Lenin

"Solların" Emperyalizm Görüşü: Buharin, Troçki, P. Kievski, Rosa Lüksemburg

"Sol" düşünürler Buharin, Troçki, P. Kievski, Rosa Lüksemburg'un Emperyalizm Üzerine Görüşlerini Özet Olarak Sunuyoruz.

Lenin'in eşitsiz gelişim teorisi emperyalist dünya paylaşım savaşının ortaya çıkışının temelini iki açıdan açıklamıştır: Büyük dünya güçlerinin Mali sermayelerinin gücündeki eşitsizlik ve büyük dünya güçlerinin kontrolü ve işgali altındaki sömürge kontrol alanlarının eşitsiz ve dengesiz olması.

Bu ikisi bir bütündür. "Sol" komünistler Lenin'in eşitsiz gelişim teorisini anlayamadılar ve dolayısıyla bu teoriyi reddettiler. Bundan dolayı da "Sol" komünistler emperyalist savaşı açıklamak için "uluslararası boyut kazanmış büyük ölçekli üretim ve ulus-devlet arasındaki çelişki" teorisini ortaya attılar (Song Çaolong).

Troçki

Troçki gelişme hızının eşit ve dengeli olmayışının dünyadaki büyük ülkelerin güçlerinin dengelenmesi eğilimine yol açacağını savunmuştu. Bu yüzden, Troçki'ye göre kapitalizm gelişerek emperyalizm aşamasına geçtiğinde dünyadaki büyük ülkelerin gelişmesindeki eşitsizlik keskinleşmeyecekti. Aksine, Troçki'ye göre büyük kapitalist ülkelerin gelişimindeki seviye farkı azaldığı için büyük ülkelerin gelişme temposunda dengelenme eğilimi ortaya çıkmıştı. Troçki'ye göre dünya çapındaki iş bölümü dünya ekonomisini giderek daha fazla bütünleştirecekti. Dünya çapına evrensel nitelik kazanan bu iş bölümü dünya ekonomisi içindeki tüm parçaları geniş kapsamda ve daha yüksek, daha derin bir şekilde gelişmesine yol açmaktaydı. Troçki bu nedenle ulus-devletlerin üretici güçlerin gelişimine köstek olduğunu ve ulus-devlet döneminin geride kaldığını savunmuştur.

Buharin

Buharin yüksek derecede uluslararası hale gelmiş olan büyük ölçekli üretim ve üretici güçlerin özel mülkiyetinin bu ikisinin "ulus-devlet" çerçevesinde sınırlanmış olmasını emperyalist savaşın kaynağı olarak görmüştü. Üretici güçlerin gelişimi ulus-devletle çelişkili ve uyuşmaz bir noktaya geldiği için üretici güçlerin özgürleştirilmesi görevi kaçınılmaz bir şekilde ulus-devletin yok edilmesini de gerektirir. Dolayısıyla doğal olarak ulus-devleti yok ederek üretici güçlerin özgürleştirilmesi için yapılan bir sosyalist devrim de sadece tek bir ülkede gerçekleşemez, bu yüzden hem Buharin hem de Troçki sosyalizmin tüm ülkelerde eşzamanlı olarak zafer kazanması teorisini savunmuşlardır.

Troçki ve Buharin Sovyetlerin Brest-Litovsk Anlaşmasına karşı çıkmışlardı ve Troçki tek ülkede sosyalizme karşı çıkmıştır. Onlar uluslararası kapitalizmin gelişme düzeyini abartmışlar ve herhangi bir ülkenin ekonomisinin uluslararası ekonomiye olan bağımlılığını olduğundan fazla abartmışlardır. Lenin'in Emperyalist ekonomizm olarak eleştirdiği buydu.

P. Kievski

P. Kievski ulus-devlet biçiminin üretici güçlerin gelişimine engel olduğuna ve dolayısıyla ulusların kendi kaderini tayin hakkının da büyük ölçekli makineleşmiş sanayi dönemine girildiği koşullarda küçük ve orta büyüklükte zanaat atölyelerini desteklemek gibi gerici bir tutum olduğunu savunmuştur. Görüldüğü gibi, sol kanat teoriler ulus-devleti günün şartlarına uymayan, zamanı geçmiş bir olgu şeklinde yorumlamışlardır, çünkü onlara göre üretici güçlerin gelişmesi ve üretici güçlerin uluslararasılaşması öyle yüksek bir düzeyde ki ulus-devlet buna ayak uyduramıyor. Üretici güçlerin gelişme gereksinimlerine adapte olamıyor. Bu görüş aslında sermayenin uluslararasılaşma derecesini olduğundan fazla görmüş, veya sermayenin uluslararasılaşma gelişiminin derecesini olduğundan çok daha ileri görmüşlerdir. Aynı şekilde sağ görüş teorisyenler de "Sol" kanat gruplar gibi emperyalist sistemin ikili doğasını kavrayamamışlardır: "Sol" kanat sosyalist devrimin gerekliliğinden yola çıkarak emperyalizmin saf (katıksız) kapitalist doğasını abartmış ve emperyalizmin sömürgeci tarafını küçümsemişlerdir. Böylelikle ulusların kaderini tayin hakkının pratikte kullanılmasından doğan göreli bağımsızlık olanağını da önemsiz bir konuma düşürmüşlerdir.

Rosa Lüksemburg

Rosa Lüksemburg, kapitalizmin ayakta kalması için zorunlu koşul Kapitalizmin merkezlerini kuşatan prekapitalizm (kapitalizm öncesi) çağında yaşayan ülkeler ve bölgeler olması gerektiğidir. Rosa Lüksemburg, büyük ve güçlü dünya güçlerinin küçük ve zayıf ulusları siyasi ilhaka (sömürge ve yarı-sömürge boyunduruğuna) maruz bırakması ile bu zayıf uluslar üzerindeki ekonomik-finansal boyunduruk ve sömürüyü birbirine karıştırıyor bu iki şey arasındaki farkı göremiyordu. Diğer bir deyişle ekonomik düzlem ile politik düzlemi eşitleme hatasına düşüyordu.

Bu nedenle Lenin Lüksemburg'un ulusların "kendi kaderini tayin hakkı" ile ilgili görüşlerini "tam bir kavram kargaşası" olarak eleştirmişti. Lüksemburg ulusların "kendi kaderini tayin hakkının tam anlamını kavramamıştı. Lüksemburg, küçük ve zayıf uluslar için "kendi kaderini tayin hakkı" talebinin gerçekleşmesi olanaksız hayali beklenti olduğunu ve biçimsel olarak bağımsız görünen Karadağlılar, Bulgarlar, Romanyalılar, Sırplar, Yunanların ve bir dereceye kadar İsviçreliler için hakiki bir "ulusların kendi kaderini tayininden" bahsetmenin imkansız olduğunu ileri sürüyordu.

Böylece Lüksemburg, yarı feodal Rusya ile burjuva ulusal sorunun tamamlandığı Batı Avrupa'yı aynı sepete koyuyor, dünyanın farklı bölgelerinde gelişen toplumsal ve politik akımların ve oluşumların arasındaki farklıkları ortadan kaldırıyordu. Böylece ulusların "kendi kaderini tayin hakkı" kavramının spesifik anlamı ortadan kalkmış oluyordu. Lüksemburg'a göre artık emperyalizm çağında ulusal ayaklanma ve savaşların ortaya çıkması olanaksızdı.

Oysa Lenin şöyle diyordu: aslında, Rus, İran, Türk ve Çin devrimleri ve Balkan savaşları, bunların hepsi ulusal boyunduruğa ve orta çağ sistemine karşı çıkan demokrasiyi savunan, ulusların kendi yerli dil ve yerli kültürlerini savunmak ve siyasi özgürlüğü savunmak adına verilmiş ilerici anlamı olan ulusal savaşlardı. Bu görüşler, Lüksemburg'un, siyasi bağımsızlığın ulusal kendi kaderini tayine yol açmayacağına inandığını gösteriyordu. Ayrıca Kautsky, Cunow gibi sağ kanat teorisyenler ise kapitalizme yönelik reformist bir bakıştan yola çıkarak emperyalizmin prekapitalist doğasını abartmış ve sömürgecilik ile kapitalizm arasındaki kaçınılmaz ilişkiyi de azımsamışlardır.

Yorum Bırakınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.