Sosyalizmin Üçüncü Dalgası — Yang Ping

Kasım ayında Pekin'de yapılan 13. Dünya sosyalizmi Forumu'nda sunulan makale:

Çeviren Deniz Kızılçeç ve Ferdi Bekir

 Yazı bu siteden alınmıştır: https://thetricontinental.org/wenhua-zongheng-2023-4-chinese-perspectives-twenty-first-century-socialism/

Yang Ping, Çin'in çağdaş ideolojik ve kültürel topluluğunda önde gelen bir akademisyen ve editördür. 1993 yılında, liberalizmin Çin ideolojisi ve kültürü üzerindeki etkisine karşı çıkan önemli bir dergi olan Strategy and Management dergisini kurdu. 2008 yılında, sosyalizm bayrağını tutarlı bir şekilde korurken Çin toplumunun temel değer sisteminin inşasına odaklanan bir dergi olan Wenhua Zongheng'i kurdu. Geçtiğimiz on beş yıl içinde dergi, Çin'in en önemli düşünce platformlarından biri haline geldi.

Sosyalizmin Üçüncü Dalgası' makalesi  ilk olarak Wenhua Zongheng, sayı no. 3 (Haziran 2021) da yayınlanmıştı.

Kapitalizm Bugün Büyük Bir Krizle Karşı Karşıya

2008 mali krizi ve küresel COVID-19 salgını, kapitalizmin büyük bir krizle karşı karşıya olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Küresel ekonomide uzun süreli durgunluk ve gerileme, yaygın işsizlik, derin servet eşitsizlikleri, aşırı borçlanma ve varlık balonları yaşanmıştır. En trajik olanı da, bu duruma önemli ölçüde insan kaybının eşlik etmiş olmasıdır. Küresel kapitalizmin mevcut krizi, Büyük Buhran'dan (1929-1933) bu yana yaşanan en büyük ve en şiddetli krizdir. Bu kriz içinde kapitalizmin sınırları -pazar, teknoloji ve ekoloji- giderek daha belirgin hale gelmiştir.

 Birincisi, yeni pazarlar ve kâr kaynakları giderek azalmış, bu da sermaye birikimi için itici gücün azalmasına yol açmıştır.

İkinci olarak, kriz kaynaklı teknolojik inovasyon aktif kalmaya devam etse de, bu inovasyonun faydaları giderek birkaç kişinin elinde yoğunlaşmakta ve halkın büyük çoğunluğunu mevcut kapitalist sistem içinde marjinalize etmektedir.

Üçüncüsü, dünyanın ekosistemi, kapitalist üretim biçimleri ve yaşam tarzları tarafından kendisine dayatılan baskıları daha fazla sürdüremez, çünkü dünyanın çevresel kapasitesi sınırına kadar zorlanmıştır.

Kapitalist krizleri çözmek için geleneksel olarak kullanılan araçlar, mevcut kriz altında birer birer başarısızlığa uğramıştır. Yaklaşık kırk yıllık neoliberalizmin ardından, kapitalist hükümetler bir kamu harcamaları kriziyle karşı karşıyadır – özel sermayeyi canlandırmak için daha fazla yapısal ekonomik reform için yaptıkları baskı, asgari sosyal refah seviyelerini koruma ihtiyacıyla çelişmektedir. Niceliksel genişleme politikaları defalarca muazzam varlık balonları ve borç sarmalları yaratarak zaten ciddi boyutlarda olan servet eşitsizliklerini daha da kötüleştirmiştir. Bu kriz altında, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde küresel kapitalist manzarayı karakterize eden birçok özellik yeniden canlandı: popülizm, militarizm ve faşizmin büyümesi; iç toplumsal bölünmelerin yoğunlaşması; uluslar arasında düşmanlık ve sıfır toplamlı rekabetin artması; ve küreselleşmenin azaltılması ve blok politikalarına yönelik eğilimler.

Uluslararası tansiyon yükseldikçe, yeni bir küresel savaş olasılığı da artıyor. Krizler savaşlara  ateşler ve savaşlar da devrimlere yol açar. Bu, kapitalist sistemin tarihinde çok defa yinelenen bir tema olmuştur.

Yirmi birinci yüzyılın 20li yıllarında, bu büyük krizin ortasında, kapitalizm köklü reformlar geçirip krizin üstesinden gelebilecek mi? Yoksa bu, nihai ölümüne doğru ilerleyen kapitalizmin 'Çernobil anı' mı? Tarih bir kez daha kritik bir kavşağa geldi.

Sosyalizmin Üç Dalgası

Kapitalizmin eleştirisi ve kapitalizme karşı bir hareket olarak sosyalizm, her zaman kapitalizmle birlikte var olmuş, güçlü bir denge unsuru olarak hizmet etmiş ve sürekli olarak kapitalizmin üstesinden gelmek ve onun yerini almak için alternatif yollar aramıştır.

Birinci Enternasyonal'in (1864-1876) doğuşundan bu  yana, küresel sosyalist hareket üç büyük dalga yaşadı. İlk dalga on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında, Avrupa işçi hareketinin yavaş yavaş bir varlık durumundan öz farkındalık durumuna geçmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu dönemin temel özellikleri arasında Marksizmin doğuşu, uluslararası işçi örgütlerinin kurulması ve 1871 Paris Komünü gibi sosyalist bir devrim gerçekleştirmeye yönelik ilk girişimler yer almaktadır. Sosyalizmin ilk dalgası, işçi sınıfının siyasi uyanışını ve bilincini destekledi ve bir dizi ülkede işçi sınıfı siyasi partilerinin doğmasına yol açtı. Ancak bu dalga sırasında henüz sosyalist bir devlet ortaya çıkmayacaktı.

İkinci dalga, Birinci Dünya Savaşı'nın sona ermesiyle, 1917 Ekim Devrimi ile başladı ve 1989'dan 1991'e kadar Sovyetler Birliği'nin ve Doğu Avrupa'daki komünist devletlerin dağılmasına kadar sürdü. Dünya genelinde, önce Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa'da, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden sonra da Çin, Küba, Kore, Vietnam ve başka yerlerde çok sayıda sosyalist devlet ortaya çıktı. Bu ülkeler birlikte küresel bir sosyalist sistem ya da kamp oluşturdular. Bu devlet sistemine ek olarak, Soğuk Savaş sırasında uluslararası sosyalist hareketin büyük bir bölümü Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ulusal kurtuluş hareketlerinde yoğunlaşmıştı ve bunların çoğu kendilerini sosyalist olarak tanımlıyor ya da sosyalizmden önemli ölçüde etkileniyorlardı.  Dolayısıyla, sosyalizmin ikinci dalgasının iki temel özelliği, yaygın kamu mülkiyeti ve ekonomik planlama ile sosyalist devlet biçiminin ortaya çıkması ve ulusal kurtuluş hareketleridir. Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından sosyalizm küresel ölçekte önemli gerilemeler yaşadı. Ancak buna rağmen yeni bir dalga ortaya çıkacaktır.

Çin'in 1970'lerin sonunda reform ve dışa açılma sürecini başlatmasının ardından oluşmaya başlayan üçüncü dalga, Sovyetler Birliği'nin ve Doğu Avrupa'daki komünist devletlerin dağılmasının ardından yaşanan ciddi şoklara ve testlere dayanabildi. Sosyalizm dünya çapında düşük bir noktadayken, Çin sosyalizme bağlı kaldı ve aynı zamanda reform ve dışa açılmayı sürdürerek yavaş yavaş Çine Özgü sosyalizmi olarak bilinen bir yolu keşfetti. Çine Özgü sosyalizminin temel özelliği, pazar ekonomisinin sosyalist sisteme dahil edilmesi ve aşamalı olarak sosyalist bir pazar ekonomisinin oluşturulmasıdır. Bugün, Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sadece otuz yıl sonra, Çine Özgü sosyalizmi hızlı bir yükselişe geçerek dünya düzenini ve insanlığın geleceğini yeniden şekillendiren önemli bir güç haline geldi. Bu sosyalizm dalgası henüz ilk aşamalarında olmasına rağmen, bağımsız bir kalkınma yolu izlemek isteyen ülkeler için yeni seçenekler sunarak ve kapitalizmin 'tarihin sonu' olduğunu iddia edenlere karşı güçlü bir meydan okuma oluşturarak şimdiden önemli bir etki yaratmış ve küresel ilgiyi üzerine çekmiştir.

Sosyalizmin İkinci Dalgasının Zaaf ve Kısıtları

Üçüncü sosyalizm dalgasının mevcut gerçekliğini ve gelecekteki beklentilerini değerlendirmeye geçmeden önce, ikinci sosyalizm dalgasını yeniden gözden geçirmeli ve onun gerilemesinin nedenlerini anlamalıyız. 1917'deki Ekim Devrimi ve 1949'daki Çin Devrimi ile sosyalizm dünyayı kasıp kavurmuş, sadece kapitalizm için önemli bir tehdit oluşturan bir devletler kampı oluşturmakla kalmamış, aynı zamanda Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki geniş Üçüncü Dünya'da bir ulusal kurtuluş hareketleri dalgasını ateşlemiştir.  İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki on yıllarda kapitalist dünya sistemi istikrarsız bir durumdaydı. Sosyalizm küresel olarak yayıldıkça, sosyalist ülkeler Sovyet tarzı planlı ekonomileri ve kamu mülkiyeti sistemlerini yaygın bir şekilde uygulayarak sanayileşmenin ilk aşamasını gerçekleştirdiler ve sosyalist ulusal ekonomik sistemler inşa ettiler. Ancak, Sovyet tarzı planlı ekonomi ve saf kamu mülkiyeti modelinin (kolektif +devlet mülkiyeti) bazı derin dezavantajları vardı. İlk olarak, planlı ekonomik sistem sosyal ve ekonomik kaynakları etkin ve esnek bir şekilde tahsis edememiş, bu da reel ekonomiden gelen göstergelere yeterince yanıt veremeyen katı ve çarpık bir ulusal ekonomik sistemle sonuçlanmıştır.

İkinci olarak, saf kamu mülkiyeti ve "eşitlikçi" bölüşüm sistemi, orta düzey ve mikro düzeylerde emek için yeterli teşvik mekanizmalarından yoksundu, bu da işletmeler ve işçiler arasında yapıcı rekabet ve baskı eksikliğine yol açtı ve genel olarak düşük bir ekonomik verimlilik düzeyiyle sonuçlandı. (Not: Burada Marx ve Lenin'in eleştirdiği küçük burjuva egalitarian eşitlik kastediliyor.)

Üçüncü olarak, özel ve meta ekonomilerinin kısıtlanması ve ortadan kaldırılması değer yasasını ihlal etmiş ve toplumsal üretici güçlerin gelişim aşamasını aşmıştır. Bu durum, ekonomik ve sosyal hayatın karmaşık ihtiyaçlarını karşılamada ve halkın yaşam kalitesinde önemli iyileştirmeler gerçekleştirmede uzun vadeli ve sistematik bir başarısızlığa yol açmıştır.

Son olarak, zaman içinde Sovyet tarzı planlama ve ekonomi yönetimi, bürokratizm ve dogmatizm ile karakterize edilen, teknolojik ilerleme ve örgütsel yeniliklere karşı duyarlılık ve cevap verme eksikliği olan, giderek içe dönük ve kapalı bir sistemin gelişmesine yol açmıştır. Sosyalizmin ikinci dalgasının 1980'ler ve 1990'larda yaşadığı önemli gerilemeler kısmen kapitalist dünya sisteminin gücü ve sosyalist kampın parçalanması gibi dış faktörlere atfedilebilirse de, nihayetinde sosyalist ülkelerdeki yetersiz ekonomik ve sosyal işletim sistemleri ve kurumsal mekanizmalar temel belirleyici faktörlerdi. Bu iç sistemlerin sürdürülemezliği, Sovyetler Birliği'ndeki dramatik değişikliklerin yanı sıra Çin'in reform ve dışa açılmaya yönelmesine neden olmuştur.

Çine Özgü Sosyalizm ve Sosyalizmin Üçüncü Dalgası

Reform ve dışa açılmanın sürekli ilerlemesiyle birlikte Çine Özgü sosyalizmi, hem geleneksel Sovyet tarzı sosyalizmden hem de klasik serbest pazar kapitalizminden farklı bir kalkınma yolu olarak şekillenmiştir. Çin'in kalkınma yolu ve teorileri dünya sahnesine emin adımlarla ilerliyor. Her ne kadar Çine Özgü sosyalizm statik bir model olmasa ve Çin'in uygulamaları sürekli deneyimlerden geçse de, 40 yılı aşkın bir araştırmanın ardından altı temel özellik tespit edilebilir.

Birinci olarak, öncelik üretici güçlerin geliştirilmesine verilmiştir. Çine Özgü sosyalizmi Sosyalizm, kapitalizmin makul ekonomik biçimlerinden öğrenmeye cesaret eder ve ileri üretici güçlerin hızla gelişmesini teşvik etmek için özel ekonominin gelişmesine izin verir. Aynı zamanda, devlete ait ekonominin gelişimi kilit sektörlerde stratejik olarak planlanmış, özel ekonomi ile tamamlayıcı bir ilişki kurulmuş ve çoğulcu bir mülkiyet yapısı oluşturulmuştur.

İkinci olarak Çin, sosyalist ekonomik temelinin ve üretim ilişkilerinin pazar ekonomisi ile yakın entegrasyonunu teşvik ederek kademeli olarak sosyalist bir pazar ekonomik sistemi kurmuştur.

Üçüncüsü, dışa açılırken ve küresel kapitalist sistemle bütünleşirken Çin her zaman ulusal egemenliğini korumaya ve Çin Komünist Partisi'nin sosyalist niteliğinin devamını sağlamaya odaklanmıştır   Ayrıca Çin, bir pazar ekonomisi geliştirmenin gereklilikleri nedeniyle kapitalizme doğru sapma riskine karşı tetikte olmaya devam etmektedir.

Dördüncü olarak, Çin kalkınma yoluyla sosyal adalet ve eşitsizlikle ilgili konuları ele almaya çalışmıştır. Kalkınma refah artışını beraberinde getirebilir, ancak bu refah çeşitli nedenlerle toplumsal bölünmelerin artmasına da yol açabilir. Sadece daha fazla kalkınma, bu toplumsal bölünmeleri ve eşitsizlikleri çözecek toplumsal zenginliği ve maddi temeli üretebilir. Çine Özgü sosyalizm sosyalizm koşullarında, kalkınma sosyal adalet sorunlarını ele almak için birincil yol ve birincil öncelik olmuştur, diğer yöntemler ise ikincil olmuştur. Bu durum, katı ve herkese uyan tek tip yaklaşımlar yerine dinamik ve proaktif önlemler alınmasını gerektirmiştir.

Beşinci olarak, devlet sosyalist pazar ekonomisi içinde ortaya çıkan servet eşitsizliğini dengelemek için bir dizi başka önlem de almıştır. Marjinal grupları pazar ekonomisine dahil etmek ve hedeflenen çabalarla yoksulluktan kurtulmalarına yardımcı olmak için büyük ölçekli yoksullukla mücadele kampanyaları yürütülmüştür. Buna ek olarak, eşleştirilmiş yardım uygulaması, gelişmiş bölgeleri, kamu kurumlarını, işletmeleri ve diğer aktörleri, az gelişmiş bölgelere kaynak ve yardım aktarmak için yoksul bölgelerle birleştirir. Bu arada, bölgesel eşitsizlikleri gidermek için, daha gelişmiş olan doğu bölgelerinden az gelişmiş orta ve batı bölgelerine yapılan transfer ödemeleri, mali gelir ve harcama kapasitesindeki boşlukların tamamlanmasına yardımcı olmuştur. Özel mülkiyetin kutsal sayıldığı ve seçim süreçlerinin yalnızca egemen sınıfın çıkarlarını koruduğu kapitalist ülkelerde bu tür önlemlerin uygulanması bir yana, hayal edilmesi bile zordur.

Altıncı olarak, ÇKP toplumun belirli kesimlerinin dar çıkarlarına bağlı ve bağımlı değildir. ÇKP bu konumunu korumak için sermayenin sızma ve kontrolünden uzak kalmalı, popülizmden ve katı eşitlikçiliğin etkilerini aşmalı ve ekonomik canlılık ile sosyal eşitlik arasında dinamik bir denge kurmalıdır.

Sosyalizm ve Pazar Ekonomisi Arasındaki İlişki

Tarih, sosyalizm altında pazar ekonomisini yapay olarak ortadan kaldırmanın mümkün olmadığını göstermiştir. Geleneksel Sovyet tarzı sosyalizmin sınırlılıkları ve nihai başarısızlığı bunun kanıtıdır. Pazar ekonomisi eski bir ekonomik formdur ve arz ve talep yasası insanoğlunun ekonomik davranışlarını kendiliğinden düzenler. Pazar ekonomisi Feodalizm, kapitalizm ve sosyalizm ile birleştirilebilir. Birleşmenin derecesi sosyal ürünlerin fazlalığına bağlıdır. Genel olarak konuşmak gerekirse, sosyal ürün fazla ne kadar büyükse, pazar ekonomisi o kadar gelişmiş olur.  Deng Xiaoping;mso-spacerun:yes'>  gibi, 'Sosyalizm ile pazar ekonomisi arasında temelden bir çelişki yoktur. Asıl soru, üretici güçlerin nasıl daha etkin bir şekilde geliştirileceğidir'.1 

 Benzer şekilde, 'Plan ekonomisi sosyalizmle eşdeğer değildir, çünkü kapitalizmde de planlama vardır; pazar ekonomisi kapitalizm değildir, çünkü sosyalizmde de pazarlar vardır. Planlama ve pazar güçlerinin her ikisi de ekonomik faaliyetleri kontrol etmenin farklı araçlarıdır'. 2(Deng)

Modern bir pazar ekonomisinin hareketinde sermaye ana aktördür. Sermayenin ikili bir doğası vardır: pazar ekonomisinde kaynak tahsisi için en etkin güçtür, ancak aynı zamanda pazarı manipüle edebilir ve tekelleştirebilir. Fransız tarihçi ve Annales tarih yazımı ekolünün önde gelen akademisyenlerinden  Fernand Braudel, pazar ekonomisinin kapitalizmle bir tutulamayacağını savunmuştur. Braudel'e göre pazar ekonomisi 'gerçekten de büyük bir bütünün sadece bir parçasıdır. Çünkü pazar ekonomisi, doğası gereği üretim ve tüketim arasında bir bağlantı rolü oynamaya indirgenmiştir ve on dokuzuncu yüzyıla kadar, altında uzanan günlük yaşam okyanusu ile onu birden fazla kez yukarıdan manipüle eden kapitalist mekanizma arasında az ya da çok kalın ve dirençli, ancak bazen çok ince bir katmandan ibaretti.3

 Braudel, pazar ekonomisinden farklı olarak, 'kapitalizmin zirvede sürdürülen ya da zirve için çabalayan ekonomik faaliyetleri tanımlamak için mükemmel bir terim olduğunu' yazmıştır.

Sonuç  olarak, büyük ölçekli kapitalizm, maddi yaşam ve tutarlı pazar ekonomisinden oluşan alttaki çift katmana dayanır; yüksek kar bölgesini temsil eder'.4

Modern kapitalizmin hakim olduğu günümüzün küresel pazar ekonomisinde, kapitalizme direnen iç güçler ortaya çıkmaya devam etmekte, bu ekonomik ve sosyal eşitlik için talepler ve hareketler doğurmaktadır. Bu hareketler, kapitalizmin eşitsizliklerini ele almak ve aşmak için sosyalizme yönelecek ve sosyalizmi savunmaktadırlar.  Bu şekilde, sosyalizm aynı zamanda pazar ekonomisinin içsel bir gücü, kapitalizme doğal olarak karşı çıkan organik bir bileşenidir.

Sermayenin yanı sıra hükümet de çağdaş bir pazar ekonomisinin bir diğer kilit aktörüdür. Hükümet, pazar ekonomisi toplumunun düzen ve kurallara olan gereksiniminin bir ürünüdür. Hükümetin Varlığı pazara dayatılan bir dış güç değil, pazar ekonomisinin içsel bir gerekliliğidir. Hükümetin olmadığı bir pazar toplumunda bile loncalar ve ticaret odaları gibi yarı-devlet kuruluşları ortaya çıkacaktır. Hükümet, pazar ekonomisini düzenlemenin ve yönetmenin yanı sıra, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki pazar ekonomilerinin ilk aşamalarında pazarı teşvik eder ve geliştirir. Aslında, hükümet sıklıkla pazar ekonomisinin arkasındaki itici güç haline gelir. Bu nedenle, devlet ve pazarı ikiye ayrılmış varlıklar olarak birbirlerinin tam karşısına yerleştirmek temelden yanlıştır. Liberalizm hükümeti mutlak bir kötülük olarak görürken, Sovyet tarzı sosyalizm pazar ekonomisini doğrudan kapitalizmle eşitler – her ikisi de bu şekilde biçimsel hatalar yapar.

Sosyalist bir pazar ekonomisi, pazar ekonomisinin hareketinin sosyalist değerler sistemi tarafından yönlendirildiği bir ekonomidir.  Bkz Çinde sosyalist değerler Core Values of Socialism. Bir yandan, bu ekonomik sistem ulusal stratejik düzenlemeleri kullanmakta, üretim, mübadele, tüketim ve bölüşümün yönlendirilmesinde pazar ekonomisinin temel rolünden tam olarak yararlanmakta ve gelişmiş üretici güçlerin geliştirilmesinde sermayenin öncü rolünü tam olarak kullanmaktadır. Öte yandan, özel sermayeyi dizginlemek ve dengelemek, pazar ekonomisinin doğasında var olan toplumsal farklılaşma ve kutuplaşma eğiliminin üstesinden gelmek ve sermayenin ekonomik ve toplumsal yaşam üzerindeki kontrolünü engellemek için güçlü devlet sermayesi sektörünü ve devlet bankalarını ve sosyalist üstyapıyı kullanır. Sosyalist pazar ekonomisi, pazar ekonomisinin belirleyici rolünü sosyalizm için kullanırken hükümetin işlevini optimize eden bir sistemdir. Sosyalist pazar ekonomisi, böylece  Modern pazar ekonomisi ile sosyalist üretim tarzının birleşimini temsil etmektedir.

Sosyalist Pazar Ekonomisinin Sosyalist Karakterinin Korunması

Kapitalizm, sermayenin işleyiş mantığına göre kendi üretim tarzıyla uyumlu bir üstyapı ve ideoloji inşa eder. Sosyalist pazar ekonomisi koşulları altında bu mantık değişmez. Pazar ekonomisinin kendiliğinden hareketi ve içindeki sermaye kuruluşlarının kâr peşinde koşması, sosyalizmin üstyapısını ve ideolojisini sürekli olarak aşındıracak ve sosyalist pazar ekonomisinin dengesizleşmesine ve hatta parçalanmasına yol açarak toplumu kapitalizme doğru sürükleyecektir. Küresel kapitalizm çağında, egemen büyük devletlerin çok çeşitli kısıtlamaları içinde faaliyet gösteren bizim hibi ülkelerdeki  sosyalist pazar ekonomilerinin karşılaştığı zorluklar, sermaye ulusal sınırları aştıkça daha da belirgin hale gelmektedir. O halde Çin  nasıl oldu da sosyalist karakterini ve sosyalist pazar ekonomisinin yönünü koruyabildi?

Birincisi, ÇKP'nin önderliğini korumak ve partinin sosyalist niteliğinin değişmeden kalmasını sağlamaktır. Sosyalist pazar ekonomisinde ÇKP, ileri gelişkin üretici güçlerin geliştirilmesinde ve toplumsal refahın sürekli büyümesinin teşvik edilmesinde sermayenin rolünden tam anlamıyla yararlanırken, partiye sermaye tarafından sızılmamasını ve partinin manipüle edilmemesini sağlamıştır. Parti sermayeyi aktif olarak kontrol etmiş ve onu halkın çoğunluğuna hizmet eder hale getirmiştir. Genel Sekreter Xi Jinping, parti önderliği ile sosyalizm arasındaki temel ilişkiyi şu şekilde vurgulamıştır: 'Çin Komünist Partisi'nin önderliği Çine Özgü sosyalizminin belirleyici özelliğidir ve bu özellik Çine Özgü sosyalizm sisteminin en büyük gücüdür'.5

İkinci olarak, sosyalist pazar ekonomisinin istikrarlı bir şekilde işlemesi, Çin'in son yetmiş yıllık kalkınma sürecinde devlete ait işletmeler, devlete ait finans kurumları ve devlete ait araziler de dahil olmak üzere büyük miktarda devlete ait varlık biriktirmiş olmasından da kaynaklanmaktadır. Bu devasa stratejik varlıkların devlet kontrolünde olması, ÇKP'nin yönetiminin temelini oluşturmakta ve partinin sermaye güçlerinden bağımsızlığını sağlayarak ülkenin ve halkın temel çıkarlarına göre yönetilmesine olanak tanımaktadır. Sosyalist pazar ekonomisi koşulları altında, devlete ait işletmeler de ve devlete ait sermaye de pazar ekonomisinin yasalarına göre faaliyet göstermeli ve rekabet etmelidir. Çin de Pazar ve sermaye mantığı sadece özel işletmelerin değil, aynı zamanda kamu iktisadi teşebbüslerinin de günlük davranışlarına derinlemesine nüfuz etmektedir. Bu nedenle, devlete ait bu devasa varlıkların yöneticilerinin burjuvazinin ajanları haline gelmemesini sağlamak, böylece yöneticilerin devlete ait varlıkları özel varlıklara dönüştürmesini veya burjuva çıkarlarına bağlı bir iç kontrol oluşturmasını önlemek özellikle önemlidir. Sosyalist pazar ekonomisinin sosyalist karakterini korumak için ÇKP, bu varlıkların hem operasyonel verimliliğini hem de devlet mülkiyetinin verimlliğinin devamını sağlamalıdır.

Üçüncü olarak, sosyalizmin üstyapısı ve ideolojisi parti tarafından sıkı bir şekilde kontrol edilmektedir. Eğitim, yayıncılık ve her türlü medya gibi endüstri veya sektörlerde, ekonomik fayda arayışı sosyal fayda ve çıkara  tabi olmalıdır. Pazar ekonomisinin mantığı bu sektörlere hakim olmamalı ve partinin önderliği bu sektörlerin günlük faaliyetlerine entegre edilmelidir. Eğer sosyalizm ideolojik ve kültürel önderlik sağlamazsa, kapitalizm kaçınılmaz olarak yükselecektir.

Dördüncü olarak, pazar ekonomisi koşulları altında ÇKP sivil toplumun ve sivil toplum kuruluşlarının güçlü gelişmesine öncülük etmiştir. Bu sosyal güçlerin büyümesi, bir pazar ekonomisinde kaçınılmaz bir olgudur. Pazar ekonomisinin toplumsal farklılaştırıcı etkisi nedeniyle, servet eşitsizliği, ekolojik/çevresel bozulma, toplumun etik ve ahlakının bozulması ve özel sermayenin yarattığı diğer sorunlar gibi konuların ele alınması için farklı çıkar gruplarından talepler ortaya çıkmaktadır. Çin'in güçlü tarihsel 'bürokratik feodalizm' geleneği nedeniyle, toplumdaki bu sosyal güçlerin geliştirilmesi ve inşası, devlet dairelerindeki aşırı bürokrasi ve şekilciliğin üstesinden gelinmesine yardımcı olabilir. Bu nedenle parti, sosyalist pazar ekonomisinin istikrarlı ve uzun vadeli gelişimini desteklemek için bu toplumsal güçlerin gelişimine öncülük etmiş ve onları örgütlenmeye teşvik etmiştir.

Dünyada Sosyalizmin Üçüncü Dalgasını Teşvik Etmeliyiz

Çağdaş kapitalist dünya sisteminin muazzam krizlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, yeni bir küresel sosyalizm dalgası için fırsat bir kez daha ortaya çıkmıştır. Çine Özgü sosyalizminin bu dalgayı başlatmada kilit bir faktör olması pek muhtemeldir.  Çin yükselmeye devam  ettikçe ve önde gelen bir küresel güç haline geldikçe, Çin'in kalkınma yolu, uygulanabilir bir alternatif üretim ve yaşam biçimi olarak daha fazla dikkat çekecek ve dünyanın dört bir yanındaki halklar tarafından giderek daha fazla kabul gören yeni bir küresel sosyalist sistem ve değer sisteminin oluşumunu teşvik edecektir. Aynı zamanda, bu tarihi geçiş döneminde, Çine Özgü sosyalizmi de özellikle ciddi zorluklar ve tehlikelerle karşı karşıya kalacaktır.

2008 mali krizinden ve özellikle COVID-19 salgınından bu yana, Çin sosyalizminin güçlü yönleri uluslararası sahnede giderek daha belirgin hale geldi. Çin bu krizlerin birçoğunu fırsata çevirerek ülkeyi daha yüksek bir kalkınma seviyesine taşıdı ve yönetişim sistemini ve kapasitesini geliştirdi. Bu açılardan Çin ve Batı ülkeleri arasındaki keskin zıtlık, Batı kapitalizminin söylem anlatısını temelden sarsmıştır; bu da salt askeri güç ve ekonomik büyüme oranlarından daha büyük bir etkiye sahiptir.

Buna karşılık, uluslararası kapitalizmin çeşitli güçleri Çin'e karşı harekete geçiyor. Liberal, milliyetçi ve popülist siyasi güçlerin saldırı ve karalamalarının sonu gelmiyor. Bazı uluslararası sol güçler bile Çin'i demokrasi, insan hakları ve çevre koruma konularında sert bir şekilde eleştirmekte ve hatta Çin'in gerçekten sosyalist olup olmadığını sorgulamaktadır. Biden yönetiminin ABD'de iktidara gelmesinden bu  yana, ittifak politikaları küresel ölçekte hız kazandı. ABD önderliğindeki burjuva 'kutsal ittifakı' Çin'i çevreleme bahanesiyle hızla birleşiyor. Sosyalizmin yükselen üçüncü dalgası hiç kuşkusuz karanlık bir geceyle karşı karşıya kalacak ve kapitalist dünya sistemi içinde daha da yoğun bir kargaşa ve kaos yaşayacaktır. Buna karşılık Çinli sosyalistler de hazırlıklı olmalıdır.

Yazının Kaynakları

Braudel, Fernand. Maddi Uygarlık ve Kapitalizm Üzerine Düşünceler. Patricia N. Ranum tarafından çevrilmiştir. Baltimore: Johns Hopkins Üniversitesi Yayınları, 1977.

Deng Xiaoping. 'Wuchang, Shenzhen, Zhuhai ve Şanghay'da Yapılan Konuşmalardan Alıntılar', 18 Ocak-21 Şubat 1992. Deng Xiaoping'in Seçilmiş Eserleri içinde, cilt 5, 1982-1992, 358-370. Pekin: Foreign Languages Press, 1994. https://en.theorychina.org.cn/llzgyw/WorksofLeaders_984/deng-xiaoping-/.

Deng Xiaoping: 'Sosyalizm ve Pazar Ekonomisi Arasında Temelden Bir Çelişki Yoktur', 23 Ekim 1985. Deng Xiaoping'in Seçilmiş Eserleri içinde, cilt 5, 1982-1992, 151-153. Pekin: Foreign Languages Press, 1994. https://en.theorychina.org.cn/llzgyw/WorksofLeaders_984/deng-xiaoping-/.

DİPNOTLAR

  1. Deng Xiaoping, 'Sosyalizm ve Pazar Ekonomisi Arasında Temel Bir Çelişki Yoktur', 23 Ekim 1985, Selected Works of Deng Xiaoping içinde, vol. 5, 1982-1992 (Pekin: Foreign Languages Press, 1994), 150, https://en.theorychina.org.cn/llzgyw/WorksofLeaders_984/deng-xiaoping-/. ↩︎
  2. Deng Xiaoping, 'Excerpts from Talks Given in Wuchang, Shenzhen, Zhuhai, and Shanghai', 18 Ocak-21 Şubat 1992, Selected Works of Deng Xiaoping içinde, vol. 5, 1982-1992 (Pekin: Foreign Languages Press, 1994), 361, https://en.theorychina.org.cn/llzgyw/WorksofLeaders_984/deng-xiaoping-/. ↩︎
  3. Fernand Braudel, Maddi Uygarlık ve Kapitalizm Üzerine Düşünceler, çev. Patricia N. Ranum (Baltimore: Johns Hopkins University Press, 1977), 41. ↩︎
  4. Braudel, Maddi Uygarlık ve Kapitalizm Üzerine Düşünceler, 112-113. ↩︎
  5. Bakınız 'Tam Metin: ÇKP Merkez Komitesi'nin Partinin Geçtiğimiz Yüzyıldaki Başlıca Başarıları ve Tarihsel Deneyimleri Hakkında Kararı', Xinhua Haber Ajansı, 16 Kasım 2021, http://www. news.cn/english/2021-11/16/c_1310314611.htm . ↩︎

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir