Okuyan Mı Okumayan Mı? Okuyan TÜSİAD'ı Sokağa Çıkmaya Çağırıyor: TÜSİAD Bugünkü İktidarın Ekonomi, Dış Politika ve Hatta İç Politika Alanındaki Tercihlerine Onay Veriyor

Kemal Okur

Haber Sol'un başyazarı, işçileri uyarıyor TÜSİAD partisinin "demokrasi, özgürlük ve de laiklikten" söz etmesine inanmayın. "Oysa bir siyasi parti olarak hareket ettikleri için söylüyorum, TÜSİAD ve benzeri patron örgütleri Türkiye'nin en tehlikeli siyasi partileridir. Toplumun önemli bir kesimi hâlâ Türkiye'deki sorunların……….tek başına Erdoğan'dan kaynaklandığını sanıyor. Sermayeye büyük hizmetleri olan Erdoğanlı yılların uzamasının bugünkü düzenin inandırıcılığına zarar vereceğini düşünen patronların sayısı da artıyor."  

Okuyan, TÜSİAD raporunu okumuş ama görmek istediği gibi okumuş ve şu sonucu çıkarmış: TÜSİAD'ın geçenlerde hazırladığı uzun rapor, aslında Erdoğan'a karşı bir içeriğe sahip değil. Tersine TÜSİAD bugünkü iktidarın ekonomi, dış politika ve hatta iç politika alanındaki tercihlerine onay veriyor.

Gerçekten TÜSİAD İktidarın Politikalarına Onay Veriyor Mu?

Daha önce Okuyan bir yazısında TÜSİAD aynı anda hem iktidarı hem muhalefeti destekliyor demişti. Şimdi TÜSİAD onaylıyor mu görelim:  TÜSİAD, 21 Ekim 2021'de yaptığı toplantıya Türkiye kökenli önemli bir neoliberal profesörü davet etti, Daron Acemoğlu. Daron Acemeoğlu'nun konuşmasının manşeti şuydu:  "demokrasilerin ülkelerin ekonomik anlamda büyümesine çok olumlu bir etkide bulunur…. Diktatörlükler hiçbir zaman gönüllü olarak kendi başlarına gitmiyorlar."  "Ekonomik krizler çoğu zaman demokrasiye yol açıyorlar." Türkiye'nin potansiyeli büyük. Türkiye'nin, doğru kurumları kurduğu zaman, insan kaynaklarına, teknolojiye, bilime ve özellikle insan haklarına tahakküme son veren adalete önem verdiği zaman çok hızlı büyümesi mümkün."   Basına sızdırılan haberlerde şunlar yazıldı:  Daron Acemoğlu'nun, geçen Ağustos ayında hem CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nu hem de Deva Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ı ziyaret etmişti. Daron Acemoğlu'nun Deva Partisi'ne katılacağı da ileri sürülmüştü.

TÜSİAD: Avrupa Birliği Artık Türkiye'den Aday Ülke Olarak Bahsetmiyor

TÜSİAD lideri Simon Kawlowski hükümetin dış politikasını şöyle eleştirdi: "Bizim gelecek nesillere sorumluluğumuz, ülkemizi bu kritik kavşakta dünya ile aynı dalga boyunda tutmak ve o şekilde ilerletmektir. Dünyadan kopuşun maliyeti hayli yüksek ve hasarı geri döndürülemez olacaktır."… "Yıllardır zirve sonuçlarında, Türkiye'den aday ülke diye bahsetmeyen Avrupa Birliği Komisyonu'nun son idari şema değişikliklerinde Türkiye'yi güney komşu kategorisinden Orta Doğu-Kuzey Afrika masasına almış olduğunu derin bir üzüntü ve tepkiyle karşılıyoruz!"

Okuyan herhalde bu dalga boyunun ne olduğunu okuyabilir. TÜSİAD Daron Acemoğlu'na "Geleceği Hep Birlikte Yeni Bir Anlayışla İnşa Edelim" başlıklı bir rapor sipariş vermiş. Bu raporda kurumsal reform önerileri var: Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının sağlanması… Çoğulcu ve katılımcı demokrasinin güçlendirilmesi; bütün vatandaşlar için tüm hak ve özgürlük alanlarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi standartlarında geliştirilmesi, siyasette ötekileştirme, ayrımcılık ve nefret söylemleri ile mücadele edilmesi,…. Kuvvetler ayrılığını güçlendirmek için denge ve denetleme mekanizmalarıyla birlikte aynı zamanda yargısal denetimin güçlendirilmesi….. TÜSİAD'ın diğer bir önemli lideri Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan da şu vurguları yaptı:  uluslararası mali sermayenin ve kendi bankalarının en önemli talebini de dile getirdi: "piyasa ekonomisinin kurum ve kurallarını güçlendirmek ve başta Merkez Bankası olmak üzere düzenleyici kurumların bağımsızlığını tartışma dışı bırakacak biçimde tesis etmek gerekir"….."büyümenin sadece hızlı değil, aynı zamanda istihdam yaratan, yeşil ve adil bir büyüme olması gerekir."

Türk Lirasının Değeri Düşüyor: Mutluluk ve Huzurumuz Azaldı

Cari dış açık ve bütçe açığına…. liyakatlı kadro açığı…. da ekleniyor. Düşen sadece TL'nin değeri değil…ihracatımızda yüksek teknolojili ürünlerin payı da düşüyor, mutluluk ve huzurumuz da azalmış durumda. Sadece makroekonomik dengesizlikleri değil, bölgesel kalkınma farklılıklarını ve gelir dağılımı bozukluklarını da gidermek istiyoruz. Faizi ve enflasyonu… azaltmak gerekiyor. Üretimin, tüketimin, yatırımların artmasına ihtiyaç duyduğumuz kadar, hak ve özgürlük alanlarının genişlemesine de ihtiyaç duyuyoruz.  Kısacası, daha güzel bir gelecek istiyoruz. Tıpkı, Okuyan'ın dediği gibi eski günlerdeki ülkenin sahibi tavrıyla yapılan yüksek perdeden bir muhalefet söz konusu.

TÜSİAD lideri devam ediyor: Daha güzel bir gelecek sorunu, 80 milyonun iradesiyle ortaya çıkacak, yani konuşmacı seçimlere işaret ediyor. Ben „kurumlar arasında özellikle laikliğe ve demokrasiye vurgu yapmak istiyorum". "Herkesin katkısını almak, kimseyi dışarıda bırakmamak ancak demokrasi ve laiklik ile mümkün olabilir. Laiklik de ruhban sınıfının toplum üzerindeki kıskacını ortadan kaldırmış, özgürlük ve eşitliğin önünü açmıştır. Türkiye'nin de modernleşme sürecinde laiklik adeta ülkenin ve demokrasinin çimentosu olmuştur. 100 yıl önce cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk ve arkadaşlarının modern dünyanın üyesi olmak doğrultusunda atmış oldukları geri dönülemez kararlı adımda en önemli ilke laikliktir."  "Sorunlarımızı geleceğe öteleyerek devam etme şansımız kalmadığı bir noktadayız. Çünkü o gelecek artık geldi." "Değişim ihtiyacının farkına varmalıyız." "13 yıl sonra kişi başına gelirimiz 2007 seviyesinin dahi altına düştü. İşsizlik oranımız % 22 gibi oldukça yüksek bir seviyede, Dünya Adalet Projesi hukukun üstünlüğü endeksinde 139 ülke içinde 117. sıradayız. Bu tabloya baktığımızda bizim yeni bir Kalkınma anlayışına duyduğumuz ihtiyaç çok açıktır. Kadınların pek çok gelişmiş ülkeden daha önce siyasal haklarına kavuştukları Türkiye'nin böyle bir dönüm noktasında İstanbul Sözleşmesi'nden çıkması kabul edilebilecek bir durum değildir."

TÜSİAD'dan Muhalefetin Her Kesimine Mavi Boncuk

Uzatmamak için TÜSİAD'ın yumuşak bir üslupla yaptığı fakat içeriği çok sert olan muhalefet başlıklarına girmiyorum. Konuşmalar dikkatle incelenirse TÜSİAD'ın bir gökkuşağı muhalefetini teşvik ettiği görülüyor, tüm kimliklere hitap eden temalar üzerinde durulmuş. HDP'ye dönük parlak mesajlar da unutulmamış: "siyasette ötekileştirme, ayrımcılık ve nefret söylemleri ile mücadele edilmesi".  TÜSİAD, HDP'ye karşı kapatma davası açıldığında acilen tutum alarak HDP ile bir görüşme yaparak, muhalefete verdiği desteği pratiği ile de gösterdi. Fakat, Okuyan için bunlar önemsiz küçük ayrıntılar, şöyle yazıyor:  "TÜSİAD Batıyla daha uyumlu, dış politikada daha ayakları yere basan, içeride ise kılıfına daha fazla uydurulmuş bir AKP iktidarı istiyor." İçerde kılıfına daha uydurulmuş bir iktidar nedir?

Burada Okuyan'ın güçlendirilmiş parlementer sistemi kastettiğini tahmin etmek zor değil. Fakat, bu muhalefetin temel talebi değil mi? Peki, Batıyla daha uyumlu iktidar nedir? Amerikan emperyalizmi ve Avrupa tekelci kapitalistleri ile daha uyumlu bir iktidar, bu muhalefetin temel talebi bu değil mi? Fakat, Okuyan bunları okumak ve inanmak istemiyor. Bizce, TÜSİAD ile hükümet arasındaki çelişme kabaca şöyle özetlenebilir: Batı neoliberalizmi ile ekonomik milliyetçilik arasındaki çelişme ve çatışma….  

Okuyan'ın Diğer Okuma Sorunları

Birincisi, Okuyan tüm yazılarında bağımsızlıktan, anti-emperyalizmden bahsediyor, fakat TÜSİAD'ın bağımsızlığın neresinde olduğundan tek kelime bile söz etmiyor. TÜSİAD küresel mali sermayenin ülkedeki uzantısıdır ve bunlar da artık küresel oyuncular haline gelmişlerdir. Türkiye'nin ekonomik-teknolojik-kültürel…ve Türkiye üzerindeki siyasi hegemonyanın dayandığı temel sosyal sınıfı temsil etmektedir. Onlar kaderlerini Batılı mali sermaye ile birleştiren, Türkiye'nin en geri sınıfıdır.

İkincisi, HaberSol yazarı, 12 Eylül faşist darbesinde TÜSİAD ve NATO'nun birinci dercedeki rolüne işaret etmiş, doğru fakat TÜSİAD'ın bileşenlerinin 1960'lardan itibaren TÜSİAD'ın içerdeki baş müttefiki olan devletin kumanda tepesini kontrol eden bürokrat burjuvaziden, yani kadim sivil-askeri bürokratik sınıftan söz etmemiş. TÜSİAD onlara Turgut Özal'I önerdi ve müttefikleri kabul etti.  12 Eylül operasyonunun asıl mimarı bürokrat burjuvazi neden unutuluyor. Aynı ittifakı 28 Şubat operasyonunda da görüyoruz.  

Üçüncüsü, Okuyan TÜSİAD'ın AKP'ye karşı değişen tutumunun yeni bir şey olmadığını bilmiyor mu? Bu değişimde 2007-2008 dönüm noktasıydı. Cengiz Çandar TÜSİAD'I sert biçimde eleştirdi: Ergenekon Operasyonuna destek vermeyişiniz tarihi bir hata. Bu günlerde artık TÜSİAD, AKP'nin siyasetlerini kontrol edemeyeceğini anladı ve muhalefet çizgisine geçti. Fakat, HaberSol bunları umursamadı, 10 günde bir  TÜSİAD üyelerinin rekor karları artıyor haberleri yaptı. Ekonomik düzlem ile siyasi düzlemi eşitleme hatası kadim bir "sol" hatadır. Lenin bunu ilk kez "Emperyalist Ekonomizm.." kitabında ele almıştı. Ekonomide düşmanınıza tavizler verebilirsiniz, ama siyaset alanında onu kuşatabilir, onun siyasi gücüne darbeler vurabilirsiniz ve uzun vadede temsil ettiğiniz sınıfın ekonomik çıkarlarını genişletebilirsiniz.   

Dördüncüsü, Okuyan HDP'siz bir söyleneni yapmaya hazır muhalefet resmi çizmiş, şöyle yazıyor: "CHP-İYİP-DEVA-Gelecek-DP-SP bloku hazır bile" peki HDP'yi nereye koyuyor, bugün Türkiye'de HDP'siz bir söyleneni yapmaya hazır muhalefet olanaklı mı? TÜSİAD'ın son 5 yıldaki tüm pratikleri incelendiğinde onların bu tür HDP'siz muhalefetin başarı şansı olmadığını gördüğü çok açık. Okuyan, son sözlerini "hep kazanan TÜSİAD patronları" oldu değerlendirmesi ile bitirmiş, Okuyan Türkiye'de başka bir patron sınıfı olduğunu görmüyor, tanımıyor, AKP'yi iktidara getiren ve coşkuyla destekleyen asıl patron sınıfını görmek istemiyor. Bu onun kitabı ile çelişiyor, Pratik ile kitap arasında, kitabı tercih ediyor. Bu çok en önemli bir pot. İkincisi, TÜSİAD patronlarının 2007'den bu yana politik etkilerinin zayıfladığını ve hükümete söz geçiremediklerini gözlerden kaçırıyor. Gelecek itirazı duyuyorum, "ama TÜSİAD patronları karlarını arttırmaya devam ediyorlar."

Yorum Bırakınız