Küba

Küba'nın Geliştirdiği Sosyalizm Modeli: Kökleri ve Gelecekteki Yönelimi

Alman KP'nin UnsereZeit dergisinde yayınlanan yazı 2020/6

José Luis Rodríguez, Eski Maliye Bakanı / Çeviren: Üyemiz S. Torlak

Küba Devrimi'nin gelişim süreci boyunca, ülkemizdeki sosyalizme geçiş sürecinin temel niteliklerinin kavramsal olarak ortaya konduğu çok sayıda belge bulunmaktadır, bu anlamda, günümüzdeki dönüşümleri bu dönüşümlerin tarihsel bağlamına bakarak analiz etmek yararlı olacaktır. "Küba Komünist Partisi (KKP) Program Platformu" 1975 yılında gerçekleştirilen Birinci Parti Kongresi'nde kabul edildi.

Program şöyle diyordu: "Sosyalizmin inşası şu anlama gelmektedir: toplumsal ekonomideki üretim araçları üzerindeki bütün özel mülkiyet biçimlerine son vermek ve böylece, üretim araçları üzerinde sadece kolektif toplumsal mülkiyet biçimlerinin bulunduğu kendine özgü bir ekonomik sistemin kurulması.… Bu da önceden var olan sömürücü sınıflar üzerinde bütünlüklü ve nihai zafer anlamına gelmektedir."

Bunun anlamı, sosyalizmin maddi-teknik temellerinin yaratılmasıyla birlikte, "sosyalist üretim ilişkilerinin – gönüllük ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalarak kademeli bir biçimde küçük burjuva köylü mülkiyetinin yerine kooperatif mülkiyetinin geçirildiği ya da kademeli bir biçimde bütün halkın mülkiyetine katıldığı bir şekilde – kendi özgünlükleri çerçevesinde gelişimi ve yaygınlaşmasıdır."

Bu anlamda, bir sosyalist toplumda özel mülkiyete hiçbir şekilde yer olmadığı ve aynı zamanda kooperatif mülkiyetin de önde gelen baskın bir yerinin olmayacağı düşünülmüştü.

Buradaki görüş ve amaç, devlet mülkiyeti olarak anlaşılan şekilde, tüm halkın mülkiyetinin mutlak hakimiyetiydi. O zamanki görüşe göre, bu amaç, görece kısa bir zaman içinde ve herhangi büyük bir sorun yaşanmaksızın ulaşılacak bir amaçtı.

Ardından, sosyalizmin inşası aşamasında, 1986'da gerçekleştirilen KKP Üçüncü Parti Kongresi'nde "Küba Komünist Partisi Programı" kabul edildi.

Bu belgede şu öneride bulunuluyordu: "… toplumsal ekonomideki üretim araçlarının bütün özel mülkiyet biçimlerinin üstesinden gelmek ve böylece temel üretim araçlarının sadece iki toplumsal mülkiyet türünün bulunduğu birleşik bir ekonomik sistem kurmak gerekiyor: devlet mülkiyeti ve kooperatif mülkiyet; …"

Diğer yandan, gelecek yıllardaki ekonomik kalkınmanın temel sorunu üzerine şu vurguda bulunuluyordu: "… Sorun ekonominin ne kadar gelişeceği sorunu değil, fakat ekonomide neyin gelişeceği ve ekonominin nasıl gelişeceği sorunudur…" ve burada aynı zamanda, sanayileşmeye ve sosyalist kamp ile sosyalist bütünleşmenin derinleştirilmesine vurguda bulunulmuştur.

Her ne kadar kooperatif mülkiyete bir alan açıyor ve toplumsal mülkiyetin – özellikle de temel üretim araçları açısından – sürdürüleceğini vurguluyorsa da, 1986 tarihli bu belge ile 1975 tarihinde kabul edilen platform arasında pek çok benzerlik bulunabilir.

O dönemde (1975 ile 1985 yılları arasında) ekonomiye önderlik etmekte hatalar yapılmıştı. 1986'dan sonraki dönemin ekonomi politikası, Sovyet yönetim modelinin pek çok unsurunu eleştirel değerlendirmeye tabi tutan bir yaklaşım içermişti.

Avrupa'daki Sosyalist Ülkelerinin Yıkılması Sonrasındaki Dönem

1991 yılında gerçekleştirilen Dördüncü KKP Kongresi'nde şu konuda birleşildi: "… 1986 programı, hatalarımızı ve olumsuz eğilimleri düzeltme sürecinde geliştirilen kavramlar ile tam olarak örtüşmemektedir. Bu anlamda, 1991 Dördüncü Parti Kongresi, 1986'da Üçüncü Parti Kongresi tarafından kabul edilen politikanın mevcut gerçekliğe uygun olmadığı sonucuna varmıştır."     

29 Ağustos 1990 tarihinde başlamış olan Özel Zorlu Dönem yılları boyunca, Küba ekonomisi Avrupa'da sosyalizmin ortadan kalktığı yeni koşullar altında dünya ekonomisine yeniden entegre olurken, ülke ise krizin etkilerine mümkün olan en düşük toplumsal maliyet-halkın gelirlerini korumaya çaba gösteren– ile direnmeyi amaçlayan bir stratejiye odaklanmaz zorunda kaldı.

Bu koşullarda, her ne kadar 1991 tarihli KKP Dördüncü Parti Kongresi'nin ve 1997 tarihli Beşinci Parti Kongresi'nin belgelerinin yanı sıra Fidel Castro'nun çok sayıda konuşmasında ifade edildiği üzere bir direniş ve hayatta kalma politikası ürettiysek de, Küba Devrimi deneyimini kavramsal olarak teorize etmeyi amaçlayan yeni ve daha ileri belgeler üretmek mümkün olamadı.

Özel Zorlu Dönemin en kritik aşamasının üstesinden geldikten ve Özel Zorlu Dönem'in sonuçlarıyla yüzleşme gereksinimini dikkate aldıktan sonra, 2000'li yıllarda sosyalist inşaya ilişkin yeni ve daha ileri kavramlar üzerinde çalışıldı ve geliştirildi.

Bu dönem süresince, 1999'dan 2006'ya kadar, ekonomik ve toplumsal politikaların nasıl yeniden örgütleneceği üzerine bir Fikirler Savaşı yürüttük.

Buradan elde ettiğimiz deneyim, Fidel Castro'nun 5 Aralık 2004'te gerçekleştirdiği ve devletin önderliğinin ve yönetiminin bürokratik yöntemlerden arındırılması gerektiğini savunduğu konuşmasında ortaya konuldu ve ülkemiz Küba birikmiş siyasal ve toplumsal sorunlara dönük hızlı çözümler aramayı sürdürdü.

Ancak, bizi kalkınmayı sağlayacak sürdürülebilir büyümeyi gerçekleştirmekten alıkoyan ciddi yapısal sorunlar hala çözülebilmiş değildi.

Bu durum, ülkenin ekonomik durumunun 2008 krizinin etkisiyle ciddi derecede kötüleşmesiyle çarpıcı bir açıklık kazandı; bu da Küba hükümetini büyümeyi istikrarlı hale getirmek ve ülkenin kalkınmasını sağlamak adına ekonomide daha derin sistemsel değişimlere dönük ihtiyacı analiz etmeye itti.

Böylece, Başkan Raúl Castro 1 Ağustos 2009 tarihinde Ulusal Meclis'e hitaben yaptığı konuşmada, ülkenin ekonomik ve toplumsal politikalarını temelinden değiştirme kararını ilan ederek şunları söyledi:

"… Sorun, nüfusun mümkün olan en geniş katılımıyla, uğruna savaşabileceğimiz ve Küba'nın mevcut ve gelecek koşullarında bir sosyalist toplumu ve yurttaşların yararına olacak şekilde ulusun yaşamını düzenleyecek ve ülkenin mevcut sosyal-siyasal rejiminin geriye döndürülememesini sağlayacak bir ekonomik modeli inşa etme sorunudur, ülkenin hakiki bağımsızlığının yegane güvencesi de bu olacaktır."

2011 ile 2017 Arası Dönem

Halk arasındaki yaygın bir tartışmanın ardından, KKP Altıncı Parti Kongresi tarafından Nisan 2011'de kabul edilen temel yönergeler, devrimin başlangıcından itibaren yürürlükte olan ilkelere dayanan politikalar da dahil olmak üzere Özel Zorlu Dönemin dayattığı sınırlamaların üstesinden gelmeyi amaçlayan ülkenin ekonomik ve toplumsal politikalarında temel değişimler getirmiştir.

Bu yönergeler her ne kadar ekonomik stratejide temel bir değişimi içermese de, yönergelerin içeriği, Devrim'in elli yılı boyunca birikmiş olan deneyimi dikkate alarak sosyalist modelin güncellenmesi gerektiğine vurgu yapıyordu.

Yeni yönergelerde genelde planlama hakim konumda olsa da, ekonomik sistemi içinde parasal ticari ilişkilere ve devlet-dışı özel mülkiyete geniş bir yer açıyordu.

Bu karar nesnel bir gerçekliği yansıtıyordu ve ülkenin bugüne kadar ulamış olduğu yetersiz kalkınma düzeyini ve ekonomiyi yüksek düzeyde merkezileşmeyle ve sadece devlet mülkiyeti altında daha verimli bir biçimde yönetmenin imkansızlığını dikkate alarak, tek bir toplumsal mülkiyet biçiminin hakim olması gereği üzerine önceki değerlendirmeleri ortadan kaldırıyordu.

Diğer taraftan, karar kamu sektörünün en geniş ekonomik kalkınma potansiyelinin söz konusu olduğunu ve temel üretim araçlarının yoğunlaştığı alanları teşvik etmeye dönük çabalara yoğunlaşmak gerektiğini vurguluyordu.

Bu amaca yönelik olarak dört yeni yaklaşım ortaya kondu.

Birincisi, bir sosyalist ekonomide piyasaların olumsuz sonuçlarını kabul etmek belirlemek ve saf dışı etmek için etkili önlemler alınmalıydı.

İkincisi, ekonomik kalkınmanın temel itici gücü olarak devlet mülkiyetinin temel rolü yeniden onaylanırken, özel mülkiyet, kooperatif mülkiyet ve karma mülkiyet biçimlerinin yönetimine dönük yeni bir alan tanımlanıyordu. Fakat devlet-dışı mülkiyetin sınırları sonrasında kademeli bir biçimde tanımlanacaktı.

Üçüncüsü, işçilerin ekonominin yönetimine katılımı sağlanırken, kamusal varlıkların ekonomik yönetiminin işletmelerin lehine olan şekilde merkezi yönetim altında olmaktan çıkarılması planlandı. Böylece şirketlerin yönlendirilmesi bölgesel düzeye ve işletme düzeyine çekilmesiyle birlikte, devletin işlevleri ile şirketlerin işlevleri arasında bir ayrıştırma teşvik ediliyordu. İşlevlerin iç içe geçmesine son verilecekti.

Dördüncüsü, yapılacak planlı dönüşüm adımlarıyla maddi teşvik mekanizmalarıyla halkın kişisel tüketimine daha fazla ağırlık verilecekti. Halkın tüketimi akılcı hale getirilmeliydi. Yani özellikle halkın tüketiminde rasyonel olmayan devlet destekleri ve rasyonel olmayan bedava hizmet ve ürünler kalkmalıydı.

Fakat aynı zamanda – oldukça karmaşık olduğu deneyimle ortaya çıkan bir süreç olarak – eşitlik ve toplumsal dayanışma sağlamada ısrar edilmeliydi. Ülkenin ekonomik durumunun analizine dayanarak ve yeni anlayışın kavramsal görüşleri dikkate alınarak, yeni 2011 reformu kısa vadede gerçekleştirilmesi gereken çözümleri tanımlıyordu: dış ödemeler dengesi açığı sorununu (döviz) çözmek, ekonomik etkinlik ve verimliliği sağlamak, halkın çalışmaya dönük motivasyonunu ve uygun gelir dağılımını sağlamak ve böylece kalkınma için yapısal ve üretken koşulları yaratmak.

Uzun vadede, ulaşılacak yeni hedefler gıda ve enerjide yüksek düzeyde öz-yeterlilik, insan kaynakları potansiyelinin verimli kullanımı, geleneksel üretim alanlarında yüksek düzeyde rekabet ve yüksek katma değerli yeni üretim alanlarının geliştirilmesi idi.

Özet olarak, ülkenin kısa ve orta vadeli ekonomik ve toplumsal ilerleyişine dönük temel mantık, dış mali açığın (döviz) – öncelikle alacaklı ülkeler ile yeniden müzakere etmek ve dış borçların yeniden yapılandırılması yoluyla – azaltılmasıydı. Böylece yabancı doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çoğaltmak ve emek verimliliğinin artışını hızlandırmayı mümkün kılacaktık bu yolla halkın ücretlerini ve yaşam standartlarını yükseltecektik. Halkın sosyalist etik değerleri desteklemesi ve siyasal değerlerini koruması için halkın ücretlerini ve yaşam standartlarını yükseltmek vazgeçilmez bir koşullardan biriydi.

Bu türden dönüşümler ve başarı, her ne kadar birkaç durumda gözden kaçmışsa da uzun bir zaman gerektiriyordu. Reformların uzun vadeli niteliği 2011 ile 2016 arasındaki döneme yönelik yönergelerin tasarımlarda yeterince vurgulanmamıştı.

Bu durum muhtemelen çeşitli koşullara bağlı olarak yıllar boyunca var olmuş sorunlara dönük daha hızlı çözümler bulmaya dönük halk baskısıyla ilişkiliydi, fakat aynı zamanda planlama süreçlerindeki anlayış hatalarına da dayanıyordu.

En büyük başarı dış mali borç ve dengesizliklerin azaltılması ve gelir sahiplerinden vergi toplama politikasının güçlendirilmesi ve dış yatırımcıların yönlendirilmesi ile baş etmeye yönelik uygun yasal ve örgütsel koşulların yaratılması alanlarında kaydedildi. Toplumun gelişmesinde özel ve kooperatif mülkiyetin oynayabileceği rolün görülmesi de önemli bir yenilikti. Devlet işletmeleri sisteminin yeniden yapılandırılması sürecine ilk aşamada (2011-2014) başlanmıştı ve devlet işletmelerindeki gereksiz aşırı işçi ve memur sayısı azaltılmıştı. Ancak, çeşitli türden yapısal zorlukların üstesinden gelinemedi, böylece 2009 ile 2015 arası büyüme sadece yılda ortalama %2.8 olarak gerçekleşti.

Toplumsal ilişkiler alanında, Küba'nın diğer ülkelere göç politikası 2013 yılında yeni ve daha esnek bir mevzuat ile temelden değiştirilirken, sağlık ve eğitim alanlarında daha önce ulaşılmış olan göstergeler, beraberinde zorluklar yaşanmasına karşın sürdürülebildi. Bunlarla birlikte, gelir dağılımında eşitsizlikte bir artışa, sosyal yardımlarda azalmaya ve konut ve yolcu taşımacılığı yetersizliği sorununu çözmekte bir yavaşlamaya yol açan çeşitli önlemlerin olumsuz etkilerinin üstesinden gelmek henüz mümkün olmadı.

2016 Yedinci Parti Kongresi Sonrası Dönem

Nisan 2016'da KKP Yedinci Parti Kongresi tarafından kabul edilen belge, yeni stratejiye yönelik temel yönlerin daha da geliştirilmesine işaret ediyordu.

Yedinci Parti Kongresi şunu söylüyordu: "Parti'nin Ekonomik ve Toplumsal Politikasının ve Devrimin Yönergeleri 2016-2021" başlıklı belge, kısa vadede yürütülecek eylem yollarını gösterirken, "2030'a Kadar Ekonomik ve Toplumsal Plan: Ulusa, Temel Sütunlara ve Stratejik Alanlara Yönelik Vizyon Önerisi" başlıklı belge ise uzun vadede ülkenin sürdürülebilir kalkınma sürecini başlatan hedefleri ve temel önermeleri ortaya koymaktaydı. İkinci belgenin sayısal hedeflerle tamamlanması 2017 yılında tamamlandı.

Metinde bu belgelere "Yönergeler 2016-2021" ve "Plan 2030'a Kadar" şeklinde atıfta bulunulmaktadır. Bkz. CONCEPTUALIZACION DEL MODELO ECONOMICO Y SOCIAL CUBANO DE DESARROLLO SOCIALISTA.

Tüm bu son belgeleri (2016-2017) değerlendirirsek, Küba'nın ekonomik ve toplumsal modelinin yaşadığı mevcut dönüşümlerin yönünü anlamak açısından önemli unsurları göreceğiz. Yani üretim araçları üzerinde mülkiyet ilişkilerini, ekonomide planlamayı ve toplumsal ilişkilerin örgütlenmesini görmemize izin vermektedir. Belgenin en önemli kısmı mülkiyet biçimlerine ilişkin olan kısımdır. Bu anlamda, önceki belgelerin aksine, piyasanın kabul edilmesi önemli bir değişimdir. Ancak belgeler devlet mülkiyetine ve planlamaya genel bir öncelik vermeyi sürdürmektedir. Piyasaya dönük bazı eleştirel değerlendirmeler de vardır ve reel sosyalizm olarak adlandırılan sistem altındaki başarısız çözümlerin derslerine odaklanmaktadır.

Devlet mülkiyetinin temel rolünün tanımlanmasına dayanan belge, bir şirketin mülkiyeti ile o şirketin yönetiminin, ayrılma olasılığını analiz etmektedir. Şirket Özelleştirmeye tabi tutulmadan veya çalışanlar sahibi oldukları işletmelere yabancılaşmaya izin verilmeden bu çözüm uygulanabilir görülmüştür.

Kooperatif mülkiyet de bir toplumsal mülkiyet biçimi olarak görülmüştür. Küçük ölçekli kişisel mülkiyet işletmeleri veya aile mülkiyeti altındaki küçük işletmelerin veya Küçük ve Orta Boy Özel İşletmelerin arasındaki fark da burada daha açık şekilde tanımlanmıştır. Kendi hesabına çalışan ve gelir elde eden bireyler kavramı da netleştirilmiştir.  Yerli ve yabancı gerçek ve tüzel kişilerin üretim araçları üzerine özel mülkiyeti tanınmıştır. Bunlara ek olarak, belge, yeni bir karma mülkiyet çeşidi olarak özel mülkiyet ve/veya devlet mülkiyetindeki kooperatifler ile devlet işletmelerinin bir araya getirilmesine izin vermiştir. Devlet-dışı özel mülkiyet konusunda, mülkiyetin belirli ellerde yoğunlaşmasına izin verilmeyeceği vurgulanmıştır.

2011'de kabul edilen yönergelerin aksine, bu 2016 tarihli belge, ekonominin yönetimine çalışanların katılımına ve bilgi ve iletişimin önemine verilen ağırlığı ve önemi vurgulamıştır.  2016 tarihli belge, yapılacak değişimlerin karmaşıklığına işaret ederek sonuçlanmaktadır. Bu değişimlerin tamamı şok tedavileri uygulamaksızın yapılacaktır, bu anlamda sonuçlara da adım adım bir şekilde ulaşılacaktır. Bu koşul, değişimlerin hızına ve değişimlerin beklentileri kısa vadede gözle görülür gelişmelerin sağlanmasına odaklanmış olan halk üzerindeki etkisine dönük oldukça eksiksiz bir yaklaşıma işaret etmektedir.

Uzun Vadeli Hedefler

Taslak "Plan 2030" belgesi, istediğimiz ülke vizyonunu, egemen, bağımsız, sosyalist, demokratik, müreffeh ve sürdürülebilir bir Küba olarak tanımlamaktadır.

Plan 2030 itici güçler olarak altı stratejik temel sütun önermektedir, a) etkili ve sosyalist bir hükümet ve toplumsal uyum ve entegrasyon; b) üretkenlikte dönüşüm ve uluslararası alanda ekonomik bütünleşme; c) altyapı yatırımları; d) insan potansiyeli, bilim, teknoloji ve yenilikçilik; e) doğal kaynaklar ve çevre; ve f) insani gelişme, adalet ve eşitlik. Bu altı temel sütun etrafında 22 genel hedef ve 106 özel hedef tanımlanmaktadır.

Son olarak, belge, önümüzdeki beş yıla odaklanarak Küba ekonomisi açısından odaklanılacak stratejik alanları tanımlamaktadır: İnşaat sektörü; Elektrik Enerjisi; Telekomünikasyon; Geniş bir Ulaşım Ağı; Depolama ve Ticari Lojistik; Su Yönetiminde Şebekelerin ve Tesislerin birleştirilmesi Bütünleştirilmesi, Ülke içi ticareti ve depolama ve Lojistiği geliştirmek; Turizm; Profesyonel Hizmetler sektörü; Şeker-dışı Tarım İşleri ve Gıda Endüstrisi; İlaç, Biyoteknolojiye dayalı ve Biyomedikal Üretim; Şekere dayalı işler ve Türevleri; ve son olarak Küba'nın en fazla ihraç ettiği ürünler olarak ekonomideki ağırlıkları açısından Hafif Sanayi, Madencilik ve Nikel Endüstrisi.

Yazımın sonuna yaklaşırken, Küba ekonomisinin gelişimini önümüzdeki 15 yılda başarıyı etkileyecek olan bazı önemli unsurlardan bahsetmem yerinde olacaktır.

Dış dünyadan gelecek etkiler
  • ABD'nin Küba'ya yönelik ekonomik ambargosunun süresi ve etkisi.
  • Dünya ekonomisinin evrimi; burada Küba'nın ihraç ürünlerine dair herhangi lehte bir trend görmüyorum.
  • Yabancı doğrudan sermaye yatırımları da dahil başta Amerika olmak üzere mali baskıların devam edeceğini düşünüyorum ve ABD-Japonya ve Avrupa gibi temel alıcı güçler tarafından bizlere karşı ticaret yasaklarının devam edeceği açıktır.
İç etkenler
  • Gerçekleştirilmesi hedeflenen kaçınılmaz yapısal değişimlerin hızı ve devamlılığı, tempo aralığı.
  • Milli Gelir büyüme hedeflerine ulaşma başarımız.
  • İhracatın büyütülmesi ve bunun yanı sıra ithalatı azaltan yerli üretim; fakat ihracatın büyütülmesi kısa vadede daha fazla ithal ürünü gerektirecektir.
  • Bilim ve teknolojinin emek verimliliğini arttırmak üzere uygulanması.
  • Özel sektör ve kooperatif sektörünün işsizliği azaltma kaynakları olarak ve düşük sermaye yoğun mal ve hizmetlerin üretilmesinde oynayabileceği rol.
  • İçerdeki sosyal ve ekonomik gerilimlerin azaltılması, özellikle de işçilerin emek verimliliğini arttırmakta kilit şey işçilerin geliriyle ilgili gerilimleri azaltmaktır.
  • Halkın Siyasal desteğini arttırma becerimiz, özellikle de halkın karar alma süreçlerine katılım ve oydaşım düzeyini arttırma becerimiz.

Küba ekonomisinin sürdürülebilir bir kalkınma çizgisini sürdürmesi için en düşük yıllık büyüme yüzde 5-7 olmalıdır. Yatırımlarda ise Milli Gelirin yüzde 20 ila 25 arasında bir orana denk düşen bir artış sağlamalıyız. Bu ikincisi, yabancı doğrudan yatırımda daha hızlı bir büyüme gerektirmektedir. Genel olarak, Küba'nın ekonomik modelini güncellemedeki temel zorluklardan biri, halkın kısa vadeli beklentilerini hayal kırıklığına uğratacak sorunlardır. Halkın kısa vadede bazı kaçınılmaz bedeller ödemesi durumu ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, halkın ödeyeceği bedeller ile halkın beklentileri arasındaki bu çelişkinin dengelenmesini engelleyen etkileri saf dışı etmek gerekiyor. Halkı iyi bilgilendirmek, halkın ekonomik bilgi ve kültürünü arttırmak ve karar alma süreçlerine yüksek düzeyde bir halk katılımına ulaşmak zorunludur. Zorluklara karşın, bu da ancak, Küba'nın kalkınması için zorunlu bir koşul olarak kalmaya devam eden sosyalizm altında mümkün olacaktır. 

Yorum Bırakınız