Kazakistan'daki Halk Eylemi ve Engels'in Tarihsel Materyalist Güçler Bileşkesi Teorisi

Kazakistan işçilerinin uzun vadede ne gibi bir kazanımlar elde edebileceğini, bu eylemlerden hangi dersleri çıkarılacağını zaman gösterecek. Ülkedeki sosyalizm güçleri işçiler arasından yeni güçler sağlayacak mı? Engels'in yazdığı gibi bunların yanıtı birçok iradenin kesişmesine ve çatışmasına -güçler bileşkesine- bağlı olacak.

Giriş

Bazı sosyalist yayınlarda ve çevirilerde Kazakistan'daki işçi eylemlerinin haklılığını Kazakistan yönetiminin adaletsizliğini merkeze koyan yayınlar yapılarak, Kazakistan'da meydana gelen ve devam eden olayın bütünsel boyutu gözden kaçırılıyor. Özellikle ABD önderliğindeki Batının son yıl içinde yoğunlaşan ve 7 yıldır sürdürdüğü Rusya'yı köşeye sıkıştırma amaçlı jeopolitik kavgası gözden kaçırılıyor. Bu sosyalistler neyi savunduklarından habersiz, Şangay İşbirliği Örgütü üyesi Kazakistan'ın zaten Batı kampı içinde olduğunun kanıtlamaya çalışıyor. Bazılarına göre, zaten bu jeopolitik kavganın galibinin kim olacağı da Dünya sosyalizmi ve uluslararası ilerici güçlerin genel çıkarları açısından hiç önemli değil.

Bunlar için Amerika, Rusya veya Çin fark etmiyor. Hepsi Kazakistan üzerinde çıkar kavgası veriyor ve Kazakistan bu kavgayı seyretmek zorunda olan tamamen pasif bir tarihi aktör.  Milliyetçi sol olayın sadece dış siyasi müdahale parmağı boyutuna işaret ederek Kazakistan'ın siyasi egemenliğinin önemine vurgu yapıyor.

Bize göre uzun vadede bu olayın etkisi Rusya'nın mücadele cephesini genişleterek, ABD ve Batılı güçlerin işine yarayacak, öte yandan Kazakistan toplumu içindeki Batı yanlısı güçleri cesaretlendirecek. Rusya için Afganistan'dan sonra uğraşması gereken yeni bir bölgesel sorun ortaya çıkmış oldu. Rusya'nın güçleri bölünüyor.

Olayın, Kazak yönetimi açısından neler getireceğini kestiremiyoruz, fakat dünyada bugün çok yaygın hale gelen denge politikası trendine bağlı kalacağını varsayabiliriz. Kazakistan pasif bir özne değil ve denge politikası yoluyla ulusal çıkarlarını azamileştirmeye çalışacaktır. 

İşçiler ve Halk Ne Kazanacak?  

Kanımızca bugün küresel düzlemde etkileşim olağanüstü boyutlara ulaşmış boyutta… bugün dünyanın hiçbir ülkesinde, hiç siyasi süreç, hiçbir olay, ulusal düzeyde yalıtık olarak ele alınıp değerlendirilemez. Korona ve dünya ekonomik krizi olmasaydı, Amerika'nın Çin'e karşı başlattığı ticari savaş olmasaydı, Batının Rusya'yı köşeye sıkıştırma savaşı olmasaydı, Kazakistan'daki ekonomik ve toplumsal durum bu kadar dayanılmaz felaket bir noktaya gelir miydi?  

Kazakistan işçilerinin uzun vadede ne gibi bir kazanımlar elde edebileceğini, bu eylemlerden hangi dersleri çıkarılacağını zaman gösterecek. Ülkedeki sosyalizm güçleri işçiler arasından yeni güçler sağlayacak mı? Engels'in yazdığı gibi bunların yanıtı birçok iradenin kesişmesine ve çatışmasına—güçler bileşkesine– bağlı olacak. Bu ülkede örgütlü olan ve yasal düzeyde mücadele eden Ocak 2021 seçimlerinde % 7.2 oy alarak 107 kişilik meclise 7 işçi temsilcisini sokmayı başaran sosyalist Kazakistan Halk Partisi'ne yeni dönemde başarılar diliyoruz.

Engels'in bu teorisini açıkladığı sözleri aktaralım: tarih öyle bir yolda ilerler ki, nihai sonuç, her zaman, bireysel birçok istenç ve irade arasındaki çatışmalardan doğar; o istençlerin her biri de, bir sürü özel yaşam koşulunun ürünüdür. Böylece, bir bileşkeyi -tarihsel olayı- belirleyen, birbiriyle kesişen sayısız güçler, o güçlerin oluşturduğu sonsuz sayıda paralel kenarlar vardır. Bu da tümüyle bilinçsizce ve istençsiz işleyen bir gücün ürünü sayılabilir.

Çünkü her bireyin istediği şey başka herkesçe engellenir ve ortaya çıkan hiç kimsenin istemediği bir şeydir. Tarih şimdiye değin işte böyle doğal bir süreç tarzında ilerlemiştir ve temel olarak  aynı devinim yasalarına uyar. Ama birey istençleri, her biri kendi fiziksel yapısı ve dış, son uğrakta ekonomik, koşullarca (ya kendi kişisel koşullarınca ya da genel olarak toplumunkilerce) istemeye itildikleri şeye erişemeyip genel bir ortalamada, ortak bir bileşkede kaynaşırlar; ancak, bundan birey istençlerinin sıfıra eşit oldukları sonucu çıkarılmaması gerekir. Tersine, bileşkeye her bir bireyin iradesi katkıda bulunur ve bileşkede o oranda içerilir.

Engels'ten Almanya Königsberg'deki sosyalist Joseph Bloch'a tarihsel materyalizmi tartışan mektup*

Londra, 21 [-22] Eylül 1890

… Materyalist tarih anlayışına göre, tarihte nihai belirleyici etken, gerçek yaşamın üretimi ve yeniden üretimidir.

Marx da ben de bundan daha başka bir şeyi asla ileri sürmedik. Bundan ötürü, herhangi bir kimse bunu ekonomik etken tek ve biricik belirleyici etkendir diyerek bozarsa, bu önermeyi anlamsız, soyut, saçma bir söze dönüştürüyor demektir.

Ekonomik durum durum temeldir, ama üstyapının çeşitli öğeleri de -sınıf savaşımının politik biçimleri ve sonuçları, örneğin başarılı bir çarpışmadan sonra galip gelen sınıfın koyduğu anayasalar vb. hukuksal biçimler, özellikle de bu gerçek savaşımlar ve onlara katılanların beyinlerindeki yansımaları, politik, hukuksal, felsefi teoriler, dinsel görüşler ve daha sonra bunların dogmatik düşünce sistemlerine dönüşmeleri – de tarihsel savaşımların gidişinde etkilerini gösterirler ve birçok durumda özellikle bu mücadelelerin  biçimini belirlerler.

Bütün bu öğeler arasında bir etkileşim vardır; bu etkileşimde bütün sonsuz ilinekler (accident) (yani, iç bağlaşımı bizim kendisini yokmuş gibi savsayabileceğimiz kadar uzak veya kanıtlanması o kadar olanaksız çok sayıda şeyler ve olaylar)  içinde ekonomik devinim sonunda kendisini kesinlikle olurlamak zorundadır. Yoksa tarihsel materyalist  teorinin tarihin herhangi bir  dönemine uygulanması, birinci dereceden basit bir denklemin çözümünden çok daha kolay olurdu.

Tarihimizi biz kendimiz yaparız ama, başta çok belirli önceller (antecedent) ve koşullar altında. Bunlar arasında nihai belirleyici olan, ekonomik olanlardır. Ama politik olanlar vb. ve insanların zihinlerinden  çıkmayan eski gelenekler bile, belirleyici olmasalar da bir rol oynarlar.

Prusya Devleti de tarihsel, en sonunda ekonomik nedenlerden doğup gelişti. Ama, Kuzey Almanya'daki bir sürü küçük devlet arasında, ekonomide, dilde, Reformasyon'dan sonra da dinde Kuzey ile Güney'in farklılıklarını kendisinde birleştiren büyük devletin özellikle Brandenburg olmasının, yalnızca ekonomik zorunluluklardan ötürü olup burada başka etkenlerin (ve hepsinden önemlisi Prusya'yı elinde bulundurduğu için Polonya ile ve dolayısıyla -Avusturya Hanedanı'nın oluşmasında da belirleyici olmuş- uluslararası politik ilişkilerle başı dertte olması durumunun) rol oynamadığını ileri sürebilmek çok bilgiççe bir iddia olurdu. Gülünç duruma düşmeden, geçmişteki ve bugünkü küçük Alman devletlerinin varlığını veya Südetler'den Taunus'a kadar uzanan dağ silsilesinin oluşturduğu coğrafi bölünmeyi iyice derinleştiren Yüksek Almanca olarak bilinen Alman  lehçesinin kökenini ekonomiyle açıklamanın olanağı yoktur.

Bununla birlikte, ikinci olarak, tarih öyle bir yolda ilerler ki, nihai sonuç, her zaman, bireysel birçok istenç arasındaki çatışmalardan doğar; o istençlerin her biri de, bir sürü özel yaşam koşulunun ürünüdür. Böylece, bir bileşkeyi -tarihsel olayı- belirleyen, birbiriyle kesişen sayısız güçler, o güçlerin oluşturduğu sonsuz sayıda paralel kenarlar vardır. Bu da tümüyle bilinçsizce ve istençsiz işleyen bir gücün ürünü sayılabilir.

Çünkü her bireyin istediği şey başka herkesçe engellenir ve ortaya çıkan hiç kimsenin istemediği bir şeydir. Tarih şimdiye değin işte böyle doğal bir süreç tarzında ilerlemiştir ve temel olarak  aynı devinim yasalarına uyar. Ama birey istençleri, her biri kendi fiziksel yapısı ve dış, son uğrakta ekonomik, koşullarca (ya kendi kişisel koşullarınca ya da genel olarak toplumunkilerce) istemeye itildikleri şeye erişemeyip genel bir ortalamada, ortak bir bileşkede kaynaşırlar; ancak, bundan birey istençlerinin sıfıra eşit oldukları sonucu çıkarılmaması gerekir. Tersine, bileşkeye her bir bireyin iradesi katkıda bulunur ve bileşkede o oranda içerilir.

Tarihsel materyalizmin teorisini (Bu teoriyi) dolaylı değil, özgün kaynaklarından incelemenizi ayrıca isterdim; bu, gerçekten çok daha kolaydır. Marx bu teoriyi kullanmadığı  pek az şey yazmıştır.

Ama özellikle Der 18. Brumaire des Louis Bonaparte [Louis Bonapart'ın 18. Brumaire'i] bu teorinin uygulanışına pek yetkin bir örnektir. Kapital'de bu yapıta sık sık gönderme yapılır. Benim, tarihsel materyalizmin bildiğimce var olan en ayrıntılı açıklamalarını sunduğum yapıtlarımı da, sanırım, salık verebilirim: Herrn Eugen Dühring's Umwalzung der Wissenschaft [Bay Eugen Dühring'in 'Bilimde Devrim'i] ve Ludwig Feuerbach und der Ausgang der klassischen deutschen Philosophie [Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu].

Gençlerin bazen ekonomik yanı ona uygun olandan daha çok vurgulamaları olgusundan Marx'la benim de kısmen sorumlu tutulmamız gerekir. Hasımlarımız karşısında hasımlarımızın yadsıdıkları ana ilkeyi vurgulamamız gerekiyordu, ne yazık ki etkileşime katılan diğer etkenleri onlara uygun ölçüde vurgulayacak ne zaman, ne yer, ne de fırsat bulabildik.

Ama bir tarih kesimini sunmaya, yani teoriyi pratiğe uygulamaya girişildiğinde sorun farklıydı ve hiçbir yanlışlığa izin yoktu. Ama, ne yazık ki, yeni bir teorinin ana ilkelerini, her zaman doğru biçimde olmasa bile, özümser özümsemez o teoriyi tümüyle anladıklarını sananlar pek sık görülüyor. Şimdilerde henüz yeni "Marksist" olmuşların birçoğunu bu eleştirinin dışında sayamam; çünkü en şaşırtıcı saçmalıklar o çevrede üretiliyor…

Yorum Bırakınız