Sivas Katliamı Komplosu ve Türkiye'deki Tarihsel Bölünme-Çatışma Üzerine Notlar 

Murat Adaş 

Sivas Katliamı Komplosu, sadece halkın bağımsızlık ve özgürlük ideali peşinde koşan 48 ilerici, sosyalist evladını katletmekle kalmadı, aynı zamanda halkın büyük çoğunluğunun toplumsal bilincine ve iradesine büyük darbe vurdu ve ülkenin toplumsal gelişimine önemli bir zarar verdi. Bu olay aynı zamanda Türkiye'nin siyasi uygarlaşma davasında önünde daha uzun bir yol bulunduğunun göstergesiydi. Aralarındaki çelişmeleri her türlü bel altı yöntemlerle çözme, darbe, katliam, muhalifleri ve farklı akımları şiddetle bastırma, darağacında asma, düzmece siyasi yargılamalar ve katletme Cumhuriyet döneminde de tam gaz devam etmişti. Engels'in Bismarck Almanya'sı için yazdığı "Tarihte Zorun Rolü" sanki Türkiye için yazılmıştı.  

15 Komünistin hakim siyasi güç tarafından Karadeniz sularında boğdurulduğu biliniyor.

Sivas Katliamı Komplosu da ülkedeki büyük siyasi güçler arasındaki kavga ve çatışmanın bir ürünü olarak ortaya çıkmıştı.

Komplonun temel aktörü Atatürk milliyetçiliği ve laiklik bayrağını kendisine tapulamış ve sahiplenmiş olan askeri bürokratik zümre idi, bu siyasi sınıfın müttefiki TÜSİAD'ın kontrolü altındaki basın ve diğer burjuva basını komplonun üstünü örtmek ve komplonun amaçlarına ulaşmasını sağlamak için seferber oldular.

Algı operasyonu tam gaz devredeydi.  Komployu hazırlayan ve destekleyen bu iki gücün ABD ve Batılı mali sermaye güçlerine yaslandığını biliyoruz. 

Bu güçler Sivas Katliamı Komplosu ile bir taşla birkaç kuş vurma peşindeydi. Birincisi parlamento içindeki siyasi güçlere özellikle hükümeti elinde tutan DYP-SHP hükümetine yıpratıcı bir darbe vurarak onun hazırlandığı çeşitli siyasi reform hazırlıklarından vazgeçirmek istiyorlardı.

DYP-SHP hükümetinin çeşitli siyasi reform planlarından biri Kandil-Brüksel güdümlü Kürt Partisine parlamentoda bir alan açma reformuydu. Bu reform için Batılı güçlerin hükümet üzerinde yoğun baskı ve telkinleri vardı.

Diğer hedef alınan önemli siyasi güç yükselen İslamcı partiydi ve onun yükselişinin önüne set çekmek ve bu partiyi şeytanlaştırmaktı. Diğer hedeflerin detaylarına bu kısa notta girmiyoruz.

Türkiye'nin yakın tarihinde Batılılaşma yanlısı, seküler güçler ile muhafazakar gelenekselci güçler arasındaki ideolojik-kültürel ve politik alanlarda çatışma ve mücadele her zaman önemli bir toplumsal ve politik istikrarsızlık kaynağı olmuştur. 

Aynı zamanda bu çatışma toplumsal gelişmeyi olumsuz etkilemiş ve bu çelişmenin çatışma yolu ile çözü siyasi uygarlaşmanın geri düzeyini yansıtmıştır. Bu olgu biz sosyalist ve komünistler için kilit önemdedir, Lenin 1899 yılında ilk Parti Programı ile ilgili tartışmasında şu ifadeyi kullanmıştı: "Toplumsal gelişmenin çıkarları, işçi sınıfının çıkarlarından önde gelir".  

2015'lere kadar Batılılaşma yanlısı, seküler güçlerin temel aktörü ve itici gücü askeri-bürokratik zümre olmuştu. Onun parlamento içinde çeşitli sağ ve sol kanat partilerde ve özellikle CHP içinde has elemanları vardı. Daha sonra bu siyasi sınıf ömrünü doldurdu ve siyasi tarihin sahnesinden çekilmek zorunda kalmıştı.

Batılılaşma yanlısı, seküler güçler ile muhafazakar gelenekselci güçler arasındaki ideolojik-kültürel ve politik alanlarda çatışma ve mücadele üzerine doğru bir öz-bilinç oluşturmakta sıkıntı yaşayan sosyalist akım yakın tarihteki önemli siyasi olayları kavramada zorlanmıştı. Örneğin bazıları 28 Şubatı Amerikan emperyalizmine karşı alınan bir tutum olarak değerlendirmişti. Oysa bu 28 Şubat'ı hazırlayan içerdeki siyasi aktörlerin arkasında tam da ABD ve Batılı güçler ve FETÖ örgütü vardı.

Seküler güçler sosyalist solu dönem dönem yedeklemek için birçok girişimde bulundular.  Bunlardan biri Susurluk komplosundan sonra ortaya çıkan TÜSİAD kontrolündeki basının da teşvik ettiği hükümet karşıtı Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık eylemleriydi

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir