İşçi Sınıfı Siyaset Yapmalı: Mütevazı Bir Adım Olarak Birleşik İşçi Zemini Kuruldu

Seçimler, demokratikleşme; işçi temsilcilerinin ve solun görevleri

Mütevazı bir adım olarak Birleşik İşçi Zemini

"Birleşik, çoğulcu ve kitlesel sınıf siyaseti" perspektifine sahip Birleşik İşçi Zemini'nin (BİZ) kuruluşu bu yönüyle mütevazı ama önemli bir adımdır. BİZ'in yeni katılımlarla güçlenmesi için çaba harcanmalıdır.

Emekçi kitleleri ve Kürt halkı Kurucu Meclis talebi etrafında birleşmeli ve İşçi sınıfı kendi meclislerini kurmalıdır

Türkiye, referandum niteliği kazanmış kritik bir seçim sürecine girmiş bulunuyor. Erdoğan kazanırsa Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi kalıcı hale gelecek, kaybederse kendisiyle birlikte rejimi de tarihe karışacak.

Bu sebeple, kimi sol çevreler tarafından dile getirilen "muhalefet kazansa da değişen bir şey olmayacak" argümanı yanlıştır.

Bu, diktatörlük ve demokrasiyi birbirinden ayırt edememe körlüğü ile malül bir yaklaşımdır.

Erdoğan yenilmelidir

Erdoğan yenilmeli ve CBHS dönemi kapanmalıdır. Çünkü Erdoğan ve rejimi demokrasinin çanına ot tıkadı. Meclis etkisizleştirildi ve yargı tahakküm altına alındı.

SİSTEM SORUNLU

Erdoğan, CBHS'nin kendine verdiği "bir peygambere bile verilemeyecek kadar sınırsız yetkiyi" keyfince ve tepe tepe kullandı ama Erdoğan'ın yerinde bir peygamber bile olsa bu sistem yine tıkanacaktı.

Türkiye gibi çok kimlikli ve çok kültürlü bir ülke tek adam rejimiyle yönetilemez. Yaşanan süreç bu hakikati bütün çıplaklığı ile ortaya koydu.

Türkiye'nin ihtiyacı çoğulcu demokrasi

Türkiye'nin ihtiyacı olan, merkezinde güçlü TBMM'nin bulunduğu çoğulcu demokrasidir. Kör olmayan Erdoğan destekçileri bile bunu idrak etti.

Onun karşısındaki adaya oy verilmeli

Seçimin "yönetim sistemi referandumu" niteliği kazanması, emekçilere ve demokratlara sorumluluk yüklüyor. Erdoğan'ın yenilmesi ve CBHS musibetinin tasfiye edilebilmesi için -en azından ikinci turda- onun karşısındaki adaya oy verilmesi zorunluluk halini alıyor.

Velakin muhalefet adayına verilecek oylar da ona kefil olmak anlamına gelmiyor. Erdoğan'ın yerine yeni bir başkan seçmek istemiyoruz, başkanlık sisteminden kurtulmak istiyoruz.

Erdoğan'ın yerine gelecek kişi yetkisi sınırlı ve görevi belirli bir "geçici başkan" olmak durumunda. Aynı şey Meclis için de geçerli.

Demokrasi için Kurucu Meclis

Seçimler olağanüstü koşullarda ve adil olmayan şartlarda gerçekleşecek. İktidar kendisine avantaj sağlayacak adaletsiz bir seçim sistemi dayatmaya çalışıyor ve devletin olanaklarını seferber etmek, muhalefete baskı uygulamak gibi yollara başvurmaktan çekinmeyeceklerini de biliyoruz.

En basitinden ülkenin üçüncü büyük partisi HDP'nin neredeyse bütün yönetici kadroları hapiste tutuluyor.

Ayrıca istikrarlı bir demokratik rejim toplumun tüm kesimlerin temsiline imkan veren özgür ve adil seçimlerle teşkil edilmiş bir Kurucu Meclis eliyle tesis edilebilir.

Dolayısıyla seçilecek "geçici başkan" ve "geçici meclis"in asli görevi, siyasi partiler ve seçim kanunlarında gerekli düzenlemeleri hızla gerçekleştirerek mümkün olan en kısa sürede Kurucu Meclis seçimlerine gitmektir.

Kurucu Meclis tıpkı Birinci Meclis gibi egemen bir meclis olmalı, özgürlükçü demokratik bir anayasa hazırlamalı ve bunu halkoyuna sunmalıdır. Türkiye'nin yönetim sistemine halk karar vermelidir.

Güçlendirilmiş laf salatası

Tam da bu yüzden, muhalefet partilerinin "güçlendirilmiş parlamenter sistem" dedikleri ve ne olduğunu ne kendilerinin anlatabildiği ne de kimsenin anlayabildiği fantezilerle vakit harcamasının fazlaca kıymeti yoktur.

Bilakis bu "halksız demokratikleşme" hülyaları güven telkin etmiyor ve muhalefetin oldu bittiye getirerek yarım yamalak bir restorasyon peşinde koştuğu endişesine neden oluyor.

Kurucu Meclis talebi, restorasyoncu muhalefet ile emek güçlerini birbirinden ayıran kırmızı çizgidir. Demokratik bir Türkiye isteyenler bunun halkın sürece aktif katılımı olmaksızın gerçekleşemeyeceğinin bilincinde olmalıdır. Bunun yolu da partiler arası pazarlıklar değil Kurucu Meclis'tir.

Emekçi kitleleri ve Kürt halkı Kurucu Meclis talebi etrafında birleşmelidir. Bu, milyonları harekete geçirebilecek ve kazanılabilecek bir taleptir.

Sınıfın kendi öz-örgütlülüğünün önemi

Adil seçimlerle bir Kurucu Meclis oluşturulması, bu Meclis'in özgürlükçü demokratik bir anayasa hazırlaması, bunun referanduma götürülüp kazanılması ve nihayetinde gerçekten demokratik, özgürlükçü laik, halkçı ve sosyal yeni bir Cumhuriyet'in tesis edilmesi, emek ve demokrasi güçlerinin her aşamada uyanık ve daha da önemlisi örgütlü olmasını zorunlu kılıyor.

İŞÇİLERİN KENDİ MECLİSİ

Emekçiler, Kurucu Meclis ve Sosyal Cumhuriyet taleplerini kazanmak ve korumak istiyorsa kendi özörgütlülüğünü geliştirmeli kendi meclislerini de aynı anda kurmaya girişmelidir.

İşçi sınıfı siyaset yapmalı

Ulusal yasalar ve uluslararası sözleşmeler işçi ve emekçilere işyerlerinde meclis toplayarak kendi temsilcilerini seçme hakkını tanıyor.

Egemen sınıflar ve devlet ise işyeri meclislerinin ve işçi temsilcilerinin işyerinin meseleleriyle ilgilenmekten ötesine geçmesine sıcak bakmıyor.

Bu, "işçiler-emekçiler siyasetin dışında dursun onları biz yönetelim" demenin başka bir yoludur.

Oysa emekçiler ekmek mücadelesiyle memleket mücadelesinin birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini biliyor. İşte yaşayarak görüyoruz, demokrasi ortadan kaldırılınca sofraya konan ekmek de küçülüyor.

İşçi sınıfı siyaset yapmalıdır. İşçi sınıfı siyasete sadece seçmen olarak değil bir sınıf olarak da müdahil olmalıdır.

Bu noktada işyeri işçi temsilcilerine tarihi bir görev düşüyor. Tek tek işyerlerindeki işçi temsilcileri kendi bölgelerindeki, kendi sektörlerindeki diğer temsilcilerle bir araya gelerek meclisler kurmalıdır. Bunun önünde yasal engel yoktur. Meclisler toplayarak sınıfın ve memleketin sorunlarını değerlendirmek demokratik bir haktır.

İşçi-Emekçi Temsilcileri Meclisleri kurulur ve gelişirse emekçiler kendi özörgütleri aracılığı bir bütün olarak siyasete dahil olabilir ve demokratikleşme sürecine katkı sunabilir. İşçi sınıfının gereken noktada üretimden gelen gücünü kullanarak sürece müdahil olması bütün halkın çıkarınadır.

Sermaye sınıfı, sömürüyle edinilmiş serveti ve sayısız örgütleriyle siyaseti kendi çıkarlarına göre dizayn etmeyi kendine hak görüyor fakat emekçilerin kendi taleplerini dile getirme ve örgütlenme hakkına saygı duymuyor. Kendi özörgütlerimizi kurmak için sömürücülerden saygı bekleyecek ve icazet alacak değiliz. Bu bizim yurttaşlık görevimiz ve hakkımızdır.

DEMOKRASİ VE DİKTATÖRLÜK AYRIMI

Kaldı ki diktatörlük nasıl iktidarın merkezileşmesi ise demokrasi de halka doğru yayılmasıdır.

Demokrasinin halka doğru yayılmasının yolu meclislerden geçer.

Sadece işçiler-emekçiler değil halkın her kesimi kendi illerinde, ilçelerinde, mahallelerinde yerel meclisler toplamalıdır. Kurucu Meclis tarafından hazırlanacak olan anayasa, İşçi-Emekçi Temsilcileri Meclisleri'nin ve yerel meclislerin varlığını ve haklarını özgürlükçü bir ruhla anayasal güvence altına almalıdır.

Birkaç yıl içinde sınıfın politik güçlerinin görevi

Özetle Türkiye'nin önünde seçim süreciyle başlayan, Kurucu Meclis'in teşkili ile devam eden, yeni bir anayasa hazırlanmasını ve demokratik bir yönetim sistemi kurulmasını içeren son derece kritik bir kaç yıllık bir süreç bulunuyor.

Bu bir yönüyle cumhuriyetin yeniden kuruluş sürecidir. Sürecin sonunda nasıl bir sonucun ortaya çıkacağı sınıflar mücadelesine bağlıdır.

İnisiyatif sermayeye ve onun siyasi temsilcilerine bırakılırsa yüksek tepelerde sürdürülen pazarlıklarla eski düzen ufak tefek rötuşlarla yeniden tesis edilecektir. Emekçilerin ve ezilenlerin kendi özörgütlerini kurarak inisiyatif alması bu yüzden hayati önem taşımaktadır.

Bu durum, emekten ve ezilenlerden yana solun vazifesini de ortaya koymaktadır. Kurucu Meclis ve Demokratik Laik Sosyal Cumhuriyet talepleri etrafında en geniş cepheyi inşa etmek ve İşçi-Emekçi Meclisleri'nin kurulması için öncü işçilere yardım etmek.

Sınıf solunun dağınıklığı bu büyük görevlerin altından kalkmayı güçleştiren bir handikaptır. Sol "Birleşik, çoğulcu ve kitlesel sınıf siyaseti" zemininde birliğin sağlanması için adımlar atabilirse hem kendisine iyilik yapmış olur, hem de emekçi sınıflara ve ezilen halklara ve bir bütün olarak Türkiye'ye olan sorumluluğunun gereğini yerine getirmiş olur.

Yorum Bırakınız