Sosyalist Çin'den Yeni Öneri:  Eşitlikçi ve düzenli bir çok kutuplu dünyayı birlikte inşa edelim

27 Mart 2024

Huan Yuping (Halkın Günlüğü Gazetesi)

Çok kutupluluk bugün dünyanın genel eğilimidir. Ancak uluslararası toplum, büyük ölçüde değişen dünyada çok kutuplulaşma sürecinin nasıl ilerletileceği ve tüm ülkelerin bu sürece ne şekilde katılması ve kolaylaştırması gerektiği konusunda henüz bir fikir birliğine varamamıştır. Çin, çoğu ülkenin ve tüm insanların ortak isteklerini yanıt verebilecek olan eşit ve düzenli bir çok kutuplu dünyayı savunmaktadır. Bu, uluslararası toplumun bugünkü kargaşadan uzun vadeli barış ve istikrara geçmesi için bir rota çizmekte ve küresel yönetişim sistemini daha adil ve hakkaniyetli hale getirmek ve insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk inşa etmek için önemli bir yol sağlamaktadır.

I. Çok kutuplulaşma süreci geri döndürülemez bir eğilim haline gelmiştir

Uluslararası ilişkilerde "kutup" tipik olarak önemli etkiye sahip siyasi ve ekonomik bir gücü ifade eder. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana, dünya uzun süredir devam eden iki kutuplu karşıtlık kalıbına sıkışıp kalmıştı, ancak çok kutupluluk eğilimi uzun ve karmaşık bir tarihsel süreçten geçerek çoktan tomurcuklandı. 1950'li ve 1960'lı yılların başlarında, çok sayıda gelişmekte olan ülke bağımsızlık ve özerklik arayışına girmiş, bu da yeni bir uluslararası siyasi ve ekonomik düzenin kurulmasını savunan Bağlantısızlar Hareketi ve Çin+77 Grubu'nun ortaya çıkmasına neden olmuştu.

1990'ların başında Soğuk Savaş'ın sona ermesi ve iki kutuplu yapının tamamen çözülmesiyle birlikte dünya çok kutupluluğa doğru adımlarını hızlandırdı. 30 yılı aşkın bir süredir, dünyanın dört bir yanındaki ülkeler ve bölgeler, kendi gelişimleri yoluyla bağımsız ve özerk bir şekilde uluslararası ortamda yer edinmeyi ve uluslararası ilişkilerde daha büyük bir rol oynamayı arzulamaktadır.

Uluslararası toplumun ezici çoğunluğu, tek taraflılığa ve güç politikalarına ve taraf seçmeye zorlanmalarına karşı çıkarak çok kutuplu bir dünya çağrısında bulunmaktadır. Ülkeler genellikle Bloklar arası çatışma ve sıfır toplamlı oyunlardan oluşan eski yolu reddediyorlar.

Uluslararası güç dengesi, çok kutuplulaşma sürecine ivme kazandıran derin bir değişim geçirmektedir. Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana, bir dizi gelişmekte olan ülke hızlı bir kalkınma sağlamak için tarihi fırsatları değerlendirdi ve bunun sonucunda kapsamlı ulusal güçlerinde ve uluslararası etkilerinde önemli bir artış oldu.

İstatistikler, 2008 yılında yükselen piyasaların ve gelişmekte olan ekonomilerin Milli Gelirlerinin dünya toplamının yüzde 51,3'ünü oluşturduğunu ve gelişmiş ekonomilerin sahip olduğu payı geçtiğini göstermektedir. Bu rakam 2022 yılında gelişmiş ekonomilerin 16,6 puan üzerindedir ve  yüzde 58,3'e yükselmiştir. Gelişmekte olan ülkeler, kendi kalkınmalarını desteklemenin yanı sıra, geçtiğimiz on yıllar boyunca dayanışma ve işbirliğini de sürekli olarak güçlendirmişlerdir.

ASEAN, Afrika Birliği, Şangay İşbirliği Örgütü, BRICS ve ALBA Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu gibi işbirliği mekanizmalarının gelişmeye devam etmesi, gelişmekte olan ülkelerin bölgesel ve küresel meselelerdeki etkisini daha da arttırmıştır. Uluslararası güç dengesinde köklü bir değişim yaşanmış ve gelişmiş Batılı ülkelerin uluslararası ilişkilerde uzun süredir devam eden hakimiyetinde tarihi bir kaymaya yol açmıştır.

Çok kutuplulaşma süreci geri döndürülemez bir eğilim haline gelmiştir.

Son yıllarda dünyada yüzyıldır görülmemiş köklü değişimler hızla gelişmektedir. Küresel Güney daha güçlü bir ivme kazanarak çok kutupluluğa doğru güç kazanıyor. Küresel Güney ülkeleri, uluslararası ilişkilerdeki seslerini ve etkilerini sürekli geliştirerek dünyanın çok kutupluluğunu doğru yönde yönlendiren güçlü bir güç haline gelmiştir.

Küresel Güney ülkeleri meşru hak ve menfaatlerini aktif bir şekilde savunmakta ve küresel yönetişim reformunu teşvik etmektedir. Küresel Güney ülkeleri son Münih Güvenlik Konferansı'nda çok taraflılığa bağlılık ve kolektif eylemin güçlendirilmesi çağrısında bulundular. Güney Zirvesi'nde adaletsiz uluslararası düzenin değiştirilmesi ve Batı'nın yüzyıllardır dayattığı dezavantajlı konumdan kurtulma çağrısı yapıldı.

Bağlantısız Ülkeler 19. Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, uluslararası hukukun yanı sıra uluslararası uzlaşı ve ilkelere tam olarak saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Son yıllarda, birkaç büyük/güçlü ülkenin blok çatışmasını kışkırtma ve bölünme yaratma girişimleriyle karşı karşıya kalan Küresel Güney ülkeleri, stratejik özerkliğe bağlı kalmakta, taraf tutmaya zorlanmalarına kesin bir şekilde karşı çıkmakta ve çok kutuplu bir dünyanın teşvik edilmesini desteklemektedir.

Quincy Institute for Responsible Statecraft adlı kuruluşun Küresel Güney Programı Direktörü Sarang Shidore, Soğuk Savaş'ın ardından ortaya çıkan tek kutuplu dünyanın giderek zayıflamasıyla birlikte Küresel Güney ülkelerinin bir kez daha aktif hale geldiğini belirtti. Küresel Güney ülkelerinin Tereddütsüz bir şekilde ulusal çıkarları vurguladıklarını ve güç politikalarını kınadıklarını, stratejik özerklik ve uluslararası sistemde daha fazla söz sahibi olmak için güçlü bir arzu duyduklarını söyledi.

Çok kutupluluk, tarihsel gelişimin genel eğilimi ve ilerleme yönüdür.

Tek kutuplu veya iki kutuplu bir dünya ile karşılaştırıldığında, çok kutuplu bir dünya uluslararası toplumun adalet, hakkaniyet ve kazan-kazan işbirliğine yönelik ortak arayışını daha iyi yansıtmaktadır. Çok kutuplu bir dünya Küresel barışın ve kalkınmanın korunmasına yönelik pratik ihtiyaçlarla uyumludur ve küresel yönetişim sisteminin reformuna ve iyileştirilmesine katkıda bulunur. Uluslararası toplum, dünyayı daha parlak bir geleceğe doğru yönlendiren çok kutuplulaşma sürecine katılmalı ve bu süreci desteklemelidir.

II. EŞİTLİKÇİ BİR ÇOK KUTUPLULUK

Çok kutuplu dünya eşitliğe dayanmalıdır; bu da büyüklükleri ne olursa olsun tüm ülkelerin eşit muamele görmesi anlamına gelmektedir. 370 yılı aşkın bir süre önce Vestfalya Barışı, eşitlik ve egemenlik ilkesini tesis etmişti. Takip eden tarihi süreçte egemen eşitlik, devletten devlete ilişkileri düzenleyen en önemli norm ve kural haline gelmiştir.

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, egemen eşitliğin özünün, büyük ya da küçük, güçlü ya da zayıf, zengin ya da fakir tüm ülkelerin egemenliğine ve onuruna saygı duyulması, içişlerine karışılmaması ve ülkelerin sosyal sistemlerini ve kalkınma yollarını bağımsız olarak seçme hakkına sahip olmaları olduğunu vurguluyor. Hem tarih hem de gerçeklik, uluslararası ilişkiler pratiğinde egemen eşitlik ilkesinden herhangi bir sapmanın adaletsizliğe ve istikrarsızlığa yol açtığını kanıtlamıştır.

Tüm ülkeler için eşit haklar, eşit fırsatlar ve eşit kurallar sağlamak amacıyla, çok kutuplulaşma sürecinde egemen eşitlik ilkesine bağlı kalmak büyük önem taşımaktadır. Çok kutuplulaşma söylemi uzunca bir süre, bir zamanlar uluslararası arenada kabul gören birkaç büyük ve güçlü ülkenin ayrıcalıklı konumunun sürmesi olarak görülmüştür.

Ancak bu anlatı ve yorum, uluslararası toplumun çoğunluğunun çok kutuplu bir dünyaya yönelik beklentileriyle örtüşmemektedir.

Ülkelerin Çoğunluğunun savunduğu şey, her bir ülkenin veya ülke grubunun küresel çok kutuplu sistemde kendine yer bulabileceği çok kutuplu bir dünyadır. Amaç, farklı uluslar arasında hiyerarşi yaratmak yerine, daha fazla ülkenin uluslararası ilişkilere aktif olarak katkıda bulunmasını sağlamaktır. "Dünyaya hükmeden büyük güçler" kavramı benimsenecek bir yaklaşım değildir. Eşitlikçi bir Çok kutuplu dünyayı teşvik etmek için, hegemonya ve güç politikalarına kesin bir şekilde karşı çıkmak, uluslararası ilişkilerin birkaç ülkenin tekelinde olmasını reddetmek ve uluslararası ilişkilerin demokratikleşmesini etkin bir şekilde ilerletmek çok önemlidir.

Tüm ülkeler uluslararası toplumun eşit üyeleri olarak kabul edilmelidir.

Hiçbir ülke küresel meselelere hakim olma, tekel kurma, başkalarının kaderini kontrol etme ya da kalkınmadaki avantajları tek başına elinde tutma hakkına sahip değildir. Birinin her istediğini yapmasına ve dünyanın hegemonu, zorbası veya patronu olmasına izin verilmesi son bulmalıdır. Birkaç büyük güç uzun zamandır kendi çıkarlarını korumak için diğer ülkelerin iç işlerine müdahale etme, kendi ideolojilerini ve kültürlerini diğerlerine dayatma ve diğer ulusların kalkınma ve gelişimini kısıtlamak ve bastırmak için çeşitli zorlayıcı önlemlere başvurma eğiliminde olmuştur. Bu uygulamalar egemen eşitlik ilkesinden ciddi şekilde sapmakta ve eşitlikçi bir  çok kutuplu dünyanın önünde önemli engeller teşkil etmektedir.

Eşitlikçi bir  Çok kutuplu dünyayı teşvik etmek için, küresel meselelerin istişare/danışmalar yoluyla ele alınması ve dünyanın geleceğine tüm ülkelerin birlikte karar vermesi önemlidir. Tüm uluslar arasında egemen eşitlik ilkesi boş bir slogan olarak kalmamalı, bu ilke uluslararası ilişkilerin yürütülmesi ve küresel yönetişimin iyileştirilmesi uygulamalarında hayata geçirilmelidir. Belirli bir güç ya da birkaç güç uluslararası meseleleri tekeline almamalıdır. Ülkeler güçlerine göre kategorize edilmemelidir.

Yumruğu büyük olanlar son sözü söylememeli. Bazı ülkeler ziyafet masasında sandalye sahibi olurken, diğer ülkelerin sadece menüde yer alması ve üzerlerinde çıkar hesapları yapılması kesinlikle kabul edilemez. Büyüklükleri ve güçleri ne olursa olsun tüm ülkelerin karar alma süreçlerine katılabilmeleri, haklarından yararlanabilmeleri ve çok kutuplu bir dünyaya doğru giden süreçte eşit olarak rollerini oynayabilmeleri sağlanmalıdır.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, Dünya Düzeni adlı kitabında "nihayetinde tüm büyük oyuncuların yeni dünya düzeninde pay sahibi olması gerektiğini" ifade etmişti. Çok kutuplulaşma süreci ancak eşitlikçi bir çok kutuplu dünyayı teşvik etmek üzere birlikte çalışarak, tüm ülkelerin ortak katılımını ve ortak faydasını sağlayarak istikrarlı ve uzun vadeli bir kalkınmayı kucaklayabilir.

III. DÜZENLİ BİR ÇOK KUTUPLULUK

Çok kutuplu dünya düzenliliğe dayalı olmalıdır; bu düzenlilik çok kutupluluğa doğru ilerleme sürecinin genel olarak istikrarlı ve yapıcı niteliklerde olması gerektiği anlamına gelmektedir. ABD Dış İlişkiler Konseyi; Bu Araştırmacıya göre, Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük ülkeler arasında asgari düzeyde rekabet yaşanmış ve ABD'nin tartışmasız hegemonik konumunun büyük güçler arasındaki jeopolitik rekabet geçici olarak askıya alınmış!

Çok kutupluluğu "düzensizlik" ile eş tutan bu tür görüş ve anlatılar zaman zaman ortaya çıkmaktadır ve bu görüşler bazı büyük ülkelerin uluslararası ilişkiler üzerindeki hakimiyetlerine rasyonel bir kılıf örmek için sözde "hegemonik istikrar teorisini" gizlice yaymalarıyla yakından bağlantılı olan görüşlerdir. Aslına bakarsanız, "hegemonya altında istikrar" kavramı hiç de tarafsız ve nesnel bir görüş değildir. Bu görüş Birçok ülke ve bölgede hegemonik güçlerin neden olduğu çatışma ve kargaşaları tamamen göz ardı etmekte ve uluslararası toplumun eşitlik ve adalet arayışını göz ardı etmektedir. Çok kutupluluk, ülkeler arasında bölünme yerine dayanışmayı, karşı karşıya gelme yerine iletişimi, çatışma yerine işbirliğini ve iki tarafın da zarar gördüğü, kaybet-kaybet durumlar yerine kazan-kazan sonuçlarını seçtikleri tarihsel bir süreç olmalıdır. Şu anda, uluslararası ilişkilerde "işbirliği açığı" ve "düzen açığı" konusunda endişeler gözle görülür bir şekilde arttı. "Kaybet-Kaybet Mi Olmalı?" başlıklı Münih Güvenlik Raporu 2024, ülkelerin göreceli kazanımlara öncelik vermesi halinde küresel ortaklıkların ve küresel işbirliğinin zarar görebileceğini vurgulamıştır. Ülkelerin çıkarlarının ve kaderlerinin iç içe geçtiği bu çağda, kazan-kazan işbirliği yoluyla ortaklaşa kalkınma ve ilerlemeyi teşvik etmek, çatışma ve farklılıkları diyalog ve iletişim yoluyla çözmek tek doğru seçenek olmaya devam etmektedir.

Çok kutuplulaşma süreci, uluslararası toplumun dayanışma, diyalog, işbirliği ve kazan-kazan yaklaşımına yönelik ortak arayışıyla uyumlu olmalıdır. Bölünmeye, sert çekişmeye, çatışmaya veya kaybet-kaybet durumlarına yol açan her türlü yaklaşıma karşı çıkılmalıdır. Bu yaklaşıma karşı çıkmak, çok kutuplulaşma sürecinde her ülkenin kalkınmasına daha elverişli bir uluslararası ortamdan faydalanabilmesini engelleyecektir. Düzenli bir çok kutuplu dünyayı teşvik etmek için BM Kuruluş İlkelerinin  amaç ve ruhuna bağlı kalmak ve uluslararası ilişkileri yöneten evrensel olarak kabul görmüş temel normları korumak çok önemlidir.

BM Kuruluş İlkelerinin  amaç ve ruhu uluslararası ilişkilerin yönetilmesi için temel kılavuzlar ve uluslararası düzende istikrarın korunmasının temel taşı olarak hizmet etmektedir. Çok kutuplulaşma sürecini ilerletirken bu BM ilkelerine tereddütsüz bir şekilde bağlı kalınmalıdır. Uluslararası arenada yaşanan kaosun ve dünya barışı, kalkınma ve uluslararası adalete yönelik artan meydan okumaların nedeni BM Kuruluş İlkelerinin  amaç ve ruhunun güncelliğini ve geçerliliğini yitirmiş olması değildir. Aksine, bu BM amaç ve ilkeleri etkin bir şekilde uygulanamadığı için böyle bir durum ortaya çıkmıştır.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, "ülkelerin BM amaç ve ilkelerini ve BM'nin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeleri halinde, dünya üzerindeki herkesin barış ve onur içinde yaşayacağına dikkat çekti. Sorun şu ki, birçok hükümet bu taahhütleri görmezden geliyor", dedi. Uluslararası toplum ancak tüm ülkeler BM Şartı'nın amaç ve ilkelerine gerçekten uyduğu takdirde çok kutupluluk bazılarının tasvir ettiği gibi kuralsız-düzensiz bir "ormana" dönüşmeyecektir. Düzenli bir çok kutuplu dünyayı teşvik etmek için, gerçek anlamda bir çok taraflılığın herkes tarafından ortaklaşa uygulanması ve küresel yönetişimde kapsamlı istişare, ortak katkı ve ortak faydaların gözetilmesi büyük önem taşımaktadır.

Mevcut uluslararası sistem ve uluslararası düzenin temelinde yatan ilke çok taraflılıktır. Çok taraflılık iyi uygulandığında, tüm insanlığın refahı korunabilir ve tüm insanlığın refahı ilerler. Çok taraflılık saldırı altında kalırsa, kaos patlak verir ve orman kanunu geri döner. Çok kutupluluk, çoklu bloklar, parçalanma veya kargaşa anlamına gelmemelidir. Tüm ülkeler BM'nin merkezi konumda olduğu bir uluslararası sistem içerisinde hareket etmeli ve küresel yönetişim altında işbirliğini sürdürmelidir. Son yıllarda birkaç ülke kendi çıkarlarının peşine düşmüş ve çok taraflılık kisvesi altında "özel kulüpler, paktlar" kurarak dünyada bölünmelere ve çatışmalara neden olmakta. Tek taraflılığın getirdiği risk ve meydan okumalarla karşı karşıya kalan uluslararası toplum, çok taraflılığı güçlendirme arzusunda.

Ülkeler gerçek anlamda bir çok taraflılığa bağlı kalmalı, kapsamlı istişare, ortak katkı ve ortak fayda ilkelerini benimsemeli ve küresel yönetişim sistemini daha adil ve hakkaniyetli hale getirmelidir. Bu çaba çok kutuplulaşma sürecini, uluslararası toplumun içinde yaşadığımız zamanın meydan okumalarına birlikte göğüs germe ve ortaklaşa kalkınma ve refaha ulaşması için tarihi bir çaba haline getirecektir. Xi Jinping bugün dünyanın barışçıl ve sükûnet içinde olmadığına dikkat çekiyor.

Çin, tüm insanlığın geleceğini ve kendi halkının refahını göz önünde bulundurarak, her zaman olduğu gibi, bilgeliğini ve çözümlerini insanlığın barış ve kalkınma davasına katkıda bulunmaya, eşit ve düzenli bir çok kutuplu bir dünyayı ve evrensel olarak faydalı ve kapsayıcı bir ekonomik küreselleşmeyi savunmaya, insanlık için ortak bir geleceğe sahip olan bir toplumun inşasını teşvik etmeye ve daha iyi bir dünya inşa etmek için hep birlikte çalışmayı öne çıkarmaktadır.  Çin, insanlık tarihinin gelişme istikametine bağlı kalarak ve zamanın meydan okumaları ile yüzleşerek, dünya medeniyetinin ilerlemesinde yeni bir sayfa açmak ve dünya barışının korunmasına ve insanlığın ilerlemesine yeni ve daha büyük katkılarda bulunmak için tüm taraflarla dayanışmayı, koordinasyonu ve işbirliğini güçlendirecektir.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir