Sol Haber Yazarı: İran, Türkiye Gibi Ülkeler ABD Emperyalizmi ile Emperyalist Rekabet İçinde 

Sol Haber Yazarı: ABD ve Avrupalı emperyalistlerin karşısında "demokrasi" ve "özgürlük"ler açısından sicili oldukça bozuk, dahası bu tür kavramları pek takmayan epey bir uluslararası aktör var.


ABD "İran'da demokrasi ve özgürlük yok" diyerek kendini meşrulaştırırken İran rejimi "muhalifleri ABD yönlendiriyor ve besliyor" diyerek aynısını yapıyor.

Eşref Sahan Kartal

Sol Haber yazarı son yazılarının birinde şunu yazıyor: Birçok iktidar ve siyasetçi kendi uygulamalarını ABD, Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkelerin kendi ülkelerine dönük müdahalelerini boşa çıkarma çabası olarak göstererek aklamaya kalkıyor.

Müdahale olduğu bal gibi ortada. Ama…

Aması şu: Bugün ABD'nin kuşatmasını veya saldırganlığını gerekçe göstererek halkı kuralsız yöntemlerle baskı altında tutanların ABD emperyalizmi ile bir karşıtlığı yok; onunla sadece rekabeti var.

Bu ülkelerin ABD emperyalizmi ile Ezen-Ezilen; Baskılayan-Baskılanan;  Sömürülen- Sömüren Çelişmesi Yok

Emperyalizm, kapitalizmin bir ürünü, onun bir aşamasıdır. Kapitalizm eşitsizliklerin kaynağıdır, gelişkin bir demokrasinin inşa edilmesinin önündeki temel engeldir. Kapitalizmi ortadan kaldırmayı hedeflemeyen bir iradenin emperyalizme karşı olması imkansızdır. Dahası günümüzde emperyalizme yönelmeyen bir kapitalizm de yoktur. Her ülkenin buna gücü ve olanağı olmayabilir ya da rekabete gücü oranında katılabilir.

Bir yandan işçi sınıfının sermaye sınıfı tarafından sömürüldüğü bir toplumsal düzene kol kanat gerecek ve o düzenin diğer uluslararası güçler karşısında rekabet olanağını artırmak için bir devlet stratejisi geliştireceksin diğer yandan emperyalist dünya düzeninden şikayet edeceksin. Bazen de o düzende elverişli bir yer elde ettiğinde hiç sesini çıkarmayacaksın!

Bir iktidarın kendisini korumak için otoriter bir yaklaşım geliştirmesi her örnek için geçerli bir kuraldır. Ancak bunun tarihsel anlamda meşru olması için iki şey gerekir: Birincisi insanlığın karşılaştığı sorunların kökünü kurutmaya dönük bir felsefeye sahip olmak, ikincisi nüfusun çoğunluğunu oluşturan işçi ve emekçi kitleleri bu felsefeyle birlikte mücadelenin içine katmak, aktif öznesi haline getirmek.

Türkiye'ye geliyorum. Bugün bu düzenin aktörlerinin "demokrasiciler" ve "yerli-milli güçler" diye taraflaşmasında kanatlardan birini meşrulaştıran bir zemin bulunmuyor. Bazı okurların yukarıdaki paragrafı soyut ve öznel bulacağını tahmin edebiliyorum. Aslında hiç de soyut ve öznel değil. İnsanlar arasında eşitlik hedefi ve bu hedef doğrultusunda hareket etmek, siyaset alanının temel meşruiyet kaynağıdır.

Dünyadaki İki Kutup

Lakin bu hedefin üzeri örtüldü ve insanlık birbirini besleyen, varlığını neredeyse bir ötekinin varlığı ile gerekçelendiren iki kutup arasında salınmaya başladı. Bunu reddetmek zorundayız. Ancak bunu reddederken bir şey açık olmalı:

Bu birbirini tamamlayan iki kutupla ilgili eşit mesafe olmaz. Böyle bir nötürlük (tarafsız kalma) iddiasının hayatta yeri yok. İşçi sınıfına siyaset alanında yer açmak için komünizmin bu ülkede siyasal ve ideolojik bir hegemonya mücadelesi vermesi gerekiyor. Bu açıdan batılı emperyalist ülkelerin domine ettiği "demokrasi" ve "özgürlük" paradigmasını temize çıkarmak ya da arındırmak yanlış ve boş bir stratejidir. Burada yapacak hiçbir şey kalmamıştır. Özgürlük ve demokrasi mücadelesi, işçi sınıfının sömürüye ve sermayeye karşı dolayımsız bir mücadele pratiğine endekslenmelidir. Bunu Türkiye örneğinde demokrasi mücadelesinin en temel ve yaşamsal unsuru olan laiklik mücadelesini başa yazarak söylüyorum. "Papazı dövdürmeyecektik" romantizmi ve kolaycılığı ile demokrasi mücadelesi verilemez, çok uluslu tekellere hizmet edilir.

Mutlak bir kopuş gerekiyor.

Diğer yandan "yerli ve milli" söylemine sığınan pazarlıkçı ve rekabetçi yaklaşımın birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de inşa etmeye başladığı yeni "resmi ideoloji"yi çözmek için cesur hamleler yapmak gerekiyor. Bu hamleler, yerlilik iddiasını küçümsememekle başlamak zorunda.

Bu ülkeye, bu toprağa ait olma gibi özellikleri gerilik ya da çağdışılık olarak görmemek…

Sonra kapitalist dünyanın en güçlü aktörü olmaya devam eden ABD emperyalizmi ve onun müttefiklerine karşı mücadeleyi şu ya da bu nedenle aksatmama, geriye çekmeme ve sulandırmamak…

Tarihimizin ileri unsurları olan Cumhuriyetçilik, devletçilik, bağımsızlıkçılık gibi unsurların halka karşı baskı ve hatta faşizan ve ırkçı uygulamalar için kullanılmasından yorulup bu değerleri bırakmamak, tersine bu değerlerin kirletilmesinin önüne geçecek ölçüde onlara sahip çıkmak…

Devrimcilik bunu gerektiriyor. Ve burada doğruda durmayı sağlayacak biricik strateji "sosyalist devrim" çizgisidir.

Sosyalizmsiz "demokrasi" son tahlilde NATO'dur, CIA'dir, Soros'tur.

Bugünün dünyasında Sosyalizmsiz "bağımsızlık"ın gideceği yer: faşizm değilse, despotizmdir.

İlki (Faşizm) demokrasi değildir. İkincisinden (despotizmden) ise bağımsız ülke çıkmaz.

https://haber.sol.org.tr/yazar/demokrat-mi-olmak-istersiniz-yerli-ve-milli-mi-393297

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir