Angola'da Sömürgeciliğe Karşı Mücadele: Bağımsızlıktan Sonra Ortaya Çıkan Yeni Sorunlar

Kurtuluş Savaşı ve İç Savaş Döneminde ABD-Sovyet Hegemonya Rekabetinin Etkisi

Dünya Tarihi Ağı Web Sitesinden Alınmıştır, Pekin

Giriş:

Küba, Çin, Yugoslavya, Vietnam, Sovyetler Birliği, eski Sosyalist Kamp Ülkeleri Afrika'nın Ulusal Kurtuluş ve bağımsızlık savaşlarına büyük destek verdiler. Bugün hala sosyalizmde ısrar eden Çin, Vietnam ve Küba'nın bugün Angola ile çok iyi ilişkiler içinde olduğunu ve uluslararası alanda karşılıklı dayanışma içinde olduklarını görüyoruz.

Bu dayanışma sayesinde, ABD ve Batılı güçlerin başta Çin olmak üzere sosyalist ülkeleri zayıflatma, köşeye sıkıştırma ve "yeni bir soğuk savaş" başlatma çabaları engellenebiliyor. ABD emperyalizmi dünyanın tek hakim hegomonu olmak için hem sosyalist Çin'in yükselişini durdurmak hem de gelişmekte olan ülkelerle Çin arasına çomak sokmaya çalışıyor.

ABD ve müttefiklerinin "parçalama" çabalarına yanıt olarak Çin ve Afrika ülkeleri aralarındaki işbirliğini daha da güçlendiriyorlar, ekonomik kalkınma, ticaret ve teknolojik gelişme, sağlık ve toplumsal gelişme alanında işbirliği yapıyorlar.

1991'den sonra rengi değişen Rusya, Sovyet diplomatik mirasını devralarak Afrika'ya hegemonyacılığa karşı ekonomi ve ticaret dahil her alanda Afrika'ya ve Angola'ya destek vermeye devam ediyor.

ANGOLA'NIN BÜYÜK GÜÇLER ARASINDA DENGELİ DIŞ POLİTİKASI

Angola'nın sömürge statüsünden kurtuluşunda Küba, Sovyetler, Çin ve Yugoslavya'nın büyük katkısı oldu. Angola'nın bağımsızlığına büyük ilgi gösteren Sovyetler, ulusal devrimci hükümetin bu ülkede askeri üs kurma talebini geri çevirmesi ile hayal kırıklığı yaşadı… Angola, hegemonyacılığa karşı çıkan, zengin kaynaklara sahip olan bir ülke… Angola, ABD, Çin, Avrupa ve Rusya ile dengeli ekonomik ve diplomatik ilişkiler kurarak ulusal kalkınmasını hızlandırmaya çalışıyor.  

Bugün Angola ve sosyalist Küba mükemmel siyasi ve diplomatik ilişkilere sahip. Küba ve Angola, ilaç ve biyo-teknoloji de dâhil olmak üzere her iki ülke ekonomisi için stratejik olan birçok sektörde işbirliğini sürdürmekte ve eğitim, tarım ve kültür alanlarında birlikte çalışmaktadır. Küba ve Angola şu anda Küba'daki Mariel Özel Kalkınma Bölgesi ile Angola'daki Özel Ekonomik Bölge arasındaki bağlantıları geliştirmeye odaklanmaktadır.

2021 itibariyle Angola, Çin'in Afrika'daki üçüncü büyük ticaret ortağıdır. Çin-Angola ilişkileri Çin'den aldığı kalkınma kredilerini dünya piyasasındaki o günkü yani önceden belirlenmiş taksit programındaki tarihteki petrol fiyatları üzerinden geri ödüyor. Angola'da petrol işi devlet sermayesine dayanıyor. Angola'nın 1960'larda ve 1970'lerde Portekiz'e karşı ulusal kurtuluş hareketi sırasında Çin, Angola'daki milli kurtuluş hareketlerine doğrudan destek yerine Demokratik Kongo Cumhuriyeti üzerinden dolaylı silah ve askeri eğitim sağladı.

Çin, o dönemde üç ulusal kurtuluş örgütünden FNLA'yı desteklemişti, ABD ve Irkçı Güney Afrika ise UNITA'nın arkasına geçmişti. Sovyetler de bugün iktidarda olan MPLA'yı desteklemişti. Bölgedeki ABD-Sovyet hegemonya rekabeti ulusal kurtuluş hareketi için büyük güçlükler yaratmış ve ülkede süren iç savaşın önemli bir nedeni olmuştu. Sovyetler 1991'de dağıldıktan sonra, Rusya'nın etkisi büyük ölçüde zayıfladı. Angola yüzünü ABD ve Batıya çevirdi. İktidar partisi parti programından Marksizm-Leninizmi çıkararak demokratik sosyalistlerin Sosyalist Enternasyonal'e katıldı. 1975'de kurulan Angola Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin adı Angola Cumhuriyeti olarak değiştirildi.  

Çin Halk Cumhuriyeti, sömürgeci Portekiz'in Angola'daki etkisini fiilen sona erdiren Portekiz'deki Karanfil Devrimi'nden sonra, Angola'nın üç ulusal kurtuluş hareketini "dış güçlerin müdahalesine ve vekalet savaşlarına alet olmamaya" çağırmıştı.

Angola 1975'ten sonra üç örgüt arasında 26 yıl süren çetin bir iç savaşa girdiğinde, Çin bir süre daha FNLA ve UNITA'yı desteklemeye devam etti, ancak Sovyet ve Küba destekli MPLA güç kazandıkça 1976'dan itibaren desteğini geri çekti. İç savaşın uzamasındaki önemli bir neden söz konusu 3 örgütün etnik-bölgesel kimlik farklarına dayanmalarıydı.

Angola'nın bağımsızlığını takiben, Çin, 1980'ler boyunca yeni MPLA hükümetiyle ilişkilerini normalleştirmek için çok çaba sarf etti, o dönemde Çin-Sovyet ilişkileri henüz normalleşme dönemine girmemişti. Çin-Sovyet ilişkileri hala oldukça gergindi.  1982'de Çin Halk Cumhuriyeti, Angola hükümetine verdiği desteği ve ilişkileri normalleştirme arzusunu açıkladı. Angola Halk Cumhuriyeti, 1983 yılında Çin Halk Cumhuriyeti ile resmen ilişki kurdu.

Çin Başbakanı Wen Jiabao, Haziran 2006'da Angola'yı ziyaret ederek, petrol karşılığında altyapı yatırımları ve yol yapımı için 9 milyar ABD Doları kredi teklif etti. ÇHC, 2002'de iç savaşın sona ermesinden bu yana Angola'ya büyük yatırımlar yaptı. Angola Halk Cumhuriyeti ilk olarak Haziran 1984'te Çin ile resmi ticari ilişkiler kurdu. Bunu 1984 ve 1985'te Angola'ya Angola limanları için Çin'den bir ekipman bağışı da dahil olmak üzere yardım paketleri izledi.

Zengin Petrol Kaynaklarına Sahip Olmak Yeterli Değil

Hepimizin bildiği gibi, Orta Doğu'da Suudi Arabistan gibi bazı Arap ülkeleri, zengin petrol kaynakları nedeniyle petrol satarak sözde "zengin ülkeler" haline gelmiştir. Bu da insanlarda, petrol ve diğer maden kaynakları bakımından zengin olan her ülkenin zengin olabildiği izlenimini uyandırmaktadır.

Ancak birçok Afrika ülkesi bu görüşe karşı direniyor. Afrika'nın güneybatısında yer alan Angola'da büyük miktarda petrol ve maden kaynaklarına sahip. Ekonomisi son yıllarda hızla gelişmesine rağmen hala yoksulluk ve geri kalmışlık devam ediyor.

1884-1885 Berlin Konferansı'nda Angola'nın Portekiz sömürgesi olması resmen kabul edildi. Daha önce ülkenin merkezini kontrol eden Portekiz 1922 yılında Angola'nın tamamını işgal etmek üzere birlikler gönderdi. 1951'den itibaren Angola Portekiz'in denizaşırı bir eyaleti haline geldi: Portekiz hükümeti tarafından gönderilen bir vali tarafından yönetildi. 1960'larda, Afrika ulusal kurtuluş hareketlerinin etkisi nedeniyle ülkede büyük değişim başladı.

Angola'ya Portekiz'den yoğun bir biçimde beyazlar yerleştirilmişti, bunlar toplumda bir üst kesim oluşturmuştu . Angola'daki bölgedeki siyahların yaşamı çok zordu, bu nedenle Ocak 1961'den itibaren Angolalılar fiili direniş eylemleri başlattı. Kuzeydeki Angola Ulusal Kurtuluş Cephesi gerilla gücü, ormanlık alanlarda bazı üsler kurdu ve Angola'daki Portekiz ordusuna saldırmak için gerilla taktikleri kullandı. Başkent Luanda'nın yaklaşık 150 kilometre kuzeyindeki Ambriz limanında üslenmişlerdi. 1960'larda sonra ulusal bağımsızlık mücadelesinde sırasıyla Angola'nın Kurtuluşu için Halk Hareketi (MPLA), Angola Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLNA) ve Angola'nın Tam Bağımsızlığı için Ulusal Birlik (UNITA) kuruldu.

MPLA silahlı mücadelesine 4 Şubat 1961 tarihinde başladı

1966 yılında, Agostino Neto liderliğindeki bir başka Angola Halk Kurtuluş Hareketi ortaya çıktı. Angola'nın başkenti Luanda'ya ve yakın bölgelere yerleştiler. Aynı zamanda, Angola'nın Tam Bağımsızlığı için Ulusal Birlik adlı siyasi örgüt de güneydeki Yeni Lizbon bölgesinde ortaya çıktı. Her birinin bir gerilla gücü vardı. Ancak bu üç yerel siyasi örgüt birbiriyle koordineli değildi. Bağımsız olarak çalışıyorlar ve birbirleriyle savaşıyorlardı. Ocak 1975'te Portekiz hükümeti nihayet Angola'nın bağımsızlığını kabul etti ve 10 Kasım 1975'te son Portekiz birlikleri ve Güney Afrika Cumhuriyeti askerleri Angola'dan çekildi ve ayın 11'inde Angola bağımsızlığını ilan ederek Angola Halk Cumhuriyeti'ni kurdu ve beş yüz yıllık Portekiz sömürge yönetimi sona erdi. Yeni kurulan Angola Demokratik Halk Cumhuriyeti'nin başkenti Luanda oldu.

1975 yılında yapılan Anayasa sosyalist çizgiler taşıyordu, 1976 ve 1980 anayasa değişiklikleri sosyalist vurguları daha da arttırdı ve laikliği anayasaya dahil etti.  

Aynı yıl Angola bağımsızlığını kazandıktan sonra Sovyetler Birliği tarafından desteklenen MPLA ile Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Afrika hükümetleri tarafından desteklenen Angola'nın Tam Bağımsızlığı için Ulusal Birlik (UNITA) arasında çatışmalar çıktı ve bu çatışmalar daha sonra ülke çapında bir iç savaşa dönüştü, yüzbinlerce halk ve savaşçı bu savaşta öldüler. Ülke üç örgütün ayrı hükümetleri tarafından bölünmüş durumdaydı. Bu iç savaş döneminde Çin'in desteklediği FNLA etkisini kaybetti ve dağılmaya yüz tuttu, Güney kırsal bölgelerine çekildi.

Sonuç olarak, Sovyet yanlısı MPLA kazandı ve iktidarı ele geçirdi. Angola hükümeti Sovyetler Birliği ile ittifak kurdu ve ülkede tek partili bir siyasi yönetim kuruldu. 1991 yılında ülke çok partili sisteme geçti. 2022 seçimlerinde MPLA %51 oy alarak bir kez daha çoğunluğu kazanırken UNITA %44 oy alarak ikinci büyük parti olmuştur. Halihazırda parlamentoda temsil edilen diğer tüm partiler (PRS, FNLA, PHA) oyların yaklaşık %1'ini almıştır.

Angola'daki Üç Ulusal Kurtuluş Örgütü

Angola, Afrika'nın güneyinde son derece önemli bir ülkeydi, ancak o sırada iç savaş halindeydi ve silahlı kuvvetler üç gruba bölünmüştü.

1. MPLA Aralık 1956'da (Angola'nın Kurtuluşu için Halk Hareketi) Sovyetler Birliği'nin desteğiyle kuruldu, başkent civarı ve kentli bir kitleye dayanıyordu. Parti programında Marksizm-Leninizme bağlılık maddesi bulunuyordu.

2. Mart 1966'da daha sonra ABD ve Güney Afrika tarafından desteklenen UNİTA (Angola'nın Bağımsızlığı için Ulusal Birlik) kuruldu. Bu örgüt ülke nüfusunun üçte birini oluşturan Ovimbundu etnik grubuna dayanıyordu.

3. Mart 1962'de arkasında Çin'in bulunduğu FNLA (Angola Ulusal Kurtuluş Cephesi) kuruldu. Bu örgüt Zaire (Demokratik Kongo) ile işbirliği yaparak Bakongo etnik grubunun çıkarlarını savunuyordu.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Devlet Başkanı Mobutu o günlerde ABD'ye yakındı. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri'nin yakınlaşmasının ardından Mobutu da Ocak 1973'te Pekin'e gitti. Mobutu'nun Pekin'e gitmesinin ardından Mart 1973'te Angola'daki FNLA'nın lideri ve kurucusu Holden Robert Pekin'e geldi.

Angola, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği'nin dünya çapında sürdürdüğü hegemonya mücadelesinin alanlarından biriydi. Dolayısıyla Angola İç Savaşı aslında ABD ve Sovyetler Birliği'nin başında olduğu iki kampı arasındaki bir vekalet savaşıydı. Her iki tarafın da Angola'daki yerel güçlere verdiği destek, aslında güneybatı Afrika'daki güç ve nüfuzlarını genişletmek için yürüttükleri bir hegemonya savaşıydı.

O günlerde Çin de Güney Afrika bölgesinde zayıf değildi. Güçlü dostlar edinmişti: Tanzanya, Zambiya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti. Demokratik Kongo Cumhuriyeti 1971-97 arasında Zaire Cumhuriyeti adını taşımış sonra ismini Demokratik Kongo Cumhuriyeti olarak değiştirmişti.

Çin Desteği

Holden Robert Pekin'de Çin'in subay yetiştirmelerine yardımcı olmasını istediğini söyledi ve Çin, Angolalıların gelip öğrenebilmeleri için Zaire'ye hemen 200 eğitmen gönderdi. 29 Mayıs 1974'te eğitim kursu resmen açıldı. Eylül ayına gelindiğinde Çin, FLNA'ya büyük miktarlarda silah tedarik etmeye başladı. Sovyetler Birliği bunu öğrenince paniğe kapıldı ve MPLA'ya yaptığı silah yardımını derhal arttırdı. Ancak Çin bu sırada garip bir hamle yaptı ve savaşan diğer taraflara da silah sağladı. ABD ve Güney Afrika tarafından desteklenen UNITA en gelişmiş silahlara sahipti ama Çin onlara da silah sağladı. Bu da her üç grubun da Çin'den silah aldığı anlamına geliyor.

Çin FLNA'yı desteklemek için elinden geleni yaparken, diğer iki grubu da Çin ile dost olmaya davet etti. Sovyetler Birliği daha sonra MPLA'yı şiddetle ve yoğun bir şekilde destekledi ve Küba'yı savaşa dahil etmek için etkisini kullandı. Küba'dan binlerce savaşçı Angola'ya gitti. Bu koşullar altında Çin ve ABD Angola'da Sovyetler Birliği'ne karşı güçlerini birleştirdiler. Kissinger 1975 Ekim'de Çin'i ziyaret etti ve ardından Başkan Ford Aralık ayında Çin'i ziyaret etti. Angola meselesi tabii ki görüşülen ana konulardan biriydi.

1975 yılının sonunda ABD Başkanı Ford Çin'i ziyaret etti ve Çin'in Angola iç savaşına müdahale etmesini istediğini dile getirdi. Bu görüşmede Mao Zedong'a eşlik eden Deng Xiaoping Başkan Ford'a akıllıca bir şart öne sürdü: "Güney Afrika Afrika'da çok kötü bir üne sahip olduğu için, Güney Afrika Apartheit rejimi ile aynı tarafta olmak bizim için iyi olmayacaktır. Eğer Çin Angola'daki iç savaşa müdahale ederse bu diğer Afrika ülkelerini rahatsız edecektir. Çin ancak Güney Afrika'nın olayların içinde olmaması halinde Angola'ya müdahale edebilir."

Sovyetler Birliği'nin Angola'ya daha fazla ağırlık vermesi üzerine Çin, 27 Ekim 1975'te askeri danışmanlık grubunu bölgeden çekti. Çin, ABD'nin MPLA'ya karşı savaşta daha büyük bir rol üstlenmesi gerektiğini vurgulamıştı. Çin'in Angola'dan çıkması için zamanlama çok hassastı. Çin'in bölgeden çekilmesinin ardından Kasım ayında ABD hükümeti FLNA ve UNITA'ya 30 milyon dolar nakit, 16 milyon dolar silah verdi ve Angola'ya askeri danışmanlar gönderirken, Sovyetler Birliği de MPLA'ya 300 milyon dolar (silahlar dahil) verdi ve 17.000 Kübalı askeri Angola savaşına kattı.

Şubat 1976'da savaşın durumu daha netleşmişti ve MPLA o günlerde ezici bir üstünlüğe sahip oldu.

ABD Kongresi Angola'daki örgütlere yeni bir ek yardımı derhal reddetti, çünkü Washington da o dönemde "Sovyetler Birliği ile savaşırsak ABD yeni bir Vietnam ile karşı karşıya kalabilir" diye düşünüyordu.

 MPLA sonunda iktidara gelse de Sovyetler Birliği büyük bir bedel ödedi ve Angola'dan istediği deniz askeri üssünü alamadı. MPLA hükümeti bu talebi reddetti. Angola'dan çekilirken ABD de bir şeyler kazandı, sonuçta ABD zamanında geri çekilmiş, Güney Afrika'dan kopmuş ve bölgede büyük takdir kazanmıştı.

Çin'e gelince, Angola'dan ayrılmasına rağmen Güney Afrika'da iyi dostlar edinmiş ve iyi bir imaj yaratmıştı ve FLNA'nın gücü esas olarak kırsal kesimde olduğu için Çin, Angola'nın kırsal kesimlerindeki emekçi kitlelerden yana olduğu izlenimini veriyordu. 1980'lerde Çin iç ekonomiye odaklanmıştı ve odağını kaybetmek istemiyordu, bu nedenle Çin'in Afrika ile bağları biraz daha zayıftı.

Temmuz 1977'de Angola hükümet güçleri ile UNITA güçleri arasında Mawinga ve Cuito Cuanavale'de büyük çaplı çatışmalar yaşandı. Küba ordusu ve Güney Afrika ordusu savaşa doğrudan katıldı ve her iki taraf da ağır kayıplar verdi. İç savaşın bu aşamasında, eski Sovyetler Birliği ve Küba tarafından desteklenen MPLA ile Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Afrika tarafından desteklenen UNITA, Angola'daki iç savaşa dahil oldu. 1982 yılında Angola hükümeti ve Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika'daki çatışmalara son vermek için görüşmelere başladı. Şubat 1984'te Angola ve Güney Afrika ile anlaşarak, Güney Afrika askerlerinin Angola'dan ayrılmasını karara bağladı. Fakat Güney Afrika bu anlaşmaya uymadı.  

ABD ve Güney Afrika'nın askerlerin çekilmesini Namibya'nın bağımsızlığına bağlamakta ısrar etmesi ve ABD'nin UNITA'ya açıkça askeri yardımda bulunması nedeniyle müzakereler çıkmaza girdi.

 Temmuz 1987'de Angola ve ABD müzakerelere yeniden başladı ve iki taraf Angola ve ABD tarafından sunulan yeni teklifler temelinde birçok kez bir araya geldi. Ocak-Mart 1988 arasında Angola, Küba ve Amerika Birleşik Devletleri birçok görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeler sırasında Küba, Angola'daki askerlerini geri çekmeye istekli olduğunu ifade etti. Mart ayındaki çok taraflı görüşmeler sırasında Angola ve Küba, Amerika Birleşik Devletleri'ne Küba'nın Angola'dan dört yıl içinde askerlerini çekmesi için bir takvim önerdi. Mayıs ayından bu yana üç taraflı görüşmeler Angola, Küba, Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Afrika arasında dört taraflı görüşmeler olarak genişletildi. 8 Ağustos'ta Angola, Küba ve Güney Afrika, Angola'nın güneyinde ateşkes uygulanması ve Güney Afrika birliklerinin Angola'dan çekilmesi konusunda anlaşmaya vardı.

22 Ağustos 1987'de yapılan görüşmeler sonucunda en sonunda Güney Afrika birlikleri Angola'dan çekildi.

1987 Eylül sonunda Angola, Küba, Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Afrika, Küba'nın askerlerini 24 ila 30 ay içinde çekmesini öngören bir takvim üzerinde anlaşmaya vardı. 13 Aralık'ta Angola, Küba ve Güney Afrika, Küba'nın 1 Nisan 1989'dan itibaren 27 ay içinde Angola'daki tüm askerlerini çekmesini öneren Brazzaville Anlaşması Protokolünü imzaladı.

1990 yılında Angola hükümeti sosyalist yolu terk etmeye ve ertesi yıl çok partili bir siyasi sistemi uygulamaya karar verdi.

Mayıs 1991'de MPLA hükümeti temsilcisi Santos ve UNITA Partisi'nin lideri Savimbi, Portekiz'in aracılık yapması ile Bicesse Barış Anlaşmasını imzaladı ve ülke çok partili sisteme geçti.

Eylül 1992'de Angola bağımsızlığından bu yana ilk çok partili seçimini gerçekleştirdi. UNITA seçimi kaybetti ve seçim sonuçlarını kabul etmeyi reddetti ve Angola yeniden iç savaşa sürüklendi.

Anayasa değiştirildi ve Angola ABD ve Batı'ya yanaşmaya başladı. ABD de dahil olmak üzere uluslararası toplum tarafından tanınan meşru bir rejim haline geldi.

Birleşmiş Milletler'in koordinasyonuyla iki taraf müzakerelerin ardından Kasım 1994'te Lusaka Barış Anlaşması'nı imzaladı. Anlaşma, her iki tarafın ordularının terhis edilmesini, yeni bir ulusal savunma gücünün kurulmasını, UNITA'nın askerden arındırılmasını ve hükümetin güvenlikle ilgili yetkilerinin UNITA tarafından kontrol edilen bölgelere genişletilmesini içeriyordu. O zamandan bu yana barış süreci yavaş ve zigzaglar şeklinde ilerledi.

Nisan 1997'de, MPLA'nın ana ortağı olduğu ve UNITA üyelerinin katıldığı Angola Ulusal Birlik ve Uzlaşma Koalisyon Hükümeti kuruldu.

1998'in ilk yarısından bu yana UNITA'nın barış anlaşmasını uygulamayı reddetmesi nedeniyle Angola'daki iç durum gerginleşti ve barış süreci çıkmaza girdi. Eylül ayı başlarında UNITA içinde bölünmeler ortaya çıktı. UNITA'nın bazı kıdemli üyeleri "Yenilenme" Komitesini kurarak UNITA Başkanı Savimbi'ye açıkça karşı çıktılar ve hükümetle işbirliğini savundular.

Angola hükümeti bu olayı değerlendirdi ve bu komitenin UNITA'yı temsil ettiğini savunarak, sadece "Yenilenme" Komitesi ile müzakere etmeyi kabul edeceğini açıkladı.

Angola hükümeti UNITA'nın kurucu lideri Savimbi'yi savaş suçlusu ilan etti ve Savimbi'yi artık muhatap olarak görmeyeceğini açıkladı. 1998 Kasım ayı ortasında Angola iç savaşı yeniden patlak verdi. Angola barış süreci fiilen sona erdi. Şubat 1999'da Angola hükümetinin talebi üzerine Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin ülkedeki gözlemci statüsü feshedildi. Batılı güçlerin verdiği güçlü desteğe rağmen Savimbi önderliğindeki Unita güçleri başarısız oldu ve Savimbi 2002 yılında hükümet güçleri ile savaşırken öldürüldü ve Savimbi'nin ölümünden sonra Angola iç savaşı son buldu.  Savimbi'nin ölümünden altı hafta sonra UNITA ve hükümet partisi MPLA arasında bir ateşkes imzalandı, ancak Angola siyasi olarak MPLA ve UNITA destekçileri arasında derin bir şekilde bölünmüş durumda kalmıştır.

Sömürgeci yağma acımasızdı ve büyük Güçler Angola Üzerinde ve Angola içinde kıyasıya Etki Savaşları Yürüttü

Zengin bir adam olmak istiyorsanız, sadece kendi evinizde bir madene sahip olmanız yeterli değildir. Bağımsız bir sosyal statüye ve huzurlu ve barışçıl bir iş ortamına da sahip olmalısınız. Ne yazık ki Angola çok uzun bir süre boyunca böyle bir barışçı ortama sahip olamadı. Angola, 15. yüzyıldan 20. yüzyılın ortalarına kadar 500 yıl boyunca Portekiz'in sömürgesiydi.

Portekiz, Batı Afrika kıyı bölgelerini keşfeden ve sömürgeleştiren ilk ülkeydi. Seferin lideri Diogo  de Azambuja, Angola topraklarına ilk ayak bastığında Kongo Nehri'nin ağzının derinliklerine inmiş ve o dönemde Kongo Havzası'nı yöneten Afrikalı yerli halkla Kongo Krallığı'nı kurmuş, diplomatik ilişkiler kurmuş ve bir grup siyah köleyi alıp götürmüştür. Portekizliler, anakaradan çok sayıda beyaz insanın burada yaşaması ve faaliyet göstermesi için göç etmesini teşvik etti. Bu, Angola'nın yerli sakinlerinin trajik tarihini başlattı.

Çok sayıda siyahi köle mal gibi alım-satıma konu oldu ve işkence gördü

Angola adını, eski Kongo Krallığı'nın Kralı olan Ngola'nın adının Portekizliler tarafından yanlış çevrilmesinden almıştır. Sömürge döneminde "Portekiz Batı Afrikası" olarak da adlandırılmıştır. Portekizliler buradaki bol işgücü ve doğal kaynaklardan tam olarak yararlandılar ve plantasyon ekonomisini güçlü bir şekilde geliştirdiler. Siyah köle ticareti temelde sona erdikten sonra, sömürge yetkilileri Angola topraklarında çok sayıda kahve, şeker kamışı, pamuk, sisal ve diğer mahsulleri ekti ve ayrıca balıkçılık ve hayvancılık işleterek Angola'yı Portekiz'in en zengin sömürgelerinden biri haline getirdi. Angola'nın özel coğrafi ve iklim koşulları burayı Portekizli sömürgeciler için gözde bir yer haline getirmişti. Angola Afrika'daki en zengin Portekiz sömürgesiydi.  

Angola halkının silahlı mücadelesi on yıldan fazla sürmüş ve her ikisi de Portekiz sömürgesi olan Gine-Bissau ve Mozambik'in bağımsızlık hareketleriyle birlikte Portekiz sömürge güçlerine büyük bir darbe indirmiştir. Portekiz'de 1974 yılında "Karanfil Devrimi" patlak verdi ve iktidarda olan faşizan Salazar diktatörlüğü devrildi. Yeni rejim bu ulusal kurtuluş örgütleri ile müzakere etmek ve Angola gibi ülkelerin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı.

İÇ SAVAŞIN YIKICI ETKİLERİ

Halkın geçim kaynaklarının iç savaş boyunca talan edildiği söylenebilir. Başlangıçta Angola'da kalan milyonlarca Portekizli göçmen daha sonra Portekiz'e geri kaçtı ve Angola'nın yerli sakinleri için geriye bir kargaşa kalmıştı. Böylesine trajik koşullar altında Angola ekonomisinin iyi gelişebilmesi çok zordu. Uzun süreli iç savaş Angola'nın ekonomik kalkınmasını ciddi şekilde kısıtlamıştı.  İç savaştan sonra Angola ekonomisi tek yanlı bir biçimde petrol endüstrisine aşırı bağımlı hale gelmiş, bu da ekonomik yapıda dengesizliğe yol açmıştı.

Angola iç savaşı sona erdikten sonra, Angola hükümeti ulusal üretimi yeniden tesis etmek ve iç ekonomiyi canlandırmak için çalışmaya başladı. Angola'nın eşsiz kaynak avantajlarına, özellikle de bol petrol kaynaklarına sahip olması nedeniyle petrol arama çalışmaları ülkenin temel endüstrisi haline geldi. Angola hükümeti petrolü millileştirme yoluna gitmiş ve petrol üretiminin kontrolü hükümet destekli şirketlerin tekeline geçmiştir. Angola hükümeti tarafından kurulan Angola Ulusal Petrol ve Gaz Şirketi, Angola'daki petrol geliştirme faaliyetlerinin tek sahibidir. İstatistiklere göre, Angola'nın petrol endüstrisi toplam yerli üretiminin %50'sinden fazlasını, petrol ihracatı toplam ihracatının %90'ını ve petrol satış gelirleri hükümet gelirlerinin %80'ini oluşturmaktadır. Dolayısıyla Angola'nın zengin petrol kaynaklarının ulusal yeniden yapılanma ve kalkınmanın temeli haline geldiği söylenebilir.

Bugün Angola'da Yolsuzluk ve Suç Oranı ciddi boyutlarda ve ülkede zengin ile yoksul arasındaki uçurum büyük

Angola'nın zengin petrol kaynakları ülkeye büyük kazançlar getirmiştir. Sadece 2017 yılında ihraç edilen petrol Angola'ya 30.2 milyar ABD doları gelir getirmiştir. Buradan Angola hükümetinin para sıkıntısı çekmediği anlaşılmaktadır. Hükümetin parası olması sıradan halkın da parası olduğu anlamına gelmiyor. Angola'da halkın büyük çoğunluğu tarım üreticisidir. Tarımsal üretim tesisleri iç savaş sırasında ciddi zarar görmüştür. Ekili olan arazi alanı, ülkenin toplam ekilebilir arazi alanının yalnızca %10'unu oluşturmaktadır. Bu nedenle Angola'daki sıradan halk oldukça yoksuldur. Angola'da halkın yarısı yoksuldur ve açlık da ülkedeki çocuk ölümlerinin nedenlerinden biri haline gelmiştir.

İstatistiklere göre Angola'da hala Birleşmiş Milletler aşırı yoksulluk sınırının altında yaşayan 8 milyon insan var. Angola Ulusal Petrol ve Gaz Şirketi'nde yolsuzluğu çok ciddi hale getiren birçok yönetim sorunu vardır. Az sayıda yetkili, devlet mülkiyetindeki Petrol şirketlerindeki mevkilerinden yararlanarak hızla servet sahibi olmaktadır. Ayrıca Angolalı devlet memurlarının maaşları da çok yüksek değil. Memurlar, düzenli maaş alsalar bile ailelerinin günlük harcamalarını sağlayamıyorlar. Bu nedenle Angola'da memurlar arasında da yolsuzluk yaygındır. Bugün Angola'da zenginler son derece zenginken, fakirler günde üç öğün yemek derdinde. Ülkede zenginler ve yoksullar arasındaki uçurum çok büyük.

Angola'nın kamu güvenliği ve kamu düzeni sorunlu ve suç oranı yüksek

Angola'da uzun süredir devam eden iç savaş ülkeyi harap etmiş ve mültecilerle doldurmuştur. İç savaşın ardından komşu ülkelerden geri dönen mültecilerin sayısı Angola'daki mülteci sayısını artırmıştır. İç savaş nedeniyle Angola halkının neredeyse tümü evlerinde birkaç silah sahibi olmuştu, insanlar en küçük anlaşmazlığı bile silah ile çözmeye başladılar.  Bu koşullarda ülkedeki güvenlik durumu çok kötüydü ve suç oranı yüksekti, bu durum hala sürüyor. Angola'daki yabancı şirketler de soygunlara maruz kalmaktadır ve bu yaygın bir olaydır. Ülkenin kamu düzenindeki bu kargaşa durumu ve yüksek suç oranı da Angola'nın kalkınmasını ciddi şekilde kısıtlayan engellerden biri olmaya devam ediyor.

2018 yılı itibariyle Angola'nın Milli Geliri  100 milyar ABD Dolarını aşarak dünyada 61. sıraya yükselmiştir. Halkının neredeyse yarısı hala yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır ve hala Birleşmiş Milletler yardımı almak zorundadır. Angola ekonomisinin gelişmiş Güney Afrika seviyesine ulaşması uzun zaman alacaktır.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir