Modern Dönem Çin'in Ulusal Durumunu Özetleyen 5 Temel Nokta

Mao ve ÇKP Çin Toplumunu ve Çin'deki toplumsal Çelişmeleri Nasıl Analiz Etti

Doçent Feng Wuzhong 

Pekin Tsinghua Universitesi Marksizm Okulu

Mayıs 2022

Çeviren: H. Yemliha

"Yarı sömürge ve yarı feodal toplum" değerlendirmesi temelinde modern dönem Çin'in temel gerçeklerini "bir, iki, üç, dört, beş" şeklinde akılda kalıcı bir tarzda özetleyen bu konuşmayı okuyucular için çevirdik. Bu sıralama 5 başlıkta "bir büyük tehlike", "iki büyük çelişki", "üç büyük dağı devirdik", "dört pranga" ve "beş savaş"ı simgeliyor.

Bir Büyük Tehlike

Çin'de 1840'larla birlikte başlayan Modern zamanlardan bu yana Çin ulusu bir büyük tehlike ile karşı karşıya kalmıştır: "ulusal boyun eğdirme ve soykırım". Ulusal boyunduruk soykırımla eşdeğer değildir. "Ulusal boyunduruk " bir ülkenin devletinin yıkılması anlamına gelir. "Soykırım" ise bir ırkın ve kültürün yok edilmesi anlamına gelir.

Bazı insanlar "ulusal boyunduruk ve soykırımın" yabancı istilasına direnmek ve kasıtlı olarak sansasyon yaratmak isteyen aydınlar tarafından uydurulan bir illüzyon olduğunu söylüyor. Oysa Çin için ulusal boyunduruk ve soykırım boş bir yanılsama değil, gerçek bir tehlikeydi.

Örneğin; 1894-1895 Çin-Japon Savaşı sırasında, Sekiz Devlet İttifakının (Ç.N: Almanya, Japonya, Rusya, Britanya, Fransa, ABD, İtalya ve Avusturya-Macaristan) Çin'i işgali ve Japonya'nın Çin'i işgali dönemlerinde (1937-1945).

En ufak bir hata ulusal boyunduruk ve soykırımla sonuçlanabilirdi. 25 Ağustos 1937'de Mao Zedung, Direniş Savaşında Zafer İçin Tüm Ulusun Güçlerinin Seferber Edilmesi makalesinde şöyle belirtmişti: "Ulusumuz için ölüm kalım meselesi olan bu kritik noktada Kuomintang aynı eski çizgide devam eder ve politikasını hızla değiştirmezse Direniş Savaşımız için felaket getirecektir".

Burada sözü edilen "ulusal boyunduruk ve soykırım" asla abartı değildir. "Bir büyük tehlike" karşısında "bir çözüm" arayışı vardır, yani "ulusu boyunduruktan kurtarmak ve ulusun hayatta ayakta kalmasını sağlamak".

"Ulusu boyunduruktan kurtarmak", ülkeyi ve vatandaşlarını bu büyük tehlikeden kurtarmaktır. "Hayatta ayakta kalmasını sağlamak" ise ülkenin ve vatandaşlarının hayatta kalabilmesini sağlamaktır.

"Ulusal boyun eğdirme ve soykırım" tehlikesi nedeniyle "ulusu boyun eğmekten kurtarmak ve hayatta ayakta kalmasını sağlamak" çok önemli bir çaba haline gelmiştir. Modern Çin tarihinin temel mantığı budur.

İki Büyük Çelişki

Modern Çin toplumu her türlü çelişkinin iç içe geçtiği bir toplumdur. Bunlar arasında önemli olanlar şöyledir:

Birinci çelişme, saldırgan emperyalist sömürgeciler ile Çin yöneticileri arasındaki çelişkidir. Örneğin, Yabancı saldırganlara karşı Boxer ayaklanması ve yabancı işgali sırasında Sekiz Devlet İttifakı Çin Hanedanı'nın başındaki İmparatoriçe Cixi arasındaki çelişki…

İkincisi ise emperyalist sömürgeciler ve devrimciler arasındaki çelişkidir. Örnek olarak İngiliz sömürgecileri ele alırsak, yabancı silahlı güçlerin lideri Gordon'un Çinlilerin Taiping Göksel Krallığı ile çelişkileri vardı.

Üçüncüsü, Çin yöneticileri ile devrimciler arasındaki çelişkidir. Örneğin, geç dönem Qing hanedanlığı hükümetinin Taiping Göksel Krallığı, Nian Ordusu ve TongMengHui (Ç.n: Kuamintang'ın ardılı olan parti) ile çelişkileri vardı.

Dördüncüsü, farklı emperyalist sömürgeci güçler arasındaki çelişkidir. Örneğin Birleşik Krallık, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya'nın birbirleriyle çelişkileri vardı.

Beşincisi, Çinli yöneticilerin kendi aralarındaki çelişkilerdir. Örneğin, 1898 Reformu sırasında reformistlerin muhafazakârlarla çelişkileri vardı.

Altıncısı, devrimciler arasındaki çelişkilerdir; Taiping Göksel Krallığı'nın kralları arasındaki şiddetli çelişkiler buna örnek olarak verilebilir. Bu karmaşık çelişkileri analiz eden Mao Zedung, Çin Devrimi ve Çin Komünist Partisi adlı makalesinde modern Çin toplumunu karakterize eden en önemli çelişkiyi belirlemiştir: emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki…

Mao Zedung şuna işaret etmiştir: "Emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki ve feodalizm ile geniş halk kitleleri arasındaki çelişki modern Çin toplumundaki en önemli başlıca iki çelişkidir.

Bu ikisinin birleşimi bize Çin toplumunun temel çelişmesini verir. ( Fundemantal or basic contradiction)

Elbette burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişki ve bizzat gerici egemen sınıfların kendi içlerindeki çelişkiler gibi başka çelişkiler de vardır. Ancak emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki en temel çelişkidir". Feodalizm ile geniş halk kitleleri arasındaki çelişkiden daha da önemlidir.

Bu sözlere derin bir kavrayışla yaklaşmalıyız.

"Emperyalizm ve Çin ulusu arasındaki çelişkiyi" nasıl yorumlayacağımızla başlayalım.

Birincisi, emperyalizm hem 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında oluşan uluslararası tekelci kapitalizm güçlerini hem de 1840'tan sonra Çin'i işgal etmeye başlayan sömürgecileri ifade etmektedir.

İkincisi, emperyalizm burada sadece İngiliz, Fransız, Japon ve Amerikan emperyalistleri gibi farklı emperyalistleri değil, aynı zamanda bu emperyalistlerden oluşan emperyalist sistemi de ifade etmektedir.

Üçüncüsü, Çin ulusu yalnızca Çin'in kitlelerini değil, aynı zamanda Çin'in yönetici sınıfını da içermektedir. Gerici doğaları nedeniyle yönetici sınıfı Çin ulusundan dışlayamayız.

Dördüncüsü, çelişkinin ana (başat) yönü Çin ulusundan ziyade emperyalizmde yatmaktadır. Bunun nedeni nedir? Çünkü Çin ulusunun işgalini emperyalistler başlatmıştır, tersi değil. Aynı zamanda emperyalizm de nispeten daha güçlüydü.

Çelişkinin ana (başat) yönü emperyalizm tarafı olduğu içindir ki, normalde bu çelişkiden "Çin ulusu ile emperyalizm arasındaki çelişki" yerine "emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki" olarak formüle ederiz.

Beşinci olarak, emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki ulusal bir çelişkidir, ama aynı zamanda ulusal bir çelişkiden daha fazlasıdır. Çünkü, ulusal çelişkinin özü, emperyalist ülkelerin yönetici sınıfının Çin'in yönetilen sınıflarını bastırmak için Çin'in yönetici sınıfıyla birleşmesidir. Bu anlamda aynı zamanda bir sınıf çelişkisidir.

Peki, "feodalizm ile halk kitleleri arasındaki çelişki" nasıl anlaşılmalıdır?

Birincisi, buradaki feodalizm, Osmanlı'daki ve birçok doğu ülkesindeki "tımar sistemi" ne benzeyen Qin Hanedanlığı öncesi döneme özgü feodalizm değil, otokratik bir monarşi rejimi tarafından yönetilen Qin Hanedanlığı'ndan itibaren var olan feodalizmdir.

Bu eski feodal tımar sisteminde hükümdar belirli bir hizmeti ve işi üstlenmesi ( örneğin savaşlar için asker besleme ve savaşta görev alma)  karşılığında toprağın kullanımını bir kişiye verir. Bu uygulama çerçevesinde Çin'de Cai Lun adlı bir kişi kâğıt yapımındaki yeniliklere hizmetlerinden dolayı küçük bir köy olan Longting'in başına getirilmiştir. Tüm toprakların sahibi ise hükümdardır.

İkinci olarak, buradaki feodal güçler hem geç Qing Hanedanlığı hükümeti gibi geleneksel feodal güçleri hem de Kuzey Savaş Ağaları Hükümeti ve Kuomintang hükümeti gibi güçlü feodal değerler taşıyan diğer yönetici siyasi güçleri içermektedir. Aslında feodalizm, daha sonra ortaya çıkan bürokratik kapitalizmi de kapsamaktadır.

Üçüncüsü, kitleler yalnızca proletarya, köylülük gibi çeşitli dönemlerdeki sıradan halkı değil, aynı zamanda çeşitli dönemlerdeki yönetici sınıfın aydınlanmış şahsiyetlerini de içerir çünkü "halk" kavramının kendisi tarihsel bir kategoridir. Tıpkı Mao Zedung'un işaret ettiği gibi: "Halk kavramının farklı ülkelerde ve farklı tarihsel dönemlerde farklı anlamları vardır".

Dördüncü olarak, bu çelişkinin en önemli yönü kitlelerden ziyade feodalizmde yatmaktadır çünkü kitlelere zarar veren feodalizmdir, tersi değil. Feodalizm de oldukça güçlüydü, buna karşılık kitlelerin oldukça zayıftı. Çelişkinin ana yönü feodalizmde yattığı için normalde bunu şu şekilde ifade ederiz: "Kitleler ile feodalizm arasındaki çelişki" yerine "feodalizm ile kitleler arasındaki çelişki".

Beşinci olarak, feodalizm ile kitleler arasındaki çelişkinin özü genellikle sınıf çelişkisi olarak kabul edilir. Ancak buradaki sınıf çelişkisi ne toprak ağaları ile köylüler arasındaki çelişkiyi ne de burjuvazi ile proletarya arasındaki çelişkiyi ifade eder. Bunun yerine, egemen sınıf ile ezilen sınıf arasındaki çelişki kastedilmektedir.

Son olarak, Mao'nun "emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki tüm çelişkilerin en önemlisidir" görüşünü nasıl anlayabiliriz?

ÇİN'DE FARKLI DÖNEMLERE GÖRE DEĞİŞEN BAŞ ÇELİŞME TANIMLARI

Temel çelişki, şeylerin gelişim süreci boyunca devam eden ve şeylerin gelişim sürecinin temel doğasını belirleyen çelişkiyi ifade eder. Örneğin, halk kitleleri ile emperyalizm, feodalizm ve bürokratik kapitalizm arasındaki çelişki, Çin'in yarı-sömürge ve yarı-feodal toplumundaki temel çelişkiydi. Bu çelişki yeni demokratik devrimin zaferi ile birlikte bu temel çelişme yerini yeni bir temel çelişmeye bırakmıştır.

Temel çelişki tüm yeni demokratik devrim süreci boyunca devam eder ve demokratik devrim sürecinin temel doğasını tanımlar. Baş çelişki ise karmaşık şeylerin çelişkili sisteminde baskın bir konuma sahip olan ve şeylerin gelişim sürecinde belirleyici bir rol oynayan çelişkiyi ifade eder.

Temel çelişki ve baş çelişki farklı düzeyleri ifade eden kavramlardır. Temel çelişki toplumsal ve tarihsel gelişimin kaynağı ve itici gücü iken, baş çelişki bugünkü mevcut toplumsal gelişimin belirleyicisi konumda olan çelişkisidir. Temel çelişkiler ile baş çelişkiler arasındaki ilişkinin doğru bir şekilde kavranması ve ele alınması, toplumsal gelişme ve ilerlemenin teşvik edilmesi için önemli bir ön koşuldur. Temel çelişki ancak her ara aşamada başa çelişkinin çözülmesi yoluyla kademeli olarak çözülebilir. Baş çelişkinin çözülme derecesi, temel çelişkinin gelişimi üzerinde belirli bir etkiye sahip olacaktır.

Hepimizin bildiği gibi modern Çin'de birçok çelişki vardı ve bunlardan ikisi en önemli olanlardı. Ancak bu ikisi içinde de daha önemlisi "emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki" idi.

İşte tam da bu nedenle yarı-sömürge ve yarı-feodal ifadesi tersine çevrilemez; "yarı-sömürge ve yarı-feodal toplum" ifadesi "yarı-feodal ve yarı-sömürge toplum" olarak ifade edilemez.

Aynı zamanda, baş çelişki görüşünü modern Çin açısından kullanıldığını belirtmemiz gerekir. Ancak, farklı tarihsel dönemlerde baş çelişkiyi o anki duruma göre analiz etmeliyiz.

Genel olarak, 1840'tan 1911'e kadar baş çelişki Qing Hanedanlığı hükümeti ile Taiping Göksel Krallığı güçleri, Nian Ordusu, Boksörler ve Tong Meng Hui Partisi gibi devrimci güçler arasındaki çelişkiydi.

1911'den 1921'e kadar baş çelişki Kuzey Savaş Ağaları ile milliyetçi Kuomintang arasındaydı.

1921'den 1927'ye kadar baş çelişki Kuzey Savaş Ağaları ile Kuomintang+Komünist devrimci güçler arasındaydı.

1927'den 1937'ye kadar baş çelişki Kuomintang rejimi ile Çin'deki çeşitli devrimci üs bölgelerindeki Komünist Sovyet rejimi güçleri arasındaydı.

1937'den 1945'e kadar baş çelişki Japon emperyalizmi ile Çin'in Japonya saldırganlığı karşıtı güçleri arasında yaşanmıştır.

1945'ten 1949'a kadar ise baş çelişki Kuomintang rejimi ile Çin Komünist Partisi arasında yaşanmıştır.

Eskiden modern Çin'in yarı-sömürge ve yarı-feodal toplumsal yapısının, başlıca toplumsal çelişkinin emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki ve feodalizm ile kitleler arasındaki çelişki olduğunu belirlediği söylenirdi.

O zaman size bu görüşün doğru olup olmadığını sormak istiyorum? Açıkçası bu görüş tam olarak doğru değil çünkü bu iki çelişkinin ortaya çıkmasının nedeni yarı-sömürge ve yarı-feodal toplumsal yapı değildi.

Elbette, modern Çin'in yarı-sömürge ve yarı-feodal bir topluma indirgenmesinin bu iki çelişki çifti yüzünden olduğunu söyleyerek iddiayı tersine çeviremeyiz. Tersi görüş de yanlıştır. Burada toplumsal nitelik ve temel çelişki basit bir nedensellik ilişkisi içinde değildir. Karşılıklı bir ilişki içindedirler, birbirlerinin neden-sonucu ve içi-dışı olarak hizmet ederler.

Bu başlıkta bahsedilenler modern Çin'deki iki başlıca çelişkiyle ilgilidir. Bu çelişkiler Çin devriminin iki düşmanla karşı karşıya olduğunu belirlemiştir. Bu düşmanlar, Çin devriminin ikili karakterini belirleyen emperyalizm ve feodal toprak ağası sınıfıdır. Bir yandan, yabancı emperyalistlerin baskısını yıkmak için ulusal bir devrim, diğer yandan da yerli feodal toprak ağalarının baskısını yıkmak için demokratik bir devrim gereklidir. Bu iki büyük çelişki, Çin devriminin iki büyük görevini belirler; sadece emperyalizmi değil aynı zamanda feodalizmi de yenerek iki büyük düşmanı alt etmek.

Basit gibi görünen bu konu söz konusu olduğunda tarihte pek çok yanlış anlama olmuştur:

Birincisi, emperyalizme karşı direnip feodalizme karşı direnmemek ve ulusal çelişkiyi tek çelişki olarak görmektir. Bu yanlıştır.

İkincisi, emperyalizme değil feodalizme direnmek ve emperyalizmin varlığını inkar etmek ya da sorunun boyutunu küçümsemektir.

Üçüncüsü ne emperyalizme ne de feodalizme direnmek ve Çin'in o zamanlar yozlaşmamış ve kötü olmadığına inanmaktır.

Dördüncüsü ise emperyalizme ve feodalizme karşı herhangi bir strateji olmaksızın, her ne pahasına olursa olsun, her yoldan ve her yönden direnmektir ki bu her yerde düşmanlar edinen pervasız körümsü bir harekettir.

Bugün bile Çin'in emperyalizme ve feodalizme direnip direnmemesi gerektiği tartışılmaktadır. Aslında modern Çin'in konusu "feodalizme ve emperyalizme direnmeli miyiz" değil, "emperyalizme ve feodalizme nasıl direnmeliyiz", yani istenen amaçlara ulaşmak için doğru stratejiyi nasıl kullanmalıyızdır. Tıpkı Deng Xiaoping'in işaret ettiği gibi: "Ancak, bu görevi ortaya koyarak emperyalizme ve feodalizme karşı mücadelenin anlamını gerçekten anladığımızı söyleyebilir miyiz? Hayır! Bunu söyleyemeyiz, çünkü böyle bir mücadele için doğru strateji ve taktikleri formüle etmek ve uygulamak kolay bir iş değildir. Bu devrimci aşamada oldukça uzun bir süre boyunca partimiz emperyalizme ve feodalizme karşı nasıl mücadele edileceği gibi bir soruyu çözemedi ya da açıklığa kavuşturamadı. Hangi güçlere dayanmalıyız, hangi güçlerle birleşmeliyiz ve hangi güçlere saldırmalıyız? Bu gibi sorular partimizde uzun süre belirsiz ve çözümsüz kaldı."

1997'de ÇKP'nin On Beşinci Ulusal Kongresinin raporunda iki büyük tarihi görev hakkında şunlar belirtilmiştir: "Afyon Savaşı'ndan sonra Çin yarı-sömürge ve yarı-feodal bir ülke durumuna düşürüldü. Çin ulusu iki büyük tarihi görevle karşı karşıya kalmıştır; bunlardan biri ulusal bağımsızlık ve halkın kurtuluşu, diğeri ise ülkenin refahı ve halkın refahını sağlamaktır. İlk görev, engelleri ortadan kaldırmak ve ikinci görevin önünü açmaktır". Bu yerinde bir ifadedir.

Üç Büyük Dağ

Üç Büyük Dağ, modern zamanlardan beri Çin halkını ezen emperyalizm, feodalizm ve bürokratik kapitalizme atıfta bulunmaktadır.

Üç Büyük Dağ metaforunu ilk defa Mao Zedung yapmıştır. 25 Haziran 1945'te Mao Zedung, ÇKP'nin Yedinci Ulusal Kongresinde kapanış konuşmasını yaptı. Kapanış konuşması daha sonra Dağları Kazarak Ortadan Kaldıran Budala Yaşlı Adam olarak adlandırıldı. Norman Bethune Anısına ve Halka Hizmet ile birlikte bu yazı laosanpian'dan (üç kısa yazı) biridir.

Kapanış konuşmasında Mao Zedung bir hikaye anlattı. Dedi ki: "Eski bir Çin masalında "Dağları Kazarak Ortadan Kaldıran Budala Yaşlı Adam" diye bir hikaye vardır.

Uzun, çok uzun zaman önce Kuzey Çin'de yaşamış ve Kuzey Dağının Budala Yaşlı Adamı olarak bilinen yaşlı bir adamdan bahseder. Evi güneye bakarmış ve kapısının önünde yolu kapatan iki büyük tepe dururmuş. Dağlardan birinin adı Taihang Dağı, diğerinin adı ise Wangwu Dağı'ymış. Bir gün oğullarını çağırır ve büyük bir kararlılıkla ellerindeki çapalarla bu dağları kazmaya başlarlar. Bilge Yaşlı Adam olarak bilinen başka bir aksakallı onları görmüş ve alaycı bir şekilde şöyle demiş. Bunu yapmanız ne kadar aptalca. Bu iki devasa dağı kazmak sizin gibi birkaç kişi için imkânsız. Budala İhtiyar cevap vermiş. Ben öldüğümde oğullarım devam edecek, onlar öldüğünde torunlarım, sonra onların oğulları ve torunları olacak ve bu sonsuza kadar böyle devam edecek. Dağlar bu kadar yüksekken daha fazla yükselemezler ve her kazdığımız yerde biraz daha alçalacaklar… Neden onları temizlemiyelim? Bilge Yaşlı Adam'ın yanlış görüşünü çürüttükten sonra, inancı sarsılmadan her gün dağı kazmaya devam etti. Tanrı ise bundan etkilenmiş ve dağları sırtlarında taşıyan iki melek indirmiş. Şimdi de iki dağ var. Bugün iki büyük dağ Çin halkının üzerinde ölü bir ağırlık gibi durmaktadır. Biri emperyalizm, diğeri feodalizm. Çin Komünist Partisi uzun zamandır bunları kazmaya karar vermiştir. Durmadan sebat etmeli ve çalışmalıyız. Biz de Tanrı'nın kalbine dokunacağız. Bizim Tanrımız Çin halk kitlelerinden başkası değildir. Eğer onlar ayağa kalkar ve bizimle birlikte iki dağı kazarlarsa, bu iki dağ neden temizlenemesin?"

Mao Zedung'un sözünü ettiği "İki Büyük Dağ" bürokratik kapitalizmi dışarıda bırakıyordu. Çünkü o dönemde Japonya Karşıtı Savaş henüz bitmemişti, Kuomintang ve Komünist Parti henüz ikinci iş birliği dönemi içindeydi.

1946-1950 Kurtuluş Savaşı sırasında bürokratik kapitalizm doğal olarak üçüncü büyük dağ haline geldi ve daha sonra insanlar tarafından sıkça bahsedilen "Üç Büyük Dağ" ifadesine yol açtı. Örneğin Mao Zedung 9 Temmuz 1957'de yazdığı Burjuva Sağcıların Saldırılarını Geri Püskürtün başlıklı makalesinde şöyle diyordu: "Demokratik devrimin amacı emperyalizm, feodalizm ve bürokratik-kapitalizmden oluşan üç büyük dağı devirmek değil miydi?"

1961 yılında General Zhu De, ÇKP'nin Kırkıncı Yıldönümü Anısına adlı şiirinde şöyle yazmıştır:

"İki devrimi omuzlayıp üç dağı devirmek."

1976 yılında Guo Moruo, Başkan Mao'ya Yas şiirini yazdı:

"Üç Büyük Dağ yere düştü,
Beş Yıldızlı Kızıl Bayrak göğe yükseldi."

Dört Pranga

"Dört" ne anlama geliyor? Bazıları Hu Shi'nin "dört tehlike" olarak adlandırdığı şeyi düşünebilirler. Hu Shi devrimcilerin Çin'in üç tehlikesi olduğunu iddia ettiklerini söyleyen bir makale yazmıştı; afyon, sekiz bölümlü kompozisyon ve ayak bağlama. Aslında Çin'in bir tehlikesi daha vardı, o da mahjong.

Liberal Hu Shi'nin bahsettiği "Dört tehlike" elbette eski Çin'in hastalıklarıdır ancak bizim bahsettiğimiz "Dört" bunlar değildir.

Buradaki "Dört"; "dört pranga", yani siyasi otorite, klan otoritesi, dini otorite ve kocanın otoritesi anlamına gelmektedir. Bu ifadeyi Mao Zedung ortaya atmıştır. Mao Zedung. Hunan'daki Köylü Hareketinin İncelenmesi Hakkında Rapor'da şöyle yazmıştı: "Çin'de bir erkek genellikle üç otorite sisteminin tahakkümüne maruz kalır; birincisi ulusal, il, ilçe hükümetinden kasabaya kadar uzanan devlet sistemi, yani siyasi otorite. İkincisi, merkezi atalar tapınağı ve onun şube tapınaklarından hane reisine kadar uzanan klan sistemi, yani klan otoritesi. Üçüncüsü, Cehennem Kralı'ndan yeraltı dünyasına ait kasaba ve köy tanrılarına ve Cennet İmparatoru'ndan göksel dünyaya ait tüm çeşitli tanrı ve ruhlara kadar uzanan doğaüstü sistem, yani dini otorite. Kadınlara gelince, bu üç otorite sistemi tarafından tahakküme uğramalarının yanı sıra, erkekler tarafından da tahakküme uğrarlar, yani kocanın otoritesi." "Bu dört otorite siyasi otorite, klan otoritesi, dini otorite ve kocanın otoritesi tüm feodal-patriarkal sistemin ve ideolojinin somutlaşmış halidir ve Çin halkını, özellikle de köylüleri bağlayan dört kalın prangadır" dedi. Bu dört pranga eski Çin'in başına bela olan dört müzmin sorundur. Bu nedenle Çin devriminin hedefleri bunlar olmalıdır. Kocanın otoritesinin sadece kadınlar için bir esaret değil, aynı zamanda erkekler için de bir yük olduğunu fark etmek gerekir. Bu otoritenin yıkılması sadece kadınların özgürleşmesine yardımcı olmakla kalmaz, aynı zamanda erkeklerin özgürleşmesi için de gereklidir.

Beş Savaş

Belki bazılarının aklına Hu Shi'nin "Çin'i rahatsız eden beş hayalet" sözü gelebilir ki bu söz "Çin'i taciz eden beş barbar" deyişinden esinlenerek söylenmiştir. Nisan 1930'da Hu Shi aylık New Moon dergisinde We Go Down That Road başlıklı bir makale yayınladı. Çin'e zarar veren şeyin "beş büyük düşman" ya da "beş hayalet" olduğunu düşünüyordu. Şöyle diyordu: "İlk düşman yoksulluktur. İkinci düşman hastalıktır. Üçüncü düşman cehalettir. Dördüncü düşman yolsuzluk ve beşinci düşman kaostur. Bu beş düşman arasında kapitalizm yer almamaktadır çünkü henüz kapitalizmi tartışacak yeterlilikte değiliz. Burjuvazi de yer almıyor, çünkü bırakın burjuvaziyi, çok az varlıklı insanımız var. Feodalist güçler dahil edilmedi, çünkü feodalist kurum iki bin yıl önce çöktü. Emperyalizm de dahil edilmedi, çünkü emperyalizm beş hayaletin bile uzak durduğu bir ülkeyi işgal edemez". Bunlar Hu Shi'nin sözleri. Bizim düşünce tarzımıza göre Hu Shi, Çin'in tehlikelerinin yoksulluk, hastalık, cehalet, yolsuzluk ve kaos olduğunu düşünüyordu. Bu yanlış değil çünkü eski Çin gerçekten de bu müzmin sosyal sorunlara sahipti. Ancak bu iddia çok yüzeysel ve sığdır. Hu Shi beş hayalet tehlikesini kapitalizm, burjuvazi, feodalizm ve emperyalizm tehlikesinden ayırmıştır ki bunun yanlış olduğu ortaya çıkmıştır çünkü "beş hayalet" tehlikesi ile feodalizm ve emperyalizm tehlikesi birbiriyle yakından ilişkilidir. Bu Hu Shi'nin "Beşidir".

O halde bahsettiğimiz "Beş" nedir? Hu Shi'nin "beş hayalet" olarak bahsettiği şey değil, daha ziyade modern zamanlarda Çin ile yabancı güçler arasında yaşanan ve "beş savaş"tır. Qing Hanedanlığının son dönemlerinde yabancı kapitalist ülkeler Çin'e karşı beş saldırgan savaş başlatmıştır. Bunlar Birinci Afyon Savaşı, İkinci Afyon Savaşı, Fransa-Çin Savaşı, 1894 Çin-Japon Savaşı ve Sekiz Devlet İttakına karşı yapılan savaştır. Bu beş savaşın sonuçları hepimiz için açıktır. Qing Hanedanlığı Hükümeti defalarca savaştı ve defalarca yenilgiye uğradı. Afyon Savaşı'ndan sonra Çin yarı-sömürge bir toplum haline gelmeye başladı. İkinci Afyon Savaşı'ndan sonra Çin'in yarı-sömürgeleşmesi daha da şiddetlendi. 1894 Çin-Japon Savaşı'ndan sonra Çin'in yarı-sömürgeleşmesi ciddi şekilde şiddetlendi. Xin Chou Antlaşması'nın imzalanmasından sonra Çin tamamen yarı-sömürge bir toplum haline geldi.

Çin halkına büyük felaketler getiren beş savaş, modern Çin'in ihmal edilemeyecek karanlık tarihini oluşturmaktadır. Bu arada "beş savaş"ın "beş hayalet" ile yakından ilişkili olduğunu belirtmemiz gerekir. Eğer Çin'de yayılan beş hayalet olmasaydı, emperyalist ülkeler Çin'i çok fazla çaba harcamadan işgal edemezlerdi. Emperyalist işgalden sonra Çin'in "beş hayaleti" rahatlamadı, aksine daha da kötüleşti.

Özet:

Şimdi geriye dönüp bakalım ve Çin ulusal koşullarının Bir, İki, Üç, Dört ve Beş'ini yani özetleyelim:

Bir büyük tehlike; ulusal boyun eğdirme ve soykırım. Bir büyük tema; ülkeyi boyunduruktan kurtarmak ve hayatta kalmasını sağlamak.

İki büyük çelişki; emperyalizm ile Çin ulusu arasındaki çelişki ve feodalizm ile kitleler arasındaki çelişki. İki büyük düşman; emperyalizm ve feodalizm. Çin devriminin ikili karakteri; ulusal devrim ve demokratik devrim. Çin devriminin iki büyük görevi; anti-emperyalizm ve anti-feodalizm.

Üç büyük dağ; emperyalizm, feodalizm ve bürokratik kapitalizm.

Dört pranga; siyasi otorite, klan otoritesi, dini otorite ve evde kocanın otoritesi.

Beş savaş; Afyon Savaşı, İkinci Afyon Savaşı, Çin-Fransa Savaşı, 1894 Çin-Japon Savaşı ve Emperyalist Sekiz Güç Müttefik Kuvvetlerine karşı savaş.

Yukarıdaki "bir, iki, üç, dört ve beş"i anlamak, modern Çin'in temel gerçeklerini ve Çin devriminin ardındaki nedeni anlamanın anahtarıdır.

Çin neden bir devrime ihtiyaç duydu, modern Çin'in devriminin nedenlerini özetledim. Birinci neden, Çin ulusunun ve Çin halkının hem yabancı sömürgecilerin hem de yerli yöneticilerin ikili baskılarına maruz kalmasıdır. İkincisi ise Çinli yöneticilerin bu baskıları ne kendilerini geliştirerek ne de reformizm yoluyla hafifletmeyi başaramamış olmalarıdır. Dolayısıyla devrim kaçınılmazdı.

2 Ocak 1921'de Xinmin Enstitüsü tarafından düzenlenen yeni yıl konferansında Mao Zedung, dünyadaki sosyal sorunların çözümüne yönelik beş çözümü sıraladı:

 Bir; sosyal politika.

İki; sosyal demokratizm.

Üç; radikal komünizm ya da Leninizm.

Dört; Russell tarafından savunulan ılımlı komünizm.

Beş; anarşizm.

Mao daha sonra şunları ilave etti: "Sosyal politika eksiklikleri düzeltmenin bir yoludur. Bu nedenle bir çözüm olarak sayılmamalıdır. Sosyal demokrasi parlamentoyu bir dönüşüm aracı olarak kullanır ama aslında parlamentonun yasaları her zaman mülk sahibi sınıfı korur.

Anarşizm iktidarı reddeder. Belki de pratikte hiçbir zaman yürürlüğe giremez.

Russell ya da laissez-faire (bırakınız yapsınlarcı liberal) kapitalistler tarafından savunulan aşırı özgürlük gibi ılımlı komünizm de asla başarılamaz.

Radikal komünizm ya da emek teorisi sınıf diktatörlüğü kavramını kullanır ve arzu edilen sonuçlara ulaşmayı vaat eder. Bu nedenle benimsenmesi uygundur." Mao Zedung burada eleme yöntemini kullanmıştı ve kesinlikle haklıydı. Devrim gerçekten de insanın öznel iradesinden bağımsız nesnel bir nedenden kaynaklanıyordu.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir