Patika Web Dergisi Sosyalist Akımı Etkileyen Tasfiyeciliği ve Dünya Durumunu Tartıştı

22 Nisan 2024

Eşref Şahan Kartal

Patika Web Dergisi 1 Mayıs dolayısıyla Halkın Günlüğü dergisinden güncel bir değerlendirme yazısı paylaştı. Yazıda dünyanın içinden geçtiğimiz dönemde büyük değişimler yaşadığını….  Bölgesel savaşların ve vekalet savaşlarının Üçüncü Dünya savaşına doğru evrildiğini savundu. SMF saflarında okunan Halkın Günlüğü dergisine göre tasfiyeci akım, sınıf işbirliği çizgisini doğrultusunda üçüncü dünya savaşına karşı en geniş güçlerin barış cephesini savunuyor…. Yazıdan dikkat çeken bölümleri aktardık. Ara başlıklar bize aittir……

SOSYALİST VE HALK DEMOKRASİSİ REJİMLERİ TEKER TEKER ORTADAN KALKTI

Gelinen aşamada, ödenmiş büyük bedellerle yaratılan sosyalist ve halk demokrasisi kalelerinin içten ve dıştan ideolojik, siyasi ve askeri saldırılar sonucu birbiri ardından yıkılışları her ne kadar dünya halkları üzerinde bir moral bozukluğu yaratmış olsa da İnsanlık adına yaşanmış tüm tecrübeler insanlığın geleceğine ışık tutmaya, sosyalizmi ve insanlığın altınçağı olacak olan komünizmi inşa etmemize devam ediyor.

Yengiler de yenilgiler de sınıf mücadelesinin bir gerçeğidir. Komünistler-devrimciler bu gerçeklerden dersler çıkartarak, yürüyüşlerine devam ederler. 1 Mayıs' da bu yürüyüşte önemli bir yer tutmaktadır. Çünkü o, dünya halklarının birliği, dayanışması ve mücadelesinin somut simgesidir. Soyut olarak ele alınacak herhangi bir gün değil, sınıfın somut eylem kılavuzudur.

EMPERYALİZM ÇAĞI DEVAM EDİYOR

Uluslararası tekelci sermaye, bir yandan yeni pazarlar için birbirleriyle dalaşırlarken, öte yandan ve esas olarak da dünya halklarına karşı bir araya gelerek, sınıfsal dostluk ve kardeşlikleri çerçevesinde, ezilen halklara dönük katliam, kıyım ve yıkımlarını acımasızca sürdürmektedirler.

Bizler açısından bu, şaşılacak bir durum değildir. Onların arasındaki çelişki iktidarda kalma ve daha büyük karlar elde etme kavgasının kaçınılmaz bir sonucudur. Büyük tekellerin, küçükleri yuttuğu veya birleşerek sermayelerini daha da büyüterek çok daha geniş pazarlara hükmettikleri, sadece işçi sınıfı ve ezilen halkları sömürmekle yetinmeyip, doğayı da talan ettikleri bir emperyalist sistem gerçeğiyle karşı karşıyayız.

BÜYÜK DEĞİŞİMLER DÖNEMİNDEN GEÇİYORUZ

Dünya bugün inanılmaz bir hızla değişimlerin yaşandığı tarihsel bir dönemden geçmektedir. Bir yandan teknolojik ve dijital gelişmeler, bir yandan en yüksek düzeyde silahlanma, öte yandan sermayenin aşırı derecede yoğunlaştığı ve bir avuç sermaye sahibinin bütün dünyaya hükmeder hale geldiği, üretimin mevcut gelişmelere göre yeniden yapılandırıldığı, bölgesel savaşların aralıksız devam ettirildiği bir tarihsel süreçteyiz. Bunca gelişmeler karşısında gerek ülkemizde ve gerekse dünya genelinde komünistlerin rollerini yeterince oynayamadıklarının da altını çizelim.

TASFİYECİLİK ROLÜMÜZÜ OYNAMAMIZA BÜYÜK ENGEL

Bunda, tasfiyeci sürecin önemli etkilerinin olduğunu açıkça ifade etmek gerekir. Özellikle uluslararası komünist hareketin tabiri caizse dikenli sorunları ve problemlerini es geçmemek gerekir.

Özellikle Mao Zedung'un fizikken aramızdan ayrılışından bu yana, uluslararası komünist hareket içinde ideolojik ve siyasi gerilemelerin yaşandığı, Marksizm-Leninizm'in başarısızlığa uğradığını ve artık modası geçmiş olduğunu, proletaryanın edindiği tüm tecrübelerin sorgulanması gerektiğini söyleyenlerin nasıl bir tehlike oluşturduklarını görmemezlikten ve tek tek komünist partilerinin bütün bu olup bitenlerden etkilenmediklerini iddia edemeyiz.

İNKARCI NİHİLİZME GÖRE TÜM SOSYALİST DENEYLER ELEŞTİRİYE TABİ TUTULMALI

Bu tasfiyeci eğilim, proletarya diktatörlüğü tecrübelerini yadsır ve Stalin'i uluslararası proletaryanın önderi olma safından ihraç etmeye çalışır. Öncü müfreze bir partinin gerekliliği ve proletarya diktatörlüğüne ilişkin temel Leninist tezlere saldırıyor. Mao yoldaşın şu uyarıcı sözleri unutulmuş gibidir. "Görüşümce iki 'kılıç' vardır. Biri Lenin'in, diğeri Stalin'in; Stalin'in kılıcı bir kere elden bırakılıp, bir yana atıldıktan sonra, bu kapı bir kere açıldıktan sonra, artık Leninizm de bir yana atılmış demektir" der Mao yoldaş. Saldırıların boyutu elbette ki bunlarla sınırlı değil. Ancak tasfiyeci sürecin etkilerini göstermek açısından önemlidir.

STALİN REDDDEDİLEMEZ

Kuşkusuz Marksizm bir doğma değildir. En açık ifadesiyle somut şartların somut tahlili ve bir eylem kılavuzudur. Düşünce de dâhil, her şey değişir dönüşür. Doğal olarak, Marksist eleştiri anlayışını terk etmemek gerekir, ancak bu bilimsel yaklaşımlar, yeni şartların ortaya çıkmasını bahane ederek, Marksizm'in temel ilkelerini, onun "yaratıcı bir tarzda geliştirilmesi" yaftası altında, reddetmek için kullanılmamalıdırlar.

YEREL SAVAŞLARDAN ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞINA GİDİŞ TRENDİ VAR

Aralıksız olarak bölgesel savaşların sürdürüldüğünün altını çizdik. Sömürü, talan ve pazar dalaşları temelinde sürdürülen bu emperyalist savaşlar, giderek bir üçüncü dünya savaşına evrilme eğilimi de göstermektedir.

Enternasyonalist proletaryanın ve ezilen dünya halklarının bu gidişata karşı devrimci savaşlarla karşı koymaları, süreci dünya halklarının lehine çevirmeleri gerekir. Devrimci savaşlar, bir yandan emperyalist haksız savaşları önlerken ama esas olarak da bir veya birkaç bölgede, ülkede devrimi gerçekleştirerek emperyalizmin en zayıf halkalarından kopuşu, sosyalizmin inşasına vesile olurlar. "Ya devrimler, savaşı önler ya da savaşlar devrime yol açar" ifadesi bunu anlamlandırmaktadır.

ÜÇÜNCÜ DÜNYA SAVAŞI ESAS AKIM DİYEN GÖRÜŞ SINIF İŞBİRLİĞİNE VARAN POLİTİKALAR ÖNERİYOR

Tam da bu noktada, zaman zaman tartışma konusu olan, "devrim mi esas akım, savaş mı?" ikilemine düşmemek gerektiğini de belirtmiş olalım. Çünkü bu ikilem, proletaryanın önüne yanlış görevler koymakta ve Kautskyci anlayışlara sürüklenme tehlikesi yaratmaktadır. "Dünya alanına yayılan çatışmaların en çok yoğun olduğu alanlara bakılarak, bunların devrim hareketleri mi yoksa emperyalist dalaşımın yol açtığı çatışmalar mı olduğu belirlenebilir. Bu anlamda emperyalistler arası çatışmaların yoğunluğuna işaret etmek için 'savaş esas akım' denilebilir. Ancak bu kavram, genellikle böyle bir somutluğu ifade etmek için değil, sınıf iş birliğine varan, başka politikalarla tamamlanarak sunulmaktadır." Bu anlayışın en belirgin savunucusunun Kautsky olduğunu, onun düşüncelerinde görürüz.

Örneğin; "emperyalist sistemle yarışma", "barışçı geçiş" ya da ulusal kurtuluş hareketlerini, emperyalistleri kızdıran/kışkırtan ve bunalımları arttırarak savaş tehlikesi yaratan hareketler olarak değerlendirildiği için, ulusal kurtuluş mücadelelerinden vaz geçilmesini öneren, ya da, "savaş(ın) esas akım" olarak görüldüğü durumlar için, aralarındaki sınıf ilişkileri ve çelişkileri hesaba katılmaksızın, "barışı savunan bütün güçlerin ortak barış cephesi" gibi pek çok sınıf işbirliğine varan tezlerin temelinde sözünü ettiğimiz "savaş mı, devrim mi esas akım" tezi yatmaktadır.

DÜNYA BARIŞINI SAVUNAN BÜTÜN GÜÇLERİN BARIŞ CEPHESİ SINIF İŞBİRLİĞİ ÇİZGİSİDİR

Bu tez aynı zamanda strateji ile taktiği de birbirine karıştırmakta, birini diğerinin, öbürünü berikinin yerine koyabilmektedir. Bunun basit bir teorik hata veya karışıklık olmadığının, aslında proleter enternasyonalizminin reddi, sınıf işbirlikçi bir tez olduğunun altını çizelim.

Emperyalistlerin haksız pazar savaşlarına karşı, dünya proletaryası ve ezilen halklarının haklı savaşları kaçınılmazdır, meşrudur!

TÜRKİYE FAŞİST DİKTATÖRLÜĞÜ ÜLKEYİ ŞERİAT SİYASİ REJİMİNE GÖTÜRÜYOR

Türk-İslam sentezli faşist diktatörlük, gelişen her türlü devrimci- demokratik ve ulusal mücadeleyi bastırmak için, elinden geleni ardına koymamakta ve giderek ülkeyi karanlık bir şeriat rejimine doğru sürüklemektedir. Ancak, tarihin akışını geriye döndürmenin mümkün olamayacağını anlamayacak kadar da zır cahildirler.

İktidarlarını korumak adına kurdukları korku imparatorluğunun böyle devam etmeyeceğini anladıkça, daha çok pervasızlaşmakta, halka olan düşmanlıklarını arttırarak devam ettirmektedirler. Onların pervasızca artan düşmanlıkları karşısında, Türkiye- Kuzey Kürdistan proletaryası ve ezilen emekçileri, kısa, orta ve uzun vadeli hak talepleri için kendi sınıf öncülerinin önderliğinde birleşip örgütlenmeleri tek kurtuluş yoludur.

DEVRİMİN CAN ALICI SORUNU: ÖNCÜ PARTİ HALA SINIFLA BULUŞAMADI

Kuşkusuz bu, sınıfın kendi kendisini örgütlemesi anlamına gelmez. Sınıfı örgütleyecek olan onun öncü müfrezesidir. Öncünün, bunca yaşanmışlıklara rağmen, hala sınıfla gerçek anlamda buluşamamış olması, devrimin can alıcı sorunu olarak güncelliğini korumaktadır.

Sınıf düşmanlarımızın, "sosyalizm çöktü", "komünizm bir hayaldir" propagandalarına karşı, sınırsız ve sınıfsız bir dünyanın mümkün olduğu ve olacağı idealimize odaklanmak ve bu uğurda kavgayı yükseltmek durumundayız. Onların yalan-yanlış söylemlerine karşın, bizler, onların korkulu rüyaları olmaya devam etmeliyiz. Yüzyıllardır ensemizde boza pişiren sömürücü asalak sınıfların saraylarını başlarına yıkmak için Sosyalist Halk Savaşı'ında ısrarcı olmalıyız.

Sosyalist Halk Savaşında Israr Edelim

Dolayısıyla, komünistler, emperyalistler ve onların yerli işbirlikçilerinin halklara yaşattıkları zulmün, yokluğun ve yoksulluğun önünü almak ve proletarya iktidarını kurmak için kitlelerin sınıf öfkesini örgütlemeyi ve sınıf düşmanlarına karşı seferber etmeyi birincil politikaları olarak ele almalılar.

Çelişkilerin alabildiğine yoğunlaştığı bugün ki dünyamızda, devrim için bir yandan büyük imkânlar ortaya çıkartırken, öte yandan yeni engeller ve bu engellerin aşılması için yeni görevler de önümüze koymaktadır. Ne engeller sadece dünün engelleridir ne de görevler sadece dünün görevleridir. Devrim kitap sayfaları arasına sıkıştırılan bir olgu değildir. Devrim, somut şartların somut tahlili ile mümkündür. Doğal olarak gelişmeleri anlamadan ve onları bilimsel diyalektik dünya görüşü süzgecinden geçirmeden, yarınları fethetmek olanaklı değildir. Bugün buna, her zamankinden daha çok ihtiyacın olduğu ise açık bir gerçek.

Emperyalistlerin ve onların yerli işbirlikçilerinin, dünya halklarına yönelik ağır saldırılarının sistemli bir şekilde devam ettiği bu süreçte, bulunduğumuz her alanda 1 Mayıs günü ellerimizde proletaryanın kızıl bayrakları ve dillerimizde sınıfsal öfkemizi haykıran sloganlarla 1 Mayıs alanlarına gürül gürül akmalı ve yeri göğü sarsmalıyız. Tüm yoldaşlar, tüm emekçiler, tüm ezilenler gün 1 Mayıs mücadele günüdür, gün mücadele proletarya ve tüm ezilenlerin özgürleşme ütopyası günüdür…

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir