Seçim Taktiğinde Sosyalist Oportünizme Karşı Tutum

Kemal Okur

İşçi sınıfı sosyalistleri, kendi bağımsız öz güçlerini güçlendirecek, devrimci güç toplamaya yardımcı olan ve burjuva HDP, CHP veya diğer sağ kanat burjuva partilerin işçi sınıfının ileri unsurları üzerindeki ideolojik etkisini kıracak bir seçim tutumu ve propaganda stratejisi izlemeli. Seçimler bu temel taktiğimizde bir değişim getirmiyor.

Diğer oportünist ve teslimiyetçi sosyalist görüşleri eleştirirken en temel en merkezi ilkemiz budur. 

Bu sosyalist oportünist güçler devrimci sosyalist görüşleri savunacak halka sosyalist seçeneği gösterecek sosyalist bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarmayı dahi reddettiler. 

Kılıçdaroğlu'na oy ver çağrısı yaptılar. Çünkü, bunlar büyük siyasi güçler arasındaki mücadelede taraf olmayı kaçınılmaz gören bir görüşe sahipler… 

Çünkü bunlara göre, baş düşman Cumhur ittifakı, diğer güçler reform yanlısı restorasyon güçleridir. Bunlara "kefil değiliz" ama yine de bunların temsilcisi Kılıçdaroğlu'na oy verin diyorlar.  

Çünkü, bu sosyalist partiler liberal emperyalistlerin ve TÜSİAD ve TMD'de örgütlü liberal (tekelci) büyük burjuvazinin estirdiği ideolojik rüzgara teslim oldular. Bu teslimiyeti de biz halkın tercihine ve halkın duygularına saygı duyacağız görüşü ile gizlemeye çalıştılar. (TMD: 102 en büyük uluslararası inşaat şirketinin üye olduğu örgüt)

Bugün, bizim büyük siyasi güçler alanında mücadele eden üç büyük güç arasında (AKP, CHP, HDP) birinin lehine tercih yaparak bunların herhangi biri ile uzlaşarak kazanacağımız hiçbir somut ilerleme yoktur. 

Bugünkü tarihsel koşullarda bunların hiçbiri ile bir ittifak söz konusu olamaz.

Bugünkü durumda yeni ve temel bir değişim ortaya çıkmadıkça bağımsız kalan bir mücadele çizgisi izlenmeli, öncelikle işçi sınıfı içinde, halk ve Kürt milleti içinde devrimci talepleri yaygınlaştırma çizgisi izlenmeli, anti-emperyalizm, demokrasi ve sosyalizm ilkeleri yüksekte tutulmalıdır.

Seçim Sonuçları Ne Getirir Tartışması Üzerine Birkaç Görüş 

Gelelim farklı bir tartışmaya, bu seçimler Türkiye'nin siyasi rejimine içte ve dışta ne getirir, seçimlerin sonuçları Türkiye'nin dış politikasında ne gibi değişimler getirir.

Bu bizim bağımsız bir güç olarak katıldığımız seçimlerde işçi sınıfını aydınlatmamız gereken önemli başlıklar arasında yer alıyor. Bu görüşler işçi sınıfının mevcut siyasi partileri ve onların dayandığı sınıf güçleri göstermemiz ve teşhir etmemiz açısından kilit önemdedir.  

Eğer Millet ittifakı + HDP + Çeşitli teslimiyetçi sosyalist partiler ittifak halinde seçimleri kazanırsa, siyasi iktidar emperyalizm ve uluslararası mali sermaye ile en yakın, en güçlü bağları olan emperyalist-liberal büyük burjuva sınıfın eline geçecektir.  

Bu sınıf Türkiye'de ABD ve onu izleyen Batılı büyük güçlerin, dünya çapında izlediği saldırgan, hegemonyacı ve savaşkan politikaların en güçlü destekçisi olan, bu saldırgan güçlere karşı mücadele eden sosyalist ülkelerin (Çin, Vietnam, K. Kore, Küba, Laos) ve bunların emperyalist hegemonyacı çizgilerine karşı çeşitli derecelerde direnen diğer güçlerin (Rusya, İran, Filistin, Venezuela, Nikaragua, Güney Afrika, Nepal ve daha birçokları) bunların en kararlı düşmanı olan sınıftır, NATO'culuğun en kararlı en güçlü destekçisi olan sınıftır. 

Sözde barışçı ve demokrat pozlarda dolaşan HDP bu uluslararası güçlerin dünya demokrasi güçleri olarak ilan eden emperyalist-liberal saflara yeşil ışık yakan ve Kürt burjuvazisinin liberal-emperyalist kesimini temsil eden bir güçtür. Bu partinin, barışı savunmak için Ukrayna'ya silah yığmalıyız diyen Alman Yeşil Partisinden temelde farkı yoktur. Bu parti HDP Türkiye'de liberal-emperyalist işbirlikçi büyük burjuvazinin iktidarı altında, Kürt burjuvazisi lehine bazı demokratik tavizler koparılacağı propagandası yapıyor…  

Eğer Cumhur İttifakı ve müttefikleri iktidarda kalmaya devam ederse, ABD emperyalizmi ve NATO ile ilişkilerde uzlaşma çizgisi sürdürülecek, bununla birlikte uluslararası ilişkilerde "milli çıkar" eksenli kısmi stratejik özerklik arayışı devam edecek, bu stratejik özerklik arayışı doğrultusunda, Çin, Rusya İran, ve Arap ülkeleri ile ilişkiler- diğer güney dünyası ülkeleri Hindistan ve Brezilya ve diğerleri ile ilişkiler bu dengeci politikaya uygun olarak yürütülecektir. Eğer Cumhur İttifakı ve müttefikleri iktidarda kalmaya devam ederse bu Türkiye'nin İslamcı-milliyetçi muhafazakar genel burjuvazisinin devlet iktidarında belirleyici konumda kalması anlamına gelecektir.  

Siyasi Rejim Meselesi

Seçim sonuçları ne şekilde olursa olsun, bu iki sınıftan hangisi devlet iktidarında belirleyici konumda olursa olsun, siyasi rejimin niteliğinde işçi sınıfı, çiftçiler ve Kürt halkı açısından temel nitelikte bir değişim olmayacaktır. Engels'in de belirttiği gibi kapitalist toplum ve burjuvazinin hakim sınıf olduğu koşullarda, işçi sınıfına ve halk sınıflarına karşıtlık açısından demokratik cumhuriyet ile meşruti parlamenter monarşi arasında temel bir fark yoktur. (Birincisi tarihsel gelişmede daha ileri ve kapitalist gelişme açısından daha uygun bir siyasi biçim olmasına karşın…).  Bugünkü Batıda demokratik cumhuriyet yok, mali sermayenin diktatörlüğünün kısıtlanmaksızın sürdüğü biçimsel çok partili liberal demokrasi var…  

Bu burjuva siyasi rejimlerde işçi sınıfının ve devrimci sosyalist partilerin öz mücadelesi ile elde ettiği ekonomik ve demokratik kazanımları ve bu kazanımları koruyabilmesi kendi siyasi ve örgütsel gücüne bağlıdır.

İki sınıfın (İslamcı-milliyetçi muhafazakar genel burjuvazi ve emperyalist-liberal büyük burjuvazinin) elbette bazı iç siyasi rejimin uygulanması açısından bazı farklı politikaları olacaktır, fakat bunlar bizim açımızdan temel bir değişim getirmeyecektir. Hangisi iktidara gelirse gelsin, mevcut Cumhurbaşkanlığı sisteminde bazı anayasal düzenlemeler beklenmelidir. İki taraf da bunu dillendiriyorlar.

Bugün mücadele halinde olan bu iki büyük güç de kendi ideallerinde olan siyasi rejimi kurabilecek güç dengesine sahip değiller.

Emperyalist Güçlerle İlişkiler Açısından Devletin Siyasi Rejimi

İslamcı-milliyetçi muhafazakar genel burjuvazisinin iktidarda kalması halinde, emperyalist güçler ve uluslararası mali sermaye ile güçlü bağlar sürdürülmesine uygun bir siyasi rejim sürdürülmekle birlikte, özellikle dış-ticaret, mali sektör ve bankacılık sektörü ve ileri teknoloji ve silah sanayi alanlarında dış etkilere karşı belirli düzeyde bir özerklik devam edecektir…

İktidarın değişmesi halinde, emperyalist güçler ve uluslararası mali sermaye üzerinden gelen çok çeşitli baskı ve etkilere daha açık olan bir siyasi rejim söz konusu olacaktır. 

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir