Sosyalist Küba ABD ablukasına karşı Savaşıyor: ABD Saldırgan Politikasından Nasıl Vazgeçer?

Haber SoL'dan alınmıştır

1959'da Küba Devrimi'nin zafere ulaşması ve ardından sosyalist bir nitelik kazanması ABD açısından ağır bir jeopolitik darbe oldu; ABD'nin küçümsemeyle "arka bahçesi" olarak gördüğü Latin Amerika ve Karayipler üzerindeki hegemonyası sarsılmıştı. O andan itibaren Küba ile ABD arasındaki tarihsel çelişki, "Soğuk Savaş" çerçevesinde yeni ve daha sert bir karşı karşıya geliş evresine geçiyordu.

Düşmanlığı, Dwight Eisenhower'in hükümeti (1953-1961) başlattı: Küba Devrimi'ni alaşağı etmek ve ülkeyi yeniden sömürgeleştirmek için bir dizi terörist ve yıkıcı eylem kurgulayıp uygulamaya koydular. Sonradan tüm ABD hükümetlerinin sürdüreceği ekonomik, ticari ve mali abluka halini alacak olan politikanın temelleri bu dönemde atıldı. Bu temeller, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Lester Mallory'nin 6 Nisan 1960 tarihli gizli notunda ele alınıyordu (Mallory, 1960):

"Kübalıların çoğunluğu Castro'yu destekliyor. Etkili bir siyasi muhalefet yok […]. Hükümete yönelik iç desteği ortadan kaldırmanın tek olası yolu, iktisadi alanda yaşanacak hoşnutsuzluklar ve sefalet yoluyla bir düş kırıklığı ve çaresizlik hali yaratmaktır […]. Küba'da iktisadi yaşamın güçten düşürülmesi için olası tüm adımlar hızla atılmalıdır […]. Büyük etki yaratabilecek adımlardan biri, Küba'ya yönelik her türlü finansman ve sevkiyatın önlenmesidir; bu adım ülkeye para girişini kısıtlayacak, reel maaşları düşürecek ve açlık, umutsuzluk ve hükümetin düşmesiyle sonuçlanacaktır."

Buradan hareketle, bu makalenin hedefi, tüm ABD hükümetleri tarafından tasarlanıp uygulamaya konulan çatışma ve ablukayı tırmandırma politikasının, Küba'nın sosyoekonomik gelişiminin ve Küba-ABD ilişkilerinin normalleşmesinin önündeki en büyük engel olduğunu ortaya koymaktır. Benzer şekilde, ekonomik kuşatma politikasına temel oluşturan yasalar ve idari hükümler çerçevesinin ortaya konulmasına yardımcı olmaktır.

Gelişim

Bahsi geçen gizli not, ABD hükümetinin açık politikası haline geldi. 4 Eylül 1961'de, John F. Kennedy yönetimi döneminde (1961-1963) ABD Kongresi, Küba hükümetine her tür desteği yasaklayan ve Başkan'a "adaya ticari ambargo uygulama" yetkisi veren Dış Yardım Kanunu'nu onayladı.

3 Şubat 1962 tarihinde, 1917'de kabul edilmiş olan Dış Yardım Kanunu ve Düşmanla Ticaret Kanunu'ndan hareketle, 3447 sayılı kararnameyi çıkaran Başkan Kennedy, adaya ilaç ve gıda ürünlerinin gönderimini de kapsayan "tam ambargo" uygulamasını ilan etti. Elbette, Küba, 1917'den kalma Düşmanla Ticaret Kanunu'nun halen uygulandığı tek ülke. Eylül 2021'de Başkan Joseph Biden, Küba'ya karşı yaptırımları bu kanun çerçevesinde yeniledi. Kararnameye göre Küba, başka sıkıntıların yanı sıra, ABD'nin ve batı yarıkürenin güvenliğine tehdit oluşturuyordu ve bu nedenle de komünist odaklarla yan yana gelmesinin engellenmesi için yalıtılması gerekiyordu; bu gerekçelerle Washington ve Havana arasındaki ticarete tam bir abluka uygulandı.

23 Mart 1962'de Kennedy, başka ülkelerde üretilmiş olsalar dahi içinde Küba malzemesi bulunan tüm ürünleri kapsayacak şekilde ablukayı genişletti. Aynı yılın ağustos ayından itibaren, Küba'yla işbirliğine gidecek tüm ülkeler ABD destek programından dışlandı. ABD hükümeti, Küba'yla ilişkili işlemlerde Amerikan dolarının kullanımını da yasakladı. 16 Eylül'de Küba limanlarına giden ticaret gemileri için bir kara liste oluşturuldu ve bunlara ABD limanlarına demir atma yasağı uygulanmaya başladı.

Yaptırım sistemi ve etkileri

O zamandan bu yana ister demokrat ister cumhuriyetçi olsun istisnasız tüm ABD yönetimleri -Johnson, Nixon, Ford, Carter, Reagan, H. Bush, Clinton, W. Bush, Obama, Trump ve Biden- Küba'ya yönelik ekonomik kuşatma tedbirleri uyguladılar ve abluka politikasını oluşturan diğer bir dolu yasal ve idari hükme imza attılar. Bunlar arasında alttakiler sayılabilir:

  • Hazine Bakanlığı'nın Küba Varlıklarının Denetimi Yönetmeliği (1963). Düşmanla Ticaret Kanunu kapsamında çıkarılan yönetmelik, ABD'deki tüm Küba varlıklarının dondurulması, özel bir ruhsatla izin verilmiş olmayan tüm mali ve ticari işlemlerin yasaklanması, Küba'dan ABD'ye ihracat yapılması, ABD veya üçüncü ülkelerdeki gerçek ve tüzel kişiliklerin Küba'yla Amerikan doları üzerinden işlem yapmasının yasaklanması gibi hususları kapsıyordu.
  • İhracat Yönetimi Kanunu (1979). "Ulusal Güvenliğin Denetimi", "Belirli Devletlere Yönelik Politika" başlıklı 2401 (b) (1) kısmında Ticaretin Denetimi Listesi yer alıyor. Küba bu listeye dahil.
  • İhracat Yönetimine İlişkin Yönetmelikler (İngilizce kısaltması EAR, 1979). Küba'ya yönelik ihracat ve yeniden ihracat için gerekli ruhsatların reddedilmesini sağlayan genel bir politika çerçevesi çiziyorlar.
  • Küba Demokrasi Kanunu veya Toricelli Kanunu (1992). ABD şirketlerinin üçüncü ülkelerdeki iştiraklerinin Küba'yla ticaret yapmasını veya Küba ürünlerinin ticaretini yapmasını yasaklıyorlar. Küba limanlarına uğrayan üçüncü ülke gemilerinin, Hazine Bakanlığı'ndan özel ruhsat almamışlarsa 180 gün boyunca ABD sınırlarına giriş yapmasını yasaklıyorlar.
  • Küba Özgürlük ve Dayanışma Kanunu veya Helms-Burton Kanunu (1996). Abluka hükümlerini tanımlıyor ve Küba'da devletleştirilmiş işletmelerle ticaret yapan yabancı şirketlerin yöneticilerine yaptırım öngörerek ve ABD mahkemelerinde bunlara ilişkin dava açma hakkı tanıyarak ablukanın etkisini ABD sınırlarının ötesine taşıyor.
  • 1999 bütçe yılı için Ek ve Acil Ödenekler Kanunu'nun 211'inci Kısmı. ABD mahkemelerinin, Küba şirketlerinin devletleştirilmiş işletmelere ait marka haklarını tanımasını yasaklıyor.
  • Ticari Yaptırımlar ve İhracatın Genişletilmesi Reformu Kanunu (2000). Peşin ve nakit ödeme yapılması ve ABD'den finansman sağlanmaması koşuluyla Küba'ya zirai ürünlerin ihracatına izin veriyor. ABD vatandaşlarının turistik amaçlarla Küba'ya seyahat etmelerini yasaklıyor. Federal Düzenlemeler Kanunu'nun 31'inci Maddesinin 515.560 sayılı kısmında belirtilen açık izin alınmaksızın Küba'ya, Küba'dan veya Küba içinde gerçekleşen her türlü seyahat "turistik amaçlı" tanımına sokuluyor. İzin verilecek seyahatleri, bu kanunun çıktığı an itibariyle 12 kategoriye ayırıyor (Küba'nın Daimî Birleşmiş Milletler Misyonu, 2022).

Tüm bunlardan da anlaşılabileceği gibi, abluka yalnızca Küba'yı değil, adayla ekonomik ilişki kurmak isteyen tüm ülkeleri etkileyen bir dizi kanun, kararname, genelge, talimatname, tebligat ve karardan oluşan karmaşık bir yaptırım sistemidir. Özünde, Küba halkının insan haklarını kitlesel ve sistematik bir şekilde ihlal etmektedir, ki bu da 1948 Cenevre Sözleşmesi'nin II maddesinin C bendi uyarınca bir soykırım eylemi olarak tanımlanmaktadır.

Ablukanın uygulandığı altmış yıl boyunca Küba halkı direnmeye, direnirken de kalkınmaya çabaladı. Bugün Kübalıların yaklaşık yüzde 80'i ablukanın dayattığı ağır şartlar altında doğdu. Abluka halen Küba ekonomisinin gelişmesi ve yurttaşlarının insani haklarını kullanmasının önündeki en büyük engel.

Söz konusu abluka politikasına yönelik uluslararası reddiye giderek artıyor. 1992'den bu yana Birleşmiş Milletler Genel Meclisi'ne ABD'nin adaya uyguladığı ekonomik, ticari ve mali ablukaya karşı bir Karar Tasarısı sunuluyor ve bu tasarı her yıl neredeyse dünyanın tüm ülkelerinin desteğini alıyor.

Ablukanın esnekleştirilmesine dönük adımlar

Abluka politikası tüm hükümetler tarafından sürdürülse de bunlardan bazılarının esnekleşmeye dönük adımlar attığı değerlendirmesi yerinde olacaktır. Bu adımlar beyan edilen ulusal çıkarlar çerçevesinde belirli ihtiyaçlara yanıt vermek üzere atılmış ve bazıları yıkıcı amaçlar doğrultusunda tasarlanmıştır. Bunun en son örneği Barack Obama başkanlığı döneminde yaşandı (2009-2017).

Obama, Beyaz Saray'daki son iki yılında ablukanın esnetilmesi amacıyla her ne kadar sınırlı ve yetersiz de olsa olumlu adım teşkil eden beş adet tedbir paketi onayladı. Açıklanan başlıca tedbirler arasında Küba'ya uluslararası işlemlerinde Amerikan doları kullanma yetkisinin tanınması ve izin verilen ABD ürünlerini ithal edecek Kübalı ithalatçılara bankalardan kredi sağlanması imkânı yer alıyordu. Seyahat alanında, Kuzey Amerikalıların yasalarca belirlenen 12 kategoriden oluşan genel bir izin kapsamında Ada'yı ziyaret etmelerine ve yine özel izin kapsamında "people to people" denilen ve eğitim amaçlı görüş alışverişlerini içeren bireysel seyahatler gerçekleştirmelerine izin verildi.

Başkan, ABD'nin Küba'ya yönelik geleneksel politikasının başarısızlığa uğradığını birkaç kez kabul etti ve ablukanın kaldırılması için Kongre'yle bir tartışma süreci başlatacağı sözünü verdi. Başkan Obama 14 Ekim 2016'da Beyaz Saray'ın yeni sakininin seçileceği başkanlık seçimlerine bir aydan az süre kalmışken PPD-43 sayılı "Birleşik Devletler ile Küba Arasında Normalleşme" başlıklı Başkanlık Politika Yönergesi'ni yayınladı.

Ada'ya yönelik politikanın hedeflerini, onu uygulamaya yönelik önlemleri ve uygulamadan sorumlu kurumların işleyişini belirleyen kuralları tanımlan belge, Ada ile ilişkileri normalleştirme kararı alacak olan sonraki yönetimler için bir yol haritası olarak değerlendirildi. Kuzey Amerika hükümetinin resmi bir belgesinde ilk kez "Küba'nın egemenliğini ve kendi kaderini tayin hakkını tanıdıklarını" belirten cümlelere yer verildi (Obama, 2016).

Burada Obama öncesi yönetimlerin hiçbirinin Küba devrimci hükümetini meşru muhatap olarak kabul etmediği göz önünde bulundurulmalıdır; ki bu durum yaklaşık 60 yıldır ikili ilişkilerin kurulmasının önündeki en büyük engellerden birini oluşturmuştur. Pek çok bölgesel ve küresel meselede görüş ayrılıkları devam edecek olsa da her iki ülkenin ortak çıkarlar doğrultusunda ikili ilişkileri ve iş birliğini geliştirmeye devam etmesinin faydalı olacağının kabul edilmesi olumluydu. Görüş ayrılıklarını karşılıklı katılım ve diyalog yoluyla ele almayı ve böylece hem hükümetler hem de halklar arasındaki karşılıklı anlayışı güçlendirmeyi amaçladıklarını belirtiyorlardı.

Başkanlık Yönergesi'nin ABD Kongresi'ni, Küba halkı üzerinde köhnemiş bir yük haline geldiği gerekçesiyle Küba'ya yönelik ablukayı kaldırmaya tekrar zorlaması da olumluydu. ABD, Küba tarafından her yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'na sunulan ve ablukanın kaldırılması çağrısında bulunan karar tasarısının oylanmasında 25 yıl sonra ilk kez çekimser oy kullandı. 2016'da elde edilen bu sonucun benzeri görülmemişti; 191 ülke Küba'nın karar tasarısı lehine oy kullandı, hiçbiri karşı oy kullanmadı ve yalnızca ABD ile İsrail çekimser kaldı.

Yönergede ABD hükümetinin ablukayı kaldırma iradesi açıkça ortaya konuluyordu fakat bunun sebebi ABD'nin çıkarlarına engel teşkil etmesiydi. Belgenin müdahaleci doğasını gizleyemedikleri yer, zeki güç doktrinine uygun olarak tam da burasıydı. Ve bu vesileyle uygulayacakları yumuşak gücün temel ilkelerini şu hedefler üzerinden tanımladılar: "ABD ile Küba arasındaki orta vadeli ilişkilere dair altı hedef: iki hükümet arasında etkileşimin sağlanması; katılımın sağlanması ve bağlantıların kurulması; ticari genişleme; ekonomik reform; evrensel insan haklarına, temel özgürlüklere ve demokratik değerlere saygı; ve Küba'nın uluslararası ve bölgesel sistemlere entegrasyonu" (Obama, 2016).

İkili ilişkilerin geleceğine dair ihtimaller

Düşmanca görüş ayrılıklarının ötesine geçen bu olumlu olayların seyri, Donald Trump'ın Beyaz Saray'a gelişiyle (2017-2021) sert bir şekilde kesintiye uğradı. İlk icraatlarından biri Obama'nın Başkanlık Yönergesi'ni yürürlükten kaldırmak ve Küba'yı hedef alan ekonomik savaşı şiddetlendirmek oldu.

Trump yönetimi görevde bulunduğu dört yıl boyunca Küba karşıtı aşırı sağla ittifakını güçlendirdi ve Küba'ya karşı ablukayı bir baskı aracı olarak kullanan bir gerileme, baskı ve retorik politikası uygulamayı seçti. İşi Ada'yı boğmayı amaçlayan 243 adet tek taraflı zorlayıcı tedbiri uygulamaya kadar vardırdılar; bunlardan 55 tanesi COVID-19 pandemisi sırasında, ciddi bir küresel ekonomik krizin ortasında, Küba ulusunun turizm gibi temel gelirlerinden mahrum kaldığı bir dönemde dikte edildi.

Trump, görev süresini tamamlamadan önce, en yüksek ifadesini Küba'nın terörizmi destekleyen ülkeler listesine yeniden dahil edilmesinde bulan abluka politikasını yoğunlaştıran bir dizi eylemi destekledi. Bu tek taraflı karar, ülkenin finansal işlemlerinin yürütülmesi, uluslararası ticarete dahil olması ve temel ihtiyaç maddelerini elde etmesi konusundaki zorlukları artırıyor. Ayrıca, ülkeyi yakıt tedarikinden mahrum bıraktılar; üçüncü ülkelerde verilen sağlık hizmetlerine engel olmaya çalıştılar ve diğer pazarlarda gerçekleştirilen ticari ve mali işlemlere yönelik tacizlerini artırdılar.

İstatistikler, abluka politikasının uygulandığı altmış yıl boyunca biriken zararları gösteriyor: Buna göre, uluslararası piyasada doların altın karşısın değer kaybetmesi dikkate alındığında, Küba'nın uğradığı zarar 1 trilyon 377 milyon 998 bin dolardan fazladır. Bu politika Küba'yı sadece Nisan-Aralık 2020 arasındaki dönemde 3 milyar 586,9 milyon dolar, Nisan 2019 ile Aralık 2020 arasındaki dönemde toplam 9 milyar 157,2 milyon dolar zarara uğratmıştır (Güncellenmiş Genel Sekreterlik Raporu, 2021).

Seçim kampanyası sırasında Ada ile yakınlaşma politikasına yeniden döneceği sözünü veren Joe Biden'ın 2021'de Beyaz Saray'a çıktığında kendisini içinde bulduğu durum buydu. Seçim kampanyasında savunduğu pozisyon, iki ülke arasındaki görüşmelerin yeniden başlatılmasını bekleyen Amerikan toplumunun geniş kesimlerinde ilgi uyandırdı. Beklentinin ortaya çıkmasının bir başka nedeni ise mevcut başkanın Obama'nın Başkan Yardımcısı olmasıydı.

Ancak Biden hükümetinin ilk icraatlarından biri, Küba'nın terörü destekleyen ülkeler listesine dahil edilmesi kararını resmî gazetede yayınlamak ve daha sonra Küba'yı terörle mücadele konusunda tam anlamıyla iş birliği yapmayan uluslar listesine dahil etmek oldu. Küba'nın salgınla mücadelesinde önemli bir engel teşkil eden ablukanın gevşetilmesi için de herhangi bir önlem almadılar.

Örneğin 2021 yılının Haziran ve Temmuz aylarında, pandeminin zirve yaptığı en zor dönemde Küba'nın solunum cihazını edinmesini, COVID-19'a karşı geliştirdiği aşıların endüstriyel ölçekte üretimi için gereken malzemelere erişmesini ve ana tesiste ortaya çıkan bir arıza nedeniyle arz krizinin yaşandığı bir dönemde oksijen ithal etmesini zorlaştırdılar. Tam tersine, Küba karşıtı aşırı sağın, Küba halkının ve Küba hükümetinin içinden geçtiği zor durumu fırsat bilip ABD topraklarından ve ABD hükümetinin sağladığı fonlarla Ada'da kargaşa yaratmak için iletişim kanalları üzerinden yürüyen bir siyasi operasyon düzenlemesine izin verdiler.

Gerçek şu ki, ikili ilişkilerin normalleşmesine yönelik sürecin yeniden başlatılmasıyla ilgilenmediler ve Trump'ın Küba'ya dönük politikasını uygulamada olduğu gibi muhafaza ettiler. Hükümette bulundukları bir yıl dört ay boyunca Küba'ya olan yaklaşım belirsizliğini korudu ve 22 Temmuz 2021'de yayınlanan "Bilgi Formu: Biden-Harris Yönetimi'nin Küba'ya Karşı Aldığı Tedbirler" başlıklı belgede görüldüğü üzere diyalog ve işbirliği yerine çatışmaya öncelik verdiler. Atacakları adımlar belgede şu kavramlarla özetlenmektedir: Küba rejiminden hesap vermesini talep etmek; sürece uluslararası toplumu dahil etmek; Kübalıların internete erişimini güvence altına almak; Küba kökenli Amerikalı kanaat önderlerine kulak vermek; Havana'daki ABD Büyükelçiliği personeline yapılan para transferlerine ve personelin yeniden atanmasına ilişkin politikanın gözden geçirilmesi (Basın Odası, 2021).

Görüldüğü gibi olgular, "azami baskı" politikası sürdüğü müddetçe mevcut Biden hükümeti döneminde Küba-ABD ilişkilerine dair herhangi bir olumlu beklentide bulunulamayacağını göstermektedir. Bununla birlikte, ABD Dışişleri Bakanlığı 16 Mayıs 2022'de, başkanın 2020 yılındaki seçim kampanyası sırasında verdiği bazı vaatler doğrultusunda vizeler, düzenli göç, Havana dışındaki bazı illere uçuşlar, para transferleri, devlet dışı sektörle yapılan ticari işlemlere yönelik düzenlemelerde değişiklik yapılması gibi bazı konularda esneklik sağlayacak bazı önlemler duyurdu.

Belgede yer alan "Biden yönetiminin Küba halkını desteklemek için aldığı önlemler" başlığı altında düşmanca bir dil kullanılarak bunların ulusal güvenlik çıkarlarımıza uygun olduğu belirtiliyor. Bu bahaneyi bir kez daha ikili ilişkileri engellemek ve Küba'ya yönelik ekonomik kuşatmayı sürdürmek için kullanıyorlar.

Kısa vadede, ilan edilen tedbirlerin uygulanabilmesi için ilgili yönetmeliklerin yayınlanmasını beklemek gerekecek; bu tedbirlerin uygulamadaki gerçek kapsamını görmek ancak böyle mümkün olacak. Şüphesiz, şu an bu tedbirler sınırlı bir kapsama sahip olsalar da Trump tarafından benimsenen temel ekonomik kuşatma ilkesinden orta vadede uzaklaşmayı sağlayabilecek ilk olumlu adımı teşkil ediyorlar.

Bugüne kadar, Obama'nın başlattığı yakınlaşma politikasını sürdürmeye veya Ada'yı ekonomik açıdan boğma planını ortadan kaldırmaya dönük bir eğilim olduğunu gösteren hiçbir belirti yok. Mevcut senaryoya rağmen Küba Hükümeti, Birleşik Devletler Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Antlaşması temelinde, içişlerine karışmaksızın ve bağımsızlık ve egemenliğe tam saygı göstererek, saygılı ve eşitliğe dayalı bir diyalog başlatma isteğini yineledi (Küba Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı, 2022).

İlişkilerin normalleşmesine yönelik karmaşık yolda ilerlemeye karar veren her ABD hükümeti, General Raúl Castro Ruz'un 28 Ocak 2015 tarihinde Kosta Rika'da Karayip ve Latin Amerika Devletleri Topluluğu (CELAC) III. Zirvesi'nde yaptığı konuşmada yinelenen ilkeleri dikkate almak zorunda kalacaktır (Castro, R, 2015):

"Diplomatik ilişkilerin yeniden tesis edilmesi, ikili ilişkilerin normalleşmesine yönelik bir sürecin başlangıcıdır; ancak ablukanın devam ettiği, Guantanamo Deniz Üssü'nün yasadışı işgali altında bulunan topraklar iade edilmediği, uluslararası standartlara aykırı radyo ve televizyon yayınları durdurulmadığı, halkımızın uğradığı insani ve ekonomik zarar adil bir şekilde tazmin edilmediği sürece bu mümkün olmayacaktır. Bunun karşılığında Küba'dan herhangi bir şey talep edilmesi ne etik ne adil ve ne de kabul edilebilir olmayacaktır. Bu sorunlar çözülmezse Küba ile ABD arasındaki bu diplomatik yakınlaşmanın herhangi bir anlamı olmaz. Küba'nın, tümüyle egemenliğimiz altında olan içişlerimiz dahilindeki hususları müzakere etmeyi kabul etmesi de beklenemez."

Sonuç

ABD'de aynı siyasi sınıf iktidarda dönüşümlü olarak kaldığı sürece ABD ile Küba arasındaki ilişkilerin normalleşmesine ve ablukanın kaldırılmasına yönelik süreç son derecek karmaşık olacaktır. İki ülke arasındaki anlaşmazlığın temelini oluşturan gerçek zaman içinde değişmeksizin varlığını sürdürüyor: Ada üzerindeki hakimiyeti yeniden ele geçirmek ve Küba halkının bağımsızlığını savunma ve sosyalizmi sürdürme konusundaki egemen iradesine rağmen siyasi, ekonomik ve sosyal sistemi dönüştürmek arzusu.

Abel Enrique González Santamaría

10 Haziran 2022, ISRI.cu

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir