Çin'in Gelecek On Yılı İyi Görünüyor

Michael Roberts

Aydınlık Gazetesi Yazarı, Aydınlık Gazetesi'nden Alınmıştır

Michael Roberts Londra'da yaşayan Marksist iktisatçı ve Uzun Depresyon kitabının yazarıdır: Marxism aynı zamanda Marksizm ve Kapitalizmin Küresel Krizi (Haymarket Books, 2016) adlı kitabın yazarıdır.

Otuz yılı aşkın bir süredir Londra Şehri'nde ekonomist olarak çalışmakta ve "Yeni Durgunluk " (The Next Recession) adlı blogunda günümüz küresel ekonomisi üzerine düzenli yorum ve analizler yazmaktadır.

https://thenextrecession.wordpress.com/ adresinde bir kişisel blogu bulunmaktadır.

Çin Ulusal Halk Meclisi'nin yıllık toplantısı şu anda devam ediyor. UHM resmi olarak Çin'in en yüksek müzakere organıdır ve görünüşte her yıl ekonomik ve sosyal politikalara karar verir. Gerçekte ise bu politikalar Çin Komünist Partisi  liderleri tarafından önceden hazırlanmakta ve daha sonra oylanmak üzere oybirliğiyle Meclise UHM'ye sunulmaktadır. Bununla birlikte, UHM toplantısı parti liderlerine ülkenin mevcut ekonomik ve sosyal sorunlarıyla başa çıkmak için politika cevaplarını dile getirme fırsatı sunmaktadır.

Her zaman olduğu gibi, bunu UHM'ye sunmak Çin Başbakanının göreviydi. Bu yıl yeni bir başbakan var, Li Qiang. Ancak Li'nin konuşması, bir önceki Başbakan Li Keqiang'ın geçen yılki konuşmasıyla büyük ölçüde uyumluydu. Li Qiang geçen yıl olduğu gibi 2024 yılında reel GSYH büyümesi için "yüzde 5 civarında" bir hedef belirledi ve Çin'in ekonomik büyüme modelini "dönüştürmek" istediğini söyledi.

UHM ayrıca yıllık bütçeyi de değerlendirecek. Savunma harcamalarının yüzde 7,2 oranında artması beklenirken, Batılı güçlerin Çin'i askeri olarak kuşatması göz önüne alındığında gerekli olduğuna şüphe olmayan kamu güvenlik harcamalarının yüzde 1,4 oranında artması planlanıyor. Merkezi hükümet harcamalarının yüzde 8,6 oranında artması ve böylece yüksek oranda borçlu yerel yönetimlerin üzerindeki yükün bir miktar azaltılması bekleniyor. Li tarafından açıklanan diğer hedefler arasında 12 milyon yeni kentsel istihdam yaratılması ve tüketici fiyatlarının yaklaşık yüzde 3 oranında arttırılması yer alıyor. Li bu hedeflerin "kolay olmayacağını" ancak önceliğin "yüksek kaliteli kalkınma" olduğunu söyledi.

BATI'NIN BOĞMA GİRİŞİMLERİNE RAĞMEN

Tüm bunlar Çin'in son beş yıllık planında belirlenen hedeflerle hemen hemen aynı doğrultuda. 2021 yılında kabul edilen 14. plan, Çin ekonomisinin tüm yönlerini ayrıntılı olarak kapsayan kapsamlı bir belgeydi. Ancak bazı temel hedefleri vardı. Özellikle Çin, 2035 yılına kadar "orta düzeyde gelişmiş" bir ekonomi olmayı ve kentsel ve kırsal alanlar arasındaki eşitsizliği azaltmayı amaçlıyordu. Plan, geçmişte Çin'in mucize büyümesinin anahtarı olan imalat ihracatının genişletilmesinin, iç ekonominin geliştirilmesi ve yabancı ithalat ve yatırıma bağımlılığın azaltılmasıyla birleştirildiği ikili dolaşım modeline dayanıyordu. Amaç, Batılı hükümetlerin bu büyümeyi engelleme ya da boğma girişimlerine rağmen Çin'in büyümeye ve yaşam standartlarını yükseltmeye devam edebilmesidir.

HEDEFLERE ULAŞABİLİRLER Mİ?

Çin hem bu yılki büyüme hedefine ulaşmayı hem de önümüzdeki on yıl boyunca yaklaşık 1,4 milyar insanı sadece Avrupa, Kuzey Amerika ve Doğu Asya'daki küçük bir grup ulusun sahip olduğu yaşam standartlarına ulaştıracak daha uzun vadeli hedeflere ulaşmayı başarabilir mi?

Batı basınını ve ekonomistlerini okuyacak olursanız, Çin'in bunu yapma şansının olmadığı sonucuna varırsınız. Batılı ekonomistlerin, özellikle de Batılı "Çin uzmanlarının" neredeyse ağız birliği etmişçesine söylediği şey, Çin "mucizesinin" sona erdiği ve daha da kötüsü Çin'in, büyüme hedeflerinin en iyi ihtimalle tutturulamayacağı ve büyük olasılıkla büyük bir çöküş yaşanacağı anlamına gelecek bir borç deflasyonu sarmalına doğru ilerlediğidir. Bu durum, 2023 yılında Çin'in resmi büyüme oranının yüzde 5,2 olmasına, bu oranın "patlayan" ABD ekonomisinin iki katından fazla olmasına ve G7'nin diğer en büyük kapitalist ekonomilerindeki büyüme oranının beş katı olmasına rağmen böyledir.

Beni Çin'in büyüme rakamının sahte olduğu ve büyümenin çok daha düşük olduğu tartışmasına sokmayın. Bunu iddia edenlerin çok az destekleyici kanıtı var.

'ABD İÇİN ENFLASYON KÖTÜ ÇİN İÇİN ENFLASYON YOK'

Batılılara göre: Ah, ama görüyorsunuz, imalat durgunlukta (resmi anketlerle ölçüldüğü gibi), tüketim zayıf (hala salgın öncesi seviyelerin altında) ve Çin ekonomisi için can damarı olarak görülen yabancı yatırım kurudu. Daha da kötüsü, mal ve hizmet fiyatları düşüyor. Okuyucular, son üç yıldaki Kovid-19 salgını sonrası enflasyonist sarmalın ardından zamanlarının çoğunu ülkelerindeki enflasyon oranlarının yılda yüzde 2'den fazla olmayacak şekilde düşürülmesini talep ederek geçiren Batılı ekonomistlerin, Çin ekonomisinde fiyatların (ve dolayısıyla reel ücretlerin) yükselmemesinde hiçbir hak görmediklerini duyduklarında şaşırabilirler: "ABD için enflasyon kötü; ama Çin için enflasyon yok."

Yakın tarihli bir makalede John Ross, Çin'in 2025 yılı için planladığı Milli Gelir hedefine, yani GSYH'yi 2021'den itibaren iki katına çıkarma hedefine ulaşmak için yılda ortalama yüzde 4,7'lik bir büyüme gerektiğini göstermiştir. Şu ana kadar Çin, 2020-2023 döneminde yıllık ortalama yüzde 5'lik büyüme ile bu hedefin önünde yer alıyor. Nitekim salgının başlangıcından bu yana Çin ekonomisi yüzde 20,1, ABD ise yüzde 8,1 oranında büyümüştür; yani Çin'in salgının başlangıcından bu yana toplam Milli Gelir büyümesi ABD'den iki buçuk kat daha fazladır.

Evet, Çin'in yıllık büyüme oranları 1990'lardaki baş döndürücü hızından sonra yavaşladı ve Çinli işgücü azalıyor. Ancak Çin'in 2019'dan bu yana G7 ekonomilerine kıyasla kişi başına düşen GSYH'de elde ettiği artışa bakın, hatta bazıları küçülmüştür (IMF verileri). Kişi başına düşen artış ABD'ye kıyasla daha da yüksek (yaklaşık dört kat).

ÇİN İNOVASYONA YATIRIM YAPMALI

Evet, Çin giderek daha fazla üretim elde etmek için kırsal bölgelerden gelen ucuz işgücünün genişlemesine bel bağlayamaz, bunun yerine özellikle teknik inovasyona yatırım yaparak mevcut işgücünün verimliliğini arttırmalıdır. Ve bunu yapıyor da. Dallas Federal Rezerv Bankası, "toplam faktör verimliliğinin" (inovasyonun kaba bir ölçüsüdür) ABD'de düşerken yılda yüzde 6 oranında arttığını göstermektedir.

Bu kanıtlara rağmen, her yıl Batılı "Çin uzmanları" (ve hatta Çin'deki birçok kişi) tüm sektörlerdeki devasa borç seviyeleri göz önüne alındığında durgunluk öngörüyor. Çin, Japonya'nın son otuz yılda yaptığı gibi durgunlaşacak. Bu uzmanlara göre "Japonlaşmayı" önlemenin tek yolu, ekonomiyi "aşırı yatırım", "aşırı tasarruf" ve ihracattan Batı'da olduğu gibi tüketici ve tüketin odaklı bir ekonomiye doğru "yeniden dengelemek" ve özel sektörün gelişebilmesi için devletin ekonomi üzerindeki kontrolünü azaltmaktır.

Bu yıl UHM vesilesiyle Financial Times'ın Keynesçi gurusu Martin Wolf, Michael Pettis gibi diğer Keynesçi Çin uzmanlarının argümanlarını yineleyerek bu temaya geri döndü.

Wolf'a göre Çin'in büyümesi, aşırı borç yükü ve ekonomiyi "tüketici" yönünde yeniden dengelememiş olması nedeniyle Japonya'da olduğu gibi yavaşlayacak. Çin'in tüketim payını Batı seviyelerine çıkarması gerekiyor, aksi takdirde büyüyemeyecek ve "orta gelir" tuzağına kilitli kalacak.

Çin, 2023 yılında toplam küresel tasarrufların yüzde 28'ini oluşturmuştur. Bu oran ABD ve AB'nin toplam yüzde 33'lük payından sadece biraz daha azdır. Wolf ve Pettis'e göre bu tamamen yanlış. İhtiyaç duyulan şey "aşırı tasarruflardan" tüketime doğru bir kaymadır. Hane halkına sadaka vermek yerine emlak ve altyapıya aşırı yatırım yapılıyor. Çin ancak tüketim öncülük ederse büyüyebilir, yatırım değil.

Tüketimin büyümenin öncüsü olması gerektiği saçmalığı

Tüketimin büyümenin öncüsü olduğuna dair bu saçmalığın devamını okumak isterseniz, Pettis'in teorilerini incelediğim yazımı blogumda görebilirsiniz.

Ancak G7'nin "tüketim güdümlü" ekonomilerinin istikrarlı ve hızlı ekonomik büyüme sağlamada başarılı olduğunu ya da reel ücretlerin ve tüketim artışının buralarda daha güçlü olduğunu kim iddia edebilir?

Gerçekten de G7'de tüketim ekonomik büyümeyi desteklemekte başarısız olmuş ve ücretler son on yılda reel olarak durgunlaşırken, Çin'de reel ücretler hızla artmıştır. Dahası, bu tüketici güdümlü ekonomiler, üretimde düzenli ve tekrar eden düşüşlerden etkilenmiş ve halkları için trilyonlarca dolarlık çıktı ve gelir kaybına neden olmuştur. İronik olan ise Çin'in tüketim büyüme oranının G7 ekonomilerinden çok daha yüksek olmasıdır.

Çin 1976'dan bu yana hiçbir yıl milli gelirinde daralma yaşamadı

Çin 1976'dan bu yana hiçbir yıl milli gelirinde daralma yaşamamışken, tüketim güdümlü G7 ekonomileri 1980-2, 1991, 2001, 2008-9 ve 2020'de düşüşler yaşamıştır. Çin'in 'feci' sıfır COVID politikasından çok söz edildi. Ancak milyonlarca hayat kurtarmanın yanı sıra Çin, 2020'de tüm G7 ekonomilerinin aksine 2020'de hala bir çöküşe girmedi.

Evet, Çin büyük ekonomiler arasında brüt yatırımın Milli Gelire oranı en yüksek olan ülkedir.

Ancak bu sözde 'aşırı yatırımlı', 'aşırı tasarruflu' ekonomi, sonuç olarak tüketici odaklı OECD ekonomilerinden dört kat, Hindistan'dan ise %40 daha hızlı büyümüştür. Bu durum, Çin'in 'ekonomisini tüketiciye doğru yeniden dengelemesi ve yatırımları azaltması; kamu sektörünü küçültüp özel sektörü (Çin'de tüketim mallarının çoğunu sağlayan sektör) 'serbest bırakması' halinde, büyüme oranlarının son yıllarda olduğundan daha da fazla düşeceğini göstermektedir. Dahası, Batılı uzmanların Çin'in eski bir yatırım öncülüğünde ihracat üretimi modeline sıkışıp kaldığı ve özel sektörün dizginlerinin serbest olduğu tüketici öncülüğünde bir iç ekonomiye doğru 'yeniden dengelenmesi' gerektiği yönündeki argümanları ampirik olarak geçerli değildir. Çin'in zayıf tüketici sektörü onu 'kapasitenin üzerinde' üretim yapmaya ve ihraç etmeye mi zorluyor?

Richard Baldwin tarafından yakın zamanda yapılan bir çalışmaya göre hayır. Baldwin, ihracata dayalı modelin 2006 yılına kadar işlediğini, ancak o tarihten bu yana iç satışlarda patlama yaşandığını ve böylece ihracatın Milli Gelire oranının düştüğünü tespit etmiştir. "Çin'in mamul mal tüketimi neredeyse yirmi yıldır Çin üretiminden daha hızlı büyümüştür. Üretimi absorbe edememek bir yana, Çin'in Çin malı ürünlere yönelik iç tüketimi, Çin'in imalat sektörünün üretiminden çok daha hızlı büyümüştür."

ÇİN'IN İHRACAT BAŞARISI İHRACAT BAĞIMLILIĞI ANLAMINA GELMİYOR

Batılı uzmanlar Çin'in ihracat fazlasının, yani cari işlemler hesabının (ödemelere karşı yurt dışından gelen gelirler dengesi) büyüklüğünden bahsederek, bu fazlanın Çin'in GSYİH'sinin yüzde 4'ü kadar yüksek olduğunu iddia ediyor. Çin'in ihracatı ise dünya toplamının yüzde 15'ini oluşturuyor. Ve sadece geçtiğimiz ay ihracat yüzde 7'nin üzerinde artarak Çin'in dünyanın geri kalanıyla olan ticaret dengesi Şubat ayında 125 milyar dolarla tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı.

Ancak bu durum, Batı'nın gümrük tarifeleri ve diğer korumacı önlemleri uygulamaya yönelik tüm çabalarına rağmen Çinli üreticilerin dünya pazarlarında son derece rekabetçi olmaya devam ettiğini gösteriyor. Çin özellikle elektrikli araç üretimi, güneş enerjisi ve diğer yeşil teknolojilerde başarılı. Ancak Baldwin'in de belirttiği gibi, bu ihracat başarısı Çin'in büyüme için ihracata bağımlı olduğu anlamına gelmiyor. Çin'in büyümesinin başlıca nedeni, ABD gibi kendi ekonomisi için yaptığı üretimdir.

BENCE EMLAK SEKTÖRÜNE MÜDAHALE EDİLMELİ

Çin'de 'üretken' yatırım büyümesinin gerilediği doğrudur. Benim görüşüme göre, birbirini izleyen Çin hükümetleri, artan kent nüfusunun konut ihtiyacını, ipotek ve özel müteahhitlere bırakılan bir satılık konut piyasası yaratarak karşılamaya çalışarak büyük bir hata yaptı.

Yerel yönetimler insanları kiraya vermek için kendileri konut projeleri başlatmak yerine, devlet varlıklarını (arazi) kapitalist müteahhitlere sattılar ve onlar da proje inşa etmek için büyük miktarda borçlandılar. Kısa süre içinde konutlar artık yaşamak için değil spekülasyon için kullanılmaya başlandı (Xi Jinping'den alıntı). Özel konut şirketlerinin sektör borcu, tıpkı Batı'daki emlak balonunda olduğu gibi fırladı. Her şey KOVİD salgınında, müteahhitlerin ve yatırımcılarının iflas etmesiyle doruğa ulaştı.

Çin hükümetinin şimdi yapması gereken şey, bu büyük emlak geliştiricilerini kamuya devretmek ve onları tekrar kamu mülkiyetine geçirmek, projeleri tamamlamak ve kiralık ev sistemine geçmektir.

Hükümet, müteahhitlerin yabancı yatırımcılara olan borçlarını iptal etmeli ve sadece küçük yatırımcılara olan yükümlülüklerini yerine getirmeli; ipotek ve özel finans sistemini kalıcı olarak sona erdirmelidir. Verimsiz emlak sektörü Çin'de yatırım ve üretim payı olarak o kadar büyümüştür ki büyümeyi ciddi şekilde düşürmüştür. İşte bu noktada ekonominin yeniden dengelenmesi gerekmektedir. Teknoloji ve bilgi endüstrilerinde üretken yatırımlara geçiş yapılmalıdır. Beş Yıllık Plan'ın sözleri bir şey ifade ediyorsa, mevcut Çin liderliğinin bunun farkında olduğu görülüyor.

Önceki KP liderleri de ekonomiyi büyütmek için yabancı yatırıma ve yükselen bir kapitalist sektöre çok fazla bel bağlamıştı. Ancak Çin'in kapitalist sektörü (tıpkı Batı'da olduğu gibi) karlılıkta düşüş yaşadı ve bu nedenle üretken yatırımları azalttı. Devlet sektörü elini taşın altına koymak zorunda kaldı. Buradan çıkan sonuç, Batılı uzmanların görüşlerinin aksine, Çin'in önceki ekonomik başarısını sürdürmek için ihtiyaç duyduğu şeyin daha az yatırım ve daha fazla tüketim, daha az kamu yatırımı ve daha fazla özel yatırım, daha fazla yabancı yatırım ve daha az devlet yatırımı değil, tam tersi olduğudur.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir