Kürt Partisinin Merkezi Lideri: Özgürlük Mücadelesinde İttifaklarda Kavranmayan Sorunlar

ABD ve Batılı Güçlerle Nasıl Bir İlişkimiz Var?

Çeviren : Veli Koyuncu, Barselona, İspanya

Kürt Partisinin Merkezi Lideri bu yazısında ittifakları dış ve iç ittifaklar olarak ayırıyor ve dış ittifaklar içinde gördüğü ABD ve Batılı güçlerle ittifakın, Parti kadroları tarafından nasıl anlaşılması gerektiğini açıklıyor. Kürt Partisinin Merkezi Lideri daha sonra içerdeki ittifakları ele alıyor.
Fakat, burada verdiği ülke veya iç ittifak tanımı tamamen idealist ve ütopik bir nitelik taşıyor:
"İç ittifaklar, olarak sırasıyla Türkiye, İran, Suriye ve Irak'ta sosyal şovenizmi aşan devrimci ve sosyalist güçler, sistem karşıtı kadın ve gençlik hareketleri, bu ülkelerin Kürt bölgelerindeki tüm yurtsever kesimler, Türkiye ve Ortadoğu'daki tüm antifaşist, demokratik, ekolojist, feminist hareketler sayılabilir".
Verilen bu tanıma göre, Kürt Partisinin Merkezi Liderinin İran+Irak+Türkiye+Suriye ve artı bu ülkelerdeki Kürt bölgelerini- bunların tümünü– tek bir bütünleşik toplumsal-siyasal yapı olarak gördüğünü açıkça görebiliyoruz. Eğer bu Parti demokratik değişim için bu ülkelerdeki halk güçlerine dayanmak istiyorsa, bunun gerçekçi bir temeli olması gerekir. Oysa bu halklar birbirlerinden ayrı ve farklılaşmış bir toplumsal-siyasal gerçeklik içinde bulunuyorlar.

Bu yazı, İspanya Katalan Bölgesinde Yayınlanan Özgürlük Adlı Dergiden İspanyolcadan Çevrilmiştir, Ara Başlıklar çevirmene aittir, yazı daha uzundur ve tamamı çevrilmemiştir. Katalan Dergisinin Notuna Göre, bu yazı Ağustos 2022 Başında Önemli Bir Kürt Dergisinde Yayınlanmıştır.
Aşağıda yazıdan parçalar veriyoruz:

Özgüç ve İttifaklar Üzerine Bilinmesine Karşın uygulanmayan veya yanlış uygulanan hususlar

Bu yazının amacı bilinmesine rağmen uygulanmayan veya yanlış uygulanan hususları açığa çıkartıp eleştirmektir. Özgürlük Mücadelesinde özgüç ve ittifakları bilmemekten çok, benimsememek veya biraz farklı olmasınıistemek vardır.

Bizde başkasından bekleme durumu neden bu kadar çok ortaya çıkmaktadır?  İstiyoruz ki fazla mücadele etmeden işler kolaylıkla yürüsün. Fakat yürümüyor, yaşam gerçeği böyle değil ve bu mümkün olmuyor. İşte başkasından bekleme durumu böyle ortaya çıkıyor. Yani böyle bir yanlışlık ve zayıflık durumu yaşanıyor. Kadrolarımızda mücadeleci bir yaklaşım geliştireceğimize, adeta 'niyeböyle oluyor' diyen ve herkesin bizim gibi olmasını isteyen bir yaklaşım öne çıkmaktadır.

Partimizin ulusal kurtuluş stratejisini önceki bölümlerde ifade etmiştik. Şimdi yeni paradigma temelinde ulusal özgürlük stratejisi nasıldır sorusuna cevap vermemiz gerekmektedir. Aslında yukarda da belirttiğimiz gibi, sorunlar o kadar iç içe geçmiştir ki, çözümleri de birbirinden ayrılamamakta ve iç içe geçmiş bulunmaktadır.

Bizde Öz Savunma Savaşı Temel, Demokratik Siyaset İkincildir

Küresel soykırım sisteminin yüz yıllık zihniyet ve yüz yıllık siyasette ısrar etmesi ve bu temelde Kürt coğrafyasında egemen ulus-devlet yönetimlerini üzerimize saldırtıp destekleme durumları dikkate alınırsa, ulusal özgürlük mücadelesinin demokratik siyasetten fazla öz savunma savaşı temelinde geçeceği görülür.

Bu da parti öncülüğünün de en çok somutlaşma alanı olan fedai militan gerillacılığın öncü karakterini ortaya çıkartır. Kuşkusuz özgürlük mücadelesini geliştiren toplumsal inşa ve kitlesel eylemde de kadın ve gençlik öncülüğü esastır. Bu durum hem ideolojik boyutta böyledir ve hem de dinamik toplumsal güce sahip olma bakımından böyledir.

Stratejik Müttefiklerimiz Kimlerdir?

Peki, söz konusu öncülüğün ve temel gücün stratejik ilişki ve ittifakları, yani müttefikleri ya da dostları kimler olacaktır? Bu konuyu yine iç ve dış ittifaklar diye ayırırsak, önümüze şu çıkar.

İçerdeki ittifaklar, sırasıyla Türkiye, İran, Suriye ve Irak'ın sosyal şovenizmi aşan devrimci ve sosyalist güçleri, sistem karşıtı kadın ve gençlik hareketleri, Kürt bölgelerindeki tüm yurtsever kesimler, Türkiye ve Ortadoğu'daki tüm antifaşist, demokratik, ekolojist, feminist hareketler sayılabilir. Dış ittifaklar olarak da sistem dışı güçleri saymamız gerekir.

Marksist ve Anarşist Hareketler Derin Bir Özeleştiri Yapmalı

Ancak Marksist, anarşist ve benzeri hareketlerin derin bir özeleştiri ile kendilerini yenilemeleri, ekolojist hareketleri sistem içine çekmeye çalışan reformist akımlara karşı mücadele edilmesi, feminist hareketler içinde  jineolojiye (kadın bilimine) uygun bir çizginin geliştirilmesi, diğer etnik ve antifaşist hareketlerin demokratik karakterinin güçlendirilmesi gereklidir ve önemlidir.

Kürt sorununun çözümünü hedefleyen ulusal özgürlük mücadelesi. sorunun niteliği gereği geçmişte de (eski paradigmada da) alternatif bir sistem yaratmayı gerekli görüyordu.

Eski Paradigma ile Yeni Paradigma Arasındaki Fark

Dolayısıyla Partimize katılmak, mevcut sömürgeci-soykırımcı sistemden koparak önderimizin yarattığı yeni sisteme katılmayı ifade ediyordu. Fakat eski paradigmaya göre yeni sistem de devlet ve iktidar olmayı hedefliyordu. Bu nedenle, soykırımcı iktidar ve devlet sisteminden kopup kendi Kürt özgürlüğünü esas alan iktidar ve devlet sistemimize katılma durumu yaşanıyordu.

Her ne kadar Kürt varlığı ve özgürlüğü esas olsa da, yeni sistem her türlü devlet ve iktidarı tüm yönleriyle ret etmeyi içermediği için özgür yaşam ve demokratik sistem tüm boyutlarıyla yeterince ortaya çıkmıyordu. Şimdi paradigma değişimi temelinde geliştirilen yeni paradigma, Partimizin yürüttüğü özgürlük mücadelesinde söz konusu bu çelişkiyi de ortadan kaldırdı.

Yeni sistem kadın özgürlüğüne ve ekolojiye dayalı demokratik toplum yaşamı olunca, iktidar ve devlet sisteminin gerçek alternatifi yaşamın tüm boyutlarında ortaya çıktı. Bu durum da Kürt coğrafyasında sömürgeci-soykırımcı sistemin alternatifini yaratma, geliştirme ve sürekli yaşama anlamına geliyor. Aynı şey, Türkiye, İran, Suriye ve Irak açısından da geçerli oluyor. Ve bu durumun tüm bölgede ve dünyada gerçekleştirilmesi misyonumuz ortaya çıkıyor.

ALTERNATİF TOPLUM VE ALTERNATİF DÜNYA

Demek ki Partimizin ilişki ve ittifak çalışması, aslında kapitalist modernite sistemine karşı demokratik modernite sisteminin yaratılmasını ve adım adım inşa edilerek büyütülüp geliştirilmesini, böylece alternatif bir dünyanın yaratılmasını ifade ediyor. Ulusal özgürlük mücadelesinde müttefiklik, dostluk işte bunları içermektedir.

Son zamanlarda ilişki ve ittifak deyince, özellikle iktidar ve devlet güçleri anlaşılmakta ve bunlar arasında seçim yapılması tartışma konusu olmaktadır. Halbuki biz hareket olarak iktidar ve devlet sistemi dışındayız, bunun dışında alternatif yeni sistem yaratıyoruz. Bu nedenle, mevcut iktidar ve devlet sistem güçleri hiçbir biçimde bizim stratejik ilişki ve stratejik ittifaklarımızın içinde yer alamaz.

Eski paradigma döneminde Sovyetler Birliği ve sosyalist devletleri stratejik müttefik olarak tanımlıyorduk; fakat o zaman Sovyetler Birliği ve sosyalist devletleri de hatalı bir yaklaşımla sistem karşıtı güç olarak görüyorduk ve biz de onlar gibi iktidar ve devlet paradigmasına sahiptik.

Üçüncü Yol: Üçüncü Siyasi Çizgi

Şimdi bu durum değişmiştir. Adına ne derse densin hiçbir iktidar ve devlet gücü bizim stratejik müttefikimiz olamaz. Peki ne olur? Onlar ancak taktik ilişkimiz olur.

Taktik ilişki siyasi ve askeri ilişkidir, taktik ilişki ideolojik ve stratejik değildir. Dolayısıyla kısa süreli ve geçicidir. Bir siyasi-askeri çıkar ilişkisi, alıp-verme ilişkisidir.

Taktik ilişki müttefiklik ve dostluk ilişkisi değildir. Esas olarak karşıt olanlar arasındaki ilişkidir. Adeta savaş gibi bir ilişkidir. Bu nedenle, böyle bir ilişkinin tarafı olmaz. Kendi mücadelemize hizmet eden tüm taktik ilişkileri geliştiririz. Taktik ilişki güçleri içinde ayrım yapmayız. İktidar ve devlet güçleri birbiriyle sürekli çıkar çelişkisi ve çatışması içinde oldukları için, çoğunlukla ikilemli bir duruş ortaya çıkartırlar.

Bunun için, Parti önderimiz, biz bu ikilemli çıkar duruşlarından hiçbirinin yanında olmayacağız ve hep üçüncü siyasi çizgi olarak hareket edip, gerektiğinde çıkarımıza olan herkesle ilişki içine gireceğiz dedi. Bu konuda 'Ben şu güçle sürekli ilişki içinde olacağım' demek yanlıştır, taktik ilişki tarzının mantığına aykırıdır. Benzer biçimde 'Ben şu güçle hiçbir zaman ilişki içine girmeyeceğim' demek de yanlıştır.

Bu iki hatayı yapmak karşıt tarafla sürekli ilişki içinde olmayı ifade eder ki, bu durum taraf olmak ve üçüncü siyasi çizgiyi yürütmemek anlamına gelir. Peki böylesi söz ve davranışlar bizim içimizde ve çevremizde var mı?

Var ve hem de çok var. Bu nedenle işleri çıkmaza sokan, ancak ne yaptığını bile anlamayan tutum ve davranışlar çok fazladır. Gerçekten ilişki ve ittifak konusunun doğru anlaşılması ve bu temelde etkin pratikleştirilmesi gerekir.   

Özgüç ve İttifaklar Üzerine Bilinmesine Karşın uygulanmayan veya yanlış uygulanan Hususlar

Bu yazının amacı bilinmesine rağmen uygulanmayan veya yanlış uygulanan hususları açığa çıkartıp eleştirmektir. Özgürlük Mücadelesinde özgüç ve ittifakları bilmemekten çok, benimsememek veya biraz farklı olmasınıistemek vardır.

Bizde başkasından bekleme durumu neden bu kadar çok ortaya çıkmaktadır?  İstiyoruz ki fazla mücadele etmeden işler kolaylıkla yürüsün. Fakat yürümüyor, yaşam gerçeği böyle değil ve bu mümkün olmuyor. İşte başkasından bekleme durumu böyle ortaya çıkıyor. Yani böyle bir yanlışlık ve zayıflık durumu yaşanıyor.

SON NATO TOPLANTISI: İSVEÇ VE FİNLANDİYA

Kadrolarımızda mücadeleci bir yaklaşım geliştireceğimize, adeta 'niyeböyle oluyor' diyen ve herkesin bizim gibi olmasını isteyen bir yaklaşım öne çıkmaktadır.

Son NATO toplantısını değerlendirirken de benzer tutumlar fazlasıyla görülmüştür. Neredeyse NATObize niye böyle yaptıdiyerek ağlayacak düzeyde karamsarlıklar yaşanmıştır. Oysa herkesi olduğu gibi değerlendirip, neden böyle davrandığını sorgulamak hem doğruyu ortayaçıkartır hem de çok daha etkili bir eleştiri gücü geliştirir. Örneğin İsveç ve Finlandiya'ya 73 yıl bekleyip de neden şimdi diye sormak önemliydi. Aslında bu devletlerden daha çok ABD yönetimi onların NATO'ya girişlerini istemişti. Onlar da buna uyuyor ve ABD'ye boyun eğiyorlar.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir