Dünyada Güçlü ve Başarılı Sosyalist Ülkelerin Varlığının Yokluğunun Bizim İçin Ne Önemi Var?

Kemal Okur

Bazı insanlar, hala ulusal sınırlar içinde mücadele çerçevesini aşamıyor. Biz Türkiye'de faşizme karşı mücadele ediyoruz, dünyada güçlü ve başarılı sosyalist ülkelerin olup olmaması bizim için hiç de önemli değil şeklinde görüşler getiriyorlar.

Bu sorunun Pratik-siyasi-taktik önemini bir yana bırakalım, bu herşeyden önce Marksist sosyalizm açısından bir ilke sorunudur. İşçi sınıfının Marksist sosyalist akımının enternasyonalist bir öze sahip olması gerektiğini derinlemesine kavramayanlar, dar milliyetçilik veya burjuva demokrasisinden sınırlarını aşamaz. Günümüz dünyasında iktidardaki sosyalist partiler ile muhalefetteki sosyalist partiler arasındaki ilişkilerin ve dayanışmanın aldığı biçimler büyük değişimler göstermiştir.

İşçi sınıfının sosyalist akımının diğer tüm küçük burjuva ve burjuva akımlardan  farkı  sosyalist akımın sadece biçim (form, görünüm)  açısından ulusal olmasıdır. Sosyalist veya komünist akımın özü evrensel ve enternasyonalisttir,  (Marx'ın  devletçi dar milliyetçi Lasalle eleştirisinden alınma), çünkü kapitalizmin dünya çapında ve dünya tarihsel bir sistem olması bunu gerektirir. (Bkz. Alman ideolojisi, Marx-Engels, 1845) Bu nedenle işçi sınıfının mücadelesini ve burjuva partilerinin mücadelesini ve mevzilenmesini ve birbirlerine verdikleri desteği  aralarındaki güçlü ideolojik siyasi ve ekonomik bağları "ulusal" sınırlar içinde değerlendiremeyiz. Ülke düzleminde dış ve iç boyunduruğa karşı verdiğimiz sosyalist mücadelenin özü enternasyonalist olmalıdır.

Sosyalist Ülkelerin Varlığının Pratik-Siyasi Yanı

Büyük Ekim Devrimi'nden bu yana iktidardaki sosyalist partiler ile muhalefetteki sosyalist partiler arasındaki ilişkiler ve pratik dayanışma ve işbirliği konusunda büyük bir deneyim birikimi oluşmuş bulunuyor. 1943 yılında Komünist Enternasyonal kendisini feshetmiş ve koşullara uygun yeni ilişki ve dayanışma biçimleri geliştirmiştir.

Komünist Enternasyonal'in kendini feshetmesinin ve merkeziyetçi çizgiden vazgeçmesinin nedeni, ABD ve İngiltere'nin Sovyetler Birliği'nden talep ettiği tavizler sonucu olmuştur, Komünist Enternasyonal açısından kısa vadeli amaç Faşizme Karşı ortak dünya cephesinin oluşmasıydı. Temel neden ise henüz dünyada sosyalist ülkelerin durumunun kapitalizm güçlerine göre oldukça zayıf konumda olması ve eski işbirliği biçiminin sürdürülemez hale gelmiş olmasıydı.

Bu durum daha uzun bir dönem süreceği için bu ve benzeri tavizler verilmesi kaçınılmaz olacaktır.  Batılı ideologlar Sosyalist kampın ve Sovyetler Birliği'nin çöküşünden sonra Marksizmin sadece parlak bir ütopyadan ibaret olduğunu pratikte uygulanma şansı olmadığı propagandasını yaparak ideolojik üstünlük sağlamaya çalıştılar. Bu ideolojiye çeşitli biçimlerde karşı çıkan sosyalist partiler oldu, bazıları ise kısmen karşı çıkmakla birlikte, kısmen de farklı biçimlerde bu ideolojiye karşı direnemediler ve çeşitli ortayolcu sosyalist akımlar oluştu, Marksizm yönünde ideolojik evrim içinde olan bazı partiler bu kez dümeni özgürlükçü demokratik sosyalizme doğru kırdılar veya çeşitli "sol" sapma akımlar ortaya çıktı. Bu durum Türkiye'de de yaşandı.

Fakat en önemlisi, bugün hala sosyalizm yolunda ısrar eden ülkelerin ekonomi, demokrasi, hukukun egemenliği, sivil toplum inşası, kültür-sanat ve bilim-teknoloji, ekoloji-çevre ve kadın gelişmesi ve özgürleşmesi alanında başarılı gelişmeleri ile sosyalizmin kapitalizme karşı her bakımdan üstün olduğunu kanıtlamalarıdır. Sosyalizm teorisinin Pratik içinde kanıtlanmak durumundadır.

20. Yüzyılın geleneksel sosyalizm inşa modelleri teorik yenileşme ve yeni pratiklerle adım adım aşıldıkça sosyalizmin kapitalizm karşısında üstünlüğü daha net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. İlerde bu üstünlük kendisini çok daha belirgin ve gözle görülür bir şekilde ortaya koyacak, sosyalizmin bir ütopya değil bilimsel bir teori olduğu daha geniş kitleler tarafından görülecektir.

Günümüzün Dünya Durumuna Nasıl Yaklaşmalı?

Dünya ölçeğindeçağımızın en fazla öne çıkan genel temaları emperyalizme ve hegemonyacılığa karşı barış ve kalkınma için mücadeledir. Bu talepler hem halkların ve ülkelerin ezici çoğunluğunu harekete geçiriyor. Dünya arenasının genel durumuna doğru bir şekilde bakmalı, dünyamızın bugün ya barbarlık ya sosyalizm gibi bir yol ayrımı ile karşı karşıya olduğu veya sosyalizm ile kapitalizm arasında nihai kavga günü gelmiştir şeklindeki karamsar "sol" görüşleri ciddi bir eleştiriye tabi tutmalıyız. Bugün sosyalizm güçleri gelişme ve birikim aşamasındadır.  

Sosyalist Ülkelerin Öne Çıkardığı İnsan Toplumunun Ortak Çıkarları

Bugünkü, sosyalist ülkelerin kendi gelişme hedefleri de uluslararası sistemin demokratikleşmesi ve dünya barışının korunması, militarizmin zayıflatılması ve gelişmekte olan ülkelerin sosyal ve ekonomik kalkınma haklarının gerçekleşmesi ile yakından bağlantılıdır. Çünkü, en ileri konumda olan Çin dahi 600-700 milyonluk çiftçi ve küçük üretici nüfusuyla hala gelişmekte olan ülke statüsünü aşamamıştır.  Çin'in gelişmiş modern bir sosyalist ülke haline gelmesi ancak 2040 larda gerçekleşecektir.  

Yukarıda saydığımız önemli olan küresel öncelikler tüm gelişmekte olan ülkeler açısından da hayati önemdedir. Bu ülkeler de yoksul halklarının taleplerini karşılamak yoksulluğu tarihe gömmek ve kaliteli bir gelişme sağlamak için barışçı ve demokratik bir uluslararası ortama gerek duyuyorlar. Ekonomik küreselleşme derinleştikçe bu ülkelerin gelişme ve ilerleme koşulları daha da zor hale gelmiş gelişmekte olan ülkelerin adalet talepleri daha da güçlenmiştr.

Bir de soruna görece daha zayıf sosyalist ve sıkıntılar yaşayan gelişmekte olan ülkeler açısından bakalım: örneğin ambargolar altında büyük sıkıntılar çeken Küba ve Kuzey Kore'yi ele alalım, dış baskılar bu ülkelerin kalkınması açısından önemli bir etkendir. Ayrıca Amerikan kapitalizminin özel desteği ile bir Güney Kore mucizesi yaratılmış, Kuzey Kore üzerinde önemli bir ideolojik baskı da yaratılmıştır.  

Dünyada güçlü ve başarılı sosyalist ülkelerin varlığı bu ülkeler için büyük ekonomik, teknolojik ve diplomatik destek sunmaktadır. Aksi takdirde bu görece zayıf ülkelerin sosyalizmi ayakta tutmaları çok zor olacaktır. Bunu tarihte yaşadık, güçlü Sovyetler Birliği'nin görece zayıf sosyalist ülkelere verdiği destek, bu ülkelerin ayakta kalmasında önemli bir etken olmuştur.  

Bugün Kapitalizmden Sosyalizme Geçiş Reformcu Yoldan İlerliyor

Diğer gelişmekte olan ülkeler açısından bakarsak:  dünyada güçlü ve başarılı sosyalist ülkelerin varlığı, bu ülkelerdeki sosyalist ve diğer çeşitli ilerici partiler açısından büyük avantajlar yaratır. Çünkü, bu ülkelerdeki sosyo-ekonomik sistemler uluslararası mali sermayeye bağımlıdır. Bu ülkelerde uluslararası mali sermaye ile ideolojik-siyasi olduğu— kadar diğer tüm alanlarda içiçe geçmiş bir kapitalist hakim sınıflar grubunun boyunduruğu vardır. Bu boyunduruğu sadece ilerdeki bir tarihte işçi sınıfı önderliğinde oluşacak bir devrim altedebilir.

Her şeyden önce, dünyada güçlü ve başarılı sosyalist ülkelerin varlığı, gelişmekte olan ülkelerin işçi sınıfının sosyalizmi ve onun işçi sınıfına getirdiği somut ekonomik ve siyasi demokrasi kazanımlarını görmesi ve savunması için büyük bir esin kaynağıdır. Kapitalist ülkelerin bunu gizleme çabasına ragmen gerçekler işçi sınıflarına ulaşacaktır. Örneğin, Sovyetler Birliği'ndeki sosyal devlet uygulamaları ve işçilerin kazandığı çeşitli haklar, batılı kapitalist ülkeleri bu alanda reformlar yapmaya zorlamıştır. Lenin'in de yazdığı gibi başarılı sosyalist ülkeler sayesinde işçiler büyük dev işletmelerin bir kapitalist sömürücü sınıf olmaksızın, kendi seçtikleri yöneticiler tarafından yönetilebileceğini görmektedirler.

Gelişmekte Olan Ülkelerin Hükümetleri Üzerinde Halkın Kalkınma ve Refah Talebinin Baskısı

Bugün kapitalizmden sosyalizme geçiş reformcu yoldan ve reformcu çizgilerde ilerliyor, bu nesnel bir durumdur ve Lenin'in de yazdığı gibi "devrim çağı insan iradesi ile yaratılamaz, devrimler oluşur".  Gelişmekte olan ülkelerdeki işçiler ve halk, örneğin Latin Amerika ve Afrika ülkelerinde bazı hükümetlerin Amerika'nın ekonomik ve siyasi baskılarına direndiğini gördüklerinde bundan olumlu yönde etkilenmektedir. Ayrıca, bazı sosyalist ülkelerin ekonomik ve sosyal kalkınmada kazandığı mucizevi başarılar işçiler ve halk saflarında anti-emperyalist ve yurtsever duyguları güçlenmektedir. Türkiye'de 1960'larda yükselen sol dalgada reform Sovyetler Birliği'nin sağladığı başarıların büyük etkisi olmuştu. O dönemde balıkçı teknelerine Gagarin ismini veren balıkçı köylüleri bizzat tanıdım.

Bu iki açıdan mevcut hükümetleri baskı altına almaktadır: birincisi halk kitleleri mevcut burjuva partilerini daha bağımsızlıkçı ve hegemonyacılık karşıtı tutumlar benimsemeye zorlamaktadır. Böylece ülkenin siyasi ve ideolojik ortamında teslimiyetçilik yerine yurtsever bir reform ortamının oluşma şansı doğmaktadır.

İkincisi, gelişmekte olan ülkelerdeki işçiler ve halk, sosyalist ülkelerin kalkınmacı ekonomik ve sosyal projeler ile gelişmekte olan ülkelere ekonomik ve teknolojik destekler verdiğini görmekte, bunun sonucunda  mevcut burjuva partilerinin bir bölümü kendi çıkarları için sosyalist ülkelerle işbirliğine yönelmektedir. Örneğin, Sovyetler'in ucuz kredi koşulları ile Türkiye'ye yaptığı ağır sanayi yatırımları bu şekilde olumlu bir etki yaratmıştır. Bugün de sosyalist ülkelerle işbirliği hem gelişmekte olan ülkeler açısından olumlu hem de sosyalist ülkeler açısından çok olumlu etkiler sağlıyor, bu bir reformdur, fakat devrim kadar olumlu etkileri olmaktadır.

Halkın burjuva partileri üzerinde anti-emperyalist baskısının arttığı koşullarda, burjuva partilerinin sosyalist ülkelerle ekonomik ve kültürel işbirliğine eğilim duyması ve bu yönde adımlar atması, bunlar arasındaki bazı partilerin Batı ülkelerinden gelen mali-ekonomik-teknolojik baskılara direnmesi için bir maddi dayanak sağlıyor. Bu da uzun vadede o ülkedeki siyasi iklimin anti-hegemonyacı yönde değişmesine bir zemin hazırlıyor. Bu da bu ülkelerde bir kısım burjuva partilerde bağımsız kalkınmacı düşünceleri besliyor.

Diğer yandan sosyalist ülkelerle gelişmekte ülkeler arasında gelişne işbirliği dünya çapında hegemonyacılığa darbe vuruyor, sosyalist ülkelere siyasi avantajlar sağlıyor, daha da önemlisi sosyalist ülkelerin dünya ekonomisi ve ticareti içinde ağırlığının artmasına yol açarak, sosyalist ülkelere önemli bir kalkınma kaynağı ortaya çıkmış oluyor.  

Sosyalist Ülkeler Bugün Hangi Destekleri Veremez?  

Bugünkü çağın ruhuna baktığımızda, sosyalist ülkelerin iktidardaki komünist partilerinin diğer ülkelerdeki muhalif konumdaki sosyalist hareketlere ve sosyalist partilere, veya ilerici diğer hareketlere kadro, para, silah ve benzeri yardımlar yapması neredeyse olanaksızdır.  Böyle bazı girişimler olması halinde hala kapitalist yolda ilerleyen 180'e yakın dünya ülkesi, ABD önderliğinde sosyalist ülkelere karşı düşmanlaşacaktır. Sosyalist ülkelerin ve bu ülkelerde iktidar konumunda olan partilerin uluslararası alanda yürüttüğü faaliyetler yakın bir takip halindedir. Ayrıca bu çeşitli büyük kapitalist devletlerin diğer ülkelere açık müdahalelerini haklı göstermeye çalıştıkları bir ortamda, bizim buna karşı çıkmamızı da zorlaştıracaktır.

Sosyalist ve işçi hareketlerine medya desteği, bugün dünya sosyalist ülkelerinin çok dilli uluslararası medya olanakları, uluslararası yerleşik Batılı medya karşısında çok çok zayıftır.  Dünyada hala Batılı burjuva ideolojileri ve özellikle Amerika önderliğindeki anglo-sakson kültürünün büyük bir hegemonyası bulunuyor.

Ve sosyalist ülkelerin medya yayınlarının Batı ülkelerinde izlenmesi de çeşitli bahanelerle kısıtlanmaktadır. Örneğin Britanya hükümeti "Şincan ve Hong Kong soykırım ve baskılarını" bahane ederek Çin Uluslararası TV'sinin yayınını kesmiştir.  Bu koşullarda, sosyalist ülkelerin uluslararası medyası örneğin işçi ve sendika hareketlerini veya muhalif sosyalist partilerin mücadelelerini merkeze alan bir yayın organı kurmaya çalıştığında bu kapitalist ülkelerin anti-komünist bir soğuk savaş başlatmaları için iyi bir gerekçe olacaktır.  Savaşmakta sorun yoktur, fakat sosyalist hareket—sosyalist ülkeler—kazanacakları savaşlara girmeli, dünyadaki genel duruma uygun taktikler geliştirmelidirler.  Oysa bugün dünya sosyalist ülkeleri ve uluslararası sosyalist hareket dünyadaki birçok gelişmekte olan ülkeyi yanına çekerek zayıflayan emperyalizmin görece yumuşak fakat önemli bir türü olan hegemonyacılığa karşı bir geniş birlik için mücadele ediyor.

Yorum Bırakınız