Ömar Mardini: Kürt Tarihi ve Irak Kürtlerinin Bugünkü Sıkışık Durumu

Irak'taki Kürt Bölgesel Hükümeti Zorluklar İçinde Kazanımlarını Korumaya Çalışıyor

Irak Kürtleri Kendi Ulusal Çıkarları İle ABD'nin Bölgesel Çıkarları Arasında Sıkışmış Durumda

Irak'ta Araplar ve Kürtler Arasında Karmaşık Uzlaşma Süreci

Ömar Mardini- Lübnan KP

Kürtler, Batı Asya'da yaşayan eski bir millettir ve Güneybatı Asya'daki Kürdistan bölgesinin temel sakinleridir. Kürtlerin toplam nüfusu 30 milyondur ve Kürtler ağırlıklı olarak Türkiye, Suriye, Irak ve İran'da dağılmıştır. Kürtlerin Bir kısmı Azerbaycan, Ermenistan, Batı Avrupa, Rusya, İsrail vb.ülkelere dağılmıştır. Kürtler, Araplar, Türkler ve Farslardan  sonra Orta Doğu'daki en büyük dördüncü nüfustur. Kürtler aynı zamanda dünyada devleti olmayan uluslar arasında en kalabalık olanıdır.

Kürt Ulusal Kahramanı Şeyh Ubeydullah 1880-1882 tarihleri arasında Osmanlı-İran sınır bölgesinde bağımsız bir Kürt devleti kurmak amacıyla isyan etmişti. Şeyh Ubeydullah  aşiretlerden topladığı silahlı güçlerle Türkiye'nin doğusu ve güneydoğusunda ve İran'ın kuzeybatısında büyük çaplı isyanlar yürütmüş ve kurtuluşa ve bağımsızlığa kadar savaş sloganını ortaya atmıştı. Bu ayaklanma Osmanlı ve İran Hanedanı işbirliği ile bastırılmış, fakat Kürtler arasında milli bağımsızlık tohumları ekilmişti. Genel kabul gören görüşe göre Irak'taki  Kürt meselesi 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkmıştır. İngiliz sömürgeci emperyalistlerin  yönetimi altında olan Iraklı Kürtlerin milliyetçi bilinci hızla gelişti.

İngiliz emperyalistleri Arapları ve Türkleri kontrol etmek ve dengelemek için Musul'daki Kürtleri güçlerini geliştirmeleri için teşvik etti. İngilizler Süleymaniye'nin siyasi statüsünü iyileştirmeyi amaçlamış, Kürtçeyi bu şehrin resmi dili olarak belirlemiş ve Kürtçe gazetelerin yayınlanmasına izin vererek Kürt milliyetçiliğinin gelişmesi için fırsatlar yaratmıştır."

1945 yılında Sovyetler Birliği'nin desteği ile kısa bir ömrü olan Mahabad Cumhuriyeti'nde Kürdistan Demokrat Partisi kuruldu, bu partinin Irak ve İran olmak üzere iki kolu vardı.

Diğer yerlere kıyasla Irak'ın Kürt bölgesinde eğitim seviyesi yüksekti, ekonomisi nispeten gelişkindi ve milliyetçiliği oldukça aktiftir. Kürt kimliği gelişmeye ve güçlenmeye devam ettikçe, ulusal bağımsızlık talepleri de giderek artmıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı'nın bitiminden sonra, ABD Başkanı Wilson'ın savunduğu "On Dört Nokta" çerçevesinde Kürt milliyetçiliği daha da hızlı gelişme alanı bulmuştur. Bütün Kürt ulusal hareketleri ve Kürt partileri için Sevr anlaşması çok önemli olmuştur çünkü, bu uluslararası anlaşma savaşta yenilen Osmanlı imparatorluğunun topraklarını paylaştırmış, Osmanlı boyunduruğu altındaki Ermenilerin ve Kürtlerin bir vatan sahibi olmasını benimsemişti. Böylece tarihte ilk kez bağımsız bir Kürt devletinin temelleri bu anlaşmada atılmıştı.   

 TÜRK ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI EMPERYALİST HESAPLARI DEĞİŞTİRMEYE ZORLADI

Ancak daha sonra Türkiye'nin iç durumunda meydana gelen büyük değişim nedeniyle Sevr Antlaşması'nın yerini Lozan Antlaşması almıştır. Böylece Kürt bölgesi büyük güçlerin oyununun kurbanı oldu ve bağımsız bir ülke kurma hayali suya düştü.  1930'daki İngiliz-İran Antlaşması Kürtler arasında güçlü bir memnuniyetsizlik yarattı ve ulusal uyanışın hızı oldukça arttı. 1946'da Kürt Demokrat Partisi kuruldu ve bu parti Kürt özerklik ya da bağımsızlık hareketine örgütsel güç sağladı ve Irak hükümetiyle ilişkilerde daha güçlü bir konuma sahip geldi. KDP başından beri radikal bir şekilde bağımsızlığı savunmamış, ancak birleşik bir Irak devleti çerçevesi içinde Kürtler için çeşitli eşit haklar arayışına ve bunların uygulanmasına vurgu yapmıştır. 1950'lerde büyük petrol kaynaklarının keşfi ve işletilmesiyle birlikte Irak toplumundaki temel çelişki aşiret çatışmalarından sınıf çatışmalarına kaymıştır. Kürt Demokrat Partisi bunu kırsal ve alt sınıflar içinde gücünü ve etkisini güçlendirmek için kullandı.

Kürt Demokrat Partisi'nin Tarihi Rolü

Irak lideri Kasım'ın 1958'deki ilerici darbesiyle birlikte Kürtlerin kaderi yeni ve olumlu bir dönemece girmiş gibi görünüyordu. Ancak, bu iyi günler uzun sürmedi. Toprak paylaşım politikasındaki belirsizlikler ve düşüncelerdeki farklılıklar nedeniyle Arap Kasım hükümeti ile KDP arasındaki işbirliği ilişkisi hızla bozuldu, ancak bu sırada KDP artık eskisi gibi dağınık ve zayıf değildi. Kürtlerin ulusal kimlik ve özerklik talepleri konusundaki bilinçleri artık daha belirgin ve ön plandaydı. Sadece kendi güçlerinin farkına varmakla kalmadılar, aynı zamanda hedefleri konusunda da netleştiler. Baas Partisi yeniden tekrar iktidara geldikten sonra durum tekrar tersine döndü. Irak hükümeti, artık belli bir miktar özerklik verme vaadinden sıkı bir kontrol politikasına, yani yumuşak bir politikadan sert bir politikaya doğru bir politik ayarlamayı benimsemişti.

Bu değişimi Mart Deklarasyonu (1970) ve Kürdistan Özerklik Yasası (1974) izlemiştir. 1970 Mart Deklarasyonu, Kürdistan Demokrat Partisi ile BAAS (Yeniden Doğuş Arap Sosyalist Partisi) arasında görüşmeler sonucu kabul edilmişti. Bu Deklarasyon, KDP adına Mustafa BarzaniBAAS adına Saddam Hüseyin El-Tikrıti imzası ile aynı anda, hem Kürdistan'ın Sesi radyosundan, hem de Bağdat radyosundan yayınlanmıştı. Bu antlaşma, Kürdistan'a bir özerk yönetim getirecek, bunun için öngörülen düzenlemeler, 4 yıl içinde gerçekleştirilerek, 11. Mart 1974'e kadar tüm antlaşma hükümleri yerine getirilmiş olacaktı.

11 Mart 1974'te, bu antlaşmanın bazı bölümlerini değiştiren ve bazı bölümlerini tümden kabul etmeyen, kısıtlı bir özerklik yasası çıkarıldı, KDP tarafından kabul edilmeyen bu yasadan sonra iki taraf arasında savaş bütün hızıyla yeniden başlamıştır ve devam etmişti.  Baas Partisi hükümetinin yaptığı bu zigzag Kürtleri tamamen kızdırmış ve Kürtlerin ABD ile İran tarafından desteklendiği geniş çaplı bir silahlı isyan patlak verdi. Ancak 1975'te (Algiers) Cezayir Anlaşması'nın imzalanmasıyla Kürtler İran'ın desteğini kaybetmiş ve ABD'den gelen maddi destekten de mahrum kalmıştır.

IRAK NEDEN İRAN'IN AĞIR KOŞULLARINI KABUL ETMEK ZORUNDA KALDI

 1960'ların ortalarından 1970'lerin sonlarına kadar İran en parlak dönemini yaşarken, Irak Kürt isyancı güçlerle bir yıpratma savaşının içinde zor duruma düşmüş ve sıkışıp kalmıştı. Nisan 1969'da İran, 1937 İran-Irak sınır anlaşmasını tek taraflı olarak feshetti ve Iraklı Kürt isyancı güçleri destekledi, finanse etti ve silahlandırdı. İran'ın aktif desteğiyle Iraklı Kürt silahlı kuvvetleri hızla büyüdü ve Irak hükümet güçleriyle giderek daha büyük ölçekli çatışmalarda üstünlüğü ele geçirdi. Irak ordusu ağır kayıplar verdi ve bu da rejimin istikrarını doğrudan etkiledi. Irak giderek büyüyen bu sorunu çözmek için İran'a Toprak ve sınır tavizleri vererek 1975'te (Algiers) Cezayir Anlaşması'nı yapmak zorunda kalmıştı.  Aynı dönemde Irak Türkiye'ye de taviz vererek Türkiye'nin Irak topraklarında askeri operasyon yapma hakkını elde etmişti. Bu anlaşmadan sonra Kürt ulusal hareketi eşi benzeri görülmemiş bir krizin içine düştü. Bu ağır anlaşma koşulları daha sonra 1979'da 8 yıl süren İran-Irak savaşına yol açmıştır.

Kürdistan Demokrat Partisi'nin Bölünmesi ve Kürt Yurtseverler Birliği Partisi'nin Doğuşu

Daha da vahim olanı, bu hamlenin KDP içinde de bir bölünmeye yol açması ve sosyalist eğilimli sol bir parti olan Kürt Yurtseverler Birliği'nin kurulmasıdır. Irak'ta bir "Kürt sorunu" şüphesiz vardı fakat, İran ve ABD'nin müdahalesi ya da müdahil olması nedeniyle "Kürt sorunu" bölgesel ve uluslararası bir hal almaya başlamış ve Kürtlerin sömürülme ve ezilme kaderinden kurtulmasını daha da zorlaştırmıştır. 1988 yılında Saddam, Irak Kürtlerine karşı dünyayı şoke eden acımasız "El-Enfal Operasyonu "nu gerçekleştirdi. Bu saldırı Kürtler arasında Halepçe Katliamı veya Halepçe'ye zehirli gaz saldırısı olarak bilinir. İran-Irak Savaşı sürerken Saddam Hüseyin'in, 1986-1988'de Irak'ın kuzeyinde Kürtlere karşı düzenlettiği El-Enfal Harekâtı adlı başkaldırıyı bastırma operasyonunun bir parçasıdır. Kanlı Cuma olarak da bilinen bu ağılı gaz saldırısı Kürt halkına karşı yapılmış bir katliam olarak kabul edilir. Irak, ardından 1990'da Kuveyt'i işgal etti ve bu da Kürt ulusal hareketinin yeni bir katalizörü oldu.

Kuveyt'in işgaliyle başlayan Körfez Savaşı'nda Saddam Hüseyin'in yenilgiye uğramasının ardından Irak içinde kızgınlık arttı. Kürt ulusal hareketi bu durumdan faydalanmaya çalıştı ancak başarısız oldu. 1991 tarihli Birleşmiş Milletler "688 sayılı kararı" Irak Kürt sorunu için bir dönüm noktası olmuştur. "688 sayılı Karar" Birleşmiş Milletler'in üye devletlerin içişlerine müdahale etme hakkını vurguluyor ve Irak'tan özellikle Kürt bölgesindeki vatandaşlarına yönelik baskılara son vermesini talep ediyordu. Kararda ayrıca Irak'ın kuzeyinde 36 Kuzey Enleminde uçuşa yasak bir güvenlik bölgesi oluşturulduğu da duyuruldu.

Ara başlık Amerika ve Batı Sovyetler Birliği'nin Dağılmasından Sonra Kürtlere Büyük Siyasi Yatırım Yaptı

BM kararı Ardından İngiltere, ABD ve diğer ülkelerin öncülüğünde resmi olarak bir "uçuşa yasak bölge" oluşturuldu. Uçuşa yasak bölgenin ortaya çıkması, Kürtlerin İngiltere ve ABD'nin koruması altında "özerklik" uygulamasına olanak sağlamıştır. Öte yandan, Uçuşa yasak bölgenin ortaya çıkması Irak federal hükümetinin Kürt bölgesi üzerindeki kontrolünü tamamen kaybetmesine ve sadece kağıt üzerinde egemenlik sürdürmesine de neden oldu.

Kürtler Irak'ta "devlet içinde devlet" haline geldi: Böylece ABD ve Batılı Güçler ile Kürtler Arasında Güçlü Bağların Oluştu

Bu tarihsel noktada Irak Kürt ulusal hareketi ABD ve Batılı güçlerle işbirliği yaparak önemli bir zafer elde etmiştir. Böylece ABD ve Batılı Güçler ile Kürtler Arasında Güçlü Bağların Oluşması durumu ortaya çıkmış ve bu durum bugün de etkili bir şekilde devam etmektedir. Aynı zamanda 1980'lerin ikinci yarısından itibaren Batılı burjuva liberalizmi ve Postmodern görüşler 4 ülkedeki Kürtler arasında yayılmaya başlamıştır.  ABD önderliğinde tek kutuplu dünya düzeni tüm bölge ülkelerinde liberalizmi ve Postmodern görüşleri ve  Postmodern kimlik politikalarını güçlendirdi. Saddam Hüseyin rejiminin ABD tarafından devrilmesinin ardından Irak'ın nasıl yeniden inşa edileceği savaş sonrası yeni bir mesele haline geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı daha 2002 yılında Irak'ın yeniden inşası için plan yapmaya başlamış ve "Irak için Gelecek Planlaması" adlı bir plan önermişti.  "Irak'ta Demokratik Geçiş" adlı ABD raporunda federalizmin yeni Irak siyasi sisteminin temeli olması gerektiğinden bahsedilmekteydi. Dönüşüm sürecinde federalizm aynı anda hayata geçirilmezse, gelecekteki Irak demokratik olmayacaktır.

ABD, kendi ulusal güvenlik kaygıları ve "dünyaya demokrasiyi yayma idealini benimseyen demokratik barış teorisine" olan inancı temelinde bölgede demokratikleşme projesini daha da ilerletmiş ve genişletmiştir. ABD, Irak'taki dönüşümü Orta Doğu'da bir "demokratikleşme hareketi" başlatmak ve "Irak'ı Müslüman-Arap dünyasında bir demokrasi modeli haline getirmek" için bir fırsat olarak kullanmak istiyordu."  ABD de bunu terörizmin temel nedenlerini ortadan kaldırmak ve nihayetinde Orta Doğu'da ABD'nin bağımsız önderliği altında uzun vadeli barış ve istikrarı sağlamak için en iyi araç olarak kullanmak istemişti.

 Bu açıdan bakıldığında, demokrasi ve federalizmin Irak'a benimsetilmesi kaçınılmaz görünmekteydi ve asıl sorun, buna karşı direncin nasıl azaltılacağı ve tüm tarafların desteğinin nasıl kazanılacağı idi. O günlerden bu yana Amerikan demokrasisinin ihraç edilmesinin önemli bir yönü olan federalizm, Irak'ın siyasi düzenlemesinde önemli bir rol oynamaktadır:

FEDERAL ÇÖZÜMÜN ARDINDAKİ HESAPLAR

Birincisi, Irak'taki üç büyük siyasi-kültürel grubun gücünü bölüp dağıtarak ABD'nin Irak'taki durumu kontrol etmesini kolaylaştırmak ve Kürtlerle İşbirliğini daha da ileri taşımak.  Amerika'ya göre Yeni Irak'ın eski siyasi sistemden farklı olmayan merkezi bir sistem olması halinde, ABD'nin güvenliğine yönelik potansiyel tehditler ve gerçek tehiditler daha fazla olacaktı.

İkinci olarak, ABD'nin Orta Doğu'daki siyasi düzenin inşasındaki rolünü ve konumunu pekiştirme doğrultusunda güçlü dostlara sahip olduğu Kürt bölgesindeki statükonun korunmasına yardımcı olacaktı.

Kürt bölgesindeki durum, komşu ülkelerin siyasi ekolojisini ve bölgesel istikrarını doğrudan ilgilendirmektedir. Tüm bölge yeniden istikrarsızlaşırsa, zaten biraz yorgun ve gücü zayıflamış olan ABD bunu görmek istemiyordu.  

Üçüncü olarak, Irak'ta federalizm uygulaması ABD'nin risklerini azaltacaktı. Irak'ın merkeziyetçi bir devlet sistemi olarak yeniden inşasına karşı gösterilen direnç, hem Kürtlerin hem de Iraklı Şiilerin daha önceki otokratik siyasi sistemle ilgili süregelen korkularından kaynaklanmaktadır.  

Dördüncüsü, ABD ile kurumsal, siyasi ve kültürel bağları olan yeni bir federal Irak'ın kurulması, Amerikan yanlısı bir siyasi rejimin gelişmesine yardımcı olacaktı.

Irak'ta Federal siyasi düzenlemelere ilişkin farklı görüşler

Ancak Irak içinde federal düzenlemelere ilişkin farklı görüşler bulunmaktadır. Kürtler federalizmi en aktif olarak savunan gruptur. Federalizmi kendi çıkarlarını korumak ve Irak'ın siyasi yapısı içinde kalmak için bir ön koşul olarak görüyorlar ve karşı tarafları çeşitli tavizlere zorlamak için bağımsız devlet sopasını kullanıyorlar: Federalizm olmazsa Kürt bölgesi ayrılmaya doğru gidebilir.

 Irak'ta en kalabalık dini mezhep olarak Şiiler kesinlikle daha fazla siyasi güç kazanmayı ummaktadır. Irak'ta en büyük nüfusu oluşturan Şii Araplar, Sünni Arap grubun devleti ele geçirme yaklaşımına karşı her zaman temkinli olmuşlar ve federalizmi merkezi hükümetin gücünü kötüye kullanmasını kısıtlamanın bir yolu olarak görmüşlerdir. Federalizme muhalefet, Irak'ta uzun yıllar boyunca devlet iktidarının merkezi çekirdeğini elinde bulunduran ve merkezileşmeyi güçlendirerek devlet mekanizmasını kontrol etmeyi talep eden Sünnilerden geliyor. Garip olan şu ki, bazı araştırmalar halk içinde Irak'ta federal siyasi çözüme desteğin aslında yüksek olmadığına işaret ediyor. Ülke genelindeki Iraklıların %69'u anayasa yoluyla 'güçlü bir merkezi hükümet' kurulmasını desteklerken, sadece %22'si 'yerel federal yönetimlerin güçlendirilmesini' destekliyor. Şii dinine bağlı olanların çoğunlukta olduğu güney Irak bölgelerinde bile halkın sadece %25'i federalizmi desteklerken, %66'sı federalizmi reddetmektedir. Bu rakamlar, bazı akademisyenlerin Irak'ta yaşandığına inandıkları durumu bir ölçüde yansıtmaktadır. Bir araştırmacıya göre "Irak'ta federal devlet ABD- Irak savaşından sonra kurulabilmiştir çünkü Irak'ın sisyasi güçleri "sadece ABD liderliğindeki 140.000 askerin dahil olduğu koalisyon devletlerinin gücünün baskısı altında ABD tarafından önerilen planı kabul etmek zorunda kalmıştır."

Bugün Kürtler için temel çıkarlarını doğrudan ilgilendiren üç başlık var:

Bunlardan biri Kürt bölgesinin mevcut statüsü, diğeri Kerkük gibi çeşitli tartışmalı topraklar ve bölgeler meselesi ve üçüncüsü de Kürt silahlı kuvvetlerinin geleceği meselesidir. Kürtlere göre yeni federal Anayasal tasarım bu üç başlığa önem vermelidir.

2004 yılında, kalıcı bir anayasa oluşturulmadan önce, ABD önderliğindeki askeri koalisyonun geçici siyasi yönetimi, Irak'ın savaş sonrası iç düzenini korumak için "Geçici Yönetim" Yasasını formüle etmiştir. Bu yasa, Kürtlerin yukarıdaki taleplerine uygun olan anayasal hükümler getirmiştir.

KÜRTLERİ KORUYAN GEÇİCİ ANAYASAL DÜZEN

Örneğin: Kürtçe ve Arapça'nın Irak'ın resmi dilleri olarak tanınması; Bölgesel Kürt Yönetimi'nin Duhok, Erbil, Süleymaniye, Kerkük, Diyala ve Enneve vilayetlerinin Kürt bölgesinin resmi hükümeti olarak kabul edilmesi.

Bölgesel Kürt Yönetimi, merkezdeki federal hükümete ayrılmış olan yetkilerin dışında şu işlevleri yerine getirecektir: polis gücü ve bölgesel güvenlik üzerindeki kontrolü elinde tutacak; bölgede vergi koyma yetkisine sahip;

Bölgesel Kürt Yönetimi, Bağdat merkezdeki federal hükümetin koyduğu yasaların (münhasır yetkiler hariç) Kürt bölgelerinde uygulanıp uygulanmamasına karar verme hakkına sahiptir. Geçici Anayasa'da öngörülen "geçiş dönemi" boyunca Irak Kürt bölgesi sadece ismen bağımsız bir bölge haline gelmiş gibi görünüyordu.

Doğal olarak, kalıcı bir anayasanın oluşturulması sürecinde, Kürtlerin bu yetkilerinin gözden geçirilmesi veya revize edilmesi söz konusu olmuştur. Araplar, kalıcı anayasanın Geçici Yönetim Yasası'ndaki federalizmi ve Geçici Anayasa'daki Kürt bölgesine ilişkin maddelerin aynen devam etmesine itiraz etmişlerdir. Araplara göre böyle bir gevşek federal devlet yapısı ve Kürt özerkliği düzenlemesi Irak'ın birlikten bölünmeye doğru gitmesine yol açacaktır.

Arap siyasi güçler Merkezi ve yerel yönetimler arasındaki güç ilişkisini yeniden düzenleme, yani merkezileşmeyi güçlendirme eğilimindedirler. Aslında ABD'nin tutumu da Irak'ın birliğini korumak ve Kürt bölgesinin özerkliğini güvence altına almak yönündedir. Kürtlerin doğrudan bağımsızlık istemesi ihtimali zayıftır ve genellikle en iyi yol diğer iki grupla pazarlık yapmak olarak görülmektedir. Fakat, pek çok Arap sadece federalizme değil, aynı zamanda Kürtlerin Toprak ve yetki alanlarının genişlemesine de karşı çıkmaktadır.

Iraklı Arap liderler ve kuzey Irak'taki diğer etnik azınlıkların çoğu (Türkmenler ve diğerleri) ve hatta Türkiye, İran ve Suriye gibi Irak'a komşu ülkelerin hükümetleri, "Kürtlerin çok ileri giden taleplerinin" Irak'ın bütünlüğünü tehdit ettiğine inanıyor. Bu koşullar altında, Kürt siyasi güçleri bir yandan özerk statülerini koruyarak diğer yandan federal bir Irak için çaba göstermek istiyorlarsa, kalıcı bir anayasa oluşturma sürecinde bazı Arap partilerin desteğini kazanmak amacıyla bazı tavizler vermek zorunda kalabileceklerini düşünüyorlar. Bu uzlaşma temel olarak "petrol doğal kaynaklarının yönetiminin kontrolünün hala merkezi hükümetin ait olduğunun kabul edilmesinde" kendini göstermektedir.

Merkezi Hükümete ayrılmış yetkilerinin yanı sıra ihtilaflı topraklarda 'normalleşmenin' sağlanmasına yönelik uzlaşma, ilgili üç grubun gelecekteki statülerine ışık tutmaktadır. Bu şekilde Kürtler ve Araplar kalıcı bir anayasanın temel başlıklarında uzlaşmaya vararak kalıcı bir anayasa oluşturmuş görünüyor. Son referandumla Irak'ta Federal Devlet Statüsünün temelleri atılmıştır. Kürdistan'ın federal bir sistemin parçası olarak var olmasını ve Arapça ile Kürtçenin iki resmi dil olarak kullanılmasını öngören yeni bir Irak anayasası ilan edildi ve uygulamaya konuldu.

25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürt Özerk Bölgesi'nde Kürt Demokrat Partisi'nin bir siyasi hamlesiyle "bağımsızlık" referandumu yapıldı. Bu hamle konusunda uzmanlar farklı görüşler ileri sürüyor. Kürt Demokrat Partisi'nin gücünü pekiştirmek için böyle bir hamle yaptığını savunanlar var. Her ne kadar resmi haber ajansı referandum sonuçlarının yüksek bir oyla yasal eşiğe ulaştığını duyursa da bu referandum Irak'ın bölünmesini tetiklemedi.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir