Engels ve Amerika'da Demokratik Cumhuriyet: Türkiye'deki Demokrasi Yanılsaması, İstibdat ve Tek Adam Rejimine Karşı Mücadele Sloganı Üzerine

Kemal Okur

Kılıçdaroğlu: temel hedefimiz "demokrasisi gelişmiş olan ülkelerle çok iyi ve sıkı ilişkiler kurmak."

Engels 1891 de ne dedi: "Ancak kumandasında devlet iktidarının bulunduğu bu organlar (halkın kamusal çıkarları için çalışan organlar), zaman içinde kendi özel çıkarlarını koruma doğrultusunda ilerlemiştir, örneğin sadece kalıtsal monarşilerde değil, aynı zamanda demokratik cumhuriyette de görülebileceği gibi, kendilerini toplumun hizmetkarlarından toplumun efendilerine dönüştürmüşlerdir. "Politikacılar" hiçbir yerde Kuzey Amerika'da olduğu kadar ulustan ayrı/kopuk ve güçlü bir kesimini oluşturmaz. Orada, birbiri ardına iktidara gelen iki büyük partiden her biri, (böyle garip bir "politikacılar" kesimi tarafından kontrol edilir…) siyaset "ticareti/işi" ile uğraşan, merkezdeki federal devlette olduğu kadar aynı zamanda ayrı eyaletlerin de yasama meclislerindeki koltuklar üzerine spekülasyon yapan ya da partileri için ajitasyon yaparak geçinen ve zafer kazandıklarında mevkilerle ödüllendirilen kişilerdir.

Amerikalıların 30 yıldır tahammül edilemez hale gelen bu boyunduruktan kurtulmak için çabaladıkları ve yapabildikleri her şeye rağmen bu yolsuzluk bataklığında daha da derinlere batmaya devam ettikleri iyi bilinmektedir. Başlangıçta toplumun elinde sadece ve sadece bir araç olması amaçlanan bu devlet iktidarının toplumdan ve toplum karşısında kendini bağımsızlaştırma sürecinin nasıl gerçekleştiğini en iyi Amerika'da görüyoruz. Amerika da ne bir hanedan, ne bir asalet sınıfı, ne Kızılderilileri gözetleyen birkaç adam dışında ne bir daimi ordu, ne daimi görevlere sahip bir bürokrasi ne de emeklilik hakkı vardır. Ve yine de burada, devlet gücünü dönüşümlü olarak ele geçiren ve onu en yozlaşmış araçlarla ve en yozlaşmış amaçlar için sömüren iki büyük politik spekülatörler çetesi buluruz – ve ulus (toplum), görünüşte hizmetkarı olan ama gerçekte onu sömüren ve yağmalayan bu iki büyük "politikacılar" tekeline karşı güçsüzdür."[1]

Bugünkü ABD ve Batı'da Durum:

Bugün bu durum yeni koşullarda daha ileri gitmiştir. Amerika tüm dünyaya ekonomik olarak hükmeden küresel mali sermaye imparatorluğunun merkezidir. Dünyaya hükmeden dev bir askeri imparatorluğun ve askeri bürokrasisinin—dünyanın en büyük askeri endüstrisi ile el ele gittiği bir ülkedir. Bu koşullarda Marksist anlamda konuşursak Amerika'nın "demokrasisinde" paranın, finansın, kredinin, silahın, vs. gücünü temsil eden, halktan kopuk, satın alınmış politikacılar sınıfının devleti ve partileri kontrolü altına almış olduğunu söyleyebiliriz.

Ve bu politikacılar sınıfı bugün, dünyada demokrasiler ve diktatörlükler arasındaki savaşı kışkırtıyor. Tabii ki aynı kendisine benzeyen merkez Batı ülkelerini demokrasiler olarak tanımlıyor. Bugün dünyada yükselen aşırı sağ popülizm de tüm dünyaya bu Amerikan politik sınıfından kaynaklanarak yayılıyor.

Türkiye'de Politik Demokrasi:

Kılıçdaroğlu "demokrasinin" merkez ülkesinde ABD'de ne demiş: temel hedefimiz "demokrasisi gelişmiş olan ülkelerle çok iyi ve sıkı ilişkiler kurmak." Kılıçdaroğlu daha önce de: tüm dünyanın demokrasi güçleri diktatörlük güçlerine karşı birleşin demişti. Bu Amerikan liberallerinin sloganlarının tekrarından başka bir şey değil. Kılıçdaroğlu, güçler ayrımının öneminden ve medyanın gücünden öneminden bahsetmiş; dev şirketlerin ve kapitalist holdinglerin ve dev bankaların halk üzerindeki mali ekonomik ve kredi boyunduruğu kırılıp aşılmasını sağlayacak bir siyasi demokrasi gücü yoksa, politik demokrasi açısından temelde hiçbir şey değişmeyecektir. 

Özün özü: ABD merkezli mali sermaye imparatorluğunun ve onun kollarının toplumsal ekonominin tüm hücrelerine kumanda eden konumda bulunduğu ülkelerde, -ister istibdat deyin, ister otoriter rejim deyin, ister tek adam rejimi deyin, ister parlamenter demokrasi deyin, ister güçlerin birliği deyin, ister güçler ayrımı deyin- Türkiye'de işçi sınıfı, halk sınıfları ve azınlık Kürt milliyeti için politik demokrasiden söz etmek olanaksızdır.

Bunu Türkiye'de yakın dönemde yaşadık, Türkiye'de 19.yüzyılın siyasi mirası olan askeri-bürokratik politik sınıfın siyasal düzen ve siyasi partiler üzerindeki komutası son yıllarda tasfiye oldu.  Sonuç ne oldu: sadece işçiler arasında politik demokrasi üzerine bazı yanılsamalar yıkıldı, diğer yanılsamalar aynen devam ediyor. Rejim ile halk arasındaki ilişki açısından temel olarak hiçbir şey değişmedi. Ve sosyalist partiler işçi sınıfını aydınlatma görevini yerine getirmedikçe, yanılsamalar devam edecek… İşçi sınıfı demokrasiyi kazanmak için kendi bağımsız siyasi gücünü büyütmek zorunda.


[1] https://www.marxists.org/archive/marx/works/1871/civil-war-france/postscript.htm

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir