Küresel Güney'deki Azgelişmişlik Kısır Döngüsü Nasıl Kırılır? —  Marco Fernandes

Kasım ayında Pekin'de yapılan 13. Dünya sosyalizmi Forumu'nda sunulan makale:

Çeviren Deniz Kızılçeç ve Ferdi Bekir

  Yazı bu siteden alınmıştır: https://thetricontinental.org/wenhua-zongheng-2023-4-chinese-perspectives-twenty-first-century-socialism/

Marco Fernandes, Tricontinental: Institute for Social Research'te araştırmacı, Dongsheng kolektifinin kurucu ortağı ve No Cold War kampanyasının üyesidir. Küresel Güney perspektifinden jeopolitik ve Çin üzerine araştırmalar  yapmakta ve yazılar yazmaktadır.  São Paulo Üniversitesi'nden (Brezilya) tarih alanında lisans ve yüksek lisans derecelerine ve sosyal psikoloji alanında doktora derecesine sahiptir.

Çağdaş bir Çin atasözü şöyle der: '1949'da sosyalizm Çin'i kurtardı. Ve yirmi birinci yüzyılda Çin sosyalizmi kurtaracak'.  Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, 2018 yılında Merkez Komite'nin yeni üyelerine yaptığı bir konuşmada, Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra 'sosyalizm Çin'de başarısız olsaydı […] küresel sosyalizmin uzun bir karanlık çağa sürükleneceğini' hatırlattı. Ve komünizm, Karl Marx'ın bir zamanlar dediği gibi, arafta kalan bir hayalet olacaktır'.

Peki Çine Özgü sosyalizminin temel özellikleri nelerdir?  Pazar ve planlama, sosyalist bir stratejiye birbirlerine düşman olmadan  nasıl entegre edilebilir? Çin sosyalizmini Sovyet modelinden ayıran nedir?

Pazarın sosyalizme dayattığı çelişkilerle yüzleşen Çin'in karşılaştığı en büyük zorluklar nelerdir? Çin deneyimi sosyalizme giden yolda diğer ülkelere ilham verebilir mi?

 Wenhua Zongheng dergisinin uluslararası baskısının dördüncü sayısı, Yang Ping'in iki makalesinde bu temel soruları inceliyor  Wenhua Zongheng dergisinin Çince baskısının baş editörü olan Pan Shiwei, Şangay Sosyal Bilimler Akademisi Çin Marksizmi Enstitüsü'nün onursal başkanıdır. Yang Ping, 'Sosyalizmin Üçüncü Dalgası' adlı kitabında, geçtiğimiz 150 yıl boyunca üç bilimsel sosyalizm dalgası yaşandığını ileri sürmektedir:

On dokuzuncu yüzyılda Avrupa'da Marksizmin ve devrimci hareketlerin ortaya çıkışı (bu birinci dalga), yirminci yüzyılda çok sayıda sosyalist devletin ve ulusal kurtuluş hareketlerinin ortaya çıkışı (bu ikinci dalga) ve (bu üçüncü dalga: Sovyetler Birliği'nin çöküşü ve Mao döneminde sosyalizmin bocalaması koşullarında, 1970'lerde Çin'in reformu ve dışa açılmasıyla başlayan sosyalist bir pazar ekonomisinin ortaya çıkışı.

Benzer şekilde Pan Shiwei, 'Yirmi Birinci Yüzyılda Sosyalizmin Yeni Biçimleri' başlıklı çalışmasında üç ana sosyalizm biçiminin ortaya çıktığını iddia etmektedir: Avrupa kapitalizminin merkezlerinde ortaya çıkan klasik sosyalizm, ikincisi sömürge ve yarı sömürgelerde sosyalizmin dönüştürücü biçimleri ve üçüncüsü, Çin'de gelişen ve kapitalizmi aşmayı hedefleyen yeni bir sosyalizm biçimi.

 Her iki yazar da sosyalizmin yeni dalgasının ya da biçiminin henüz ilk aşamalarında olduğunu savunmakta ve bunun Çin'de sosyalizmi nasıl daha da güçlendirebileceğini ve dünyadaki diğer uluslara nasıl ilham kaynağı olabileceğini tartışmaktadır.

Bugün emperyalist güçler ekonomik bir çöküşün ortasındadır ve Ukrayna ile Filistin'de Doğu ve Güneydoğu Asya'ya yayılma ve insanlığı üçüncü bir dünya savaşına sürükleme riski taşıyan bir savaş çılgınlığına kapılmışlardır. Bu bağlamda, sosyalist Çin'in yükselişi Küresel Güney'e ne gibi fırsatlar sunuyor? Bu yazı, bu soruyu incelemek üzere yazarların bakış açılarını ele almaktadır.

Çin Sosyalizmi için Başarılar ve Zorluklar

45 yıllık reform ve dışa açılma sürecinin ardından sosyalist Çin büyük bir endüstriyel, teknolojik, finansal, ticari ve askeri güç haline gelmiştir. Ekonomileri karşılaştırmak için daha gerçekçi bir ölçü olan satın alma gücü paritesine göre gayri safi yurtiçi hasıla baz alındığında Çin, ABD'yi rahatlıkla geride bırakmıştır. 2022 yılında Çin'in GSYH'si (SATIN ALMA GÜCÜ HESAPLAMASI ) 31 trilyon dolar iken ABD'nin 26 trilyon dolardır.  Başka bir deyişle, Çin'in GSYİH'si (SATIN ALMA GÜCÜ HESAPLAMASI) ABD'ninkinin yaklaşık 1,2 katıdır. Bu başarıyı sosyalist kalkınma tarihi içinde bir bağlama oturtmak gerekirse, Sovyetler Birliği 1975 yılında ekonomik gücünün zirvesine ulaştığında, GSYİH'si (SATIN ALMA GÜCÜ HESAPLAMASI) ABD'nin yalnızca yüzde 58'ine, yani yarısından biraz fazlasına ulaşmıştı.

Çin, 2000'li yılların sonlarından bu yana dünyanın en büyük sanayi gücü haline gelmiştir. Geçtiğimiz yıl Çin küresel imalat üretiminin yüzde 26,7'sini gerçekleştirirken, onu ABD (yüzde 15,4), Japonya (yüzde 5,3) ve Almanya (yüzde 4) takip etti. Bu, Çin'in sanayi üretiminin Küresel Kuzey'deki en büyük üç sanayi ülkesinin toplam üretimini aştığı anlamına gelmektedir. Çin ayrıca son yıllarda telekomünikasyon (5G), yüksek hızlı tren, yenilenebilir enerji, maden arıtma ve elektrikli araçlar gibi sektörlerde küresel önder haline gelerek ve yapay zeka, kuantum hesaplama, biyoteknoloji ve inşaat dahil olmak üzere diğer birçok alanda oldukça ileri aşamalara ulaşarak dikkate değer teknolojik ilerlemeler kaydetmiştir. Ayrıca Çin, 120'den fazla ülkenin birincil ticaret ortağı olarak hizmet veren dünyanın en büyük ticaret gücüdür. 2022 yılında Çin'in ihracatı 6,28 trilyon dolar olurken, 860 milyar dolar fazla verdi ve yılı 3,13 trilyon dolarlık uluslararası rezervle kapattı. Bu arada, finans alanında Çin devleti, toplam varlık büyüklüğüne göre dünyanın en büyük dört bankasını – Industrial and Commercial Bank of China , China Construction Bank, Agricultural Bank of China ve Bank of China – kontrol etmektedir ve bu bankalar birlikte yaklaşık 20 trilyon dolarlık varlığa sahiptir.

Çin, Dünya Bankası da dahil olmak üzere diğer tüm ülkeleri ve çok taraflı kurumları geride bırakarak küresel ölçekte en büyük kalkınma finansmanı kaynağı haline gelmiştir.  Son olarak Çin, 1978-2021 yılları arasında 850 milyon insanı aşırı yoksulluktan kurtararak tarihteki en büyük başarılardan birine imza atmıştır. Dünya Bankası'na göre bu dönemde yoksulluğun azaltılmasında Çin'in payı yüzde 76'dır. Aynı zamanda, elde ettiği başarılara rağmen Çin gelişmekte olan bir ülke olmaya devam etmektedir ve sosyalizmin 'ilk aşamasının' ötesine geçmeye çalışırken önemli ekonomik, sosyal ve siyasi zorluklarla karşı karşıyadır.

 Bu zorluklar arasında hem kentsel ve kırsal alanlar arasında hem de ülkenin bölgeleri arasında (doğu batıdan çok daha gelişmiştir) eşitsizliğin azaltılması ihtiyacı yer almaktadır.  Bu hedef, 300 milyondan fazla (ülke içi) göçmen işçinin gelir ve sosyal refahının artırılmasını; yüksek düzeydeki genç işsizliğinin azaltılmasını; finansallaşmış bir gayrimenkul sektörüne olan yüksek ekonomik bağımlılığın azaltılmasını içermektedir. Hiper-hızlandırılmış sanayileşmeden kaynaklanan çevresel sonuçların ele alınmasını da içermektedir. Bunlar arasında yaşlanan nüfusa ve azalan doğum oranına uyum sağlamak; Çin Komünist Partisi içinde ve kitleler arasında Marksist siyasi eğitimi canlandırmak (Xi Jinping için bir öncelik) yer almaktadır; Batılı güçlerin Çin'in ilerlemesini engellemek için kullandığı hibrit savaş taktiklerini de hesaba katalım.

Küresel Güney'de Sosyalist ya da Kalkınmacı Bir Dalga mı?

Çin, Üçüncü Dünya'yı esir alan kısır 'azgelişmişliğin gelişimi' döngüsünden kurtulmayı başarmıştır. Batı sömürgeciliğinden bağımsızlıklarını kazanmalarından onlarca yıl sonra, bu döngü çevre ülkelerin kapitalist sistem içindeki deneyimlerini tanımlamaya devam etmektedir. Muazzam ekonomik başarısı nedeniyle, Küresel Güney'de giderek artan sayıda ülke Çin'i hem takip edilecek başarılı bir örnek (kendi yerel özelliklerini dikkate alarak) hem de kalkınma odaklı stratejiler arayışlarında potansiyel bir ortak olarak görmektedir. Buna karşılık Çin de bu tür ortaklıkları giderek daha fazla geliştiriyor.

Ekim 2022'de ÇKP'nin yirminci Ulusal Kongresi'nin raporu, sömürgecilik, yağma, kölelik ve Küresel Güney'deki doğal kaynakların ve halkların yağmacı sömürüsüne dayanan Batı modernleşme modelinin yankı uyandıran Marksist bir eleştirisini içeriyordu. Bu model sadece Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki sanayileşme süreçlerinin değil, aynı zamanda dünyanın geri kalanı üzerindeki ekonomik, siyasi ve askeri hakimiyetlerinin de temelini oluşturmuş ve bir emperyalizm sistemi üretmiştir. Buna karşılık Çin, büyük bir nüfus arasında paylaşılan refah, maddi ve etik-kültürel ilerleme, insan ve doğa arasında uyum ve barışçıl kalkınma ilkeleriyle karakterize edilen kendine özgü modernleşme yolunu formüle etti. Bu tarihsel farkındalık Çin'in devlet politikasını, özellikle de 2013 yılında Orta Asya ile bağlantı kurarak Batı Çin'in kalkınmasını hızlandırmak amacıyla başlatılan Kuşak ve Yol Girişimi'ni (BRI) şekillendirmektedir. Deng Xiaoping'in 'taşlara dokunarak nehri geçme' tarzında, Çin hükümeti bunun otuz yılı aşkın bir süredir neoliberalizm tarafından rahatsız edilen Küresel Güney ile ilişkisinin temel taşı olabileceğini fark etti. On yıl ve yüz milyarlarca dolar sonra, ÇKP'nin yirminci Ulusal Kongresi'nde bu yön bir kez daha teyit edilmiş ve Çin'in Küresel Kuzey ile Küresel Güney arasındaki uçurumun daraltılmasına yardımcı olmaya ve Küresel Güney ülkelerinde kalkınmanın hızlandırılmasını desteklemeye kararlı olduğu ilan edilmiştir.

Son gelişmeler, Çin ile gelişmekte olan ülkeler arasında daha yüksek düzeyde bir işbirliğine işaret etmektedir. Örneğin, Ağustos ayında (on beşinci BRICS zirvesinden kısa bir süre sonra düzenlenen) Çin-Afrika Önderler Diyaloğu'nda Afrikalı önderler Çin'in son yirmi yılda kıtada altyapıyı teşvik etmek için gösterdiği çabaları takdir ettiklerini ifade ederken, Çin'e yatırım odağını altyapıdan sanayileşmeye kaydırması çağrısında bulundular.1

Xi Jinping bu öneriyi kabul etti ve Temmuz ayında düzenlenen Rusya-Afrika zirvesinde de benzer  bir tartışma yaşanmış ve mevcut Afrika stratejisi teyit edilmiştir. Bir zamanlar güçlü ve çeşitlendirilmiş sanayi sektörlerine sahip olan ancak son yıllarda sanayisizleşme yaşayan Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerden, bol doğal kaynaklarına rağmen Batı sömürüsü nedeniyle istikrarlı bir sanayileşme süreci başlatmak için yeterli sermaye birikimi sağlayamayan Bolivya ve Zimbabve gibi ülkelere kadar, Küresel Güney'de sanayileşme ihtiyacı bir kez daha kamusal tartışmaların ön saflarında yer almaktadır.

Son dönemde Çin devlet şirketleri ve özel şirketler ile Küresel Güney ülkeleri arasında, çoğu yüksek talep gören madenlerin yerel olarak işlenmesi veya elektrikli araç üretimi ile ilgili çok sayıda ortaklık kurulmuştur. Örneğin Çin, Bolivya'da lityum işleme tesislerine, Zimbabwe'de bir başka lityum tesisine ve mega çelik tesisine, Endonezya'da nikel işleme tesislerine ve Fas'ta elektrikli araç fabrikaları merkezine milyarlarca dolar yatırım yapıyor. İpek Yolu Projesi, genişletilmiş BRICS-11 ve Şangay İşbirliği Örgütü gibi bölgesel girişimlerin, Batılı güçlerin muhalefetiyle karşılaşsalar da, bu süreci güçlendirmek için kaldıraç görevi görebileceğine dair yüksek beklentiler var.

Endüstriyel kalkınma olmadan, Küresel Güney'deki halklar açlık, işsizlik ve kaliteli eğitim, barınma ve sağlık hizmetlerine yetersiz erişim gibi derin sorunlarının üstesinden gelemeyecektir. Ancak bu sadece Çin (veya Rusya) ile ilişkiler yoluyla elde edilemeyecektir. Ulusal halk projelerinin, başta çalışan sınıflar olmak üzere ilerici toplumsal kesimlerin geniş katılımıyla güçlendirilmesi gerekmektedir; aksi takdirde, herhangi bir gelişmenin meyvelerinin, bu meyvelere en çok ihtiyaç duyanlar tarafından toplanması pek mümkün olmayacaktır. Küresel Güney'de şu anda çok az ülkede kitle hareketlerinde bir yükseliş yaşandığı göz önüne alındığında, küresel bir 'üçüncü sosyalist dalga' beklentisi oldukça zorlayıcıdır; daha ziyade, ilerici bir karaktere bürünme potansiyeline sahip yeni bir kalkınma dalgası daha mümkün görünmektedir. Günümüzün temel çelişkisi emperyalizmdir ve buna karşı koymaya yönelik tüm çabalar stratejik açıdan avantajlıdır.

Hiç şüphe yok ki Çin ve Rusya, tam da son on yıllarda güçlü ve egemen uluslar inşa ettikleri için emperyalist güçler tarafından hedef alınmıştır. Ancak bunun  ötesinde, Çin ve daha az ölçüde Rusya, Küresel Güney ülkelerine daha geniş bir yelpazede endüstriyel, teknolojik, finansal, iletişim ve askeri yetenekler sunarak seçeneklerini genişletmekte ve potansiyel olarak Batılı güçlerin hegemonyasını daha geniş anlamda zayıflatmaktadır. 1950'lerle 1970'ler arasında ulusal kurtuluş ve kalkınmaya yönelik büyük dalga olan ve nihayetinde hayalleri neoliberalizm ve İmparatorluğun savaş makinesi tarafından engellenen 'Üçüncü Dünya Projesi'nin başarısı için eksik olan tam da bu değil miydi?

Notlar

  1. Bakınız 'China-Africa Relations in the Belt and Road Era', Wenhua Zongheng, int'l ed. 1, no. 3 (Ekim 2023) https://thetricontinental.org/wenhua-zongheng-2023-3-china-africa-relations-belt-and-road-era/ ↩︎

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir