Günümüzün Emperyalizmi Uluslararası Tekelci Mali Sermaye Emperyalizmidir

Bugünkü Emperyalizmin siyasi sisteminin üç niteliği

Kemal Okur, Ferdi Bekir

Giriş: emperyalizmin siyasi boyunduruğu artık doğrudan ve yüzeyden bakıldığında hemen görülebilen bir niteliğe sahip değildir; bu da anti-emperyalist mücadeleyi doğrudan ve net bir hedeften yoksun bırakmaktadır. Hatta bazı sosyalist akımlar anti-emperyalist mücadelenin (ekonomik/siyasi/ideolojik) sınıfsal mücadelenin bir formu olup olmadığı konusunda net bir tutuma sahip olamıyor. Hatta ülke içi sınıf mücadelesi ile anti-emperyalist mücadelenin bütünleşik ilişkisini göremeyip, anti-emperyalist mücadelenin ülke içi sınıf mücadelesinin üstünü örttüğünü düşünen yaklaşımlar bile var.  

Günümüzde Uluslararası mali sermaye ve Emperyalizmin siyasi sisteminin üç niteliği

Birincisi, emperyalist siyasi baskı artık doğrudan ve yüzeyden bakıldığında hemen görülebilen bir niteliğe sahip değildir; bu da anti-emperyalist mücadeleyi doğrudan ve net bir hedeften yoksun bırakmaktadır. Hatta bazı sosyalist akımlar anti-emperyalist mücadelenin (ekonomik/siyasi/ideolojik) sınıfsal mücadelenin bir formu olup olmadığı konusunda net bir tutuma sahip olamıyor. Hatta ülke içi sınıf mücadelesi ile anti-emperyalist mücadelenin bütünleşik ilişkisini göremeyip, anti-emperyalist mücadelenin ülke içi sınıf mücadelesinin üstünü örttüğünü düşünen yaklaşımlar bile var.  

Bununla birlikte, 1950-60'larda dünya çapında sömürgecilik çöküşünün getirdiği en önemli sonuçlarından biri, dünyaya hakim olan az sayıdaki hegemonyacı ülkelerin dışa doğru genişlemesi artık doğrudan zayıf ülkelerin topraklarını ilhak amacını taşımadığı için, ülkelerin ve hükümetlerin uluslararası mali sermayenin neredeyse birer aracısı derekesine düşmeleridir. Güçlü Hegemonyacı bir devletin kontrolü altındaki bir hükümete darbe vurmak veya saldırmak sadece bir aracıyı devirmektedir. Oysa uluslararası mali sermaye kısa zamanda kolaylıkla kendisine bağımlı başka bir aracıyı/temsilciyi yeniden oluşturabilmektedir. Emperyalist siyasi boyunduruk hala varlığını sürdürmektedir, ancak dolaylı bir biçim almıştır ve jeopolitik kontrol biçimine dönüşmüştür.

Büyük hegemonyacı güçlerin aralarındaki çıkar çatışmalardan kaynaklanan savaşlar bile pek nadiren bunların aralarındaki doğrudan çarpışmalar şeklinde ortaya çıkar. Aksine bu büyük güçlerin aralarındaki çarpışmalar daha çok vekalet savaşları şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Devrimci Anti-emperyalist Monthly Review Dergisi kurucularından Harry Magdoff'un "Sömürgesiz emperyalizm" görüşü aslında bu durumu erken gören bir görüştür ve Mahir Çayan onun görüşlerini dikkatle okumuştu. Harry Magdoff bu yeni durumun emperyalizmin baskıcı yönlerini bulanıklaştırdığını ve gizlediğini savunmuştu. Çinli Marksist Wang Weiguang da bugünkü Uluslararası mali sermayenin tekelci kapitalizmin gelişmesinin en son biçimi olduğunu ve bunun yeni tipte ve yeni niteliklere sahip bir emperyalizmi ortaya çıkardığını yazıyor. (Ağustos 2022, Sosyal Bilimler Cephesi Dergisi). Bugünün emperyalizmi uluslararası mali sermaye emperyalizmidir.  https://www.hswh.org.cn/e/DoPrint/index.php?classid=33&id=77098

ESKİ MALİ SERMAYE VE BUGÜNKÜ ULUSLARARASI MALİ SERMAYE ARASINDAKİ FARK

İkinci olarak, uluslararası mali sermayenin bugünkü boyunduruğu temel olarak dünya finans pazarları yoluyla gerçekleştirmektedir. Bu da durumu daha kafa karıştırıcı hale getirmekte ve insanları, sendikaları  ve siyasi partileri daha çok yanıltmaktadır.

Geçmişte uluslararası mali sermaye bir ülkeye girebilmek için genellikle güçlü savaş gemileri ve toplar kullanmak zorundaydı. Görünür baskı ve zor kullanması çoğu zaman sert bir direnişle karşılaşırdı. Bugün  ise mali sermaye ekonomik küreselleşme örtüsü altında gizlenerek ve görece zayıf ülkelerin dünya pazarına katılma ve ekonomilerini modernleştirme taleplerini bir yem olarak kullanarak çok sayıda ülkelere kolayca girebileceği kanallar açabiliyor. Yatırım bankaları ve muhasebe-finansal danışmanlık kuruluşlarını bu amaçla kullanabiliyor ve ülke içinde de dar bir işbirlikçi toplumsal sınıf uluslararası mali sermayenin ülkeye girişinde en önemli paydaşı ve yol arkadaşıdır.

Geçmişte mali sermaye sınıfı, genellikle kibirli sömürgecilerdi veya köylüleri ezen büyük toprak sahipleriyle veya hükümet bürokratları ile işbirliği yapan onlar aracılığı ile yüksek faizlerle borç para satan görünümüne sahip olan bir sınıftı. Oysa günümüzün mali sermayesi borç krizindeki ülkeleri ekonomik çöküşün eşiğinden kurtarabilecek bir "kredi/borç sunucusu" ya da Küresel Güney'deki şirketlere ve hükümetlere "ileri, gelişkin uluslararası deneyimi" kazandıran bir "stratejik yatırımcıya" dönüşmüştür.

Geçmişte, kanlı ve acımasız emperyalist savaşlar ve sömürgeci talan sistemi, mali sermayenin geri kalmış ülkeleri yağmalamasının öne çıkan jeopolitik araçlarıydı. Mali sermaye bugün ise döviz kuru savaşları yoluyla ve  ticaret savaşlarına başvurarak ve ülkelerde mali krizleri tetikleyerek geri kalmış ülkelerin ülkelerin ulusal varlıklarını ve halklarını daha kolay ve daha büyük ölçekte yağmalayabiliyor.

MALİ SERMAYENİN GÜÇLÜ SİLAHI: "DEĞERLER" "EVRENSEL DEĞERLER" VE "YAŞAM TARZI" İHRACATI 

Üçüncü olarak, bugün uluslararası mali sermaye ülkelere daha güçlü ve daha etkili bir şekilde sızmak ve yayılmak için çeşitli etkileme ve kontrol yöntemleri kullanmaktadır. Mali sermaye sadece sermaye ihraç etmemekte aynı zamanda kendi yayılmasını kolaylaştıran "değerler" "evrensel değerler" "yaşam tarzı ve dünya görüşü" ihraç etmektedir. Bu anlamda Mali sermaye kendisine bağlı örgütleri ve destekçi insan gruplarını yaratmak ve genişletmek için sadece ekonomik kontrol yolunu ve parasal rüşvetleri değil ideolojik kontrol yolunu da kullanıyor.

Uluslararası mali sermaye sınıfı bugün sadece güçlü gelişmiş ülkelerin hükümetlerini ve 4 büyük uluslararası finans kuruluşunu (Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu (İMF); Uluslararası Finans Şirketi (İFC) ve OPEC Uluslararası Kalkınma Fonu) kontrolü altında tutmuyor. Uluslararası mali sermaye bunlardan başka geri kalmış ülkelerde uzun bir tarihi dönem boyunca işbirliği yaptığı üst düzey çıkar gruplarını ve az sayıda şahsiyetlerden oluşan elit denilen bir grubu da kontrol ediyor: Bu elit içinde teslimiyetçi politikacılar, milyarder iş insanları ve çeşitli medya yazarları ve yorumcular, sosyal medya yıldızları, akademisyenler, dini kanaat önderleri, STK liderleri, aydınlar, büyük bürokratlar ve onların fikirlerinden etkilenen diğer şahsiyetler bulunmakta.

Bu kişiler, kendi ülkelerinde Uluslararası mali sermaye sınıfının çıkarlarına uygun görüşleri, ideolojileri ve "evrensel değerleri" savunmak ve yaymak için hiçbir çabadan kaçınmamakta ve uluslararası finans oligarklarının muazzam işgaline, halkı yağmalamasına ve sömürüsüne katkıda bulunuyorlar.

EN YENİ TEKNOLOJİK GELİŞMELERİN SÖMÜRÜ VE BOYUNDURUK ARACI OLARAK KULLANILMASI

Daha da önemlisi, günümüzde Uluslararası mali sermaye teknolojideki en son devrimci yenilikleri ve teknolojik ilerlemeyi etkili biçimde kullanmaktadır.

Yirminci yüzyılın ortalarında ve sonlarına doğru bilgi ve bilişim teknolojisi (IT) devriminin ve internet endüstrisinin hızlı gelişimi, Uluslararası mali sermayenin küresel ölçekte yayılması ve genişlemesi için güçlü bir maddi temel sağlamıştır. Bu sayede Finansal işlemlerde kullanılan finansal ürünler alabildiğine çeşitlenmiş ve dünyanın tüm bölgelerindeki finansal işlem pazarları ve finansal işlem borsaları çok sıkı bir biçimde birbirine bağlanmıştır.   

Kumar benzeri finansal işlem araçları ve finansal spekülasyonlarda kullanılan araçları daha da çeşitlenmiştir, borç alıp verme pazarları çok daha büyüktür, mali sermaye çok daha esnek ve hareketli hale gelmiştir. Sanayi sektörlerinin iç içe geçme ve bütünleşik olma düzeyi ve sanayi sektörlerinin tekelleşme derecesi daha yüksektir ve mali kontrol/boyunduruk daha da kolay yayılabilir ve sızabilir edilebilir durumdadır.

ÇAĞDAŞ OLANA BOYUN EĞMEKTEN BAŞKA ÇARE YOK PROPAGANDASI

 "Yeni Bilişim teknolojileri" ve "küreselleşme" gibi iki dış kabuk kazanan ve küresel ekonomi ağını boyunduruğu altına almış olan uluslararası tekelci mali sermaye günümüzde çağdaş ve ileri olanın simgesi olarak görülmektedir. Ve dünyadaki 195 yasal ülkenin büyük çoğunluğu ve özellikle dünya ekonomisinin kenar ve çevrelerindeki marjinal, zayıf ülkeler insanlığın toplumsal gelişmesinin bu "kaçınılmaz çağdaş trendi" karşısında "bu trende ve bu duruma boyun eğmekten başka seçeneğiniz yok" propagandasının bombardımanı altındadır. Bu duruma alternatifler arayan BRICS ARTI ekonomik-finans blokunın ve Yeni İpek Yolu bağlantılı banka ve finans kurumlarının çabalarının aşağılanması ve değersizleştirilmesi bu propagandanın bir diğer yönüdür.

Batılı Uluslararası Mali sermayenin bu çağdaş ilerlemesine, onun işleyiş mekanizmalarına ve onun sömürü mekanizmalarına karşı her türlü direniş, ekonominin yasalarını çiğnemek, muhafazakar olmak ve gerici olmakla eşdeğer görülüyor.

Batılı Uluslararası Mali sermayenin Başlıca Boyunduruk Araçları

Birincisi, dev kurumsal şirketlerin işletmeciliğin doğal yasası olarak pazarladığı "hissedarlarımızın çıkarları her şeyden önce gelir" şeklindeki yönetim mekanizması…

İkincisi, finansal dolandırıcılığın önünü daha fazla açan "finansal yenilikçilik" sloganını kullanan reformlar…

Üçüncüsü, arazi ve gayrimenkul sahipliğinin tekelleşmesini ve gayrimenkuller üzerinden spekülasyonu teşvik eden "gayrimenkul alanını geliştirme" ve "kentleşme hareketi"….Burada sıklıkla kent yönetimleri ve belediyeler araç olarak kullanılır..

Dördüncüsü, kamunun üretken varlıklarının ve arazi varlıklarının düşük fiyata satılması ve ulusal ekonominin can damarını tehlikeye atan özelleştirmeler…

Batılı uluslararası mali sermayenin sözcüleri tarafından 195 yasal ülkenin büyük çoğunluğuna ve özellikle Küresel Güney'in gelişmekte olan ülkelerine söylenen şey: piyasalaştırmanın ve liberalleştirmenin (serbestleştirme) ekonomik gelişme için zorunlu bir adım ve her derde deva bir ilaç olduğu… Ve birçok ülke bu reçetelere uymayı en akıllı seçenek olarak kabul edebiliyor.

TÜRK HÜKÜMETLERİ AYNI YOLU İZLEDİ VE İZLİYOR

12 Eylül 1980 darbesi uluslararası mali sermayeye ve içerdeki uzantılarına bu reçeteleri daha kolay gerçekleştirme olanağı sağladı. Özal'dan itibaren tüm merkez sağ ve merkez sol hükümetler ve islamcı-milliyetçi liberal hükümetler halkın büyük çoğunluğunun çıkarlarını çiğneyen bu emperyalist reçeteleri uyguladılar.  

Siyasi bağımsızlıklarını kazanan birçok sömürge ve yarı-sömürge ülkenin—Türkiye de buna dahil—bu siyasi egemenliği etkin bir şekilde kullanmadığını ve ekonomik, mali ve teknolojik açıdan bağımlı kalmaya devam ettiklerini biliyoruz ve onların bu alanlardaki gelişmelerinin emperyalizm ve ülkedeki paydaşları tarafından kısıtlandıkları açıktır.

Siyasi Bağımsızlıklarını kazanmış olan bu ülkelerin bir bölümü emperyalist ülkelerin ekonomik işbirlikçileri ve bağımlı ortakları haline gelmiş ve ekonomik küreselleşme ve liberalleşme dalgası ile birlikte uluslararası mali sermaye tekeline daha derin bir biçimde bağlanmıştır.

Diğer bir bölüm gelişmekte olan ülkeler mali ve ekonomik alanda çeşitli elverişli koşullarda dönem dönem kısmi ilerlemeler kaydetmiş olmasına karşın, uluslararası mali sermayenin kontrol ettiği ve sahip olduğu dev üretici güçler ve diğer gelişkin silahlar karşısında birleşik direnme gücünü oluşturamadıkları için dünyanın eski örüntüsü veya dünyanın eski düzeni bugün dahi temel ve radikal bir değişim geçirmedi.

Sadece Ekim Devrimi sonrası sosyalist Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı sonrası dönemin sosyalist kampı ve bugünkü sosyalist Çin ve BRICS ARTI ülkeleri birlikte hareket ettikleri sürece Batılı mali sermaye hakimiyeti karşısında önemli gedikler açabiliyorlar ve gelişmekte olan ülkelere ekonomik-mali ve teknolojik alanlarda mali sermaye emperyalizmine karşı destek olabiliyorlar.

Özetle, baskının ve boyunduruğun açıkça ortaya çıktığı ve saldırganlığın somut görünür olduğu koşullar altında ve bir veya birkaç emperyalist ülkenin köşeye sıkıştığı tarihsel koşullarda emperyalizmin siyasi boyunduruğuna önemli darbeler vurulabildiğini ve bunun görece kolay olduğunu yaşayarak gördük ve görmeye devam ediyoruz.

Fakat, günümüz dünyasındaki uluslararası tekelci mali sermayenin sömürü ve boyunduruğu görünür değildir. İşte budur diyebileceğimiz bildik bir yüzü yoktur. Mali sermaye boyunduruğunu Pazar ekonomisindeki "görünmez ele" benzetebiliriz. Mali sermaye boyunduruğu kendisini "gelişme" "ilerleme" "ekonomik dönüşüm" perdesinin arkasına gizleyebilmektedir.

Uluslararası Mali sermaye boyunduruğunun ekonomik mantığı, onun politikaları ve sloganları: Karı merkeze koymak, özelleştirme, finans sektörünün dolu dizgin büyütülmesi, sermaye ihracı ve eşitsiz ticarettir. Hangi hükümet, hangi kişi veya örgüt olursa olsun mali sermaye boyunduruğunun ekonomik mantığına karşı çıkmadığı ve direnmediği sürece, onun düzeninin bir parçası haline gelir ve onun boyunduruğunu güçlendirecektir. Gönüllü olsun veya olmasın bu gerçek değişmeyecektir.  

Bu nedenle, emperyalizmin bu yeni niteliği- görünmez uluslararası mali sermaye boyunduruğu— karşısında ona karşı etkili direnişler geliştirmek kolay değildir. İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana emperyalizmin yeni evresinde finans kapital etkili bir direnişle karşılaşmamıştır.

20'nci yüzyıldaki 1929 Büyük krizinden bu yana yaşanan en büyük mali-ekonomik kriz 21'inci yüzyılın başlarında 2008'de ortaya çıktı ve bu krizden sonra ABD'deki Wall Street'te temsil edilen dünyanın mali sermaye tekelinin bu öncü grubu önemli sıkıntı ve zorluklarla karşılaştı, ancak hala ayakta.

Sosyalist ve komünistler açısından bakarsak, uluslararası mali sermaye boyunduruğuna karşı mücadele içinden geçtiğimiz bu dönemin en büyük sorunudur.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir