Demokrasi Mücadelesi Diye Diye, Marksizm'den Genel Demokrasi Bakış Açısına Kaydılar: Marx ve Engels İşçiler İçin Demokrasinin Anlamını Nasıl Ele Almıştı?

Mücadele ve Örgütlenme Aracı Olarak Seçimler

Cem Kızılçeç

Hindistan Komünist Partisi'nin Seçim Kampanyası Yürüyüşü

Giriş: Bu yazı Evrensel Gazetesi yazarı İ. Çaralan'ın 2018 Haziran'daki Parlamento ve Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yazdığı savunduğu seçim taktiğini eleştirmek ve Marksist demokrasi mücadelesi teorisini savunmak için yazılmıştı. İ. Çaralan bu yazısında seçimdeki devrimci taktiğin "AKP'ye bir ders vermek için oy kullanmak" olması gerektiğini savunmuştu. Çaralan'a göre demokrasi öylesine kısıtlanmıştı ki, bugünkü kısıtlanmış demokrasi koşulları işçilere sadece tek bir silah bırakıyor: "ders vermek için oy kullanmak" yani seçim dışındaki diğer kanalları kapatılmıştır.

Aşağıdaki eleştiri yazısı bugün de güncelliğini koruyor. Çünkü, aynı bakış açısı bugün de sürüyor, bugün savunulan şey "Demokrasiyi Kısıtlayan AKP'den Kurtulmak İçin Oy Kullanmak". Buradaki kilit sözcük demokrasinin kısıtlanmışlığını aşmaktan başka bir şey değil. Bu da bugün çok değer verilen "demokrasi mücadelesi" veya "demokrasi için" mücadele olarak kavranıyor. Marx'tan esinlenerek demokrasi için şunu söylemeliyiz: Eğer demokrasi bugün, acilen daha ileri tedbirlere: emperyalizmin boyunduruğunu devirmede ve işbirlikçi kapitalist mülkiyete doğrudan hücum etmede kullanacağı önlemleri—-işçilerin ve halkın ezici çoğunluğun onurlu geçimini ve refahını güvence altına alan önlemleri — zorlamada bir araç olarak kullanılmadıkça tamamen faydasız bir şeydir. Bu önlemler Marksist işçi sınıfı partisinin savunduğu ve mücadelesini verdiği en fazla öne çıkan önlemler listesinde içerilir. Bkz. Sosyalist Birlik, Marx'ın Fransız İşçi Partisi için yazdığı—seçimlerle ilgili acil talepler listesi…  https://sosyalistbirlik.com/secimler-ve-marxin-yazdigi-fransiz-isci-partisi-programi/

Çaralan: "Sol" Komünistleri Nasıl Eleştiriyor?

Çaralan oldukça karışık bir dille şöyle soruyor: "Kaldı ki, burjuva demokrasilerinin halkın siyasete müdahale kanallarını tıkadığı, siyasete müdahalenin tek aracı olarak seçim yolunun bırakıldığı Türkiye'deki şu dönemde; vatandaşa "Seçimi ders vermek için kullanmayın" demek, ona tek demokratik hakkından da vazgeç demek değilse nedir?  Bu dayatma elbette ki, seçimi tamamen etkisiz hale getirmek ve iktidarın yeniden seçilmesini sağlamak için başka tüm kapıların kapatılması demektir".

Çaralan'ı tercüme edelim, Çaralan diyor ki: burjuva demokrasileri işçilere siyasete müdahale kanallarını kapatıyor, burjuva demokrasileri işçilere sadece tek bir silah bırakıyor: "oy kullanmak" yani seçim dışındaki diğer kanalları kapatıyor, fakat Çaralan bu yazısında başka kanalların ne olduğunu açıklamıyor.

Çaralan'a soralım, burjuva demokrasilerinin işçilere kendi sınıf çıkarları için siyasete müdahale edebilme kanallarını açık bıraktığı nerede görülmüş? Siyasete müdahale araçlarını hediye ettiği nerede görülmüş? Marx veya Lenin bunu nerede yazmış? 

Devam edelim, Çaralan diyor ki: bugün Türkiye'deki "demokrasi" öylesine kısıtlanmıştır ki, işçilere sadece ve sadece seçim yoluyla siyasete müdahale izni verilmiştir. Bugün Türkiye'deki "demokrasi" öylesine kısıtlanmıştır ki, işçilerin sadece bir tek demokratik hakkı kalmıştır: o da oy kullanmak. AKP işçilerin bu hakkını dahi çalmak istiyor.

Çaralan'a soralım, İşçi sınıfı açısından "kendi öz sınıf çıkarlarını" savunma hedefiyle oy kullanmasının engellendiği durumda—burjuva demokrasisi budur— oy hakkının—biçimsel bir hak olmaktan öteye ne anlamı kalır?  

Devam edelim: Çaralan diyor ki: "Bugün Türkiye'de işçiler ve halk "seçimi AKP'ye ders vermek için" kullanma olanağına sahiptir. Bugün değerlendirilecek en önemli fırsat iktidara "ders vermektir".

Bugün iktidarı deviremesek bile "ona bir ders verebiliriz."  Çaralan, işçilerin burjuva partilerine "ders vermenin" ötesine giden devrimci talepler ve sloganlar ile mücadele etmesine karşı çıkıyor ve Çaralan şöyle diyor: Tersine zaten bugün halk, hükümeti bile deviremeyeceğinin bilincindedir (farkındadır), sadece iktidardan "hesap sormak" istemektedir. 

Çaralan'a soralım, işçi sınıfı ve onun partisi seçimler sürecinde ulaşmayı hedeflediği somut hedefleri, somut kazanımları, kendi kısa ve uzun vadeli siyasal stratejisi doğrusunda belirlemeyecekse, kendi ideolojik ve siyasi etkisini genişletmek için kullanmayacaksa, işçiler arasında kendi programındaki talep ve sloganların politik eğitimini yapamayacaksa… bu ideolojik ve politik olarak çeşitli muhalif burjuva partilerinin kuyruğu olmak değil de nedir? 

CHP ve HDP'nin bugün seçim stratejilerini iktidar cephesinde bir sarsıntı yaratmak ve onu sallamak hedefi (DERS VERMEK) ile yürütmeleri oldukça anlaşılır bir şeydir. Eğer biz Marksist sosyalistler onlardan temelden farklı bir güç isek, bizim farklı bir taktik ve farklı hedefler için çalışmamız gerekmez mi? Maalesef Çaralan neredeyse tüm yazılarında burjuva muhalefeti "devrimcileştirmeye çalışan" tavsiyelere odaklanıyor.

Devam edelim: Çaralan köşe yazısına bir manşet atmış ve diyor ki: iktidara "ders vermek" bu seçimin işçiler açısından meşruiyetinin en önemli dayanağıdır. Yani Çaralan seçimlerin meşruiyetini tartışıyor.  Bugünkü seçimlere değer ve anlam kazandıracak şey oy yoluyla "hesap sorma" eyleminin gerçekleşmesidir.

Çaralan işçilere sınır çiziyor,  "oylarınızla hesap sorma" dışında, hiçbir hedef meşru değildir, Çaralan'a göre örneğin seçimlere kendi partileri ile katılan sosyalist partiler veya kendi bağımsız adaylarına oy isteyen sosyalist partiler, aslında bu hedeften şaşmış oluyorlar, "gereksiz solculuk" yapıyorlar. Çaralan'a göre işçiler bizden daha bilinçli onlar bırakın bu düzeni değiştirmeyi, hükümeti bile deviremeyeceklerini biliyorlar 

Çaralan'a göre işçiler arasında gerçekçi "hesap sorma" bilinci dışında başka bilinç kıvılcımları da var: oy yoluyla "tek parti tek adam rejiminin" mimarları ve savunucularıyla "hesaplaşma" bilinci. Ama  Çaralan'a göre bu da biraz ileri bir hedef oluyor: bugün en doğru hedef iktidara bir "ders vermek", iktidarı (merkezi ve yerel iktidarı) elinde bulunduranlardan "Hesap sormaktır" .

Çaralan'a göre işçiler arasında bu tür "tek parti tek adam rejimi ile hesaplaşma" bilincinin kıvılcımlarının olması iyidir ama, bu hedef bugün için bu aşırı bir hedef olur, çıkıntılık yapıp "dolaylı müttefiklerimizi" ürkütmeyelim.

Çaralan'a göre, bu hesap sorma işi başarıldığı takdirde, bu "adaletsiz seçim" bir ölçüde adil olma niteliği kazanacaktır. İktidardan hesap soran işçiler verdikleri oylarla bu sınırlı adaleti de sağlamış olacaklardır.

Teorik Eleştiri: Mücadele ve Örgütlenme Aracı Olarak Seçimler

Çaralan'ın işçilerin burjuva demokrasilerindeki oy kullanma dahil demokratik haklar karşısındaki durumu konusunda kafası karışık, evet bu haklar vardır, işçilerin oy verme hakkı vardır ama pratikte bu haklar işçilere karşı kullanılmaktadır. Burjuva demokrasilerinde siyasal haklar vardır, ama bu hakların kullanılmasını engelleyen çok güçlü eko-toplumsal ve politik koşullar belirleyicidir. Dolayısıyla pratikte bu demokratik hakların kullanımında—devrimci partiler ile burjuva partiler arasında ve burjuvalar ile işçiler arasında büyük bir eşitsizlik vardır. Yani burjuva demokrasilerindeki siyasi eşitlik son derece aldatıcıdır, pratikte işçilerve onların temsilcileri demokratik haklardan çok sınırlı ölçüde yararlanabilirler.

Çünkü burjuvazi sadece toplumdaki ekonomik zenginliklerden aslan payını almakla kalmıyor (çünkü üretim araçları onların elinde), aynı zamanda burjuvazi ideolojik üretim araçlarında da aslan payına sahiptir. Bunun sonucunda burjuva demokrasileri, çeşitli burjuva partileri arasındaki siyasi rekabetten öteye gidemiyor, henüz kendisi için sınıf haline gelmemiş işçiler, henüz kendiliğinden sınıf bilincinin sınırlarının ötesine geçemeyen, yani olgunlaşmamış işçiler, kendi temsilcileriyle ve kendi partileri ile buluşmakta güçlük çekiyorlar, dolayısıyla da bu "hakları kurtuluş için mücadele silahı" haline getiremiyorlar. Bu durumda hükümetlerden "hesap sorma" en fazlası iktidardaki burjuva partisinin yerini muhalefetteki burjuva partisine bırakması ile sonuçlanıyor.

Bu durumda bize göre bizim partimizin seçimlerde bağımsız propaganda yapması ve kendi adaylarını seçtirmeye çalışması genel olarak söylersek en doğru yoldur.

Burjuva demokrasileri paranın gücünün kendisini en açık bir biçimde ifade ettiği bir siyasi biçimdir. Bu anlamda burjuva demokrasileri pratikte iktidarın burjuva partileri arasında dönüşümlü olarak el değiştirdiği bir politik biçimdir diyebiliriz. Bu durumda işçilerin oylarını kullanarak gerçek anlamda hesap sorabilmesi için kendi partileri ve kendi temsilcileri ile birlikte seçim ortamını devrimci ajitasyon ve devrimci propaganda ile kullanmalarına ve bunu kendi partilerinin kazandığı oy ile taçlandırmalarına bağlıdır. Çaralan'ın sözünü ettiği hesap sorma, eğer içeriği böyle bir devrimci propaganda ile doldurulmadığı takdirde, diğer bir burjuva partisini iktidara getirmekten başka bir sonuç doğuramaz.

Bu nedenle Lenin bütün seçim durumları öncesinde parti için detaylı bir propaganda planı hazırlamış, bu plan içinde öncelikle hangi devrimci düşüncelerin vurgulanacağını, bu fikirlerin işçilere nasıl açıklanacağını netleştirmiştir.

Bugün Türkiye'de aşağı-yukarı çoğu sosyalist partinin propagandasının temel omurgası, AKP'ye bir ders vermek, AKP'den hesap sormak ve böylece AKP'yi geriletmeyi başarmaya odaklanmıştır.

Bu amaçla halka mutlaka oy verin, sandığa gidin, halkın oylarını koruyun, sağ görüşlü işçileri AKP'ye karşı oy vermeye ikna edin diye yazıyorlar. Hatta AKP'yi geriletmeyi başarmak için muhalefetteki burjuva partilerinden aday gösteren sosyalist partiler bile bulunuyor.

Hatta AKP'yi geriletmek için CHP'ye oy verme çağrısı yapan yazılar bile yazılıyor. Yukarıda açıkladığımız gibi, aslında bu burjuva demokrasisinin temel mekanizmalarından birine boyun eğmekten başka bir şey değildir, bir burjuva partisi başarısız olursa, yerine başka bir burjuva partisi ile devam edilmelidir. Böylece eşit siyasi haklar görünümü altında, burjuvazinin işçi sınıfı üzerindeki sömürü ve baskısının devam etmesi sürdürülmüş olmaktadır.

Teorik olarak ifade edersek : Kapitalist devletlerdeki, özellikle de gelişkin Batı devletlerindeki hakim otoriteler, kendi yasal korunma sistemlerini düzenlerken, kuramsal savunmalarını düzenlerken ve çeşitli eğitim ve propaganda yollarıyla toplumdaki kamuoyunun düşüncesini biçimlendirirken şu hedefleri güderler:  a) ülkedeki bütün yurttaşların devlet ve parlamenter demokrasi ile geniş ölçüde özdeşleşmesini sağlamak b) bütün yurttaşların devlete ve mevcut siyasi partiler sistemine karşı kalıcı bir şekilde sadakatlerini sürdürmelerini sağlamak c) yurttaşların hakim otoritelerin siyasi iktidarlarını sürdürmelerine destek olmalarını sağlamak.

Çaralan'ın dar kapsamlı meşruiyet kavramı

Hakim otoriteler, kendi iktidar konumlarını pekiştirmek ve kendi iktidarları için sürekli bir meşruiyet elde etmek için iki partili ya da çok partili seçimlere dayalı biçimsel burjuva demokratik süreçleri kullanırlar. Üretilen zenginliğin aslan payına sahip olan mülk sahibi sınıf hakimiyetini doğrudan GENEL OY yoluyla sağlar. Çaralan'a göre, AKP'yi eleştiren ve bunu AKP'ye oy vermeyerek gösteren bir seçmen davranışı, seçimlere meşruiyet katmış olacaktır. Çaralan'ın burada iki açıdan sorunu vardır:

Marksist teori ışığında baktığımızda, burjuva demokrasisi meşru değildir, çünkü pratiğe baktığımızda burjuvazi sınıf gücünün ağırlığını koyarak ve sahip olduğu çeşitli araçları kullanarak pratikte kendi iktidarına görünüşte bir meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadır. Bu nedenle burjuva demokrasisi işçiler üzerindeki sömürü ve baskıyı sürdürmenin aracı olan bir siyasi biçimdir, Marksist sosyalistler açısından meşru değildir.

Çaralan bu Marksist teoriyi bilmiyor ve görmüyor, çünkü bir burjuva partisini indirip yerine diğerini yükselten işleyişin bizzat kendisi, burjuva demokrasisine aldatıcı bir meşruiyet kazandıran şeydir.

İkincisi, Çaralan gerçek meşruiyeti tanımıyor, işçiler açısından gerçek meşruiyet kendi partisinin devrimci pratiği ve kendi partisinin yaptığı devrimci eleştiridir. Çaralan böylece herhangi bir AKP eleştirisi ile devrimci partinin kapsamlı siyasi eleştirisi arasındaki farkı siliyor. Çaralan böylece AKP'nin liberal burjuva veya genel demokratik eleştirisi ile yetinmiş oluyor.   

Burjuvazinin temsilcileri, işçilere siz eşit vatandaşlarsınız, oyunuzla ülkenin siyasi gidişini belirliyorsunuz diyor ve devlet egemenliği (iktidarı) sizin elinizde diyor.

Burada Engels ile bir burjuva ideoloğu arasındaki tartışmayı aktaralım:  Tanınmış Fransız burjuva demokratı Garnier-Pagès'in "bütün Fransızlar eşittir – hepsi aynı yaşama katılırlar ve Fransa'da sadece birer Fransız yurttaşı olarak tanınırlar" Engels bu görüşleri çürütmek için 1848 yılında şunu söylemişti: "Bırakın kapitalistler bütün üretim güçlerini kendi tekellerine almaya devam etsin – bırakın işçiler çok düşük ücretlerle ve kapitalist kırıntıları ile yaşamlarını sürdürmeye devam etsin– fakat işçilere çektikleri acıların bir telafisi olarak yurttaş madalyası versinler!"

1848'lerden bu yana, gelişmiş Batılı kapitalist devletlerde işçi sınıfının genel durumu, her ne kadar ekonomik, siyasal ve kültürel alanda bazı gelişmeler ve ilerlemeler görmüş olmasına karşın işçi sınıfının burjuva demokrasisi karşısındaki temel konumu olarak aynı kalmıştır.

Teorik olarak ifade edersek: gelişmiş kapitalist devletlerde işçi sınıfının üyeleri burjuva devriminin ardından "siyasal özgürleşmeyi" elde etmiş, yani yasal ve biçimsel düzlemde eşit yurttaşlar haline gelmiş olmalarına karşın– gerçek anlamda kendi devletlerinin efendileri olamazlar, çünkü onların bu yurttaşlığı sadece kağıt üzerinde bir yurttaşlıktır.

1848'lerden bu yana, gelişmiş Batılı kapitalist devletlerde işçi sınıfının genel durumu, her ne kadar ekonomik, siyasal ve kültürel yaşamda bazı gelişmeler ve ilerlemeler yaşanmışsa da temel olarak aynı kalmıştır. Burjuva demokrasisi siyasi biçimi açısından baktığımızda da, bazı değişimler ve ilerlemeler olmasına karşın burjuva demokrasisinde temel ve öz niteliği itibariyle bir değişim yoktur.

Burjuva demokrasisindeki oy hakkı ve demokratik haklar, birer aldatma aracından gerçek bir özgürleşme aracına nasıl dönüşebilir?

İşçilerin biçimsel ve görünüşteki "siyasi özgürlüğünü" işçilerin kurtuluş mücadelesinin araçlarına nasıl dönüştürebiliriz?  İşçi sınıfının büyük öğretmenleri Marx, Engels ve Lenin bunun koşullarını kapsamlı bir biçimde incelemişlerdir.  Onlardan aktaralım: Marx'a göre, maddi üretim araçlarına hakim olan sınıf, zihinsel üretim araçlarına—ideoloji ve toplumsal bilinç alanına da hakim olacaktır. Bu anlamda, maddi üretim araçlarına sahip olmayan işçilerin ve halkın zihinsel düşünüşü/bilinci de genel olarak burjuvazinin boyunduruğu altında kalacaktır.

Seçimlerin Özgürleşme (Mücadele ve Örgütlenme) Aracı Olmasının İki Yolu

Türkiye'de bu durumun aşılmasının iki yolu vardır: birincisi, bir yandan işçi sınıfının olgunlaşması, diğer yandan çağdaş kapitalizm öncesi çeşitli eski üretim biçimlerinin üzerinde yükselen düşünüş biçimlerinin aşılması.

İkincisi, bir yandan sosyalist komünist partilerin sağlıklı bir gelişme yoluna girmesi, diğer yandan bu partilerin sınıf bilinçli işçileri Marksist bilimsel sosyalist görüşlerle eğitmeye önem vermeleridir.   

Türkiye'de işçilerin büyük çoğunluğu kapitalist ücretli emek koşullarında yaşamaya başlamış olmalarına karşın, çeşitli kapitalizm öncesi üretim biçimlerinin, özellikle köy ve kent küçük burjuva düşünüş tarzlarını sürdürmektedirler, işçiler arasında kapitalizm öncesi toplumsal formasyonlara özgü, "kişisel bağımlılık ilişkileri" ve patriarkal düşünüş biçimleri yaygındır, yani işçi sınıflarımız içinde (Kürt işçi sınıfı dahil) bir bölüm henüz bırakın "kendisi için" sınıf bilincine sahip olmayı, "kendinde sınıf" bilincine dahi sahip değildir.

İşçiler içinde bir bölüm ise "kendinde sınıf" bilincine sahip olmakla birlikte, bunlar içinde sadece küçük bir bölüm "kendisi için sınıf" haline gelmiştir.

Diğer yandan, işçilerin "kendinde sınıf" bilincine ulaşmaları Türkiye için büyük bir aşamadır, çünkü işçilerin "kendinde, kendiliğinden sınıf" bilinci temel olarak "işlenmemiş ham sosyalist bilinçtir". Komünist partilerin çalışmasının hedefi bu "işlenmemiş ham sosyalist bilinci", Marksist bilimsel sosyalist bilinç düzeyine çıkartmaktır.

Etkili bir Marksist sosyalist bir partinin olmadığı koşullarda, burjuva partileri sendikaları ve burjuva demokrasini, burjuva propagandasını kullanarak bu sosyalist bilinci bastırmakta veya köreltmektedirler.

Engels 1884 yılında işçilerin "kendinde sınıf" bilinci üzerine şu değerlendirmeyi yapmıştır: "proletarya henüz kendi kurtuluşunu eline almak için yeterince olgun değildir, bu durum sürdükçe proletaryanın çoğunluğu, mevcut toplumsal düzeninin mümkün olan biricik toplum düzeni olduğunu düşünecek ve siyasal açıdan kapitalist sınıfın kuyruğu olarak kalacak, siyasal açıdan kapitalist sınıfın aşırı/uç sol kanadı olacaktır."  

Türkiye'de işçiler içinde "kendisi için sınıf" haline gelmiş olan küçük bir bölüm ise sosyalist ve komünist partilerin ve devrimci sendikaların içinde ve çevresinde dolaşmaktadır.

Bunlar sosyalist ve komünist partilerin çalışmaları sonucunda kendiliğinden sosyalist bilincin ötesine geçerek bir önemli aşama daha kaydetmişlerdir, seçimleri ve demokratik hakları birer aldatma aracından gerçek bir özgürleşme aracına nasıl dönüşecek ve diğer işçileri aydınlatacak olan işçi kesimi bu kesimdir. Engels bu kesimi ve oy hakkının devrimci bir araca dönüşmesini şöyle açıklıyor: işçi sınıfı, kendi öz-özgürleşmesine doğru doğru giderek olgunlaştığı ölçüde, kendisini kendi partisi olarak inşa eder ve oylarını kapitalistlerin temsilcilerine (burjuva partilerine) değil, kendi temsilcilerine verir." (1884 Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni) Böylece genel oyun dağılımı işçi sınıfının olgunluğunun göstergesi olur. Genel oyun bugünkü modern (kapitalist) devlette asla bundan daha öte bir anlamı yoktur ve olamaz, fakat bu kadarı da yeter." (1884 Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni)

Engels daha ileri aşamayı da şöyle tanımlıyor: 

Engels'e göre bir gün genel seçimlerde işçiler kendi temsilcilerini (partilerini) seçme açısından doruk noktasına ulaştıklarında, yani işçiler arasında seçimlerin termometresinin ısısı kaynama noktasına geldiğinde, "hem işçiler hem de kapitalistler gerçekten hangi konumda olduklarını göreceklerdir." (1884 Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni).

İlave edelim, kapitalizmin ekonomik krizlere girdiği dönemlerde, işçiler arasında kapitalizmi eleştiren görüşler güçlenir ve güçlü işçi eylemleri ve protestolar kendisini gösterir. Bu aynı zamanda işçiler burjuva demokrasisinin aldatıcı karakterini açığa çıkaran deneyimler yaşayarak, bir başka bilinç sıçraması yaşarlar. Bu sosyalist partiler için büyük bir fırsatın ortaya çıkması anlamına geliyor.

Son sözler: Türkiye'de sayısal olarak kendisi için sınıf bilincine sahip yeterli sayıda işçi vardır, sorun bunların çoğunun desteklediği sosyalist ve komünist partilerin bu yazıda da görüldüğü gibi, sağlıklı bir gelişme yoluna girememeleri ve çeşitli hatalı düşünceleri ve pratikleri aşamamış olmalarıdır. Bu sorun aşıldığında seçimlerin ve demokratik hakların aldatma aracından kurtuluş için mücadele aracına dönüşmesi mümkün olacaktır.

Aşağıda Marx ve Engels'in burjuva demokrasisi üzerine önemli değerlendirmeleri bulunuyor.

"Proletaryaya ilişkisi bakımından– cumhuriyet, sadece ve sadece—proletaryanın gelecekteki iktidarı için elde-hazır (toute faite) bir siyasi biçim olması dışında, aslında monarşiden farklı değildir. Biz Almanya'dakilere göre sizin avantajınız, sizlerin şimdiden (yaşayan) cumhuriyet içinde olmanız. Biz ise onu yaratmak için 24 saatimizi harcamak zorunda olacağız."[1]

"Fakat cumhuriyet, başka herhangi bir hükümet biçimi gibi, onu oluşturan şeylerle belirlenir. Bu bağlamda cumhuriyet, burjuvazinin hakimiyetinin bir biçimi olduğu sürece– bize karşı– herhangi bir monarşi kadar– düşmandır -bu düşmanlığın alabileceği biçimlerdeki farklılıkları hariç tutuyorum. Dolayısıyla cumhuriyeti özü bakımından sosyalist bir biçim olarak ele almak ve burjuvazinin hakim olduğu koşullarda cumhuriyete sosyalist görevler yüklemek tamamen yersiz bir yanılsamadır. Ondan (cumhuriyet üzerinden) bazı tavizler elde edebiliriz, fakat asla ondan kendi başarmamız gereken işi yapmasını beklememeliyiz. Şu koşullarda bile bu olanaksızdır: onu bir azınlıkla kontrol etsek bile, bu azınlık 1 gün içinde çoğunluk olabilecek kadar güçlü olsa bile bu olanaksızdır. Bununla birlikte, olmuş-geçmiş bir şeyi değiştirmeyiz. İlerde başka fırsatlar da doğacak ve bizim insanlarımız (bizimkiler) öne çıkacak ve—yasa teklifleri ile– kendi eğilimlerini ilan edeceklerdir. (Engels'ten Lafargue'a mektup, 6 Mart, 1894 [2]


[1]Engels'ten Lafargue'a, 6 Mart 1894, Marx/Engels Eserleri Almanca, Cilt 39. Bu mektubu Fransızca orijinalinden çevirdim. (Fuwa). Friedrich Engels, Paul ve Lora Lafargue, Mektuplar, Paris, Edition Sociale yayınları, 1959, cilt.3, s.,354.

[2]Engels'ten Lafargue'a mektup; 6 Mart 1894.

Yorum Bırakınız