İşçi Partisi Kürt İşçi Partisinin Taktik Hilelerini Nasıl Yuttu?

5. GENEL KONGREDE KABUL EDİLEN MERKEZ KOMİTESİ RAPORU
17-19 ARALIK 1999

PKK'de Olumlu Değişimler

Raporda yapılan değerlendirmelere göre PKK'de Olumlu Değişimler ortaya çıkmıştır: "PKK, yürüttüğü pratiğin çıkmaza girdiğini saptadıktan sonra, "sömürge" teorisinin iflasını da kabul etmiştir. Kemalist Devrim'e düşmanlık, Kürt isyanlarının "ilericiliği", ayrı örgütlenme ve ayrı devlet yönündeki tezler, artık bizzat PKK önderliği tarafından mahkum edilmiştir. 

Bu, olumlu bir gelişmedir. Böylece Türk-Kürt kardeşliğinin sağlam bir temele oturtulması için elverişli koşullar doğmuştur. Ne var ki, Avrupa Birliği'ne aday üyelikle birlikte bölünmeye yönelik ruh halini besleyen zemin yeniden belirmektedir. Avrupa adaylığını, "Apo'nun ve PKK'nin Türkiye'ye dayattığı" propagandası hızla yayılmaktadır. Avrupa Birliği, Türkiye'de bölünme etkenlerini güçlendirmektedir."

ÖZELEŞTİRİ
 
Partimizin geçmişte kalan hatalı bir yaklaşımını ele almanın zamanı gelmiştir. 1991 yılında Sosyalist Parti, genel çizgileri doğru olan bir programın içinde, Türkiye halkının kabulüne bağlı olarak federasyon çözümünün uygun olabileceğini öngörmüştü. Kuşkusuz orada federasyon, ayrılığı önlemek ve "üniter devlete gidişin" bir basamağı olarak öneriliyordu. Hatta söz konusu programın ilk taslağında, bu husus açıkça ifade edilmiş, ancak gönüllü birlik açısından bir güvensizlik yaratmaması için bu bölüm daha sonra çıkarılmıştı. 

Federasyonun yanlış olduğu çabuk anlaşıldı. Ne var ki, bu arada hem Sosyalist Parti'ye karşı kapatma davası, hem de ceza davaları açılmıştı. Böyle bir özeleştiriyi yargılamanın devam ettiği koşullarda yapmak yanlış yorumlara yol açacaktı. Bunun gerçek bir tercih olduğundan kuşkuya düşülecek ve tehditlerden kaçmak için kabul edildiği değerlendirmesi yapılacaktı. O zaman doğrularda berraklaşma sağlanamayacaktı. Partimizin özeleştirisi bu sebeplerle uygun koşullara bırakıldı. Bugün o koşullar artık gelmiştir, yargılamalar bitmiştir. 

Üniter devletin basamağı olarak da olsa federasyon veya özerklik Türkiye halkının bağımsızlık ve demokrasi ihtiyacına ve ülkemizin koşullarına uygun değildir. Bu çözümler, emperyalizmin bölge üzerindeki müdahalesinin ağırlığı dikkate alınırsa, halkımızın birlik ihtiyacına cevap vermeyen gelişmelere zemin hazırlayabilir. Öte yandan Ortaçağ ilişkilerinin kökünü kazıyan devrimci programla birlikte uygulanması şartına rağmen, federasyon ve özerklik, Ortaçağlı güçlerin varlıklarını sürdürmelerine ve milli demokratik devrimi frenlemelerine de olanak verebilir. 

Kürt Sorunu Özgürlükler Açısında Fiilen Çözülmüştür


2000 yılı eşiğinde, Kürt sorunu, hak ve özgürlükler açısından fiilen çözülmüştür. "Kürt realitesi" devlet makamları tarafından kabul edilmiştir. Kürtçe gazete, dergi ve kitap çıkarılmakta, Kürtçe müzik yayını yapılmaktadır. Bugün yapılması gereken, bu fiilî durumun hukukî çerçevesini belirlemek ve Kürt yurttaşlarımız içinde bir gönül ferahlığı ortamı yaratmaktır. Bunun koşulları oluşmuştur. 

İşçi Partisi'nin Çözümü Türkiye'nin Programı Oluyor


İşçi Partisi, 22-24 Kasım 1996 tarihinde toplanan 4. Genel Kongresi'nde onaylanan "Kürt Sorununa Acil Kardeşlik Çözümü"yle, Kurtuluş Savaşı'nın anayasal ilkelerinin ve politikalarının yeniden yürürlüğe konmasını talep etmiş ve programını ilan etmiştir. Bu çözüm, Kemalist Devrim'in ilk yıllarında sınanmıştır. Bu nedenle psikolojik sorunları yenmek açısından da eşsiz bir değer taşımaktadır. Tıpkı 28 Şubat'ta "Cumhuriyet Devrimi Kanunları Uygulansın" taleplerimizin devletin programı haline gelmesi gibi, "Acil Kardeşlik Çözümü" de önümüzdeki dönemde Türkiye'nin programı olacaktır. İki-üç yıldır vurguladığımız bu beklenti, artık güncelleşmiş bulunmaktadır.

Altı Ok'un Milliyetçiliği


Altı Ok'un milliyetçilik ilkesi, Kürtleri dışlayan yorum ve uygulamalardan arındırılmalıdır. Milliyetçiliğin Atatürk dönemindeki resmî yorumuna dönülmelidir. Cumhuriyet Halk Fırkası'nın 1931 yılında kabul edilen programında milliyetçilik, bugünkü Türkçemizle şöyle tanımlanmıştır:  "Parti, ilerleme ve gelişme yolunda uluslararası temas ve ilişkilerde bütün çağdaş uygarlıklara paralel ve onlarla uyum içinde yürümekle birlikte Türk toplumunun özel karakterlerini ve başlı başına bağımsız kimliğini korumayı esas sayar." 

Görüldüğü gibi, Atatürk'ün önderliğinde yapılan resmî milliyetçilik tanımı iki esastan oluşmaktadır:

Bir: İlerleme yolunda çağdaş uygarlıkla uyum.

İki: Türk toplumunun özel karakterini ve bağımsızlığını korumak.

Kemalist Devrim'in Milliyetçiliği özet olarak, Çağdaş Türkiyecilik ve bağımızlıkçılıktır.

Atatürk, bu anlayışın ışığında, Türk milletini "Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkı" diye tanımlamıştır. Milletin resmî tanımı budur. Böylece devrimci bir millet tanımı kabul edilmiştir. Türkiye halkı, devrim yaparak Cumhuriyeti kurarken, kendisini de millet haline getirmiştir. Cumhuriyetin millet tanımı, etnik bağı değil, Cumhuriyet yurttaşlığında ifadesini bulan siyasal bağı esas almaktadır. Cumhuriyet Devrimi iktidarı, yalnız Türk'e veya yalnız bir mezhebe değil, Türk ve Kürt bütün halkın ve her mezhepten yurttaşımızın ortak iradesine ve ortak örgütlenmesine dayanacaktır. 

Ortak Örgütlenme


Bugün, tıpkı Müdafaai Hukuk örneğinde olduğu gibi, Türk ve Kürt halk kitlelerini ayrım yapmadan aynı parti çatısı altında örgütlemek yaşamsal önemdedir. Arkada kalan dönemde, Türkiye'yi yönetenler, Mustafa Kemal'in ortak örgütlenme ilkesini terkederek, Kürtleri ayrı örgütleme ve denetleme politikasını uyguladılar. Bu politika, ABD ve Avrupa tarafından dayatılmıştır. Çünkü Kürtlerin ayrı bir örgütünün bulunması, onların planlarının gereğidir. Son yirmi yılın yönetimleri ise, bu plana boyun eğmiştir. 

PKK, 1980 öncesinde MİT tarafından Güneydoğu'da Türkiye'li Sol örgütlerin, bu arada özellikle TİKP'nin üzerine sürüldü, yüzlerce solcu militan PKK'ye katlettirildi. Böylece milliyetçi temelde örgütlenmeyen Sol tasfiye edildi ve alan PKK'ye açıldı. 'PKK'yi nasıl olsa denetliyorum' mantığıyla yapılan bu operasyonların sonuçları ortadadır. 

1990'larda ise, HEP, DEP, HADEP deneyimleri yaşandı. ABD işbirlikçileri ve MİT, özellikle Turgut Özal döneminde ayrı örgütlenmeyi kabul ve denetleme politikası uyguladı. Bu politika, Türk ve Kürt halk kitlelerinin birbirinden kopmasına, Kürt yurttaşlarımızın ayrılıkçı cerayanın kucağına itilmesine neden olmuştur. 

Bu "denetim" politikasının bölücülüğe hizmeti, vahim boyutlarda olmuştur. Örneğin 1991 seçimlerinde Sosyalist Parti, Türk ve Kürdü aynı partide örgütleme ilkesini uygulayarak Doğu ve Güneydoğu'da önemli bir güç toplarken, devlet kurumları, "HEP'i denetim altına alma" adına ayrılıkçılığı desteklemiş, hatta SHP'nin HEP üzerinden PKK ile seçim ittifakı yapmasını sağlamıştır. HEP'in adaylarını kendi ifadesine göre, doğrudan doğruya Abdullah Öcalan belirlemiştir. 

1991 seçiminden sonra örneğin PKK'nin en güçlü olduğu Silopi'deki belediye seçiminde PKK'nin adayı 2100 oy alırken, Sosyalist Parti, PKK'nin silahlı tehdidine göğüs gererek 1400 oy alacak kadar önemli bir güce ulaşmıştı. Bunun üzerine Öcalan, "Perinçek'in Partisi, tabanımı altımdan almaya kalkıyor" türünden açıklamalarda bulunmuştu. PKK'nin alternatifi olan birlikte örgütlenme, devlet terörüyle karşılaşmış, Sosyalist Parti'nin 10 kadar yerel önderi, Diyarbakır'da, Cizre'de, Şırnak'ta, Nusaybin'de ve Van'da Süper-NATO tarafından öldürülmüştür. Türk-Kürt kardeşliğini ve birliğini savunan Sosyalist Parti, bu uygulamalar sonucu iki ateş arasında kalmış ve bölgeden çekilmeye zorlanmıştır. Böylece alan, bizzat devlet uygulamalarıyla PKK'ye açılmıştır.

Ne yazık ki, yaşanan dersler yetmemiş. Çünkü aynı politika bugün de kendisini gösteriyor. Devletin ABD güdümlü istihbarat kurumları, hala Kürt partisi örgütleme ve "denetleme" politikası yürütüyorlar. HADEP-ÖDP gibi örgütleri birleştirerek denetleme yönündeki girişimler, ABD'nin Kuzey Irak'taki kukla devlet politikasının hizmetindedir.
ABD ve Avrupa, PKK'nin yasallaştırılarak bu kukla devletin iktidar ortağı haline getirilmesi planını dayatmaktadır. 

Türk ve Kürtlerin ayrım gözetilmeden, Altı Ok programını savunan ilerici bir partide örgütlenmesinin önü kesilirse, bundan bir tek emperyalizm yararlanacaktır. Biricik çözüm, Kürt halkına Atatürk'ün sevdirilmesinde ve ortak örgütlenmededir. 

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir