Bugünkü Dünyada Savaş ve Barışın Temel Güçleri

Kemal Okur

Bu yazı hegemonyacılığa karşı enternasyonalist mücadeleyi savunmak için yazıldı. Muhafazakar popülist milliyetçilik salgını tüm dünyada yükselen bir politik trend. Türkiye'nin ayrımsız tüm sınıf bilinçli işçileri Rusya'yı anavatanlarını savunmak için desteklemiyor. Burjuva ideologların ve burjuva politikacıların sınıf bilinçli işçileri çekmek istedikleri çizgi budur.

Türkiye'nin ayrımsız tüm sınıf bilinçli işçileri ABD'ye karşı Rusya'yı bu ülkedeki azınlık hakim sınıflara ve onların "azınlık burjuva demokrasisine" sempati duydukları için desteklemiyor, bu siyasi sistem Rus orta sınıfına (küçük burjuvazi) dahi özgürlük sağlamıyor, bırakın aşağıdakilere işçilere ve çiftçilere özgürlük sağlamayı…

Aksine, Türkiye'nin ayrımsız tüm sınıf bilinçli işçileri Rusya'yı destekliyor, çünkü onlar dünya halklarını ve dünyanın çalışan sınıflarını bastıran ve sömüren uluslararası tekellerin ve mali sermayenin hegemonik düzenine karşı uluslararası mücadeleyi büyütmek istiyorlar, bunu kendi ideolojik ve siyasi bağımsızlıklarını koruyarak yapıyorlar.

Kukla Ukrayna faşistlerine destek veren ve barışçı diplomatik çözüm taleplerinin önüne kesen çizginizle kullanıldığınız o sözde evrensel değerler ve evrensel hukuk sloganlarınızın tam bir ikiyüzlülük olduğu kanıtlanıyor.

Bugün dünyada olup bitenlere ve en fazla öne çıkan sorunlara dünyanın bütününden bakan doğru bir bakış geririlmeden her hangi bir çatışmayı doğru bir biçimde ele alınamaz.

Narodnik-popülist sosyalist partiler burjuva-kapitalist yerli ve yabancı medyanın estirdiği milliyetçi-sağ kanat popülizmi rüzgarı arkalarına alarak, ABD ve Rusya'yı hatta Çin, Hindistan vb. ülkeleri bugünkü dünyadaki savaş ve silahlanmanın kaynağı olarak gösterme gayreti içine girdiler. Bir parti "Rusya'nın saldırısına da NATO'nun genişlemesine de dur diyoruz" derken, diğer bir Parti bugünkü Rusya'yı Rus Çarlarının izinden gitmekle suçluyor…

Sosyalist Küba'nın Önemli Açıklaması

Küba dün "devrimci hükümetin açıklaması" başlığı ile yaptığı açıklamada şu görüşlere yer Verdi: "Rusya Federasyonu'nun ABD ve NATO karşısında haklı talep ve haklı iddialarını dikkatle görmeden, Ukrayna'daki mevcut durumu titizlik ve dürüstlük içinde dikkatle incelemek mümkün değildir. Bugünkü güç kullanımına ve uluslararası hukuka ve uluslararası normlara uyulmamasına yol açan etkenleri dikkatle görmeden Ukrayna'daki mevcut durumu titizlik ve dürüstlük içinde dikkatle incelemek mümkün değildir. Küba'nın uluslararası hukuka ve uluslararası normları tüm gücüyle desteklediği biliniyor, Küba özellikle bu normların küçük ülkelerin hegemonyacılığa karşı mücadelesi ve kuvvetin kötüye kullanılmasına ve uluslararası adaletsizliğe karşı mücadele açısından önemini biliyor".

Günümüz Dünyasında Savaş ve Barış Sorunu

Bugünün dünyasında savaş ve barış sorunu, günümüz dünyasında emperyalizm ve dünya hegemonyacılığını ayakta tutmaya çalışan ABD mali sermaye sınıfının çıkarlarından, bu çıkarlar doğrultusunda ayakta tutulmaya çalışılan eski tipte uluslararası çeşitli siyasi-askeri ve ekonomik ittifak sistemlerinden-NATO, AUKUS, G7, Amerika-Japonya Amerika-Güney Kore İttifak Sistemi vb., bağımsız bir biçimde ele alınamaz.

Bugünkü ABD mali sermaye sınıfının eski Batı ittifakını canlandırarak, hegemonyasına taze kan sağlamak için hangi stratejiyi hayata geçirmeye çalıştığı gerçekçi bir şekilde kavranmadan, ne dış görünüşte Ukrayna'nın nesnesi olduğu çatışma, ne de Fransa ve Almanya'daki çeşitli hakim sınıf partilerinin ABD'nin dünya ve Batı Avrupa-Doğu Avrupa stratejisi karşısında kararsız direnme tutumu açıklanamaz. Ne de 30 yıldır diz çöktürülmeye ve Batı'ya bağlanmaya çalışılan Rusya'nın zaman zaman ortaya çıkan savunmacı hamleleri anlaşılabilir.

Daha açık söyleyelim, Rusya bugün sadece dünya barışını savunmuyor aynı zamanda saldırı konumunda olan ABD ve NATO güçleri karşısında stratejik savunma konumundadır. Bazı Batıcı burjuva ideologlar iştahla konuşuyorlar, Rusya'nın işini bitiriyoruz, ardından Çin'i çökertmemiz çok daha kolay olacak.

Daha yakın bir zamanda yapılan NATO strateji toplantısında, sosyalist Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya, NATO'nun hedef alması gereken rakip ve düşman ülkeler olarak saptandı.

Bunun nedeni bu iki devletin kararlı bir şekilde eski hegemonik dünya sistemine ve bu sistemin ayakta tutulması için üretilmiş olan eski uluslararası ilişkiler ideolojilerine, reel politik, neo-muhafazakar, dış politika ideolojilere karşı mücadele etmeleri…

Yani, Çin Halk Cumhuriyeti ve Rusya'nın demokratik bir uluslararası ilişkiler sistemini savunmaları, kalıcı dünya barışını savunmaları, ülkeler arasında askeri ve siyasi bloklaşmaya ve cepheleşmeye karşı çıkmalarıdır. Bu iki ülke, kendi kırmızı çizgilerine karşı bir dış tehdit söz konusu olmadıkça diğer ülkeleri taraf tutmaya zorlamıyorlar, en fazlası çeşitli diplomatik yollarla bu ülkeleri tarafsız konumda kalmaya ikna etmeye çaba sarf ediyorlar. Rusya, çeşitli yollarla Ukrayna'yı uzun yıllar bu tarafsızlık çizgisine ikna etmeye çalıştı.

Savaş ve Barış: Yeni ve Demokratik Bir Uluslararası ilişkiler Düzeni İçin Mücadele: Güney Ülkelerinin Kalkınma Hakkı En Önemli İnsan Hakkı  

Bu demokratik talep artık başta Güney ülkeleri olmak üzere dünya ülkelerinin ezici bir çoğunluğunun talebi haline gelmiştir. Çin ve Rusya başta gelişmekte olan Güney ülkeleri olmak üzere tüm dünya ülkelerini, hegemonyacılığın aşıldığı bu yeni uluslararası ilişkiler düzeninin inşası için mücadele doğrultusunda teşvik ediyorlar.

Çin ve Rusya, Amerika ve Batı merkezli dünya sistemini görece zayıflatan ve dünyada geri dönülmez bir trend haline gelen çok kutupluluk trendini olumlu bir yöne çekmeye çalışıyorlar. Çin ve Rusya'nın gelişmekte olan ülkeler arasında artan prestiji tam da bu olumlu politikalardan ve aynı zamanda bu ülkelerin toplumsal ve ekonomik kalkınma haklarını kararlı bir biçimde savunmalarından geliyor. Son Batı-Rusya krizinde Barışçı çözümü savunan ve aynı zamanda Rusya'ya çeşitli biçimlerde destek veren ülkelere bakalım, bu ülkeler son on yıl içinde ABD hegemonyacılığından en fazla zarar görmüş ülkeler, Küba, Venezuela, Nikaragua, Çin, Kuzey Kore, Sırbistan (ABD ve Batının parçaladığı Yugoslavya) Suriye, İran, Belorusya… Bu ülkeler savaşı ve silahlanmayı mı savunuyorlar, yoksa savaş ve cepheleşme politikalarına ve hegemonyacılığa mı karşı çıkıyorlar?

Sosyalist Ülkeler ve Güney'in Gelişmekte Olan Ülkelerinin Talebi Ortak

Bugünkü dünya ile geçmiş çeşitli dönemler arasındaki en temel fark 170'ye yakın Güney Dünyasının ve çeşitli bölgelerdeki zayıf devletlerin 1950'lerden itibaren 70 yıl içinde dünya ekonomisi ve siyasetinde ve dünyanın güç konfigürasyonunda temel güçlerden bir tanesi haline gelmiş olmasıdır. Birinci dünya savaşı öncesi dönemde, bu ülkeler sadece emperyalist sömürgeciliğin nesnesi idiler. Şimdi ise bunlar özneler haline geldi, ve bu ülkeler birçok platformda ortak hareket eden kolektif bir özne haline geldi.

Bu ülkeler bugün dünyanın herhangi bir patron veya jandarma tarafından yönetilmesine—hegemonyacılığa– karşı çıkıyorlar. Bunlar bugün insanlığın barış talebinin en önemli güçleri konumundadır. Çünkü, bunlar sosyal ve ekonomik kalkınma ve ekolojik çevrelerindeki tahribatı aşmak için barışın korunmasına gereksinim duyuyorlar. Bu ülkeler yazarın değerlendirdiği gibi, dünyada, ülkeler arası ilişkilerde bloklaşmaya, cepheleşmeye, büyük güçler arasında taraf seçmeye zorlanmaya karşı çıkıyorlar ve ülkeler arasında çok yönlü işbirliğinin geliştirilmesini talep ediyorlar.

Kalkınma çabalarını sürdürmek için kendileri için yararlı olacak tüm dış olanaklardan yararlanmak istiyorlar. Örneğin, Afrika Birliği Örgütü ile bunu başaran Afrika'da bugün ortalama kalkınma hızı, %5-% 8 arasında değişmektedir. Çin, Rusya ve Güney dünyası çeşitli zengin Avrupa ülkeleri ve bunlar dışında çok sayıda ülke bu talebi teşvik ediyor. 

İkincisi, dünyada 80 yıl boyunca neden bir dünya savaşı çıkmadığının ekonomik kaynağını açıklayamıyor. Stalin'in birbiriyle ayrışmış iki dünya ekonomik sistemi birbiriyle ayrışmış iki dünya pazarı teorisinin sosyalizmin gelişme gerçeklerine uymadığı açığa çıktı.

Bu pratik Sovyetler Birliği ve sosyalist kampın çöküşünün önemli nedenlerinden biriydi. Daha sonraki sosyalizm inşa deneyleri bu teori ve pratiğin sorunlu olduğunu daha net bir biçimde ortaya koydu. Her şeye karşın, kapitalizm dünyasındaki ekonomik küreselleşme sosyalist kamp dışta kalmak üzere dev adımlarla ilerledi. Hatta 1950'lerden itibaren gelişmekte olan ülkeler de yeni özneler olarak ekonomik küreselleşme sürecine katılmaya başladılar.

1970'lerden sonra bilim ve teknolojide sağlanan büyük adımların ve mali sermayenin güçlenmesinin yeni itici güçler oluşturmasıyla, ekonomik küreselleşme daha hızlı bir ivme kazandı. 1980'lerde Çin ve Vietnam'ın ekonomik küreslleşme sürecine katılması, önemli bir adım oldu. Arkasından, 1990'ların başında soğuk savaş döneminin kapanması, Sovyetler Birliği ve sosyalist kampın dağılması ve tüm dünyaya yayılmış olan bloklaşmanın son bulması ile ekonomik küreslleşmenin tüm dünya ülkelerini kapsayan bir trend haline geldi. Ekonomik küreselleşmenin insanlığın ve dünya tarihinin ileriye doğru gelişmesinde geri dönülmez ve vazgeçilemez bir trend olduğu ortaya çıktı.

İkincisi, yaşanan iki büyük dünya savaşından sonra insanlık büyük bir travma yaşamış, barışı koruyacak çeşitli önemli mekanizmalar yaratmıştır. Bugün birkaç hegemonik ülke dışında dünya ülkelerinin ve dünyadaki çeşitli siyasi güçlerin ezici çoğunluğu, insanlığın barışçı bir dünya düzeninin korunması talebini temsil eden Birleşmiş Milletler kuruluş ilkelerini yüksekte tutuyor. Hatta bu ilkelerin günün koşullarına göre daha ileri düzeye çıkarılması doğrultusunda önemli kurumsal reformlar talep ediyor.

Tüm dünya sorunlarının çözüm adresinin BM olması ve yeni bir küresel yönetişim sisteminin kurulması talebi yüksek sesle dille getiriliyor.

NATO'nun Savaş Yanlısı Gerici Niteliği

Hatırlatmakta yarar var. NATO görüşleri ve tutumları itibariyle eski dünya düzeni içinde olan ve gün geçtikçe zamanı geçmekte olan bir uluslararası askeri ve siyasi örgüttür. Kuruluş amacı, dünyada sosyalizmin güçlenmesini önlemek, özellikle Avrupa ve çevresinde Sovyetler Birliği'ni ve sosyalist yola sonradan giren ülkeleri kuşatmak ve ABD'nin Avrupa ve çevresindeki askeri ve siyasi çıkarlarını güvence altına almak olmuştur. Soğuk Savaş döneminde Avrupa ve çevresinde içte ve dışta sosyalizm güçlerine karşı vurucu gücü olarak işlev görmüştür. NATO'nun kuruluşundan bu yana işlediği suçlar saymakla bitmez.

Son 30 yıl içinde ABD ve küçük müttefikleri tarafından başlıca Rusya'ya ve Yugoslavya'ya karşı adım adım diz çöktürmek için kullanılmıştır. Avrupa'daki bugünkü çatışmalara ve sorunlara yol açan jeopolitik ortamı haritayı yaratan güç NATO'dur.

Şangay İşbirliği Örgütü: Dünya Barışını Savunan Örnek Bir İşbirliği Örgütü

NATO'dan her bakımdan tamamen farklı olan Şangay İşbirliği Örgütü kurulmakta olan yeni, demokratik uluslararası düzenin inşacısı olan bir uluslararası işbirliği örgütüdür. Kuruluş felsefesi ve mücadele hattı NATO'dan tamamen farklıdır. Başlangıçtaki kuruluş amacı Sovyetler Birliği'nin dağıldığı koşullarda yeni bağımsızlığını kazanan çeşitli Asya ülkelerinde ortaya çıkan terörizm, aşırı akımlar vb. istikrarsızlık unsurlarını kontrol altına tutmak, ABD ve müttefiklerinin bu sorunlardan yararlanarak Asya'ya yerleşmesinin önünü kesmekti. Şangay İşbirliği Örgütü, Çin ve Rusya'nın fakat özellikle de Batının stratejisi konusunda daha net bir vizyona sahip olan Çin'in önderliğinde kurulmuştur. Nitekim hala bugün dahi gelişmekte olan bir ülke olan aynı zamanda 1955 yılında oluşan Bağlantısızlar Hareketinin kurucusu olan Çin'in dış politika kültürü, bu örgütün kuruluş manifestosuna önemli ölçüde yansımıştır. Bu doğrultuda, Çin Anayasası'nın giriş bölümü şu kesin ifadeleri içermektedir: Çin kararlı ve tutarlı bir biçimde emperyalizme, hegemonyacılığa ve sömürgeciliğe karşı çıkar. Tüm diğer ülkelerin halkları ile dayanışmasını güçlendirmeye çalışır, ezilen halkların ve diğer gelişmekte olan ülkelerin bağımsızlıklarını kazanma ve bağımsızlıklarını koruma ve ekonomilerini geliştirme amaçlı haklı mücadelelerini destekler ve aynı zamanda dünya barışını korumak ve insanlığın ilerleme davasını teşvik etmek için çaba içinde olur.

Şangay İşbirliği Örgütünün Kuruluş Manifestosu ve Barış Mücadelesi

Bilindiği gibi Şangay İşbirliği Örgütü kurulduğu günden bu yana hiç savaş operasyonuna katılmamıştır. Yukarıdaki görüşleri dünya nüfusunun yarısını içine alan Şangay İşbirliği Örgütü'nün 2002 yılındaki kuruluş manifestosundan en önemli maddeleri vererek derinleştirelim: Hedefler ve Görevlerimiz: dünyada yeni, demokratik, adil, rasyonel bir ekonomik ve politik düzenin inşasını teşvik etmek. Uluslararası anlaşmazlık ve çatışmaların barışçı yollarla çözümü için işbirliği yapmak.

Şangay İşbirliği Örgütü dünyadaki her hangi bir devlete karşı ve uluslararası örgüte karşı mücadele hedefini gütmez…. Şangay İşbirliği Örgütü … uluslararası ilişkilerde saldırgan tutumlara, müdahaleci tutumlara, ülkelerin iç işlerine karşı müdahalelere, uluslararası ilişkilerde kuvvet kullanımına veya kuvvet kullanma tehdidi yoluna başvurulmasına, üye ülkelerin bitişik alanlarındaki diğer ülkelere karşı tek yanlı askeri üstünlük kurma politikalarına karşı çıkar.

Şangay İşbirliği Örgütü'nün 2017 Astana Bildirgesi de şu vurguları yapıyor: Uluslararası politik ortamda ve küresel ekonomide ortaya çıkan kapsamlı değişimleri dikkate alan örgütümüz, daha hakkaniyetli, eşitlikçi, dünyadaki eksiksiz tüm ülkelerin çıkarlarına yanıt verebilecek çok merkezli bir dünya düzenini inşa etmeyi savunur. Bu düzen uluslararası hukuka dayalı olmalı… Karşılıklı yarara dayalı işbirliği, çatışma ve cepheleşmeden arınmış, güvenlik sorunlarında eşitlikçi ve bölünmez güvenlik ilkesini merkeze alan bir düzen olmalı ve insanlığın ortak kader topluluğunun inşa çabasını ilerletmeye katkıda bulunmalıdır.

Şangay İşbirliği Örgütü'nün 2017 Astana Bildirgesinden bir parça daha aktaralım, böylece bugün dünyada barışı kimlerin savunduğunu net bir şekilde ortaya koyalım:

Üye devletler, Arap devletlerinin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki krizleri ve çatışmaları birbirlerinin çıkarlarına karşılıklı saygı yoluyla, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne karşılıklı saygı temelinde, dış müdahaleler olmaksızın kendi kaderlerini belirleme hakkı temelinde, uluslararası hukukun norm ve ilkeleri dahil olmak üzere hukukun üstünlüğü temelinde siyasi ve diplomatik çözüme ulaştırma arzusunu memnuniyetle karşılamaktadır. Şangay İşbirliği Örgütü'ne üye devletler, ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına dayanan, Suriyelilerin önderliğine geniş kapsamlı bir Suriye içi diyalog yoluyla Suriye Arap Cumhuriyeti'nde siyasi bir çözümü savunuyorlar.

Üye devletler, tüm etnik gruplardan halkların, dinlerin barış, güvenlik içinde, eşit hak ve fırsatlardan yararlanarak yaşadığı yeni, laik ve demokratik bir Suriye'nin inşasını destekler, böyle bir Suriye'nin geleceğini yalnızca Suriyeliler belirlemelidir.

Bugünkü Dünyanın Barış Mücadelesinin Merkezindeki Güçler Hangi Güçler: Sosyalizm Güçleri

Bugünkü dünyada barışın korunması, emperyalizmin ve eski hegemonyacı düzeninin tarihin çöplüğüne atılması için kararlı mücadele eden güçlerin merkezinde, dünyanın sınıf bilinçli işçilerini temsil eden çeşitli türden sosyalist ve komünist partiler ve sendikalar, sosyalizm yolunda ilerleyen 5 sosyalist ülke, dünyanın çeşitli bölgelerinde emperyalizme, hegemonyacılığa ve savaşa karşı direnen 7 ilerici sosyalist hükümet bulunuyor (Nepal'den, Nikaragua'ya…).

Bu merkezi güçler dünyada barışın korunması, emperyalizmin ve eski hegemonyacı düzeninin tarihin çöplüğüne atılması mücadelesinin önder güçleridir. Dün olduğu gibi bugün de dünyanın sosyalizm güçleri emperyalizme, hegemonyacılığa karşı ve dünyada barışın korunması mücadelesinin önderlik ediyor ve diğer tüm güçleri bu yönde teşvik ediyor ve onlara yol gösteriyor. Bu güçler tüm ülkelerin işçilerini ve ezilen halklarını emperyalizme, hegemonyacılığa ve savaşa karşı mücadeleye katmak için eğitiyorlar.

Barış Mücadelesinin İkinci Temel Gücü: Güney Ülkeleri, Gelişmekte Olan Ülkeler

10'u aşan bölgesel ve küresel ölçekli işbirliği ve dayanışma örgütünde örgütlü olan aralarında büyük çeşitlilik gösteren Güney ülkeleri ve bunların kurduğu ekonomik ve politik örgütler, Afrika Birliği, Asya Ekonomik Birliği, Latin Amerika Ülkeleri Birliği, 204 üyeli Bağlantısız Ülkeler Örgütü (G77), Şangay İşbirliği Örgütü, Arap Ülkeleri Birliği, İslam Ülkeleri İşbirliği Örgütü, emperyalizme, hegemonyacılığa ve savaşa karşı mücadelenin temel güçlerinden biri ve önemli bir itici gücüdür. 1960'lardan bu yana bu ülkeler dünya siyasetinin ve ekonomisinin önemli özneleri haline geldiler. Bu örgütlerin bir çoğu sosyalist ülkeleri kendi örgütlerine almakta ve önder kabul etmektedir, örneğin 204 üyeli Bağlantısız Ülkeler Örgütü (G77) bunların biridir. Çin-Afrika İşbirliği Forumu örgütü 20.yılını doldurmuştur. Bu ülkelerin büyük bir çoğunluğu sosyalist ülkelerin çok yönlü desteği ile emperyalist-sömürgecilik sistemini (eski emperyalizmi) alt etmişler ve sosyalizme karşı sıcak duygular beslemektedirler. Bu ülkelerin mücadele gücü ve potansiyeli her geçen daha fazla artmaktadır.

Rusya'nın Özel ve Dikkat Çeken Mevzilenmesi ve Tutumu

Rusya'nın özel ve dikkat çeken bugünkü tutumu, 1917 Sosyalist Ekim Devrimi'nden bu yana görülmedik, eşi benzeri olmayan bir olgudur. 100 yıllık dünya tarihi sürecinde Rusya çapında bir güçlü kapitalist devletin dünya siyaset ve ekonomi sahnesinde istikrarlı bir şekilde uluslararası düzlemde sosyalizm yolundaki ülkelere ve sosyalist hükümetlere ve ilerici Güney ülkelerinin taleplerine destek vermesi görülmemiştir. Bu ülkeyi bu dış politikaya yönelten nesnel iç ve dış dünya koşulları kavranmadan Rusya'nın bu tercihi ve öznel konumu anlaşılamaz. Çin ve Rusya, Rusya-Vietnam, Rusya-Kuzey Kore, Rusya-Küba, Rusya-Venezuela, Rusya-Suriye arasındaki stratejik işbirliği ve ortaklık anlaşmalarının tarihleri, 20 ila 50 yıl arasında güçlü bir tarihi geçmişe sahiptir. Bugün, Amerika'yı çılgına çeviren etkenlerden biri de budur.

Dünyadaki ABD dışındaki 7 büyük kapitalist devlet arasında sadece Rusya kararlı bir biçimde savaş güçlerine karşı kararlı bir tutum almakta, ulusal güvenliğini, siyasal güvenliğini kendi bağımsızlığını korumak için geniş bir vizyonla hareket etmekte, bu çerçevede savaş ve hegemonyacılığın son bulduğu yeni bir uluslararası sistemi talep etmekte ve büyük dünya devletleri arasında yeni tipte ilişkileri– yani barış ve işbirliğine dayanan ve bir diğerinin kırmızı çizgilerine saygı gösteren– ilişkileri kararlı bir şekilde savunmaktadır. Daha çok yakında Rusya bu tutumunu Çin-Rusya ortak bildirgesinde dünyaya şöyle ilan etmiştir, aktaralım: "Rusya tarafı, Çin tarafınca insanlığın ortak sorunlarına ve zorluklarına yanıt vermek için uluslararası toplumun birliğini ve çabaların yoğunlaştırılmasını temin etmek için önerilen "insanlığın ortak kader toplumunu" inşa etme görüşünün önemini belirtir."

Bizler, Rusya ve Çin bugünkü uluslararası sistemin sorunlarının merkezinde barış, kalkınma ve işbirliğinin yattığına inanıyoruz. Kalkınma, ülkelerin refahını sağlamada önemli bir itici güçtür… Küresel kalkınma adına işbirliği ve ortaklık ilişkilerini geliştirmek ve küresel kalkınmanın yeni aşamasının denge, uyum ve kapsayıcılık ile tanımlanmasını sağlamak hayati önem taşımaktadır.

Çin ve Rusya, belirli Devletlerin, askeri ve siyasi ittifakların ve koalisyonların, haksız rekabet uygulamalarına başvurarak jeopolitik rekabeti keskinleştirmek, uzlaşmaz karşıtlıkları ve çatışmayı körüklemek ve uluslararası güvenlik düzenini bozmak ve küresel stratejik istikrarı ciddi şekilde baltalamak dahil olmak üzere, başkalarının güvenliğine zarar verecek şekilde, doğrudan veya dolaylı olarak tek taraflı askeri avantajlar elde etmeye çalıştıklarına inanmaktadır.

Çin ve Rusya, NATO'nun daha da genişlemesine karşı çıkıyor ve NATO Kuzey Atlantik İttifakını ideolojik soğuk savaş yaklaşımlarından vazgeçmeye, diğer ülkelerin egemenliğine, güvenliğine ve çıkarlarına, uygarlıklarının, kültürel ve tarihi geçmişlerinin çeşitliliğine saygı duymaya ve diğer ülkelerin barışçıl gelişimine yönelik objektif nesnel ve adil tutum almaya çağırıyor. Taraflar, Asya-Pasifik bölgesinde diğer ülkelere kapalı olan bloklaşma yapılarının ve karşıt kampların oluşmasına karşı çıkıyor ve ABD'nin Hint-Pasifik stratejisinin bölgedeki barış ve istikrar üzerindeki olumsuz etkisi konusunda son derece dikkatli duruyorlar. Rusya ve Çin, Asya-Pasifik Bölgesi'nde barışı, istikrarı ve refahı teşvik eden ve üçüncü ülkeleri hedef (ÇN. düşman) olarak göremeyen adil, açık ve kapsayıcı bir güvenlik sistemi inşa etmek için tutarlı çaba sarf ediyorlar…

Hiçbir devlet, diğer devletlerin güvenliği pahasına kendi güvenliğini sağlayamaz veya sağlamamalıdır. Uluslararası toplum, evrensel, kapsamlı, bölünmez ve kalıcı güvenliği sağlamak için küresel yönetişime aktif olarak dahil olmalıdır. Bizler, temel çıkarlarının korunması, devlet egemenliği ve toprak bütünlüğü için karşılıklı güçlü desteklerini yinelerler. Dış güçlerin iç işlerimize müdahalesine karşıyız. Devam ediyor…

Birleşmiş Milletler merkezli ve BM güdümlü uluslararası mimariyi ve uluslararası hukuka dayalı dünya düzenini birlikte korumalıyız, Birleşmiş Milletler ve Güvenlik Konseyi'nin merkezi ve eşgüdüm sağlayan bir rol oynaması yoluyla gerçek bir çok kutupluluk arayışına girmeliyiz.

Rusya'nın bu açık tutumu onun sosyalizm yolundaki ülkeler ve sosyalist hükümetler ve Güney dünyasının ülkelerinin yanında bir tutumu benimsediğini açıkça ortaya koyuyor.

ABD dışındaki 7 Büyük Kapitalist Devletin Savaş ve Barış Sorununda Tutumu

Bu 7 devletin biri Rusya'dır ve onun tutumunu yukarıda inceledik, diğer 6 ülke içinde Kanada, İngiltere, Japonya çeşitli nedenlerle ABD'nin dış politikasına, hegemonyacı ve savaş politikalarına çeşitli biçimlerde destek veriyorlar. Aslında bunlar, ikinci sınıf dünya güçleridir ve savaş politikalarında sadece destekçi ülke konumundadırlar.

Bu 3 ülke nesnel konumları itibariyle ABD'yi tümüyle ve körü körüne izlemeleri olanaksızdır. Savaş ve barış güçleri arasındaki mücadele keskinleştikçe bunların tutumlarında olumlu yönde bazı değişimler beklenebilir. Bu nedenle bu ülkelere karşı izlenecek tutumda bunları ABD ile yekpare bir blok olarak görmek doğru değildir. ABD birçok kararı tek başına almakta, bu ülkeleri çeşitli baskılarla ve komplolarla kendi çizgisine çekmeye çalışmaktadır. ABD çeşitli siber programlarla bu ülkelerin liderlerinin önemli görüşmelerini bile gizlice dinlemektedir.

Fransa, Almanya ve İtalya'nın Konumu

Bunlar da ikinci sınıf büyük dünya güçleridir, bunlar ABD'nin savaşçı ve hegemonyacı politikalarında sadece destekçi konum almakta, birçok durumda kendi başlarına büyük çaplı gerici sınır ötesi operasyonlara girişmemektedirler. Libya örneği. Bazı durumlarda ABD'yi yalnız bırakmakta veya pasif destek vermektedirler: örnek Irak savaşları ve Afganistan savaşı.

Bu ülkelerin ve bunların önderlik ettikleri irili ufaklı ülkelerin üç alanda (askeri-ekonomik ve siyasi) sahip oldukları güçler çok dengesizdir. Avrupa ülkelerinin, askeri güçleri Rusya ve Amerika ile kıyaslanamaz.

Fransa, Almanya ve İtalya, G7 ve NATO içinde olmalarına ve çeşitli politikalarında ABD ile işbirliği içinde olmalarına karşın, bunların nesnel çıkarları Çin ve Rusya ile işbirliğini ve Amerikan politikaları ile aralarına belirli bir mesafe koymayı emretmektedir. Bu ülkeler dahil Avrupa ülkelerinin, Çin ile askeri ve jeopolitik çıkar çatışmaları oldukça sınırlıdır.

Örneğin bunlardan, Fransa ve Almanya, İran ile yapılan nükleer antlaşmanın yenilenmesi konusunda (Trump bu anlaşmayı iptal etmişti, Biden ayak diriyor) Rusya ve Çin ile ortak tutum alabiliyorlar. Bunların ABD ile ittifaktan beklentileri ile ABD'nin bu ülkelerle ittifaktan beklentileri arasında önemli fark vardır. Bu 3 ülkenin Çin ve Rusya'ya karşı mücadele konusunda genel politikaları ile ABD'nin Çin ve Rusya'ya karşı mücadelede belirlediği hedefler ve yollar arasında önemli farklar vardır. Bu ülkelerin kurallara dayalı uluslararası ekonomik ve politik ilişkiler görüşü ile ABD mali sermayesinin görüşleri arasında çeşitli farklar bulunuyor.

ABD'nin bu ülkeleri kendi çizgisine çekme doğrultusunda baskıları arttıkça bu ülkelerdeki siyasi ve ekonomik güçler ve bunları temsil eden partiler arasında keskin bir iç mücadele ortaya çıkmıştır. Tüm bu olgular, bu 3 ülke ile ABD'yi aynı kefeye koymanın hatalı olacağına işaret ediyor.

8 Büyük Kapitalist Ülke Dışındaki Çeşitli Ülkelerin Oluşturduğu Grup

Ukrayna 1991'den bu yana, bu gruba dahildir. Bunların çoğunluğu 27 üyeli Avrupa Birliği veya bir kısmı NATO üyesidir, Avrupa Birliği dışında çeşitli Doğu, Kuzey ve Güney Avrupa ülkeleri, Güney Kore, Yeni Zelanda, Avustralya da bu gruba dahildir. Bunların güçleri ve savaş ve barış sorununda tutumları çok geniş bir çeşitlilik gösteriyor.

Bazıları ikili askeri ve siyasi anlaşmalarla ABD'ye güçlü bir şekilde bağlanmıştır, fakat ekonomik ve ticari ilişkilerinde Avrupa Birliği, Rusya ve Çin ile yakın işbirliği içindedirler. Bazıları, Fransa, Almanya ve İtalya'nın çizgisine görece daha yakındır, fakat Çin ve Rusya ile iyi ekonomik-ticari ve siyasi bağlar içindedir.

Dünyada ABD hegemonyası zayıfladığı ölçüde, Avrupa'da barış yanlısı eğilim güçlendikçe bu ülkelerin bir bölümünün dünya sorunlarında güçlü bir biçimde ilerici tutumlar almaları potansiyeli bulunuyor. Bu ülkelerle karşılıklı yarara dayalı pragmatik işbirliği ilişkileri geliştirmek uzun vadede büyük kazanımlar getirecektir.

Yorum Bırakınız

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.