Ortodoks Marksistim veya Ortodoks Leninistim Demekle Ortodoks Olunmuyor

Kemal Okur 

"Yeni Sol" Politik Düşünce Akımının ve Batı Marksizminin Türkiye'ye Girişi

Batı Marksizmi düşünce akımının önde gelen temsilcileri Georg Lukács, Karl Korsch, Antonio Gramsci, Louis Althusser, Herbert Marcuse

Yeni Sol politik düşünce akımının kökleri Batı dünyasındaki iki şey ile bağlantılıdır. Birincisi Genç Lukacs ve Karl Korsch ile başlayan Batı Marksizmi düşünce akımı bkz.

İkinci kaynak, Batıdaki 1968 kültürel eleştiri hareketiydi: 1960'ların sonlarında, Batı'daki Yeni Sol (New Left) hareketler ve özellikle Fransız Mayıs '68'i sırasında, gelişmiş kapitalist toplumların hiyerarşik sistemine, yani kapitalizmdeki yabancılaşma olgusuna karşı çıkmak için radikal genç öğrenciler ve işçiler tarafından entelektüel bir silah olarak kullanıldı. Aynı dönemde Batı Marksizminin eleştirisinin politik eleştiri alanından kültürel eleştiri alanına kayması söz konusuydu.

Yeni Sol Akımın ve Batı Marksizmi'nin Türkiye'ye Girişi

Bildiğimiz kadarıyla 1970'lerin ortalarında Murat Belge ve Birikim Dergisi çevresi tarafından Batı Marksizmi üzerine yapılan çeşitli çeviri yayınlar ve okumalar özellikle Genç Lukacs'ın Tarih ve Sınıf Bilinci (1923) eseri bu akımın sosyalist aktivistler ve okuyan aydın kesim üzerinde etki kazanmaya başlamasında önemli rol oynadı. Bu akımın "sol" ve öznenin ve ideolojinin rolüne aşırı vurgu yapan görüşleri o günkü aktivistlerin devrimci durumuna da uygundu. Aynı dönemde Batı Marksizmi'nin önemli temsilcisi, H. Marcuse ve Althusser'in önemli eserleri çevrildi. Bu ikisi de Batı Marksizmi içinde farklı kolları temsil ediyordu. Bunları Gramsci okumaları izledi. Türkiye'deki o dönemin sosyalist parti önderlikleri, bu yeni gelen görüşlere mesafeli duruyor, fakat bir tutum da geliştiremediği için bu fikirler gelişigüzel yayılıyordu.

Sosyalist İktidar-Gelenek Çevresinin Rolü

Bu çevre de iyi okumuş yabancı dile hakim olan bir çevreydi. Bunlar da Yeni Sol ve Batı Marksizmi okumalarından esinlenerek yeni bir Leninizm yorumuna odaklandılar. Bu okumalar Ekim 1979 yılında çıkan Sosyalist İktidar dergisinde meyvelerini vermeye başladı. Bu ikinci çevrenin yorumu birinci çevreden farklıydı ve onunla daima bir çatışma içinde oldular, asıl Ortodoks yorumu kendilerinin getirdiğine inandılar. Bunların asıl odağı yeni bir Leninizm yorumu olmakla birlikte, aslında hem Marksizme hem de Marksizm ile Leninizm arasındaki ilişkiye de yeni bir yorum getirmişti. Fakat hem birincilerin yorumu hem de ikincilerinin yorumu aşağı yukarı aynı okuma kaynaklarından ve Batı Marksizminin ünlü teorisyenlerinden beslendiği için ortak özellik olarak ultra-öznelci ve ideolojinin rolünü olağanüstü bir konuma yükselten bir nitelik taşımıştı. Bu ortaklık her iki yorumun birleştiği şu ütopik sol sloganda somutlaşıyordu: geleceğin sosyalist toplumun insanını bugünden inşa etmeliyiz. İkinci çevre Batı Marksizmindeki bilimci koldan (Althusser, hümanist yoruma karşı bilimci yorumu getirmişti) bir şeyler almıştı şöyle yazıyordu: Bizim görevlerimizden biri de burada ortaya çıkıyor. Görevimiz sosyalist insanı bugünden yaratmaya çalışmaktır. Bunun yolu bilimi iktidar susuzluğu ile iktidar susuzluğunu ise bilimle bütünleştirip pekiştirmektir. Özetle Türkiye sosyalist hareketinin başlıca görevi iktidar isteyeni bilime inandırmak, bilime gönül vereni de iktidara inandırmaktır.

Ortodoks Eleştiri

 İkinci çevre o günkü Türkiye sosyalist hareketine ve TKP tarihine ve TİP'e çok radikal ve o günkü pratikten kopuk skolastik bir eleştiri de getirmişti: Önce sosyalizmi öğrenip sonra iktidar hırsı duymak, iktidar perspektifi kazanmak olanaksız, …. Bilimsel sosyalizm ancak iktidar perspektifi ile iktidar hırsı ile birlikte öğrenilebilir. İktidar hırsı yoksa.. işçi de olsak, aydın da olsak ne sosyalizmi öğrenebiliriz ne de yaratıcı olabiliriz. Kısaca iktidar perspektifi olmadan bilimsel sosyalizm olmaz. Leninizm öğrenilemez ve öğretilemez. Ve Türkiye Sosyalist hareketinin tarihi bir bakıma iktidar perspektifinin olmayışı yüzünden Marksizm limanına yanaşanların limana demir atıp Leninist tutarlılığı ve kalıcılığı sağlayamamalarının tarihidir…….  Leninizm her şeyden önce iktidar perspektifine dayanır, Leninist örgütlenme de iktidar perspektifi ile bir bütün oluşturur. …….

Burada örtük bir şekilde Türkiye sosyalistlerinin Marksizm limanında konakladığı ve Leninizm limanına bir türlü gidemedikleri ima ediliyordu

İkinci çevre, aynı şekilde Türkiye'de 1960'larda kısa bir dönem etkili olmuş olan MDDci akımdan koparak doğmuş olan siyasi parti ve gruplara da çok radikal bir eleştiri getirdi: bunlar da iktidar perspektifi olmayan, Leninist olmayı başaramamış devrimci demokrat konumda kalmış olan parti ve gruplardı.

BATI MARKSİZMİ AKIMININ KURUCULARINDAN LUKACS'IN MARKSİZME VE ONUN ÇEŞİTLİ TEORİLERİNE GETİRDİĞİ YORUM "ORTODOKS" MUYDU

Bu soruya olumlu yanıt vermek olanaksız. Kendisinin de daha sonraki özeleştirisinde ortaya koyduğu gibi, Genç Lukacs ultra-sol öznelci bir teoriyi Ortodoks Marksist yorum adına savunmuştu.

Bütünsellik prensibi, genç Marx'tan yaşlı Marx'a uzanan süreçte onun değişmeyen çizgisiydi. Fakat Lukacs, Marksizm'in özünü onun yöntemi ve Marksist yöntemin özünün de bütünsellik prensibi olduğuna inandığı için, Genç Lukacs, bütünsellik prensibini Marksizmin tamamının özü olarak düşündü. Genç Lukacs, şu ünlü ifadeyi kullanıyordu "Ortodoks Marksizm bu yüzden, Marx'ın araştırmalarının sonuçlarının sorgulanmaksızın kabulünü onaylamaz, Ortodoks Marksizm şu ya da bu teze "inanç" da 'kutsal' kitap yorumu da değildir. Tersine, onun ortodoksluğu, bilhassa yönteme ilişkindir. "4

Genç Dönem Lukacs'a göre Sınıf bilinci, ne sınıfı oluşturan tek tek bireylerin hissettiklerinin ve düşündüklerinin toplamı ne de bunların ortalaması değildir. Sınıf bilinci, çalışanların günlük yaşamlarındaki psikolojik bilinçten tamamıyla farklıdır, sınıf bilinci sadece ve sadece bütünselliğe tutku ile gerçekleşebilir. Böylece, Lukacs ve Korsch, Marksizm'in proletaryanın tarihsel konumu üzerine teorisini, proletaryanın sınıf bilincinin yaşamsal önemi tezi ile revize etmişlerdi.

YARI OLGUN LUKACS'TAN GENÇ LUKACS'IN ÖZELEŞTİRİSİ: Ultra-sol öznelci eylemcilik

Yarı-olgun Lukacs 16 yıl sonra şu özeleştiriyi yapmıştı: 1919-20 Macar Devrimi… bana çok keskin bir şekilde her türlü sendikalist teorinin geçersizliğini bana gösterdi (Devrimde partinin rolü). Fakat daha uzun bir dönem boyunca benim içimde ultra-sol öznelcilik benim düşüncemde yaşamaya devam etti. Örneğin. Parlamentarizm tartışması(1920), 1921'de Mart Eylemleri konusunda söylediklerim…

Bu benim, her şeyden önce diyalektiğin materyalist yönünü gerçekçi ve doğru bir şekilde anlamamı engellemiştir. Onun, kapsamlı felsefi anlamını kavramamı engellemiştir. Tarih ve Sınıf Bilinci(1923) kitabım, bu geçişi çok açık bir biçimde ortaya koymaktadır. Burada, bilinçli bir şekilde Hegel'i Marx'a dayanarak aşmaya ve içererek aşmaya çalışma çabama rağmen, diyalektiğin en kritik sorunlarında idealist yaklaştım. Örneğin. Doğa ve diyalektik ilişkisi ve yansıma teorisi vb'ni söyleyebilirim. Ultra-sol öznelci eylemciliği inorganik bir biçimde hala o günlerde vazgeçmemiş olduğum Luxemburgçu birikim teorisi ile harmanlamaya çalışmıştım.(Marx'a Giden Yolum, 1933)

BİR SORU DAHA: STALİN ORTODOKS MUYDU?

Bugün sosyalizmin inşası ile ilgili teorilerle ve pratiklerle ilgilenen herkesin şu soruyu sorması gerekir. Stalin, Lenin'in Rusya'da sosyalizmin inşası üzerine özellikle son günlerinde ve 1921 Ekim den itibaren ve son nefesine kadar son 3 yılı içinde geliştirdiği yaratıcı teorik ve pratik arayışlarını incelerken ve uygularken ortodoks muydu? Stalin neden Lenin'in Rusya'da sosyalizme geçiş süreci ancak ve ancak dolaylı yoldan ilerleyen bir süreç olmalıdır görüşünü 1928-1929 yılında revize etti, ve sosyalizme doğrudan geçiş yoluna girdi? Yaygın kanaate göre Stalin Leninizm'in Ortodoks öğrencisi idi.  Fakat pratik onun tamamen farklı bir yol izlediğini gösterdi. Yeni koşullar yeni bir yol gerektiriyor savunusuyla, Rusya'da sosyalizmin inşasını Lenin'den tamamen farklı bir yola soktu. Daha sonraki uzun vadeli pratikte Rusya'nın ve dünyanın gerçeklerine uymadığı kanıtlanan yepyeni bir modelin kurucusu oldu. Bu nedenle Ortodoksum diyenlerin teori ve pratiklerine oldukça titiz yaklaşmak gerekir.

MARKSİZM VE TEORİ VE PRATİK YÖNLERDEN YENİLİKÇİLİK

Teori ile pratik arasındaki diyalektik ilişkiyi ortaya koyan ilkeyi iyi kavramalıyız, bu ilkeye göre  her zaman  pratiğin öncelikli konumunu kabul etmeli ve —pratiğin oluşturduğu temel üzerinde—teorik yenileşmeyi teşvik etmede ısrar etmeliyiz. Bu anlamda Marx'ın pratik görüşü, Marksist felsefenin asıl çekirdeğini teşkil eder. Pratik bilgiyi belirler ve aynı zamanda pratik bir yandan bilginin hem kaynağı ve itici gücü, diğer yandan bilginin hedefi ve nihai amacıdır.

Öte yandan teori, pratik üzerinde karşı etkide bulunur– doğru teori doğru pratiğe yol verir, öte yandan yanlış teori, hatalı pratiğe yol açar. Teori ve pratiğin birleştirilmesi sorunu, tüm Marksistlerin ana tartışma odağı olmuştur.

Kitaplardan bilgi edinmek hiçbir şeye yetmez. Sadece pratik aracılığıyla daha derin bir anlayış kazanabiliriz. Girişimlerimizi geliştirmek için en temel yol, pratikten kazandığımız bilgiye dayanmaktır. Marksistler, daima teorik çalışmaya önem verir ve teorinin pratiğe uygun ve pratik ile uyumlu olması gerektiğini vurgular. Teori, pratikten koptuğu takdirde katı bir dogma haline gelir; canlılığını ve ruhunu kaybeder. Doğru teorinin rehberliğine sahip olmayan bir pratik "gece yarısı kör bir at üstünde derin bir göle doğru yaklaşan bir kör adama" benzetilebilir.  Bir teori, nesnel yasaları ne kadar derin ve kapsamlı bir biçimde ortaya koyabilirse, bu teorinin, Marksist partinin inşasına, toplumsal gelişime ve toplumsal devrime önderlik etme gücü de o ölçüde daha fazla olacaktır.

Sosyalizmi savunmak ve toplumdaki sosyalist akımı güçlendirmek için teorinin rolüne büyük bir önem vermeli, var olan teorilerimize olan güveni artırmalı ve stratejik kararlılığımızı güçlendirmeliyiz.

YENİLEŞME NASIL OLMALI?

Xi Jinping son günlerde yazdığı bir yazıda şu ifadeleri kullanmıştı: Tekrar tekrar birçok pratiklerimiz içinde temelinde ve gerçeklikle karşılaştırma temelinde üretmiş olduğumuz doğru teorilerimizi bir kararsızlık ve tereddüde düşmeksizin savunmalıyız. Pratiğin sınırları olmadığı gibi, teorik alanda yenileşmenin de sınırları yoktur. Eğer Parti'nin ve halkın üstlendiği büyük dava ve girişimleri kesintisiz şekilde ilerletmek istiyorsak, öncelikle teorik alanda gelişimi güçlendirmeliyiz. Değişen zamanımıza ve pratikteki yeni gelişime uygun olarak, düşünce ve kavrayışlarımızı derinleştirmeli, geçmiş deneyimlerimizden öğrenmeli ve teorik alanda yenileşmeleri başarmalıyız. Doğru teorinin bize yol göstermesi ile pratik içinde yeni arayışlar geliştirme arasındaki diyalektik birliği savunmalı, diğer yandan teorik alanda yenilik ile pratik alanda yenilik arasında olumlu bir etkileşim sağlamalı, bu yolla  21. yüzyıl Çin'i için Marksizmi geliştirme çabalarımızı bu diyalektik birlik ve etkileşim temeli üzerinde yükseltmeliyiz. 

Yorum Bırakınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.