullar, değer yasasının işleyiş alanını sınırlamaya zorladı bizi.

Yasa, objektif sürecin bir yansımasıdır. Yasa, objektif koşullar arasındaki karşılıklı bağlantıyı yansıtır. Neden ile sonuç arasındaki ilişkiyi gösterir. Eğer belli bir güçler dengesi ve belli objektif koşullar verili ise, kaçınılmaz olarak belli sonuçlar ortaya çıkacaktır. Bu objektif koşullar hesaba katılmalıdır. Eğer objektif koşullardan bazıları yoksa o zaman koşullar farklı olacaktır. Kapitalizm ile kıyaslandığında bizde objektif koşullar değişti (özel mülkiyetin olmaması ve emek gücünün meta olmaktan çıkması); bu nedenle sonuçlar da farklı. Değer yasası bizde dönüşmedi; fakat objektif koşullar nedeniyle işleyiş alanı sınırlandı.

Sosyalizmde Kâr

Soru: SSCB'de kâr kategorisi nasıl anlaşılmalıdır ?

Stalin: Belli bir miktar kâra ihtiyacımız var. Kâr olmadan rezerv yaratamaz, birikim yapılamaz, savunma görevlerinin yerine getirilmesini destekleyemez, toplumsal ihtiyaçları karşılayamayız. Burada kendisi için emeği ve toplum için emeği görüyoruz. Kâr sözcüğünün kendisi çok kirli bir hale gelmiştir. Başka bir kavramın olması iyi olurdu. Ama hangi kavram? Belki net gelir? Kâr kategorisi altında tümüyle farklı bir içeriği sakladık. Bizde, ne kendiliğinden bir sermaye hareketi ne de rekabet yasası var. Ne kapitalist aşırı kâr yasası, ne de ortalama kâr yasası var bizde. Ancak kâr olmadan da ekonomimizi geliştirmek mümkün değildir.

Bizim işletmelerimiz için asgari kâr bile yeterlidir ve bazen başka işletmelerin kârları sayesinde kârsız da çalışabilirler. Biz ekonomik kaynakları—ekonomik sektörler ve işletmeler arasında—

kendimiz dağıtıyoruz. Kapitalizmde sadece kâr yapan işletmeler ayakta kalabilir. Bizim sistemimizde ise çok kârlı, bir şekilde kârlı ve tümüyle kârsız işletmeler vardır. İlk yıllarda ağır sanayimiz hiç kâr yaratmadı; fakat daha sonra kâr yaptı. Genel olarak ağır sanayi işletmeleri ilk dönemlerde kendileri makine-araç ihtiyacı duyarlar.

Meta ve Ürün Farkı, Komünizmin İkinci aşamasında Doğrudan Bölüşüm

Soru: (A.V. Bolgov) Tarımsal komünden sadece komünizmin ikinci aşamasında söz konusu olacağı, tarım artel'in ise sadece sosyalizmden komünizme kesintisiz geçiş süreci boyunca var olacağı doğru mudur?

Stalin: Bu anlamsız bir soru. Bugünkü Artel'in komüne doğru gittiği açıktır. Köylülerin bireysel gereksinimlerine hizmet etmesi işlevi ortadan kalktığı zaman tarımsal komün yaratılacaktır. Tarım komünü konusunda acele etmek yersizdir. Komüne geçiş bir yığın sorunun çözümünü, iyi kantinlerin, çamaşırhanelerin vb. kurulmasını gerektirir. Tarım komünleri, komünlere geçişin mümkün olduğu konusunda köylüler ikna edildikleri zaman oluşacaktır. Artel komünizmin ikinci aşamasına tekabül etmez; yani komünün komünizme tekabül ettiğini söylemek daha doğrudur.

Artel meta dolaşımını gerektirir ve en azından bugün için, ürün değişimine ve doğrudan bölüşüme izin vermez. Ürünlerin değişimi de son tahlilde hala değişimdir; doğrudan bölüşüm ise ihtiyaçlara göre bölüşümdür.

Meta üretimi, meta satışı ve alış var olduğu sürece bunları dikkate almalıyız. Doğrudan bölüşüm ancak komünizmin ikinci aşamasında gelişecektir; artel ise satış ve alış ile bağlantılıdır. Tarım artel'inin ne zaman komüne dönüşeceğini söylemek zordur. Komün ortaya çıktığı zaman komünizmin ikinci aşamasının da halihazırda var olmuş olacağını söylemek mümkün değildir.

Fakat komün olmadan komünizmin ikinci aşamasına geçişin mümkün olmayacağını söylemek de aynı şekilde risklidir.

Komünizmin ikinci aşamasına geçiş, sıradan insanların bakışı ile ele alınmamalıdır.

Komünizme belli bir 'kabul edilme' durumu olmayacaktır. Durmadan, biz farkına varmadan komünizme gireceğiz. Bu, 'bir şehre giriş' gibi değildir; 'kapı açıktır – girin'. Birçok kolektif çiftlikte kadınlar hala ev işlerinin boyunduruğundan kurtulmak ya da et ve süt ürünleri elde etme amacıyla çiftlik hayvanlarını kolhoza devretmek istemiyor. Ama kümes hayvanları konusunda bunu yapmayı reddetmiyorlar. Bunlar, geleceğin sadece ilk filizleridir. Bugün tarım artel'i, ekonominin gelişmesine bir engel teşkil etmiyor. Komünizmin ilk aşamasında artel yavaş yavaş komüne dönüşecektir. Burada keskin bir hat çizilemez.

Kolhozdaki üretim seviyesini (grup üretimi), tüm toplumun üretimi seviyesine yükseltmek gerekir. Burada bir yığın karmaşık sorun vardır. Kolhozculara, toplumun bütün sorunlarına duyarlı olmaları öğretilmelidir. Bugün kolhozlar kendi ekonomileri dışında hiçbir şey bilmek istemiyor. Bugün, kolhozlar bölge ve eyalet çapında entegre olmuş değildir. Bu durumda, sanayinin ve kolektif çiftliklerin temsilcilerinden oluşan ve hem sanayinin hem de kolektif çiftliklerin üretiminden sorumlu olacak bir Tüm-Birlik ekonomi organı oluşturma yönünde yukarıdan adım atmamalı mıyız ? Devlet işletmelerinin ve kolhozların üretiminin hesaplanmasından başlanmalı ve sonra da, önce sadece artı ürünün bölüşülmesine bakılmalı. Bir yandan bölüşüm için olmayan fonlar oluşmalı diğer yandan bölüşüm için ayrılan fonlar oluşturulmalı. Bir an önce kolhozculara tüm halkın çıkarlarını gözetmeleri gerektiği öğretilmelidir. Ancak bu uzun bir süreçtir ve acele edilmemelidir. Acele edilecek bir durum yok. Bizde işler iyi gidiyor. Hedef doğru, yol açık ve bütün yönelimler belirlenmiş durumda.

Meta Dolaşımının Olduğu Yerde Para Da Olmalıdır: Para Ekonomisi

Soru: (Z.V. Atlas) Kasım 1951 Tartışmaları ile İlgili Ekonomik Sorunlar Üzerine Görüşler'de 'para ekonomisi' terimi neden tırnak içinde kullanılmış ?

Stalin: Meta dolaşımının olduğu yerde para da olmalıdır. Kapitalist ülkelerde, bankalar da dahil olmak üzere para ekonomisi, işçilerin mahvolmasına, halkın yoksullaşmasına ve sömürenlerin zenginliklerinin artmasına yol açar. Kapitalizmde para ve bankalar sömürünün aracı olarak hizmet ederler. Bizim para ekonomimiz ise alışılmış olan bu tür değildir ve kapitalist para ekonomisinden farklıdır. Bizde para ve para ekonomisi sosyalist ekonomiyi güçlendirmeye hizmet eder. Bizde para ekonomisi, sosyalizmin çıkarları için kullandığımız bir araçtır. Tırnak işareti de bizim para ekonomimizi kapitalizmdeki para ekonomisi ile karıştırmamak için kullanılmıştır. "Değer" ve "değerin biçimleri" kelimelerini tırnak içine almadan kullanırım. Burada para da dahil edilmiştir. Bizde değer yasasını belirleyen birçok faktör vardır; değer yasası, üretimi dolaylı olarak, dolaşımı ise doğrudan etkiler. Ancak bizde değer yasasının etki alanı sınırlıdır; yıkıma neden olmaz. Kapitalistlerin en büyük zorluğu toplumsal ürünün gerçekleşmesidir ve metanın paraya dönüşmesidir. Bizde ise bu gerçekleşme kolaydır, yumuşaktır.

Komünizmin İkinci Aşamasına Geçiş

Soru: (M.I. Rubinstein) Yaşadığımız dönemde SSCB'nin temel görevi nasıl anlaşılmalıdır? Bu görevi belirlemede, başlangıç noktası olarak 1929 nüfusuna göre kişi başına kapitalist üretim miktarını mı yoksa kıyaslama amacıyla, kapitalist üretim seviyesine ilişkin son verileri mi esas alalım? Örneğin ABD'de, ekonominin askerileştirilmesi nedeniyle son veriler 1929'dakinden daha yüksektir. Yayınlarda ve derslerde sık sık belirtildiği gibi, sizin de 9 Şubat 1946'da yaptığınız konuşmada belirttiğiniz üretim miktarındaki başarının, SSCB'nin belirleyici ekonomik görevi olarak komünizmin ikinci aşamasına geçiş hedefi olduğunu düşünmek doğru olur mu ?

Stalin: Kişi başına üretim ile yapılan hesaplama yöntemi önemini koruyor. Kişi başına üretim, ülkelerin gücünün temel göstergesidir. Bunun yerini alan başka bir ölçü yoktur. 1929 seviyesinden değil, günümüz üretim seviyesinden hareket etmek gerekir. Yeni hesaplara ihtiyacımız var. Bizdeki kişi başına üretimi, kapitalist ülkelerdeki son rakamlarla karşılaştırmak gerekir.

1946'da verdiğim rakamlar, belirleyici ekonomik görev olarak komünizmim bir sonraki (ikinci – çev.) aşamasına geçişe işaret etmiyor.

Bu rakamlara ulaşmayı başararak daha da güçlü hale geldik. Bu durum bizi, bugün düşmanın saldırı tehlikesinden, kapitalizmin saldırısından koruyor. Fakat 1946'daki konuşmada ifade edilen belirleyici görev, henüz komünizmin ikinci aşamasına geçişe işaret etmiyordu. Bazı yoldaşlar, komünizmin ikinci aşamasına geçiş için çok acele ediyor. Yasalar yaratılamayacağı için, bu geçişte aşırı hızlı olunmamalı. Hatta bazıları komünizmin üçüncü aşamasını düşünüyor. Kıstas, denektaşı eski. Daha zengin olan ülkelerle kıyaslama yapmak için son verileri kullanmamız gerekir. Bu da ilerleme anlamına gelir.

Yorum Bırakınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.