Sosyalizm Nedir? Nasıl İnşa Edilir?

https://english.news.cn/20230803/52073dd151434c4cbd5ffdfc50d3da88/2023080352073dd151434c4cbd5ffdfc50d3da88_XxjwshE007089_20230803_CBMFN0A001.jpg
Bir sosyalist ülkedeki işçi büyük bir aletin bakımını üstlenen robotu ayarlıyor.

Dünyadaki Tüm ülkeler İçin Geçerli Tek Bir Sosyalizm Tanımı Olabilir Mi?
Bir Sosyalist Gencin Sorularına Yanıt

Kemal Okur

Bugün dünya coğrafyası ve dünya ekonomisi içinde sosyal devrimin ve sosyalizmin inşa koşulları kabaca ikiye ayrılmıştır. Bu 20.yüzyıldan devraldığımız ve hala geçerli olan bir hakikattir. İşte tam da bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde sosyalizmin inşası çok daha uzun bir tarihi süreci gerektirecektir. Gelişmiş kapitalist ülkelerde süreç daha kısa olacaktır. Çin komünistlerinin Sosyalizmin Başlangıç aşması teorisinin temeli budur. Sosyalizmin inşası tarihsel gelişimin yasalarına çalım atamaz.

Dünyada kalkınmayı sosyalizm olarak kabul eden bir sosyalist okul bulunuyor mu?

Bu konuda ulusal sosyalizm akımı içinde bazı ham görüşler olabilir, ama bu görüşler rafine ve olgun hale gelmiş değil, kamucu kalkınma veya halkçı-devletçi kalkınma gibi bazı sloganlar atanlar var.

Devlet kapitalizmini ilk keşfeden kapitalist ülkeler oldu, böylece tüm ekonomik süreçleri kapsayan planlayan makro planlar yaptılar.

Sosyalizmin kalkınma olduğunu savunan ciddi bir Marksist klasik eser veya bugünkü dünya komünist partileri içinde böyle bir görüşü savunan yok. Marksist sosyalizm, sosyalizmi inşa ederken, nasıl bir kalkınma ve kalkınma kim için ne için sorularına doğru yanıt üretmek zorunda. ÇKP programındaki Bilimsel Kalkınma Görüşü bu sorulara Çin için yanıtlar veriyor. Tikel olan içinde evrensel olan şeyler de bulunur. Özellikle gelişmekte olan ülkeler bu Bilimsel Kalkınma Görüşü'nden yararlanabilir, fakat Çin'in koşulları birçok bakımdan farklıdır, her şeyden önemlisi orada yerleşik, istikrar kazanmış bir sosyalist sistem vardır ve halkın ezici çoğunluğunun desteğine sahip bir komünist partisinin iktidarı söz konusudur.

Bugün dünya coğrafyası ve dünya ekonomisi içinde sosyal devrimin ve sosyalizmin inşa koşulları kabaca ikiye ayrılmıştır. Bu 20.yüzyıldan devraldığımız ve hala geçerli olan bir hakikattir. İşte tam da bu nedenle gelişmekte olan ülkelerde sosyalizmin inşası çok daha uzun bir tarihi süreci gerektirecektir. Gelişmiş kapitalist ülkelerde süreç daha kısa olacaktır. Çin komünistlerinin Sosyalizmin Başlangıç aşması teorisinin temeli budur. Sosyalizmin inşası tarihsel gelişimin yasalarına çalım atamaz.

Sosyalizm nedir? Nasıl inşa edilir?  Dünyadaki tüm ülkeler için geçerli tek bir tanım olabilir mi?

Bugünkü güney-kuzey, batı-doğu bölünmesi koşullarında sosyalizmin evrensel ve tüm ülkelere uyan bir tanımı verilemez. Bazı Marksistler tüm dünya ülkeleri için geçerli olacak evrensel bir sosyalizm tanımı vermeye çalışıyor. Hatta sosyal devrimin koşullarının tüm ülkeler için aynı veya benzer olduğunu düşünüyorlar. Oysa bugün sosyal devrimin koşulları olduğu gibi sosyalizmin inşa koşulları da dünya sistemine mali oligarşinin (yeni kapitalist emperyalizmin temeli) hakimiyeti nedeniyle farklılaşmaktadır.

Bugün gelişmiş kapitalist ülkelerde sosyalizmin maddi-nesnel koşulları çok olgun, fakat öznel koşullar zayıf. Oysa, gelişmekte olan ülkelerde çifte sömürü nedeniyle sosyal devrimler açısından öznel devrimci koşullar çok daha ileri, fakat sosyalizmi inşa etmenin maddi-nesnel koşulları daha sınırlı. Bugün dünya coğrafyası ve dünya ekonomisi içinde sosyal devrimin ve sosyalizmin inşa koşulları kabaca böylece ikiye ayrılmıştır. Bu 20.yüzyıldan devraldığımız ve hala geçerli olan bir hakikattir.

Çin komünistlerinin sosyalizm üzerine görüşü tüm ülkeler için geçerli midir?

Deng Xiaoping, Çin'deki sosyalizm için ilk defa 1992 yılında bir tanım verdi, fakat bu evrensel ve dünyanın tüm ülkeleri için verilmiş bir tanım değildir. Deng şöyle yazdı: "Sosyalizmin özü, üretici güçlerin özgürleştirilmesi ve geliştirilmesi, sömürü ve kutuplaşmanın ortadan kaldırılması ve nihai olarak herkes için ortaklaşa refahın sağlanmasıdır. Bu kavram halka açıkça açıklanmalıdır." Bir başka yerde şöyle yazdı: "Sosyalizmin en büyük üstünlüğü tüm halkın ortaklaşa refahını sağlamasıdır ve ortaklaşa refah sosyalizmin özüdür."

Bir başka yerde de: "Ne eşitlikçilik ne de kutuplaşma sosyalizmdir – sosyalizmin nihai hedefi ortaklaşa refahtır. Ancak ortaklaşa refah herkesin aynı anda refaha kavuşması anlamına gelmez; bir dönem için bazı insanların ve bazı bölgelerin daha önce zenginleşmesine izin verebiliriz" demişti. Yine de diyalektiğe göre tikel olan içinde evrensel olan şeyler de bulunur, özellikle gelişmekte olan ülkeler sosyalizmi inşa sürecinde bu görüşlerden bazı esinler alabilirler.

Sosyalizmin üretici güçleri kapitalizmden daha iyi geliştirdiği görüşü doğru mu? Bu görüş nasıl anlaşılmalı?

Bugünkü az gelişkin veya emekleme çağındaki sosyalizm dahi, kapitalizm karşısında birçok üstünlüğe sahiptir. Bugünkü az gelişkin veya emekleme çağındaki sosyalizmin dezavantajı en kaba ifadeyle sahip olduğu, kontrol ettiği üretici güçlerin görece geri olmasıdır.

Birincisi, sosyalizm sadece üretici güçleri kapitalizmden daha hızlı geliştirmiyor, aynı zamanda adım adım kapitalizmi aşarak ve yerine sosyalizmi inşa ederken—Marx'ın yazdığı gibi, insanın özgür ve çok yönlü ve bütünsel gelişimini sağlayarak-, üretici güçleri özgürleştiriyor. Tabii bunu da göreceli kavramak gerekir, gelişmekte olan ülkelerde üretici güçlerin (geniş nüfus koşulları da dikkate alındığında) genel olarak geri düzeyde olması, insanın özgür ve çok yönlü ve bütünsel gelişimini sağlayarak, üretici güçleri özgürleştirmedeki başarısını da kısıtlıyor.

İkincisi, burada kastedilen şey kurulu, yerleşik sosyalist sistemdir. Kurulu sosyalist sistem kapitalizmin siyasi/ticari/ mali kuşatması altında olmasına ve uluslararası mali oligarşinin dünya ekonomisi üzerindeki boyunduruğuna ve mevcut kapitalist ülkelerden çok daha geri üretici güçlere sahip olmasına karşın birçok sosyalist ülkede hem insanın insan üzerine sömürüsünü kaldırdı, ortaklaşa refahı sağladı hem de üretici güçleri özgürleştirdi ve hızla geliştirdi.

Sovyetler Birliği sosyalizm sayesinde bir süper sanayi devleti devlet haline geldi. Geri ve zayıf Çin, sosyalizm sayesinde bugünkü konumuna geldi. Bu örnekler sosyalist sistemin kapitalizm karşısındaki üstünlüklerini kanıtladı. Kapitalizm ve kapitalist yolda ilerleyen ülkelerle kuşatılmış olan sosyalist ülkelerin diğer bir avantajı sosyalist üretici güçleri ve sosyalist ekonomiyi dengeli ve planlı bir şekilde geliştirmeleri, kapitalist sistemde ortaya çıkan krizlerin sosyalist ülkelere etkilerini kısıtlayabilmeleridir. Örneğin, bugünkü mali sermaye kapitalizmi, reel sanayi ve hizmet sektörü ile fiktif mali sektör arasındaki dengeyi sağlayamıyor. İkincisi kat kat üstün ve bu durum da ciddi bir kriz etkeni oluşturuyor. Ayrıca, bugünkü sosyalizm ekolojik sorun karşısında da kapitalist ülkelerden görece daha başarılı.

Marx-Engels, Lenin kapitalizm üretici güçlerin gelişmesini engellediği görüşünü savundu mu? Onların bu görüşünü nasıl yorumlamak gerekir?

Evet, savundular, fakat bu görüşü mutlak ve tek yanlı bir görüş olarak ileri sürmediler. Bazıları bunu mutlaklaştırmış olabilir. Bu hatalıdır. Kapitalizmin üretici güçleri geliştirmesine diyalektik bir yaklaşım getirmek gerekir. Kapitalizm tekelci aşamasında da üretici güçleri göreceli olarak geliştirmeye devam etti, birçok ekonomik ve teknolojik devrime öncülük yaptı. Fakat aynı zamanda hem kapitalizmin merkezlerinde hem de gelişmekte olan ülkelerde üretici güçlerin gelişmesini engellemekle kalmadı, aynı zamanda büyük çaplı üretici güçler tahribatına yol açtı. Klasik Marksist eserlerde, kapitalizm hakkında yapılan değerlendirmeler temel olarak bugün de geçerliliğini koruyor. 

Marx ve Engels bu konuda teorik olarak hiçbir hata yapmadı. Yalnız bir değerlendirme hatası yaptılar; 1840larda, kapitalizmin olgunlaşma seviyesini olduğundan ileri gördüklerini yazdılar. Bakınız, Engels özeleştiri: "Tarih bizi ve bizim gibi düşünen herkesi haksız çıkardı. Kıtadaki ekonomik gelişmenin o zamanki durumunun, kapitalist üretimin ortadan kalkması için çok da olgunlaşmamış olduğunu açıkça ortaya koymuştur; bunu, 1848'den bu yana tüm kıtayı ele geçiren, Fransa'da, Avusturya'da, Macaristan'da, Polonya'da ve son zamanlarda Rusya'da ilk kez büyük sanayinin kök salmasına gerçekten neden olan, Almanya'yı ise kapitalist temelde birinci dereceden bir sanayi ülkesi haline getiren ve bu nedenle 1848 yılında hala büyük bir genişleme kapasitesine sahip olan ekonomik devrimle kanıtlamıştır."[1]  

Bugünkü duruma gelirsek, bugün de kapitalizm hala kapitalizmin mülkiyeti altındaki üretici güçleri güçlü bir şekilde geliştiren bilimsel-teknolojik ve ekonomik devrimler yapabiliyor, kapitalizm genişlemeye devam ediyor. Fakat kapitalizmin bu durumuna diyalektik bir yaklaşım getirmek gerekir.

Birincisi, eğer bu üretici güçler sosyalist sistemin kontrolü altında olsaydı, bugünkü dünya bambaşka bir dünya olurdu, dolayısıyla kapitalizmin kendi kontrolü altında geliştirdiği üretici güçlerin gelişmesi, kısıtlı, göreceli ve dengesizdir. Birçok kapitalist üretici güç başkalarının üretici güçlerini yıkmak ve yok etmek amacıyla kullanılmaktadır. Örneğin; dev boyutlara ulaşmış savaş sanayi ve mali sektör ve borsalardaki yeni mali araç işlemleri.

İkincisi, kapitalist üretici güçler, özellikle kapitalizmin merkez ülkelerindeki üretici güçler çok dengesiz gelişmektedir. Mali oligarşinin kontrol ettiği sektörler gelişirken, diğer sektörler zayıflamaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise mali oligarşinin uluslararası ve yerel hakimiyetinden dolayı işbirlikçi sektör gelişmekte olan ekonominin diğer sektörlerinin gelişmesi kısıtlanmaktadır. Boğazına karşı borçlu ekonomilerin gelişmesi kısıtlanmaktadır.

Üçüncüsü, kapitalizm her ne kadar krizleri yatıştırmayı sağlayan ve erteleyen önlemler konusunda büyük deneyim kazanmış olmasına karşın, var olan kapitalist üretici güçleri ciddi olarak tahrip eden mali ve ekonomik krizlerin ortaya çıkmasını engelleyemiyor. G20 ve G7 mekanizmaları bu amaçla kurulmuş olmasına karşın, bu sorunlar devam ediyor. Ve bu durmdan en fazla gelişmekte olan ülkeler zarar görüyor.

Marx'ın bu görüşü tarihsel gelişmenin nesnel boyutu açısından baktığımızda hala geçerlidir: "Hiçbir toplumsal düzen, içinde barındırmaya devam ettiği tüm (kapitalist mülkiyet altındaki) üretici güçler gelişmeden önce yok olmaz ve yeni, daha üstün üretim ilişkileri, varoluşlarının maddi koşulları bunlar eski toplum çerçevesinde olgunlaşmadan önce asla eski üretim ilişkilerinin yerini almaz".

Not: Sosyalizm yolunda ilerleyen ülkelerdeki üretici güçlerin ve üretken varlıkların mülkiyeti sosyalist devlet mülkiyetinin ve diğer ilerici toplumsal sınıf ve tabakaların -siyasi anlamda yazarsak- halkın mülkiyeti ve halkın kontrolü altında. Unutmayalım ki, kontrol de mülkiyetin gerçekleşme biçimlerinden biridir.

Sosyalizmin inşasındaki en önemli sorunun, sosyalist toplumun yeni insanının inşa edilememesi olduğu görüşüne ne dersiniz?

Bu görüş bazı sosyalizm okulları tarafından kuvvetle savunulan bir görüş. Bu görüş Türkiye'ye Birikim ve Gelenek akımı tarafından 1970'lerde sosyalist filozoflar olan Lukacs ve Korsch okumaları, Erken Dönem Frankfurt Okulu düşünürleri okumaları ve ardından Herbert Marcuse okumaları (Tek Boyutlu İnsan) ile girdi. Bazı sosyalizm araştırmacıları bu görüşlerin dünyada bir Total Sosyalizm (Bütünselci sosyalizm) akımına yol açtığını yazıyorlar. Biz de bu görüşe genel olarak katılıyoruz. Tartıştığımız konu açısından konuşursak, Total sosyalizm akımı kapitalizmin yol açtığı yabancılaşmayı mutlaklaştıran bir görüşü savunmaktadır. Kapitalizmin total ve mutlak yabancılaşmaya maruz bıraktığı insanı ve işçiyi idealist bir yaklaşımla ideoloji ve bilinçlendirme veya doktrinasyon yolu ile bu yabancılaşmadan kurtarmayı savunmaktadır. Kapitalizmin aynı zamanda yabancılaşmayı aşmayı sağlayan maddi-nesnel koşulları içerdiği gözden kaçırılmaktadır. Bu görüş tarihsel koşullardan ve toplumun maddi-ekonomik koşullarından bu maddi-ekonomik koşullarla belirlenen toplumsal kültürden bağımsız bir yeni insan ideali peşinde koşar. Sosyal devrimin oluşumunun teşvik edilmesinde ve sosyalizmin inşasında ideolojinin ve üstyapının rolünü aşırı ölçüde abartma gibi bir tutum içine girer.

Sosyalizmin inşa edildiği ülkelerde yaşayan halkı bu ideal sosyalist insan şemaları ile karşılaştırmaya girişerek bazı sonuçlara varmaya çalışır ve buradan sosyalizmin inşa deneylerine belirli eleştiriler getirir. Bu eleştirilerde belli haklı yanlar olmasına karşın bir bütün olarak bakıldığında, kullandığı metodoloji ve çıkış noktası Marksist tarihsel materyalizm ile çelişmektedir ve genel olarak idealisttir ve eleştiri soyut kalmaktadır. Sosyalist ülkelerde halkın sosyalizmin inşasını desteklemesi için oldukça güçlü ve şiddetli bir "halk eğitimi" ideolojik olarak yeniden kalıba dökme faaliyeti yapılmıştır. Hatta halkın dünya sosyalist devrimini desteklemesi için büyük fedakarlıklar yapması gerektiği halka benimsetilmiştir. Bizce sosyalizmin inşasında tıkanıkların ortaya çıkması ve sosyalizmin inşasının iniş eğrisine girmesi, temel olarak maddi-ekonomik ve maddi-toplumsal yaşamın (mülkiyet ve kontrol ilişkileri dahil) tasarlanması ile ilgilidir.

Çin, Vietnam ve Küba sosyalizmde pazar ekonomisinin olabileceğini savunmaya başladılar. Pazar ekonomisi sosyalizmin yeni insanının inşasına engel olmaz mı? Komünist Partisinin üyelerinden beklediği kolektivizm değerine bağlılık ilkesiyle çelişmez mi? Pazar ekonomisinde var olan rekabet, halk içinde sosyalizmin inşası için gereken sosyalist değerlerin zayıflamasına yol açmaz mı?  

Bu ülkelerin komünist partilerinin üyeleri arasında kolektivizm ve halka hizmet değerini güçlendirmek adına neler yaptıklarını görmek için onların özellikle tüzük ve programlarını iyi bir şekilde incelemek gerekir. Partinin ideolojik inşasında bu değerleri korumak ve pekiştirmek için yaptıkları pratik ve teorik eğitimlere ve yaptıkları kampanyalara bakmak gerekir. Örneğin, Vietnam KP, son iki kongresinde bu meseleyi merkezi bir konuma yükseltmiştir.

Ayrıca, bugünkü sosyalist ülkeler rekabet, kar ve maddi zenginleşme gibi olguları yücelten bir toplumsal bilincin oluşmasını çeşitli biçimlerde sınırlamaktadırlar. Bunun temel yolu tüm halkın sosyalist değerler ile eğitilmesidir. Okullar, medya, yayın sektörü ve Parti üyeleri bu eğitimde rol almaktadır. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti'nde toplumsal ilişkiler alanı ile ilgili teşvik edilen sosyalist değerler: Özgürlük, eşitlik, adalet ve hukuka saygı gibi erdemlerdir. Bireyler arasındaki ilişkilerde ise, sosyalist yurtseverlik; kendini görevine, işine severek adama; çevrendekilere karşı dürüst ve ilişkilerine sadakatle yaklaşma; çevrendekilerle dayanışmacı, yardımsever ve dostane ilişkiler kurma olarak dört değer erdem olarak öne çıkartılmaktadır.

Sosyalizmin yeni insanının kolektivist olması gerekmez mi? 

Engels, toplumsal bir bilinç biçimi olarak fabrika işçileri arasında kolektivizmin oluştuğunu gördü. Hatta bunu tartışan önemli bir mektup yazdı. Engels'e göre işçi partileri ve sendikalar işçiler arasında bilinçli ve gelişkin bir kolektivizmi teşvik etmeliydi. Ancak, bugünün sosyalist toplumları ne sadece toplumsallaşmış üretim içinde olan işçilerden oluşuyor ne de tüm halkın bilinçli işçiler ve komünistler gibi davranmasını beklemek gerçekçidir.

Sosyalist yeni insan kolektivist olmalı görüşü ise bize göre idealist ütopik sosyalist bakış açısı gibi görünüyor, gelişkin bir kolektivizm ancak komünist partisinin yücelttiği ve onun üyelerinin bir erdemi olabilir. Bu erdemi tüm topluma dayatmak, bir kışla komünizmine yol açmaktan başka bir işe yaramaz. Marx en önemli eserinde, kapitalist özel mülkiyetin aşılıp bunun yerine komünizmde bireysel mülkiyetin yeniden kurulması gerekeceğini yazmıştı. 

Bu bakış açısı, toplumun bugünkü maddi gerçekliğinden, toplumun kültürel durumu ve düzeyinden, o toplumdaki üretici güçlerin gelişme ve özgürleşme düzeyinden yola çıkmıyor: burada Herbert Marcuse'nin idealist bütünsel insan görüşünün etkisi var.

İsveç'teki sosyalizmin inşa edeceği "yeni insan" ile Küba'daki sosyalizmin inşa edeceği "yeni insan" kaçınılmaz olarak farklı olacaktır. Sosyalist ülkelerdeki durumu kafamızdaki ideal bir şema ile karşılaştırmak idealist bir araştırma yöntemidir.

Marx, gelişmiş komünist toplumun insanı ile ilgili şu öngörüde bulunmuştu: "komünist toplumda ise, kimse tek bir münhasır özel bir faaliyet alanına sahip olmayacak, aksine herkes kendi istediği dalda tam başarılı olabileceği koşullara sahip olabilecek, komünist toplum genel üretimi düzenleyecek ve bu toplum böylece benim bugün bir şey, yarın başka bir şey yapmamı, sabah avlanmamı, öğleden sonra balık tutmamı, akşam sığır beslememi, yemekten sonra eleştiri yazısı yazmamı mümkün kılacak, ve tüm bunları yaparken hiçbir zaman avcı, balıkçı, çoban ya da eleştirmen mesleğine saplanma gereği duymayacağım." Marx'ın bu öngörüsü ile bugünkü sosyalizmi karşılaştırmak nasıl hatalıysa, başka bir şemayı karşılaştırmak da hatalı olacaktır.

Sosyalizm ile kaçınılmaz olarak rekabet içeren pazar ekonomisi bağdaşır mı?

Yukarıdaki sorularınızdaki en temel soru, sosyalizm ile pazar ekonomisi bağdaşmaz görüşü. Bazı Marksistler arasında, Stalin'in sosyalist modelinin yarattığı ve dogma haline gelen bazı ilkelerin sonucu olarak, sosyalizm ile pazar ekonomisinin ateş ile su gibi uzlaşmaz iki şey gibi görülmektedir.

Sosyalist pazar ekonomisinin bugün uygulandığı haliyle inşa edilmesi adım adım gerçekleşen bir teorik ve pratik inovasyonlar sonucu ortaya çıkmıştır. Sosyalist pazar ekonomisi bir düşünce jimnastiğinin sonucu olarak ortaya çıkmamıştır. Sosyalist pazar ekonomisinin inşası düşüncesi geleneksel sosyalizmin dayatan bazı pratik sorunlarına çözüm arayışı içinde pratiğin zorlaması ile ortaya çıktı. Çünkü, sosyalizmin geleneksel toplumsal ve ekonomik modeli, ilk dönemdeki ekonomik başarılarını ortaya koyamaz duruma gelmişti. Emeğin üretkenliğini geliştiremiyor, halkın tüm kesimlerinin enerjisini seferber edemiyor, sosyalist üretici güçleri hızla geliştiremiyor, halkın refahını yükseltemiyor, bilimsel-teknolojik inovasyonda aşamalar kaydetmekte zorlanıyor, bilimsel-teknolojik gelişmeleri üretime aktaramıyor, kapitalist yolu izleyen ülkelerle var olan ekonomik güç farkı azalacağı yerde giderek büyüyordu.

Teorik ve pratik arayış sürecinde pazar (meta) ekonomisinin sosyalizm ile pek ala bağdaşabileceği pratik içinde kanıtlanmaya başladı. Süreç içinde sosyalist pazar ekonomisinin kaçınılmaz olarak, eski mülkiyet ilişkilerinde kamu ve kolektif mülkiyetten "geriye" doğru özel mülkiyete yer verilmesi biçiminde değişimler yapılması gereği görülmeye başlandı.

Sadece, "geriye" doğru değişimler değil, aynı zamanda kamu ve kolektif mülkiyetinin geçekleşme biçimlerinde reformların devreye girmesi gerekliliği ortaya çıktı. Buna örnek, kamu mülkiyetindeki devlet sermayeli şirketlerin, hisseli anonim şirket biçimine dönüştürülmesi ve sermaye sahibi ile sermayenin yönetiminin ayrıştırılması reformudur. Çin'de aşağı yukarı tam kapsamlı bir sosyalist pazar ekonomisi teorik sisteminin oluşması, 2013 yılındaki Merkez Komitesi tam katılımlı Plenum toplantısı sonrasında Xi Jinping tarafından açıklanmıştır. Aynı zamanda ekonomide pazarın ve hükümetin rolü arasındaki ilişki tanımlanmıştır. [2]

Görüldüğü gibi sosyalist pazar ekonomisinin inşası reformu, Çin'de 1987 yılındaki 13. Kongre'de karar altına alınmış teorik olarak olgunlaşması 26 yıl sürmüş ve pratiğe geçirilmesi ise henüz bölgeler arası dengesizlikler kentsel ve kırsal gelişme farklılıklarından gelen engeller nedeniyle bütünüyle tamamlanmamıştır. Küba komünistleri ise bu reform sürecini 2006 yılında başlattığı için hem teorik inşada hem de pratik gerçekleştirme bakımından geriden gelmektedir, dolayısıyla Küba'da sosyalist pazar ekonomisinin bugün için henüz kısmen inşa edildiğini söyleyebiliriz.

Sosyalist pazar ekonomisi, "geriye doğru" özel mülkiyete kısmi bir şekilde izin verilerek ve kamu ve kolektif mülkiyetinin geçekleşme biçimlerinde yapılan reformlarla sosyalizmin üretici güçlerini geliştiren ve özgürleştiren 4 olumlu sonuca yol açtı:

Birincisi, sosyalist devlet işletmelerini değer yasasına göre üretim yapan, modern ve rekabetçi işletmeler haline getirdi.

İkincisi, işçilerden, çiftçilerden ve aydınlar arasından sosyalizmi destekleyen bir girişimci toplumsal tabaka yaratıldı ve bunların girişimci enerjileri sosyalizme kanalize edildi.

Üçüncüsü, işçiler işgüçlerinin sahipleri olarak yeniden işyerlerini kendi tercihlerine göre belirleyen ve kendi bireysel çıkarlarını kollayan, yeniden inşa edilen işgücü pazarında fırsatlar peşinde koşan, bağımsız ekonomik ve siyasi özneler haline geldiler.

Dördüncüsü, kolektif çiftçiler tam kolektif mülkiyete kıyasla kısmi bireysel mülkiyet hakkı (kolektif toprağı kiralama yoluyla işleme hakkı 15-20 yıl için) elde ettiler, kendi ürünlerini kolektifin desteği ile bağımsız ürün sahipleri olarak ürünlerini pazara sunma hakkı elde ettiler, böylece pasif ekonomik ve siyasi özneler olmaktan çıkıp, sosyalizmin inşacıları olarak aktif özneler haline geldiler.

Görüldüğü gibi sosyalizmin inşasında teoride olduğu gibi pratikte de inovasyonun sınırı yoktur.

Böylece Stalin modelinin her türlü üretim aracının kamu veya kolektif mülkiyet altında olmasının veya "ne kadar fazla kamu ve ne kadar fazla kolektif, daha ileri bir sosyalizm" görüşünün getirdiği zaaf aşılmış oldu.

Pratiğin de kanıtladığı gibi, sosyalist pazar ekonomisinin inşa edilmesi ile sosyalizmde özel mülkiyete belirli bir alan açılması, sosyalizmin maddi ve kültürel olarak çok daha güçlü gelişmesini sağladı ve aynı zamanda sosyalizmin hala varlığını sürdürmeye devam eden dünya kapitalizminin bugün için hala süren çeşitli üstün yanlarından yararlanmaya olanak sağladı. Stalin'in iki dünya ekonomisi ve iki dünya pazarı ve bunların çatışmasına dayalı görüşünün zaafları ve sosyalizm için dezavantajları aşılmış oldu.

Sosyalizm ile özel mülkiyet uzlaşmaz ikili değil midir?    

Marx özel mülkiyete ve kapitalist özel mülkiyete diyalektik bir bakış getirmişti, dolayısıyla Marx'a göre en ideal mülkiyet bireysel mülkiyetti [individuelle Eigentum].[3] Marx şöyle yazmıştı: "bireysel mülkiyet" "yadsınmanın yadsınması" (iki olumsuzlama). Birinci olumsuzlamanın sonucu kapitalist özel mülkiyetin ortaya çıkışıdır. "Kapitalist üretim tarzından kaynaklanan kapitalist temellük tarzı, kapitalist özel mülkiyeti üretir. Bu yadsıma, sahibinin emeği üzerine kurulu olan bireysel özel mülkiyetin birinci olumsuzlanmasıdır."[4]

"İkinci yadsıma", "birincisinin doğrudan antitezidir" ve "birincisinin mezarlığında büyür ve başka hiçbir yerde büyüyemez."[5] Marx'a göre ikinci olumsuzlamanın sonucu ise "ideal olan bireysel mülkiyettir." Marx'ın komünizmi "gerçekten de bireysel mülkiyeti kapitalist dönemin kazanımları temelinde kurar: yani iş birliği ve toprağın ve bizzat emek tarafından üretilen üretim araçlarının ortak mülkiyeti."[6] Marx'a göre böylece, komünist toplumda bu iki yadsıma sonucunda ideal olan bireysel mülkiyet inşa edilecekti. Marx kendi zamanındaki "kaba komünizmin" özel mülkiyet konusundaki görüşlerini eleştirirken şu ifadeleri kullanmıştı: Kaba komünizm "henüz özel mülkiyetin olumlu özünü kavramış değil" bu nedenle onun görüşleri hala "özel mülkiyetin esiri ve özel mülkiyet tarafından zehirlenmiş durumda."  


[1] https://www.marxists.org/archive/marx/works/1895/03/intro.htm

[2] Bakınız, Xi Jinping Döneminde Ekonominin Yönetiminde Gerçekleştirilen Önemli Değişiklik: https://sosyalistbirlik.com/xi-jinping-ekonomide-onemli-degisiklik/

[3] (Marx, 1976 [1867], sayfa. 929; Marx, 1958, sayfa 414). 

[4] (Marx, 1976 [1961], sayfa 929).

[5] (a.g.e., sayfa 931).

[6] (a.g.e., sayfa 931).

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir