Kemal Okur

Radikal Demokratlar ve Çevreciler ile Gezi Parkı ve Taksim Meydanı düzenlemesi çatışması, ilk büyük olayın patladığı 28 Mayıs 2013'ten daha önce devam eden bir çatışma idi. Bu çatışma Türkiye'nin son 40 yıllık ve son 20 yıl içinde oluşan politik, kültürel, sosyolojik fay hatları üzerine oturuyordu. Önce idareye ve hükümete karşı liberal demokratik çizgide „Çevre Düzenlemesi ve Taksim Meydanı Mimari Yapı Düzenlemesi" başlığı altında gelişen mücadele daha sonra hükümet ile hükümet karşıtı çeşitli sınıfsal, siyasi ve kültürel güçlerin boy ölçüşme mücadelesine dönüştü. Tüm sosyalist ve komünist örgüt ve gruplar olayların özellikle ikinci aşamasında aktif bir biçimde sahaya çıktılar.
FETÖ polis, zabıta, gizli polis ve idari yapı içindeki güçleri ile sahada çok etkili bir rol oynadı. FETÖ, yurtdışında dolaylı yollarla basını muhalefet yanında yer almaya teşvik etti. İçerde basında gerçek hükümet karşıtı tutumunu gizlerken, AKP içindeki kararsız ve FETÖ ile, Batı ile uzlaşma yanlısı unsurları kendi çıkarları yönünde lobi faaliyetleri ile etkilemeye çalıştı. AKP içindeki FETÖ ile, Batı ile uzlaşma yanlısı unsurlar daha sonra AKP'den adım adım koptular, Abdullah Gül, Babacan, Davutoğlu ve benzerleri. 2000'lerden itibaren aktif olan ve AKP karşıtı olan Kemalist milliyetçi okumuş/aydın güçler de bu boy ölçüşmede taraf oldular. Bunlar da eylemlere ikinci aşamada katıldılar. Amerika ve Batılı siyasi güçler hükümetle açık çelişme içinde oldukları için açıkça hükümete karşı olan bu eylemleri tam boy destekledi.
28 Mayıs'ta polisin çevrecilerin çadırlarına saldırısı anında çeşitli radikal aydınların ve muhalif siyasi figürlerin Taksim Meydanı'na gidip çatışmaya taraf olduklarını ilan etmeleri ile genişledi. Sırrı Süreyya Önder (HDP), CHP Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Şarkıcı Can Bonomo, film TV sanatçıları Gonca Vuslateri, Memet Ali Alabora, Okan Bayülgen ve Şebnem Sönmez. TÜSİAD güdümündeki muhalif basın ve Batı basını da eylemin genişlemesi için büyük katkıda bulundu.

Başta CHP olmak üzere çeşitli muhalefet partileri ve nerdeyse tüm sosyalist partiler geniş kitle desteği olan Alevi dernekleri ve başka dernekler eylemlerin büyümesini ve ülke çapında yaygınlaşmasını teşvik ettiler. Bunlar arasında Vatan Partisi'nin gençlik örgütü TGB de bulunuyordu. Birçok Atatürkçü Dernek, Gezi Eylemlerini 2007'deki hükümet karşıtı Cumhuriyet eylemlerinin devamı haline getirmek için aktif çaba içinde oldular.
TKP: Bir ölçüde tereddüt içinde kaldı. Eylemin liberal demokrat ve yarı-anarşizan yanları karşısında ihtiyatlı bir tutum almak istedi. Bu tutum TKP'nin ciddi bir bölünme yaşamasına yol açtı.
HDP: Siyasi yelpazede sol kanatta yer alan HDP, AKP ile ilişkilerinde yaşadığı ciddi çelişmelere karşın bazı orta vadeli siyasi çıkarları gereği eylemlerde aktif olarak öne çıkmadı. Hükümet de eylemler sırasında HDP'ye karşı tutumunda kazanıcı bir tutum izledi, „baş düşman" FETÖ ve burjuva muhalefete karşı HDP'yi yanında tutmaya çalıştı.
EMEP: EMEP, eylemler içinde yer almasına karşın, HDP ile ittifak ilişkisi gereğince „eylemler içinde Kontr-gerillacı Milliyetçiliğin" ve HDP karşıtı olan güçlerin etkilerinin yansımaları karşısında endişeler taşımaya başladı. Milliyetçi güçlerin bu olaylarla birlikte inisiyatif kazanacakları ve AKP ve HDP eksenli Kürt Açılımı sürecini baltalama amaçlı bir provokasyon olarak değerlendiren bir görüş ortaya çıktı. Bu nedenle EMEP, Avrupa'da bazı Gezi destek eylemlerinin daha fazla uzatılmaması gerektiği yönünde tutum aldı.

Gezi boy ölçüşmesinde ülke içindeki taraflaşma

O günlerde büyük ağırlığı olan toplumsal ve siyasal güçler: FETÖ hareketi + CHP + TÜSİAD ve TÜGİAD büyük sermaye + Alevi Dernekleri, MHP içinde FETÖ'ye yakın muhalif unsurlar iki kutbun bir yanında yer aldılar. MHP o dönemde hala FETÖ operasyonunun hedefi idi ve bazı unsurlar 2011'deki Kaset operasyonunda itibaren bazı yöneticiler FETÖ saflarına geçmişti. İYİ Parti'nin nüveleri oluşmaya başlamıştı. Örneğin, MHP İstanbul İl Başkanı eylemleri destekledi. Birçok ilde MHP tabanı eylemlere katıldı. Daha sonra MHP genel merkezi kesin inisiyatif koyarak devlet ve düzen yanında tutum aldı. AKP + orta ve küçük burjuvaziyi temsil eden MÜSİAD ve çeşitli örgütler, hükümeti destekleyen tarikatlar, boy ölçüşmede diğer tarafta yer aldı.
Gezi davası kararı, siyasi bir karar deniliyor, fakat Marksist sosyalist bir siyasi analiz yapılmıyor: Kavala ve diğerleri hem son 12 yılın siyasi saflaşmasının aktörleri/tarafları hem de mağdurları… En az %10'luk bir partinin ( HDP), %5 sosyalist kitlenin (yargı dahil) yüksek ve orta düzey bürokrasiden uzak tutulduğu ve siyasi yelpazede sağ kanat partilerin ülke çapında % 65 oy aldığı bir ülkede… Büyük kentlerde sağ kanat partilerin oy oranı %50-55 düzeyinde olan bir ülkede. Batı liberalizmi ve Batı hegemonyacılığı ile en az 10 yıldır çatışma içinde olan muhafazakar sağ popülist bir hükümetin iktidarda olduğu koşullarda (AKP+MHP ve çeşitli milliyetçi ve muhafazakar siyasi güçlerin ve politika ile bağlantılı tarikatlar)…

Kavala veya Gezi davasında liberal burjuva hukuk ilkelerine uygun bir karar alınması mı bekleniyordu?

AKP hükümeti en az 2010'dan itibaren özellikle çeşitli dengeci dış politika tercihlerine yöneldi. Bölgede küçük hegemon olma yönünde yeni dış politika, diplomatik ve askeri açılımlar yaptı. Bu nedenle, başta ABD ve Batı Avrupa ve bunlara bağlı medya tarafından liberal demokrasi ilkelerinden uzaklaşan bir ülke ve hükümet olarak damgalandı. Daha önce
reformcu olarak göklere çıkarılan Erdoğan artık diktatör Erdoğan olarak hedef tahtasına koyuldu. İçerde buna uygun bir burjuva ve küçük burjuva ve radikal demokrat muhalefet doğal olarak şekillendi. Batı hegemonyacılığın aleti olan FETÖ asker+polis darbe girişimi ve Batılı ülkelerin FETÖ'cü suçlu ve kaçakları koruması, Türkiye'de muhafazakar-milliyetçi (Batı
 liberalizmini eleştiren) Batı ve Amerikan karşıtlığını güçlendirdi. AKP hükümeti söyleminde buna uygun bir düzenleme yaparak Batı liberalizmini iki yüzlülükle eleştiren bir popülist söylem geliştirdi. Bu siyasi arka plan içerisinde Kavala veya Gezi davasında liberal burjuva hukuk ilkelerine uygun bir karar alınması mı bekleniyordu? Amerikan seçimlerinde Trump yandaşlarını meclisi zorla işgal etmeye kışkırttı. Bazı eylemciler ateşli silah bile kullandılar. Bence, eğer liberal çizgideki Demokratik parti iktidar gelmeseydi, ne ciddi bir soruşturma olurdu, ne de liberal bir yargılama olurdu.
Çözüm, işçi sınıfına dayanan sosyalist akımı güçlendirmek ve demokrasi ve anti-emperyalist mücadelede sosyalizmin önderliğini sağlamaktır.

Yorum Bırakınız