Anarko-milliyetçi Lider Neden Sevr Antlaşması ile Lozan Barış Antlaşmasını Birbirine Karıştırıyor

Lozan Barış Antlaşması Ortadoğu'yu Paylaşan Sömürgeci Bir Antlaşma Mı?

Gülizar Özkaya

Kürdistan Ulusal Kongresi Dış Politika Komitesi ve sol popülist İlerici Enternasyonal Konsey üyesi Nilüfer Koç, Lozan'da düzenlediği bir etkinlikte Lozan Barış Antlaşmasını (buraya tıklayarak tüm metne ulaşabilirsiniz) Ortadoğu'yu paylaşan sömürgeci bir anlaşma olarak değerlendirdi.

Nilüfer Koç şu ifadeleri kullandı: "24 Temmuz 1923'te Galip devletler bu otelde bir araya geldiler ve Ortadoğu'nun geleceğini inşa etme ve belirleme yetkisine sahip olduklarına inandılar."

"Birinci Dünya Savaşı'nın galip güçleri olarak, mağlup Osmanlı İmparatorluğu'nun ganimetlerini, orada yaşayan insanların ne istediğine göre değil, finansal ve jeopolitik olarak kendilerine en çok neyin fayda sağlayacağına göre bölüştürmenin ilahi hakları olduğuna inanıyorlardı."

Lozan Barış Antlaşmasının Sevr'den Temel Farkı

Sevr Antlaşması, maceracı ve hesapsız hakim siyasi gücün iradesi ile emperyalist savaşa katılmış ve bu yıkıcı savaşta yenilmiş Osmanlı'nın topraklarını paylaştıran sömürgeci-emperyalist bir antlaşma idi. Bu antlaşmada Osmanlı hükümetinin pazarlık olanağı en asgari düzeyde idi.

Lozan ise Kurtuluş Savaşını kazanmış olan Ankara Hükümeti'nin savaştığı güçlerle barışı sağlayan ve Türkiye'nin komşuları ile toprak sınırlarını belirleyen, Türkiye'nin belirli hak ve taleplerini karşılayan, yeni hükümet için belirli kazanımlar içeren, bir tür kazan-kazan anlaşma idi. Antlaşmanın yeri de bu açıdan sembolik idi. 1912'de Osmanlı-İtalya arasında Libya'da süren savaşın sonundaki atnlaşma da Lozan kentinde imzalanmıştı.

1923 Lozan Barış Antlaşması, İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin belirli taleplerini de karşılamıştır fakat onların tüm talepleri karşılanmaktan uzak kalmıştır. Bu nitelikleri ile Lozan Antlaşması, Türkiye hükümetinin daha sonraki dönemlerde içine gireceği siyasi bağımsızlık ve egemenlik ile ilgili ulusalcı diplomatik reform çabalarında önemli bir başlangıç temeli oluşturmuştur.

Ortadoğu'daki ayrı ayrı dört ülkede yaşayan Kürtlerin, bugünkü statüsünün tarihsel ve toplumsal nedenleri oldukça karmaşıktır. Kürtlerin, Kürt işçilerinin ve Kürt halkının 4 ülkedeki statülerinde herhangi bir küçük iyileşme veya büyük reform, kendi mücadelelerini ve kendi geleceklerini o ülkelerin ilerici ve sosyalist güçleri ile sıkı sıkıya birleştirmekten geçiyor. Aynısı, Türkiye işçi sınıfını temsil eden güçler için de geçerlidir. 

Mevcut ülke sınırlarını tanımayan öznelci idealizm ile yeni Ortadoğu haritaları çizen ütopik ve popülist siyasi program ve stratejilerin bitmeyen savaşlara, savaş ağası hükümetçiklere ve bitmeyen kan davasına yol açması kaçınılmazdır. Kuzey Irak'taki hakim ve güçlü Kürt partileri 100 yıllık acı deneyimlerden ve ihanetlerden sonra en azından bu hassas alanda gereken dersi çıkarmış durumda. 

1916-23 yılları arasında çok elverişli koşullarda Kürtlerin neden bağımsız bir devlet kuramadıklarını analiz eden yazımız için buraya tıklayabilirsiniz.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir