Giriş

Aşağıda Abdullah Öcalan'ın 2004 yılında kamuoyuna açıkladığı 11 farklı dile çevrilen politik ve ideolojik görüşlerini ve önerilerini içeren Demokratik Konfederalizm manifestosundan seçtiğimiz, bazı parçaları sunuyoruz. Abdullah Öcalan, Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan ABD'nin tek süper devlet olarak mutlak hakim hale geldiği uluslararası sistemde, eski klasik ayrılıkçı milliyetçi görüşlerinin biçimine postmodern bir görünüm kazandırdı fakat asıl özünü korudu, böylece "postmodern kimlik siyaseti" milliyetçiliği ortaya çıktı.

Aynı zamanda klasik milliyetçiliği aşmak ve Marksizm'i eleştirmek için anarşizmin klasik teorilerine sarıldı, ve Hardt ve Negri tarafından yayınlanan Çokluk adlı kitaptaki görüşlerden yararlandı. Marksist sosyalizmin feminizm görüşlerini postmodern Marksist radikal feminizmin görüşlerine dayanarak eleştirdi. Marksizm'in emek değer teorisini postmodern Marksist radikal feminizmin görüşüne dayanarak eleştirdi.

Bu görüşler PKK ve HDP saflarında büyük bir destek gördü ve ardından Almanya'da Mustafa Karasu'nun Radikal Demokrasi adlı kitapçığı yayınlandı. HDP kendi Partisinin ideolojisini Radikal Demokrasi olarak tanımladı. Radikal Demokrasi ideolojisi tamamen Öcalan'ın Demokratik Konfederalizm teorisinden hareket etmektedir.

Kapitalizmin ve mali sermayenin güçlü bir şekilde geliştiği dönemde sol kanat akımlarda -Sosyal Demokrasi ve Demokratik Sosyalist Partiler ve Yeşil Partiler- sadece liberal ideolojilerin etkisi güçlenmekle kalmadı aynı zamanda Postmodern görüşler de güçlenme gösterdi. Gökkuşağı şeklinde eşitlikçi bir biçimde yan yana gelen farklı kimliklerin ortaklaşa bir biçimde Radikal Demokrasi (Laclau ve Mouffe) mücadelesi yürütmesi görüşü yaygınlaştı. Radikal Demokrasi teorisi aslında gerçek sosyalizm teorisi idi. Radikal demokrasi teorisini benimsemeyen bir sosyalizm, hakiki bir sosyalizm olamazdı olsa olsa tüm dünyada iflas etmiş reel sosyalizmin bir tekrarı olabilirdi. Bugün 2008'den itibaren kapitalizm bir kriz dönemine girdi, bununla birlikte liberalizm gibi postmodern kimlik siyaseti de krize girdi, dolayısıyla sol-kanat partilerde buna sosyalist ve komünist partiler de dahil popülist kimlik politikaları başat fikirler haline geldi. Popülist kimlik siyasetinin asıl kaynağı sağ kanat partilerde başat hale gelen sağ popülizmdir ve sınıf temeli mali sermayenin en maceracı kesimlerinin çıkarlarını savunmaktadır. (Trump, Johnson, Le Pen ve kızı, Almanya'da AFD Partisi, Bolsanoro ve Avrupa'daki çeşitli sağ kanat popülist partiler…) 

Öcalan Manifesto'ya şöyle giriyor: Demokratik Konfederalizmi 1 Mayıs kutlamalarına, Mayıs ayı olması itibariyle Denizlerin, Mahirlerin ve şehitlerimizin anısına adıyorum.

AB demokratikleşiyor, Türkiye demokratikleşiyor, Kürt hareketi demokratikleşiyor. Bunlar bir sentez oluşturmalı.  AB (birlik süreci) ile Avrupa konfederalizmi doğuyor.

Bütün Dünya Türklerini tek devlet bayrağı altında toplayamazsınız. Çünkü hepsi milli devletlerdir. Ancak kendi aralarında demokratik konfederalizm olabilir.

Bunun için ulus devletlerin demokrasi-ye açık olmaları tek şarttır. Kürtlerin Ortadoğu da br konfededarsyon olarak birleşerek demokratik bir ulus olmalarına karışmayacak, uzlaşacaksın. Türkiye, İran, Suriye ….  buna engel olmamalıdır.

…Asıl Kürt sorununun çözümü de bu noktada özgür ve kendi kültürel kimliğiyle katıldığı cumhuriyet yurttaşlığıyla başlar. Bu yaklaşımda Kürtçe resmi dil olsun, arkasından federasyon gelsin tehlikesi de yoktur. Bazı şoven milliyetçi yaklaşımlar hep bu demagojiyi dile getirirler. Bunlar gerçek bir demokrasinin ayrı bir devletten de, federasyondan da daha değerli ve haklar getiren bir rejim olduğunu anlamadıklarından, bu safsataları ileri sürmektedirler. Demokrasilerin gücü eşsiz çözüm yeteneğinden ve en geniş koalisyon uzlaşmasını gerçekleştirme özelliğinden ileri gelmektedir. Demokrasi üstün bir rejim olmasa, belki ayrılık veya federasyon tehlikesinden bahsedilebilir. Bir azınlık bunu iddia edebilir. Ama tam demokrasinin her zaman halkları, grupları, hatta sınıfları azami yarar seviyesinde tutan biricik rejim olduğu üstünlüğüyle kanıtlanmıştır. 

Kürtlerin Demokratik Cumhuriyete özgür yurttaşlar olarak kültürel kimlikle-riyle katılımlarının önüne geçmek artık her bakımdan zordur.

Demokratik konfederalizm tezimle kesinlikle bir devlet yapılanmasını kastetmiyorum… Ekonomik, kültürel, sosyal ve çevresel, mesleki vb. (örgütlerin) unsurların söylem tarzı, ifade biçimi olarak demokratik şekilde yapılanması ve örgütlenmesidir. Burada yüzlerce birimin bir aradalığını, örgütlülüğünü tartışıyorum. Örneğin kadın örgütlenmesi, çevre birimleri, gençlik hatta köy dernekleri her konudaki yüzlerce örgütlenme ve bunların işbirliği yapması…Burada kastettiğim sivil toplum örgütlerinin birlikteliği ve aktifliğidir. AB süreci de buna uygun bir zemin oluşturmaktadır. AB süreci bu açıdan çok önemlidir.

Not: burada Öcalan, tam demokrasi derken kendi konfederal demokrasi teorisini kastediyor. Aşağıda bunu anlatıyor. Demokrasi devletle ilgili birşey değildir, demokrasi halkla ilgili bir şeydir diyor ve taban demokrasisine vurgu yapıyor. 

Devrimci hareketlerin son iki yüz yıllık deneyimlerinin başarısızlığa uğramasının temelinde de ulus-devleti daha devrimci sayıp demokratik konfederalizmi geri bir siyasi biçim olarak görerek tavır alışları yatmaktadır.

Toplumlar ilkel, köleci, feodal, kapitalist ve sosyalist olarak, düz bir çizgide gelişen modeller olarak tasvir edilmiştir. Burada bir nevi kaderci anlayışı söz konusudur.

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı ilkesi, yalnızca devlet kurma hakkı değildir. Lenin bu ilkeyi mahvetti. Lenin ve Stalin'in bunu aşırı bir şekilde devlet kurma ilkesi olarak ele almaları tarihi felaketler getirdi. Kurtuluş için sahte devlet toplulukları yarattı.

Benim dediklerimi CIA alıyor, iyi inceliyor, ama tabii ki kendi çıkarlarına dönüştürerek uyguluyor. Bu durum Lenin-Wilson ilişkilerine benziyor. Lenin'in Rusya'da geliştirdiği ulusların kendi kaderlerini tayin hakkına karşı Wilson, Wilson ilkeleriyle cevap veriyor. Lenin ile Wilson arasındaki diyalektik ilişki benimle Amerika ya da Bush arasındaki diyalektik ilişkiye benziyor. Lenin'e karşı ABD kazandı. Bakalım bizim diyalektiğimizde kim kazanacak?

İmparatorluk kitabının yazarları (Hardt-Negri)  değer teorisini ele alıyorlar, değer ölçülemez diyorlar. Bazı sonuçlara ulaşıyorlar. Marks'ın değer teorisi yanlış. Aslında Kapital'i de çok iyi inceleyemedim, ama son tahlilde işçi sınıfı ile burjuva sınıfının birleşip pay alma savaşıdır. Roza Lüksemburg Marks'ı eleştiriyor, pre-kapitalist toplum olmadan işçi sınıfı yaşayamaz diyor. Roza'nınki daha doğrudur. İşçi sınıfı ile burjuvazi birleşip sonra toplumu sömürüyorlar. Değer teorisinin özü budur. İşçi sınıfının bu eksenli devrimciliği safsatadır. Neden değer ölçülemez? Şundan ölçülemez: Savunmalarımda açmıştım, ana örneğini vermiştim. Ananın çektiği, harcadığı emek parayla ölçülemez. Ananın yaptığı gibi ücretsiz işçiliği nereye koyacağız? Çocuğu büyütmesi, ona bakması, ev içinde verdiği emek ölçülemez. Genelde insan nasıl büyüdü?

Demokratik konfederalizm dünya çapında solun yeni açılımı olacaktır. Marx ve Lenin'i iki binlerde aşarak bunu yapacağız. İki binlerde demokratik konfederalizmde bunun ideolojik temelleri var. Marx 1848'lerde bir şeyler ortaya koydu. Bunlar iki binlerde aşıldı. Marks'ın değer teorileri bir fecaat.

Bu değer teorisi hakkında benim kuşkularım var. Yeni sol akımı buna yeni yaklaşıyor. Çokluk'un yazarları (Hardt- Negri) , Wallerstein, Bookchin bunları yazıyorlar. Ama bu görüşleri sistematize etmede biz daha ileriyiz, daha pratiğiz. Marx'ın Değer teorisinin kapitalizme karşı bir karşı koyuşu yok. Radikal bir karşı çıkışı yok. İki yüzyıl daha kapitalizmi yaşattı. Bugüne getirdi. Bu değer teorisinde aslında toplumun analizi, çözümü, toplumun dini ve siyasi çözümü yok. Sadece ekonomik tanım var. Bu teori Avrupa merkezli bir teoriydi. Böylelikle Avrupa dışı halkları silahsız bıraktı. Bütün dünya halklarını silahsız bıraktı. Bu konuda ciltler dolusu yazılabilir, ama ben burada kısa geçiyorum. Sanıldığının aksine kapitalizmi güçlendirdi ve kapitalizmi bugünkü çılgın aşamaya getirdi. Sovyet Rusya pratiği ortada. Uzun yıllar kapitalizmi ayakta tuttu. Şimdi de Çin kapitalizmi ayakta tutuyor. Amerika'yı ayakta tutan şimdi ekonomisiyle Çin'dir. Bu durumda dünya halkları kaybediyor.

Marks'ın sosyal bilime katkıları olmuş, ama muazzam da yetersizliği var, topluma anlamlı bir şey getirememiştir. Sonuçta değer teorisi ile işçi sınıfının ücretleri artırıldı.

Benim Sosyalizm anlayışım da bellidir. Sovyet tipi Reel Sosyalizm iflas etmiştir. Reel Sosyalizmin bir çeşit Rus milliyetçiliği olduğu ortaya çıkmıştır. Türk Solu da ne yazık ki bir çözüm üretemiyor. Bu az gelişmiş ülkelere has bir durumdur. Az gelişmiş ülkelerde dar bir milli-yetçilik anlayışı hâkimdir. Bizim çözüm anlayışımız dar değil kapsamlı ve 21. yüzyılın ruhuna hitap eden bir anlayıştır.

ABD demokrasi maskesini kullanıyor. Sol yeni bir şey geliştiremiyor. Bizimkiler de demokrasiyi bir türlü bilmiyorlar. Halen demokrasi dar kavranıyor. Karl Marks, 1848'de devlet olmayan devlet diyor, Komünist Manifesto'da da bunu ilan ediyor, ancak Marks'ın demokrasiden haberi yok. Marks buna yanıt veremiyor, halkın önüne doğru politik sistemi koyamıyor. Biliyorsunuz, Hegel devleti "tanrının yeryüzündeki yürüyüşü" diye tanımlıyor. Marks Hegel'i biraz düzeltmek istiyor, 1871 Paris Komünü'nde birtakım gerçeklere varıyor; ama en sonunda nihayetinde proletarya diktatörlüğü diyor, onu aşamıyor. Birinci ve İkinci Enternasyonal'de bunu aşmak için zorluyor, ama aşamıyorlar. Lenin'e geliyor. Lenin proletarya diktatörlüğü hatasını fark ediyor, demokrasi olmalı diyor, aslında Lenin demokrasinin farkında; ama sosyalizm sonuçta devlete, dönüşüyor Sovyet diktatörlüğüne dönüşüyor ve sosyalizm kaybediyor.

Bazı sosyologlar anarşizmden ders çıkarmaya çalıştı, ama burjuvazi ideolojisini, klasik çizgiyi aşamıyor lar. Bookchin "burjuva ideolojisinin yemliğinden yemlendik" diyor. Frankfurt Okulu, Annales Okulu bunu tartıştı. İmparatorluk kitabı (Hardt-Negri)  bir nevi özeleştiridir, ancak kafa karışıklığı yaratıyor, bir yığın hatalar var, doğru bir amaca gidemiyor.

Aslında ben misyonumuzu ezilen halklar adına evrensel bir çıkış olarak görüyorum. Sistematiğim, kendime has bir üslubumun olduğunu belirtiyorum. Dünya çapında geliştirilmek istenen sol budur as-lında. Sol ancak bu temelde gelişebilir. Dost güçleri daha tutarlı yaklaşmaya, özümsemeye çağıracağım. Türkiye'de sol ancak bu temelde gelişebilir. Anlamlı, olgun sonuca herkes gidebilir. Kürt sorunu belki çözüme gidebilir.

İran'da, Türkiye'de, Suriye'de ve hatta Irak'ta oluşacak bir Kürt yapılanmasında tüm Kürtler bir araya gelerek kendi federasyonlarını, birleşerek de üst konfederalizmi oluştururlar… Demokratik konfederasyonlar sadece bir devletin içinde örgütlenme ile yetinemezler. Sınırların dışında da istedikleri kadar örgütlenebilir, üst konfederal birlikler oluşturabilir ve kendi diplomasilerine sahip olabilirler.

Temel paradigma devrim-iktidar-sosyalizm olarak öngörülünce, sonuçta devlet kapitalizminden başka bir şeyin oluşmayacağına şaşırmamak gerekir.

Resmi (kapitalist)  modernitenin son dört yüz yıllık tarihi, çok etnisiteli, çok kültürlü, farklı siyasi oluşumlu ve öz savunmalı toplumu homojen ulus adına bir nevi soykırıma (genellikle kültürel, zaman zaman fiziki soykırımlar) tabi tutma eylemidir. Demokratik konfederalizm ise, bu tarihe karşı öz savunma, çok etnisiteli, çok kültürlü ve farklı siyasi oluşumlarda ısrar tarihidir. Post modernizm bu çatışmalı modernite tarihinin yeni biçimler altında devam etmesidir.

Kapitalist modernite döneminde iktidar tüm toplumu içten ve dıştan kuşatıp bir nevi iç sömürgeye dönüştürür. İktidar ve temel devlet formu olarak ulus-devlet, topluma karşı devamlı savaş halindedir. Direniş politikası kaynağını bu gerçeklikten alır.

Demokratik-ulusların küresel birliğinin BM'ye alternatifi, Dünya Demokratik Uluslar Konfederasyonu'dur. Kıtasal parçalar ve büyük kültürel alanlar daha alt düzeyde kendi Demokratik Ulus Konfederasyonlarını oluşturabilirler. Avrupa Bitliği  bu doğrultuda hegemonik davranmaz ise AB ilk adım sayılabilir. Küresel ve bölgesel hegemonik iktidara karşı çıkışlar bu kapsamda ele alınır.

Devlet tarzı partileşme benim açımdan aşılmıştır, bu partileşme 19. yüzyıla aittir, Bolşevik Parti buna dâhildir. Bu aşılmıştır, kendilerinde de bunu aşmalılar. Bana göre Partiler bir ideoloji, zihniyet örgütüdür. Devlet olalım vs. demez; demokrasi düşüncesini ve zihniyetini örgütler, sorunları tartışır, seçkin kadro yetiştirir, akademik çalışmalar yapar.

Kapitalist, sosyalist, ulusal üniter ve federalist demokratik sınıf devletleri hiyerarşik toplumdaki din, cins, etnisite, çevre ve sınıf sorunlarını çözmek şurada kalsın, bu sorunların bizzat kaynağı durumundadırlar.

Devletler idare eder, demokrasiler yönetir. Devletler iktidara dayanır, demokrasiler kolektif rızaya dayanır. Devletlerde atama, demokrasilerde seçim esastır. Devletlerde zorunluluk, demokrasilerde gönüllülük esastır.

Ulus-devlet esas olarak askeri bir sistemdir. Tüm ulus-devletler içte ve dışta çok acımasız, çeşitli, uzun süreli, değişik biçimde gerçekleştirilen savaşların ürünüdür. Savaşların ürünü olmayan tek bir ulus-devlet düşünülemez … Asker-millet denilen olgu budur. Bu, dört yüz yıldır inşa edilen tüm ulus-devletler için geçerli bir olgudur. Tüm toplumsal sorunlar, bunalımlar ve çürümelerin altında bu gerçeklik yatar. Çözüm olarak dayatılan ve sıkça tekrarlanan her tür (darbeli, darbesiz, askeri, sivil faşizmler) faşist iktidar uygu-lamaları ulus-devletin doğası gereğidir; onun biçimsel ifadesinin en özgün halidir.

Özellikle reel-sosyalist ve ulusal kurtuluşçu akımlara ve partilere hâkim olan iktidarcı yaklaşımlar (burjuva iktidarı yerine proletarya iktidarı, hatta diktatoryası; sömürgeci, işbirlikçi yönetimler yerine milli iktidarcı yaklaşımlar) tarihin en trajik yanlışlarını yaparak, bu anlayışları nedeniyle kapitalizme hak etmediği bir kendini sürdürme şansı sunmuşlardır.

Anarşistler ve çok geç de olsa bazı post modern feminist ve ekolojik hareketlerle diğer sivil toplum ve sol anlayışlar bu konuda daha olumlu pozisyondadır. Anarşistlerin merkezi ulus-devlet inşasının tüm işçi sınıfı ve halk hareketleri için felaket olacağını ve umutlarına büyük darbe indireceğini öngörmeleri gerçekçidir. Anarşistler, Almanya'nın ve İtalya'nın birliği konusunda Marksistlerle giriştikleri eleştirilerde de haklı çıkmışlardır. Tarihin ulus-devlet lehinde gelişim göstermesinin eşitlik ve özgürlük ütopyaları için büyük kayıp anlamına geldiğini söylemeleri ve Marksistlerin ulus-devletten yana tavır almalarını şiddetle eleştirip ihanetle suçlamaları belirtilmesi gereken önemli hususlardır. Anarşistler konfederalizmi savunmuştur.

Ne yeni tür bir ulusal kurtuluş savaşından, ne de toplumsal savaştan bahsediyoruz. Kimliğini, özgürlüğünü, farklılıklar temelinde eşitliğini ve demokratikleşmesini savunmaktan bahsediyoruz. Saldırı olmasa savunmaya da gerek kalmaz.

Ortadoğu kültürü, Avrupa modernitesinin pozitivist ideoloji ve bilimleriyle çözümlenemez… Kapitalist modernite karşıtı ideolojik ve politik akımlar pozitivist sosyolojiyi aşan sosyal bilim çalışmalarına dayanmak durumundadır.

Özellikle tarihin malzeme bolluğuna gömülmüş pozitivist araştırmacı ekolünü çok zavallı ve acınacak durumda buluyorum.

Eski reel sosyalist süreçlerin ürünleri olan sol hareketlerin iktidar odaklı olmaktan çıkıp demokratik odaklı örgütlenmelere dönüşmeleri doğru çıkış yolu olacaktır. Sendikal ve partisel hareketlerini dar ekonomizmden kurtarıp kendilerini demokratik toplumsal hareketlerin bütünlüğüne bağlamaları çıkış yapmaları ve başarılı olmalarının gerekli yoludur.

Ortadoğu kültürünü demokratikleştirirken, sivil toplumu adeta yeni dönemin kabile ve klanları gibi değerlendirmek, aynı yaklaşımı dinsel gelenekler için de göstermek, özcesi sosyal bilimi klan, kabile, mezhep, tarikat ve din kuruluşlarının yaşantılarını andırırcasına, gerektiğinde bu geleneklerin mirasıyla bütünleştirerek, gerektiğinde kendilerini (sivil toplumu) onlar gibi örgütleyerek yürütmek başarı için çok önemlidir.

Kapitalist modernitenin hegemonik merkezi olan Avrupa'nın tekelci güçleri beş yüz yıllık savaş, çatışma ve gerginliklerden çıkardıkları dersler temelinde 1950'lerden sonra bünyelerinde köklü re-formlara giriştiler. Avrupa Birliği bu alınan derslerin sonucudur. Hedefleri kapitalist moderniteyi aşmak değil, daha yaşanabilir ve sürdürülebilir kılmaktır. Ortadoğu kültüründe bu reformların etkisiyle demokratikleşme zordur.

Bölgeler için de şunu söylüyorum: Soran Bölgesi için demokratik konfederalizm olmalı, Behdinan, Loristan, Bradosti, Botan, Garzan, Amed, Serhat, Dersim demokratik konfederasyonlar olabilir. Dersim için idealdir, Alevi kültürüne de uygundur. Bunlar demokratik çıkışlardır. (Suriye'de) Fırat'ın batısı için de Kürt-Türkmen demokratik konfederalizm bölgesi olabilir; Mersin, Antep ve Maraş'ta bu geliştirilebilir. Tarihte bu var. Yavuz Selim bunu kabul etmiş, uygulamıştır. Sultan Mahmut'la bundan uzaklaşılıyor. Ortadoğu'nun tarihsel düzeni konfederedir. Benim demokratik konfederalizm tanımım kitaplarda hiç yok. "Ulus-Devletin Çöküşü" kitabında biraz var. Bookchin, Wallerstein biraz tartışıyorlar ama bunu kitaplarda bulamazsınız.

Marks'ın politik (devlet) biçimi, Komünist manifesto, özünde halkın önüne politik çizgiyi koyamadı. Lenin de benzer durumda. Devlet oyununa düştüler. Anarşistler, Bookchin, Wallerstein benzeri düşünürler devleti tartışıyorlar, ama net koyamıyorlar. Varmak istedikleri sonuç şudur: Konfederalizm demokrasinin var olma biçimidir. İçinde herkese yer var. Konfederalizm bunların üstteki organizasyonudur. Ulus-devlet, halkları devletleştirme yolu ile uyuşturmadır. Milliyetçiliği geliştirdi. Biri ezen milliyetçilik, diğeri ezilen milliyetçilik, sonuçta dünyayı korkunç milliyetçilik savaşlarına götürdü.

Ulus-devlet de eşittir, … özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren atom bombasıdır. En son bunu Irak'ta gördük. ABD sonunda müdahale etti.

Cumhurbaşkanı olması vesilesiyle Talabani'ye şunu söylüyorum: Demokratik konfederal sistem ile uzlaşalım, onu konsensüse gelmeye çağırıyorum. Çünkü onların varlığı bana bağlı. Benim buradaki direnişim ve varlı-ğım olmazsa onlar bir gün orada dayanamazlar. Onlara mesajım şudur: Kürdistan Demokratik Konfede-rasyonu çerçevesinde uzlaşma, barış geliştirilmeli. Onları barışa, diyaloga, uzlaşmaya çağırıyorum. PKK'nin mirası var, saygılı olmalılar.

Türkiye'de…  Despotik devletin yürümeyeceğini İngiltere ve Amerika da anlamış, desteklerini çektiler. Yenisini de kuramıyorlar, çıkmazdalar. ABD ve İngiltere 'biraz demokrasiye açık olun' diyorlar. Çıkmazdan kurtulmak için demokratik çıkış çok önemli. Tek başına ABD'ye bırakırsak kaos, kriz olur… Mezarımda üç bayrak yan yana olabilir: AB bayrağı, üniter bayrak, bir de demokrasiyi sembolize eden konfederalizm bayrağı.

Devleti yıkalım, demokratik konfederalizmi kuralım demiyorum. Devleti yıkıp yerine şunu koyalım dedin mi kaybediyorsun. Lenin buradan kaybetti.

Şimdi Türkiye'nin kurtuluşu için, Demokratik Toplum Hareketi (HDP) için Türkiye'nin önüne dört büyük reformu açılımlar biçiminde koymak istiyorum.

Demokratik Toplum Hareketine;

Cumhuriyet Reformu:  … Bir de yarı başkanlık benzeri ve Başkanlığın seçtiği Hükümet. Halk nedir? İşte bu Kongre, Türkiye'ye özgü Temsilciler Meclisi. Türkiye'de 81 il var. Ben aslında Türkiye için 7 Eyalet Kürt, 18'i Türk nüfusun yoğun olduğu 25 bölge, diğer kimlikleri reddetmeden bir yapılanma düşündüm, bunların yerel yönetim parlamentoları olur. Biraz Atina şehir devletine benziyor, bir nevi Almanya'daki eyalet sistemi gibi. 81 il anlamsız. Kültürel, sosyal, anlamlı bir karşılığı yok. Ekonomik anlamda da büyük yük getiriyor. Ve yerel bölgelere dayalı bir Temsilciler Kongresi olabilir.

Dört reform, bu Türkiye'yi kurtuluşa götürür. Başka yolu yok.

Devletçi ulus yerine demokratik ulus çağrısı yapıyorum… Türkiye'ye vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür demek yanlış. Mustafa Kemal'de bu fikir yok. Mustafa Kemal halkı Türkleştirmeye çalışmıyor. "Ne Mutlu Türküm Diyene" derken söylediği, Türk-menler, Yörükler vb. grupların kendi Türklüklerini ifade etmelerini sağlamak içindir. Bunu ne Araplar ne de Kürtler için söyledi. Gönüllü kendini Türk hissetmeye karşı değilim. Kültürel kimliklere dayalı, bunu tanıyan bir ulus reformu öneriyorum… Mustafa Kemal, "Türkiye Cumhuriyeti olacak" diyor. Daha sonra 1930'larda Mahmut Esat Bozkurt gibilerle bu Türklük (Türkçülük) düşüncesi şeyi gelişti.

Kürdistan için ise kendi kaderini tayin etme hakkı milliyetçi temelde devlet kurmak değil, siyasi sınırları sorun yapmadan, sınırları esas almadan, kendi demokrasilerini kurma hareketidir. İran'da, Türkiye'de, Suriye'de, hatta Irak'ta oluşacak bir Kürt yapılanmasındaki tüm Kürtler bir araya gelerek federasyonlar oluşturacaklar, birleşerek üst konfederalizmi oluştururlar.

Ben daha önce bayrağını, tanımını söylemiştim. Şimdi de ilkelerini verdim. Kürdistan için üç hukuk geçerli olabilir demiştim. AB hukuku, üniter devlet hukuku, demokratik konfederal hukuk. Üniter devletlerin bizim demokratik konfederal hukukumuzu tanımaları halinde, biz de onların hukukunu tanırız. Şu şartla: İran, Irak, Türkiye, Suriye bizim konfederal hukukumuzu tanıdıkça, biz de onlarınkini tanır, uzlaşıya gideriz.

Ecevit de bir dönem Türkiye, Azerbaycan, Kıbrıs Federasyonu diyordu. Konfederalizm şiddete, ayrımcılığa yer vermeyen gönüllü bir çözüm modelidir. Benim çözüm tarzım, perspektifim budur.

Suriye korkunç milliyetçi bir devlettir. İran da Şii milliyetçisidir. ABD, Türkiye ve İsrail ittifakı da tehlikelidir. Ama Kürtlerin konfederalizmi Ortadoğu'daki bu sorunları çözebilir. (Türkiye) Üniter devlet kalır ama küçülür. Zaten zorunludur. Böyle büyük devlet çökertir. Obez devlet diyorum. İMF zaten Türkiye'yi küçültüyor, AB Türkiye'yi demokratikleştirir. Beş yüz milyar dolar borçla bir devlet ayakta kalamaz.

Demokratik konfederalizmin öncülüğünü Avrupa'da bugün burjuvazi yapıyor. Ben ise halkın demokratik konfederalizmi kavramını kullanıyorum. Benim Demokratik konfederalizmim Devlet değildir, milliyete dayanmaz, siyasi sınırları esas almıyor, hangi siyasi kültür, hangi dinden olursa olsun hepsini kapsıyor. Daha önce altı maddelik ilkeleri belirtmiştim. Siyasi içeriği budur. 'Taban demokrasisi' kavramını kullanmıştım. Bu kavrama uygun olarak özgür yurttaş meclislerinden yukarıya doğru gelişir. Üstte gevşek bir koordinasyon merkezi olur.  

Demokrasi + Devlet:  (Bizim için) Tümüyle devletsiz demokrasi demek, kendini mevcut tarihsel dönemde kandırmak ve maceraperest olmak demektir. Doğrusu: Sınırları belirlenmiş ve küçülerek üzerinde uzlaşılmış bir devlet varlığına ihtiyaç vardır. Zaten klasik anlamda bu otoriteye devlet denilemeyeceğini, daha çağdaş ve demokrasiye özde ve biçimde bağlı bir genel toplumsal kurum denilmesi gerektiğini ısrarla vurguluyoruz. Öte yandan Kürdistan'da demokrasi, halkın hem yerel hem genel anlamda düzenli aralıklarla kendi ekonomik, sosyal, siya-sal ihtiyaçları başta olmak üzere, ortak toplumsal ihtiyaçlarına yanıt arayıp bulmakla görevli delegelerini seçmek ve denetlemek anlamına gelir. Demokrasi devleti ilgilendirmez. Demokrasi halkın öz işleridir. Devlet ancak onun demokratik iradesine saygı gösterebilir. Gerekli bir hizmeti söz konusu olursa, onu yerine getirir. Kısacası önümüzdeki dönemde Kürdistan'da iyice tanımlanmış ve üzerinde uzlaşılmış, "Demokrasi + genel kamu otoritesi olarak Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletleri" formülü temel bir program maddesi olarak öngörülebilir.

Not: Öcalan burada 4 devletin Kürdistan demokrasisini tanımalarını ve egemenlik alanlarını küçültmelerini öneriyor.

Yeni facialara yol açmamanın en uygun yolu … tutarlı, içtenlikli bir barış ve demokratikleşme reformu ile çözüme cesaret etmedir. Bunun genel formülü de Türkiye somutunda çözümlediğimiz gibi, genel güvenlik ve kamusal alan ortaklığı olarak  "Türkiye devleti + Kürdistan'da demokrasi" 'formülünün Ortadoğu çapında genelleştirilmesidir. Kendini somut olarak "Ortadoğu'da demokratikleşme + devletlerin demokrasiye duyarlılığı = Kürdistan'a özgürlüktür". Özgür Kürdistan daha çok demokratik Kürdistan'dır.

Kürdistan Demokratik Konfederalizmi hareketi gücünü toplumsal tarihin derinliklerinden ve Mezopotamya'nın tarihten gelen zengin kültürel birikiminden alır. Klan sisteminden ve aşiret konfederasyonlarından günümüze kadar uygarlık tarihi boyunca devletçi toplum merkezileşmesine girmek istemeyen doğal toplumun demokratik komünal yapısına dayanır.

Bundan sonra Kürdistan'da üç hukuk geçerli olacaktır: AB Hukuku, Üniter Dev-let Hukuku, Demokratik Konfederal Hukuk. Üniter devletler olan Iran, Irak, Türkiye ve Suriye Kürt hal-kının konfederal hukukunu tanıdıkça Kürt halkı da onlarınkini tanıyacak ve bu temelde uzlaşıya gidebilecektir.

Demokratik Konfederalizm, dört parçaya bölünmüş ve dünyanın her tarafına yayılmış olan Kürt halkının demokratik birliğinin ifadesidir. Kürt ulusunun (farklı parçalarda yaşayan Kürtler) kendi içindeki sorunların çözümünde demokratik birlik ilkesini esas alır.

Kapitalist, sosyalist, feodal, sanayileşmeci, endüstriyalist, tüketimci toplum mühendisliğine dayalı benzer şabloncu proje toplum çabalarını kapitalist tekellerin kapsamında görüyorum.

Bu tip toplum özünde yoktur, propagandası vardır. Toplumlar esas olarak politik ve ahlakidir.

Ekonomik, siyasi, ideolojik ve askeri tekeller toplumun bu temel doğasını (ahlaki ve politik doğasını)  kemirerek artı-değer, hatta toplumsal haraç peşinde koşan aygıtlardır. Kendi başlarına bir değerleri yoktur. Devrim bile yeni toplum yaratamaz. Devrimler ancak toplumun aşındırılan, kadük bırakılan ahlaki ve politik dokusunu asıl işlevine kavuşturmak için başvurulan operasyonlar olarak olumlu rol oynayabilirler.

Genelde hegemonyacılığa, özelde ideolojik hegemonyacılığa yer yoktur. Hegemonik ilke klasik uygarlıklarda geçerlidir. Demokratik uygarlıklarda ve modernitede hegemonik güçlere ve ideolojilere hoşgörüyle bakılmaz. Farklı ifade ve görüşler demokratik yönetim sınırlarını aşınca, özyönetim ve ifade özgürlüğü yoluyle etkisiz kılınırlar. …… İdeolojik hegemonya söz konusu olamaz. Çoğulculuk, farklı görüş ve ideolojiler arasında da geçerlidir. Yönetimin kendini ideolojik kamuflajla güçlendirmesine ihtiyacı yoktur. Dolayısıyla milliyetçi, dinci, pozitivist bilimci, cinsiyetçi ideolojilere ihtiyaç duymadığı gibi, hegemonya kurmaya da karşıdır. Toplumun ahlaki ve politik yapısını aşındırmadıkça, hegemonya peşinde koşmadıkça, her görüş, düşünce ve inanç serbestçe ifade edilme hakkına sahiptir.

Yorum Bırakınız