21. Yüzyılda Sosyalizmin Yeni Biçimleri — Pan Shiwei

Kasım ayında Pekin'de yapılan 13. Dünya sosyalizmi Forumu'nda sunulan makale:

Çeviren Deniz Kızılçeç ve Ferdi Bekir

Yazı bu siteden alınmıştır: https://thetricontinental.org/wenhua-zongheng-2023-4-chinese-perspectives-twenty-first-century-socialism/

Pan Shiwei, Şanghay Sosyal Bilimler Akademisi Çin Marksizmi Enstitüsü'nün onursal başkanıdır.

Araştırmaları Çin sosyalizmi, parti inşası ve siyasi gelişim üzerine odaklanmaktadır.

Yayınlanmış eserleri  arasında A Study of the Chinese Model ve World Socialist Research Yearbook bulunmaktadır.

'Yirmi Birinci Yüzyıl Sosyalizminin Yeni Biçimleri' makalesi ilk olarak Wenhua, sayı no. 3'te (Haziran 2023) yayınlanmıştır.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından otuz yıllık bir genişlemenin ardından liberal kapitalizm şimdi bir krizle karşı karşıya. Dünya, ekonomik durgunluk, jeopolitik çatışmalar, toplumsal ayrışmalar ve yıkıcı yeni teknolojilerin yol açtığı önemli zorlukların ortasında bir belirsizlik sisiyle sarılmış durumda. Bu tarihsel kavşakta, sosyalizmi yeniden canlandırmak ve yirmi birinci yüzyılın yeni koşullarına uygun sosyalist teorileri daha da geliştirmek, insanlık için yeni bir geleceğin yolunu açmak gerekmektedir.

Marx ve Engels'in Komünist Manifesto'da en ünlü sentezini yaptıkları sosyalizmin ütopyadan bilime temel dönüşümünü tamamladıkları on dokuzuncu yüzyılın ortalarından bu yana dünya sosyalizmi uzun bir yol kat etti. Geçtiğimiz 175 yıl boyunca, nesilden nesile sosyalistler Marx ve Engels'in izinden giderek sosyalizmi salt düşünsel bir kavram olmaktan çıkarıp sınıf mücadelelerine, siyasi örgütlenmelere, toplumsal devrimlere, hükümetlere ve uygarlık biçimlerine dönüştürmek için yorulmadan çalıştılar. Sosyalizmin tarihsel gelişimi üç ana biçime ayrılabilir.

BİRİNCİSİ: Avrupa Kapitalizminin Merkezlerinde Klasik Formda Sosyalizm

Sosyalist hareket Avrupa'da ortaya çıktı ve ütopyadan bilime dönüşümü de tesadüfi olmayan bir şekilde orada gerçekleştirdi. Bu bölge yani Avrupa  kapitalizmin gelişiminden faydalanarak dünyanın en gelişmiş bölgesi haline gelmiştir. Büyük Avrupa ülkeleri, Sanayi Devrimi'nin ilk hamle avantajıyla yeni ve güçlü üretici güçler yarattı. İçeride, yeni bir yönetici sınıf, burjuvazi öne çıktı.  Burjuva devriminin çeşitli biçimleri  aracılığıyla bu sınıf, bir dizi Avrupa ülkesinde iktidarı ele geçirerek modern ulus-devlet de dahil olmak üzere ilgili sosyal, siyasi, pazar ve kültürel yapıları yarattı. Erken kapitalist modernleşmenin ilerlemeleri ve dönüşümleri nihayetinde Avrupa'da kasvetli ortaçağ dönemini geride bıraktı. Dışarıdan bakıldığında, sürekli sömürgeci yayılma ve askeri savaşlar, kendi dinini yayma ve kültürel saldırganlık gibi kapsamlı araçlarla modernleşmeye öncülük eden bu Avrupa ülkeleri, Avrupa merkezli sonraki yüzyıllar boyunca sürecek küreselleşmenin başlangıcını oluşturmuştur. Bu dönemde, Avrupa kapitalizminin iç ve dış gelişiminin iç içe geçtiğini ve karşılıklı olarak koşullandığını belirtmek gerekir: siyasetin, ekonominin, kültürün ve toplumun iç gelişimi dış genişlemeyi itmiş ve dış genişlemeyi yönlendirmiştir; buna karşılık, dış genişleme iç gelişimi büyük ölçüde desteklemiş ve güçlendirmiştir.

Ancak Avrupa kapitalizminin göz kamaştırıcı başarılarının ardında, yeni bir sosyalist düşünce sessizce yeşeriyor ve çığır açıyordu. Avrupa kapitalizminin ekonomik ve siyasi gelişimi Marksizmin ortaya çıkması için gerekli toplumsal koşulları yarattı; işçi sınıfının büyümesi ve kendi çıkarlarını savunmak için işçi hareketinin yükselişi sınıfsal temeli sağladı; sosyal bilimlerin, felsefenin ve ekonominin gelişmesini teşvik ederek entelektüel ortamı sağladı. Bu çeşitli unsurlar bir araya gelerek Komünist Manifesto'nun yayınlanması ve bilimsel sosyalizmin doğuşuyla sonuçlandı. Bilimsel sosyalizmin kurucuları – Marx, Engels ve çağdaşları – kapitalist gelişmenin başarılarını haklı olarak kabul etmiş ve tebrik etmişlerdir.

Ancak onları benzerlerinin çoğundan ayıran şey, Avrupa kapitalizmini acımasızca eleştirmeleri ve görünüşte başarılı olan kapitalist sistemin kendi sonunu getireceğine olan kesin inançlarıydı. Bu sosyalist öncüler, kapitalizmin üretici güçleri ve maddi zenginliği geliştirmesine ve bununla bağlantılı olarak siyaset, toplum ve kültür alanındaki ilerlemelere rağmen, sistemin, kapitalizmin sadece hafifletebileceği ancak kesinkes ortadan kaldıramayacağı derin içsel çelişkilere ve eksikliklere sahip olduğuna korkusuzca işaret ettiler. Bu nedenle, kapitalizm hiçbir zaman insanın toplumsal gelişiminin nihai biçimi olarak görülemez. Tarihte ortaya çıkmıştır ve tarih tarafından olumsuzlanacaktır.

Bu dönemin sosyalistleri, değişim yaratma ve kapitalizmi aşma gücünün işçi sınıfı ve baskıya maruz kalan diğer toplumsal güçlerin elinde olduğuna inanıyordu. Onlara göre, burjuvazinin elinde sömürü ve baskının devam etmesine boyun eğmektense, devrimi sürdürmek ve eski dünyayı ve çökmekte olan kapitalist sistemi parçalamak işçi sınıfının çıkarına olacaktı. Siyasi mücadeleler ve toplumsal devrimler  yoluyla ezilen sınıflar burjuvaziyi devirecek, egemen sınıf haline gelecek ve kapitalizmin yerine daha rasyonel ve insancıl bir sistem inşa edecekti. İdeal sistem, sonunda daha ileri bir gelişme biçimi olan komünizme doğru ilerleyecek olan sosyalizmdi. Gelecekteki bu ideal toplumun kesin ayrıntıları tasvir edilemese de, bu düşünürler işçi sınıfının ve siyasi partilerinin kaçınılmaz olarak buna doğru ilerleyeceğini iddia ediyorlardı. En önemlisi, bu sosyalist kuşak kapitalizmi eleştirme ve sosyalizmi savunma sürecinde, insanın toplumsal gelişiminin genel yasalarını damıtmış ve özünde tarihsel materyalizm olan yeni bir dünya görüşü ve metodoloji formüle etmiştir. Bu, birbirini izleyen nesillerin dünyayı ve insanlık tarihinin hareketini daha doğru bir şekilde anlamalarını sağlamıştır. Bu dönemde Avrupa'da gelişen sosyalist düşüncenin klasik biçimi üç temel unsurdan oluşuyordu:

1.Sosyalizm ancak kapitalizmin en gelişmiş olduğu toplumlarda ortaya çıkabilir.

 Sosyalizmi inşa etmek için gereken üretici güçler, siyasi biçimler ve ideolojik kaynaklar kapitalizmin gelişmiş biçimleri içinde üremektedir.

2. Kapitalizm kaçınılmaz olarak olumsuzlanabilir ve aşılabilir.

 Kapitalizm kendini ne kadar sürdürürse sürdürsün, nihayetinde insanlık tarihinin sadece bir parçası olacaktır. Kapitalizm, koşullar geliştikçe içsel iyileştirmeler yapabilse bile, doğasında var olan çelişkiler nedeniyle ebedi bir sistem olmayacaktır. Kapitalizm, tarihsel misyonunu yerine getirdikten sonra tarihe gömülmekten kurtulamaz.

3. Kapitalizmin sonu sosyalizmin başlangıç noktasıdır.

 Sosyalizm, insanlığın halihazırda yaratmış olduğu üretici güçler, maddi zenginlik, entelektüel gelişim ve entelektüel modernleşme üzerine inşa edilecektir. Sosyalizm tam da kapitalizm altında biriken bu kaynaklar temelinde üretici güçler ve üretim ilişkileri arasındaki gerilim ve çatışmaları çözmeye çalışır ve sosyalizm üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kısıtlamalarını aşmaya ve bu düzenden kaynaklanan tüm çelişkileri çözmeye çalışır. Sosyalizm aslında kapitalizmin bir eleştirisi ve olumsuzlaması olsa da, sosyalizm bunun ötesinde olan yeni bir toplumu hedefler. Kapitalizm ne kadar gelişirse, sosyalizm için maddi temeli ve diğer koşulları o kadar hazırlar. Benzer şekilde, kapitalizmin üretici güçleri daha ileri hale geldikçe, üretim ilişkileri daha karmaşık hale geldikçe ve devlet yönetimi daha sofistike hale geldikçe, daha yüksek üretkenliğe ulaşmak, daha büyük üretici güçler geliştirmek, gerçek adaleti sağlamak ve uyumlu bir toplum inşa edebilmek giderek zorlaşmaktadır. Başka bir deyişle, yeni bir sosyalist toplum inşa etme ihtiyacı kapitalizmle birlikte büyümektedir. İnsanlık bu daha iyi toplumu inşa etme kapasitesine sahiptir. Sosyalist klasikler, insanlığın kapitalizmin cangılından geçmesi için yolu aydınlatan ve halka sosyalizme doğru uzun tarihsel mücadeleye katılmaları için ilham veren muazzam bir canlılığa sahip kapsamlı bir anlatı sunar.

Sosyalizmin İkinci Biçimi: Sömürgelerde ve Yarı-Sömürgelerde Sosyalizmin Dönüştürücü Biçimleri

Yirminci yüzyıl boyunca sosyalizm, Avrupa da oluşan klasik sosyalizmin beklentilerinden önemli ölçüde farklı bir şekilde gelişti. Sosyalist gelişme, doğrusal bir şekilde ilerlemek yerine, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa'daki başarılı devrimlerin ve sosyalist gelişmelerin daha sonra tersine dönmesi de dahil olmak üzere, birbirini takip eden zirveler ve dip noktalar şeklinde gerçekleşmiştir.

Sosyalizm, muhtemel beklenen alanlarda, yani Avrupa'nın gelişmiş kapitalist ülkelerinde ortaya çıkamadı. Ancak, klasik Marksist yazarların vizyonunun ötesinde yeni gelişme alanları ortaya çıktı. Sosyalizm, küresel kapitalizmin içinde değil, dışında; en gelişmiş üretici güçlere sahip ülkelerde değil, ekonomik olarak az gelişmiş bölgelerde; Batı'da değil, Batı dışı ülkelerde; geleneksel, kentsel sınıf mücadelelerinden değil, emperyalizmin kıskacı altındaki sömürge ve yarı-sömürgelerdeki ulusal kurtuluş hareketlerinden doğmaya başladı. Sosyalizmin temel anlamı ve mantığı yeniden tanımlandı. Sosyalizmin Rusya, Çin ve diğer yerlerdeki olağanüstü atılımları klasik Marksizmi aşmış ve dönüştürücü sosyalizmin farklı bir biçimini oluşturmuştur.

Sosyalist düşünce açısından bakıldığında, kapitalizmin temel özelliklerinden biri kapitalizmin dünyayı fethetmesidir. Batılı olmayan geniş bölgelerin işgali ve yağmalanması, Avrupa'nın kapitalist merkezlerinin refah ve konforunu sürdürmek için gereklidir. Zengin ülkelerin kalkınması, yoksul ülkelerin az gelişmişliği üzerine inşa edilmiştir. Bu şekilde kapitalizm sadece iç eşitsizlik değil, aynı zamanda dış dünyada eşitsizlik de yaratır.

Klasik Marksist yazarlar, kapitalist sömürgeci yayılmanın Batı dışı geniş dünya üzerindeki yıkıcı etkisinin farkına varmış, ancak çeşitli nesnel tarihsel koşullar nedeniyle bu konuda sistematik ve ayrıntılı bir görüş geliştirememişlerdir. Sömürge ve yarı-sömürgelerin kapitalist ve emperyalist saldırganlığa karşı ulusal kurtuluş mücadeleleri, Lenin ve onu izleyen Marksist teorisyenlere kadar daha ciddi bir ilgi görmemiştir.  Bu daha büyük vurguyu yansıtan klasik önerme, "dünya işçileri, birleşin!", "dünya işçileri ve ezilen halklar, birleşin!" olarak genişletildi. O dönemde sosyalist teori ve pratiğin odağı hala merkez kapitalist ülkeler olsa da, Avrupa sosyalist hareketinin geniş sömürge ve yarı-sömürgelerdeki etkisi artmaya devam etti. Kapitalizme yönelik sosyalist eleştiriler, gelecekteki daha iyi bir toplum ideali ve arayışı, işçi sınıfı ve partilerinin eski dünyayı yıkma cesareti ve kararlılığı, sömürgeleştirilmiş dünyada önemli ilham kaynaklarıydı. Sosyalizm, ezilenlerin yeni seçimler yapmasının ve yeni toplumlar inşa etmesinin mümkün olduğunu gösterdi ve bu nedenle bu ülkeler için kapitalist saldırganlık ve fethe karşı direnişlerinde son derece önemli bir entelektüel kaynak haline geldi.

Sömürgelerde ve yarı-sömürgelerde sosyalizmin yeni ve dönüştürücü bir biçimi gelişti. Çin'de sosyalizmin gelişimi, klasik anlayış ile dönüştürücü biçimler arasındaki önemli farkların çoğunu sergilemektedir. Bu yeni sosyalist biçim, sosyalist gelişme mantığı ile Çin'in kendi gelişim mantığının kesişmesi ve bütünleşmesinden ortaya çıkmıştır. Çin örneğinde ne gördük, binlerce yıl Doğu'da izole edildikten sonra, ülkenin kapıları ekonomik, askeri, teknolojik ve yönetim açısından daha üstün olan Batılı güçler tarafından savaş yoluyla zorla açılmıştır. Bu çalkantı sadece Batılıların kadim bir Doğu ülkesine yaptığı bir seferin sonucu değil, aynı zamanda yükselen kapitalist sistemin gerileyen feodal düzene vurduğu yıkıcı bir darbeydi. Çin'in aşağılanması, halkının çektiği acılar ve Çin medeniyetinin lekelenmesi ulusal direnişe yol açtı. Ulusal kurtuluş ve ulusal gençleşme peşinde koşanlar, yeni entelektüel aydınlanma kaynaklarına şiddetle ihtiyaç duyuyorlardı. İç entelektüel durgunluk çıkmazıyla karşı karşıya kalan birçok Çinli entelektüel, bakışlarını dışarıya, özellikle de son derece gelişmiş Batı ülkelerine çevirdi.  Sosyalizm ve Marksizm bunlardan sadece biri olmak üzere  bir dizi Batılı fikir Çin'e girdi.  Ancak sosyalizm en çok Çin halkında yankı buldu. Çin'in sosyalizmle karşılaşması ve bütünleşmesi belirli siyasi, zamansal ve mekânsal koşulların bir sonucuydu.

 Özellikle üç faktör Çin halkının sosyalizmi benimsemesine yol açmıştır.

1. Çin de dahil olmak üzere dünyanın çevre bölgeleri, Batılı kapitalist ülkelerin saldırganlığına doğal olarak karşıydı.

 Kendine ait uzun bir geçmişi olan kadim bir medeniyet olarak Çin, Batılı güçler tarafından keşfedilmesi, aydınlatılması ya da medenileştirilmesi gerektiği fikrini reddetmiştir. On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda Batılı kapitalist ülkeler tarafından işgal edilen ve yağmalanan Çin, sosyalizme daha fazla yönelmiştir.

2. Sosyalizm, ezilenlerin, yani burjuva egemenliğine direnen kapitalist ülkelerdeki işçi sınıfının yanı sıra kapitalist ülkeler tarafından fethedilmeye direnen sömürge ve yarı-sömürgelerin çıkarlarıyla özdeşleşmiş ve onları ön plana çıkarmıştır. Ezilen  bir ulus olarak Çin halkı doğal olarak diğer ezilen halklarla özdeşleşmeye meyilliydi ve bu nedenle Çin halkı sosyalizme ilgi duydu.

3. Sosyalizm, kapitalizmin içsel günahlarını ve çürümüşlüğünü ortaya çıkardı.

Çin halkının Batı kapitalizmini kavrayışı derinleştikçe, onun göz alıcı görünümünün ardındaki karanlık taraf, köle ticaretinin kötülükleri, sömürgeler için küresel mücadele, kapitalist ülkelerdeki yoksul grupların durumu ve özellikle I. Dünya Savaşı sırasında emperyalist ülkeler arasında yaşanan kanlı kıyım da dahil olmak üzere giderek daha belirgin hale geldi. Bu adaletsizlikler kapitalist ülkelerin iç kusurlarını ve çelişkilerini yansıtıyor, böylece Çin halkının daha iyi bir toplum özlemini ateşliyordu. Sosyalizm ideal bir toplum inşa etme olasılığını temsil ediyordu. Ancak, Çin'in ötesinde dünyanın dört bir yanındaki birçok sömürge ve yarı-sömürge sosyalist fikirlerle karşılaşmış ancak bunları benzer şekilde entegre etmemiştir.

 O zaman neden sosyalizm Çin'de kök saldı? Sosyalizmin Çin'e girişi ve Çin halkının sosyalizmi seçmesi sadece tarihsel hareketin potansiyelini göstermiştir. Bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek ve verimli sonuçlar elde etmek için şüphesiz başka bazı önemli koşullar da gerekliydi. Bu koşullar arasında örnek bir öncü örgütün, her şeyini feda etmeye hazır bir gençlik kuşağının, emekçi kitlelerle empati kuran entelektüellerin ve hem Çin'in ulusal koşullarını hem de Marksizmin özünü derinlemesine kavramış önderlerin varlığı yer alıyordu. Yirminci yüzyılda, Çin'de bu koşulların hepsi yerine getirilmiştir. Bu sayede sosyalizm Çin topraklarında kök salabilmiş ve çiçek açabilmiştir.

Sosyalizmin Çin'e girişi, Çin'deki toplumsal dönüşümün doğasını değiştirmiştir.

Dünya kapitalizminin planında Çin, kapitalist merkeze tabi olan ve yabancı egemenliğine mahkum edilen periferide yer alıyordu. Çin'in gelişip gelişmediği ve yarı-feodal ve yarı-sömürge statüsünün üstesinden gelip gelmediği çekirdek kapitalist ülkeler için önemsizdi. Bu ülkeler Çin'deki herhangi bir toplumsal dönüşümü belirlemeye ve bu dönüşümün kapitalist homojenleşme ve merkezin çıkarları doğrultusunda yönlendirecek siyasi aktörler tarafından gerçekleştirilmesini sağlamaya çalışmıştır. Bu plan, sosyalizmin Çin'e ulaşmasının ardından farklı bir toplumsal dönüşüm vizyonunun ortaya çıkmasıyla sonlandırıldı. Çin Komünist Partisi, ülkenin burjuva siyasi partilerinin yerini aldı ve Çin'in toplumsal dönüşümünün önderi oldu. Bu süreçte işçi sınıfı, köylülük ve diğer sınıflarla birlikte burjuvaziyi devirdi ve Çin'in toplumsal dönüşümünde itici güç haline geldi.

Çin'in sosyal dönüşümünün planı temelden yeniden çizildi ve şimdi aşağıdaki amaçları izliyordu:

Çin'deki yabancı kapitalizmin saldırganlığına, baskısına ve sömürüsüne karşı mücadele;

Çin'in toplumsal dönüşümü, yabancı kapitalizmin Çin'deki gerici güçleri desteklemesine karşı çıkmıştır;

Çin'in toplumsal dönüşümü, Çin'de feodalizm, bürokratik kapitalizm ve emperyalizmin egemenliğine son vermeyi ve ulusal kurtuluş ve bağımsızlığın kazanılmasını amaçlamıştır.

Sosyalizm, Çin için burjuvazi tarafından öne sürülen içerik ve yöntemleri tamamen altüst eden devrimci bir vizyon ortaya koydu. Sosyalist toplumsal dönüşüm vizyonu, Çin'in modern bir devlet inşasına yaklaşımını da değiştirmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti 1949'da kurulduktan sonra, yeni devlet kapitalist kalkınma yolunu seçmemiş, bunun yerine sosyalizme "doğrudan geçiş" yolunu izlemiştir. Buna göre, tüm devlet inşası süreci bu politikayı takip ederek Çin'in temel siyasi, ekonomik ve sosyal sistemlerinin inşasını şekillendirmiştir. Ayrıca, devlet ve kurumları Çin'in özel koşullarına göre inşa edilmiş ve Çin halkının ülkenin efendisi olmasını sağlamayı amaçlamıştır. Siyasi sistemin Temel özellikleri arasında ÇKP önderliği, yerel, köy düzeyinden ulusal düzeye uzanan halk kongreleri sistemi, çok partili işbirliği ve siyasi danışma sistemi, etnik bölgesel özerklik sistemi ve taban düzeylerinde katılımcı yönetişim sistemi yer almaktadır. Bu şekilde Çin modern bir devlet inşa edebilmiş ve uzun vadeli siyasi istikrara kavuşmuştur.

Son olarak, sosyalizm Çin'in modernleşme yaklaşımını yeniden formatlamıştır. İnsanlık tarım toplumlarından sanayi toplumlarına geçerken, Avrupa ülkeleri sanayi devriminden elde ettikleri ilk hamle avantajı sayesinde ilk modernleşme sürecine öncülük etmiştir. Bu ülkeler, genişlemeleri sırasında, Çin de dahil olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkeye kapitalist modernleşmenin çarpık ve ikincil biçimlerini dayattılar. Bu süreç sorunsuz olmamış, aksilikler, durgunluk ve başarısızlıklarla karakterize edilmiştir.

 Çin Devrimi'nden sonra Çin, modernleşme yolunda egemen yol dışında, kapitalist olmayan bir yol izledi. ÇKP, Çin'in sanayileşmesini güçlü bir şekilde teşvik etmek ve sosyalizmin maddi temelini oluşturmak için yüz milyonlarca Çinli halkı etkili bir şekilde harekete geçirdi ve örgütledi. Bu süreç düşmanca bir uluslararası ortamda gerçekleşmiş ve devrimden sonraki ilk on yıllar boyunca bir dizi dönemeçten geçmiştir. 1970'lerin sonunda Çin'in modernleşmesi için yeni bir yol açılmıştır: sosyalist pazar ekonomisi, dünya ekonomisine aktif katılım ve ülke içinde ortaklaşa refah arayışı. Reform ve dışa açılma sürecinin başlamasının ardından Çin, sanayileşme, kentleşme, teknolojik ilerleme, pazar ekonomisinin geliştirilmesi ve uluslararası alışverişin sürdürülmesi konularında büyük adımlar atarak uzun vadeli hızlı bir ekonomik kalkınma mucizesi gerçekleştirmiştir. Bu çabalar Çin'i dünyadaki modernleşme dalgasının ön saflarına yerleştirmiştir.

Önceki paragraflar, özellikle Çin örneğine atıfta bulunarak, sosyalizmin ve sosyalist kalkınmanın yeni biçimlerinin nasıl ortaya çıktığına dair genel bir çerçeve sunmaktadır. Çin'de sosyalizmin dönüştürücü bir biçiminin ortaya çıkması, diğer ülkeler için de geçerli olabilecek sonuçları olsa da, evrensel bir sosyalist gelişme sürecini temsil etmemektedir. Aksine, bu yeni formun doğuşu ve büyümesi, sosyalist gelişmenin çoğul doğasını canlı bir şekilde göstermektedir.

Üçüncü sosyalizm biçimi:  Kendini İyileştirme (Öz Reform) Yoluyla Kapitalizmi Aşabilecek Yeni Bir Sosyalizm Biçimi İnşa Etmek

On dokuzuncu yüzyılın ortalarında sosyalizm Avrupa'da ortaya çıktı ve ileri kapitalist gelişme başlangıç noktasına dayalı olarak ilk şeklini aldı. Bu orijinal form kaybolmadı ve yavaş yavaş gelişmeye devam ediyor. Bu orijinal form Esas olarak ideolojik ve kültürel düzeyde kapitalizm eleştirilerinde ve ezilen sınıfların çıkarlarını savunmaya çalışan sosyal ve siyasi hareketlerde kendini göstermektedir..  (Avrupa ve Gelişmiş Batı kastediliyor)

 Bununla birlikte, sosyalizmin bu özgün biçiminin baskın bir konuma yükselip kapitalizmin yerini alabilmesi için daha kat etmesi gereken uzun bir yol vardır. Bunun nedenleri arasında sosyalist hareketin kendi içindeki bölünmeler ve çoğul çeşitliliklerin yanı sıra kapitalizmin olağanüstü esnekliği ve durumlara adaptasyon kapasitesi de yer alıyor. Ancak temelde sosyalizm, gelişmiş kapitalist ülkelerde öncü partilerin bulunmaması nedeniyle gelişmekte olan ülkelerde olduğu gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde de gelişmemiştir. Sonuç olarak, gelişmiş ülkelerde kapitalizm normal bir şekilde işleyebilmiştir.

Yirminci yüzyılda sosyalist hareket, dünyanın kapitalist olmayan bölgelerinde yeni gelişme ve kalkınma fırsatları yarattı. Çin gibi gelişmekte olan ülkeler, çekirdek kapitalist ülkelerin sunduğu yolu benimsememeyi seçerek kapitalizmle bağlarını kopardılar ve sosyalizm için yeni büyüme alanları haline geldiler. Kapitalizm öncesi ya da yarı-kapitalist toplumlarla karşı karşıya olan ve ekonomik, siyasi, kültürel ve sosyal gelişim açısından görece geri kalmış tarihsel konumlarda bulunan bu ülkeler, kapitalizmden sosyalizme doğrudan geçişe ilişkin klasik teorilerin yanıtlayamayacağı zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Neyse ki, sosyalist yönelimli devrimleri, sosyalist yönelimli ulus inşasını ve sosyalist yönelimli modernleşmeyi sürdürerek benzeri görülmemiş bir tarihsel inisiyatif ve yaratıcılık sergilediler. Sonuç  olarak, gelişmekte olan ülkelerde sosyalist inşanın tamamen farklı teori ve pratikleri, sosyalist gelişmenin yeni biçimleriyle birlikte şekillendi.

Yirmi birinci yüzyılda sosyalizm nasıl gelişmeye ve ilerlemeye devam edecek?

Doğmakta olan Yeni Biçim….

 Bu, tüm sosyalist düşünürler ve uygulayıcılar için ilham verici bir sorundur. Elbette, yukarıda bahsedilen sosyalist gelişme ve geç başlayan modernleşme biçimleri, gelişmekte olan ülkelerde ve kapitalist olmayan bölgelerde önemini korumaktadır. Aynı zamanda, Çin'de sosyalizm gelişmeye devam ederken, yeni bir modernleşme biçimi daha ortaya çıkmaktadır.

Sosyalist modernleşmeye ulaşan Çin'in toplumsal üretici güçleri, teknolojik gücü, genel ulusal gücü ve kalkınmanın diğer yönlerindeki başarıları, sosyalizmin kapitalizmi aşma olasılığının yanı sıra sosyalizmin üstünlüğünü ve potansiyelini de ortaya koymaktadır. Sosyalizmin bu yeni biçiminin güçlenebilmesi için Çin'in mevcut gelişme düzeyinin ötesine geçerek daha yüksek bir düzeye ulaşması gerekmektedir. Bu yeni biçim, sosyalizmin mevcut dönüşümsel biçiminin basit bir uzantısı olamaz, aksine ciddi bir şekilde gelişmiş ve üstün bir biçim olmalıdır. Bu yeni biçim bir anlamda klasik Marksizme dönüşü gerektirmektedir, zira merkez ülkelerin kapitalizminin (dışarıdan da olsa) nasıl aşılacağı sorusunu da ele almalıdır. Bu Yeni biçim, sosyalizmin kendini geliştirmesi (öz gelişim) yoluyla kapitalizmi aşmayı hedeflemektedir. Nesnel olarak konuşmak gerekirse, bu yeni form henüz yeni ortaya çıkmaya başladı. Henüz genel yönünü ve içsel yasalarını tam olarak kavrayabilmiş değiliz, ancak temel hatlarının kabaca bir taslağını sunabiliriz.

Çin'de sosyalizmin bu yeni biçimini güçlendirmek için aşağıdaki gelişim alanları kilit önem taşımaktadır:

1. Sosyalizme ilişkin derin ve birleşik bir teorik anlayış geliştirmek ve daha yüksek bir gelişim düzeyi gerçekleştirmek için sosyalizmin ilgili yeteneklerini geliştirmek.

Özellikle, partinin ülkenin gelişmişlik düzeyi, darboğazları, elverişli ve elverişsiz koşulları ve işleyiş mekanizmaları hakkında kapsamlı bir anlayış geliştirmesi ve ABD ve Avrupa'daki kapitalizmin pratik deneyimlerini anlaması çok önemlidir.

2. Tüm ülkeyi kapsayan Genel kalkınmayı güçlendirmek.

Bu beş alanda dengeli ve entegre kalkınmanın teşvik edilmesi gerekmektedir.

3. Verimliliğin yüksek kalitede geliştirilmesi teşvik edilmeli ve maddi temeli geliştirilmeli.

 Çin'in çekirdek kapitalist ülkelerin ekonomik gelişimini yakalama ve bazı açılardan aşma yolunda büyük adımlar atmasına rağmen, ülkenin üretkenliği, üretken verimliliği, ileri teknolojiyi ve maddi zenginliği daha da geliştirme açısından önünde hala uzun bir yol var. Bu olmadan, sosyalizmin doğasında var olan avantajlar tam olarak ortaya çıkamaz.

4. Kurumsal olgunluğu ve Özgün yönetişim avantajlarını güçlendirmek.

 Mevcut, özgün kurumsal ve yönetişim avantajlarının pekiştirilmesi temelinde, bu sürecin hızlandırılması için somut çabalar sarf edilmelidir. Ancak bu şekilde Çin, Batı kapitalizminin yüzlerce yıldır yürürlükte olan kurumlarıyla eşit düzeyde olan bir kurumsal güç geliştirebilir.

5. Sosyalizmin doğasında var olan avantajları güçlendirmek.

 Kapitalizmle karşılaştırıldığında sosyalizmin, halkı ülkenin efendisi yapmak; iktidar partisinin halk merkezli ilkesel yaklaşımı gibi pek çok başka özgün avantajı vardır,  Kişisel ayrıcalıklar ve kişisel çıkarlar tarafından yönlendirilmeyen bir sistem; aşırı servet eşitsizliğini önlemek için ortak refahın kararlı bir şekilde takip edilmesi; partinin ilerici doğasını, dürüstlüğünü ve güçlü önderliğini sürdürmek için büyük ortak çabalar; ve sosyal uyuma ve halk arasında temel çatışmalardan kaçınmaya vurgu. Bu avantajlara değer verilmeli ve dikkatle beslenmelidir. Bunun da  ötesinde, önemli sorunların çözümü için ülke çapında kaynakları bir araya getirecek ve harekete geçirecek yeni bir sistem kurulmalıdır.

6. Kültürel ve entelektüel gücü güçlendirmek.

 Uygar bir ulus ve toplum olmak Çin için son derece önemlidir. Çin medeniyeti dil, kültür ve düşünce alanlarında belirgin özelliklere sahiptir.

Çin'de Marksizmin bütünleşmesi ve yeni bir sosyalizm biçiminin ortaya çıkması, toplumda ve halkın günlük yaşamında her zaman derin kökleri olan Çin kültürüyle uyumluluğuna çok şey borçludur. Bunun nedeni ÇKP Marksizmi Çin kültürü ile yaratıcı bir şekilde bütünleştirmeye de büyük önem vermiştir.  Çin'in değerli kültürel kaynaklarını yaratıcı bir şekilde daha proaktif kültürel ve entelektüel güce dönüştürmek için çaba sarf edilmeye devam edilmelidir.. Çin ayrıca insan toplumunun çeşitliliğinin değerini vurgulamak için diğer kültürlerle birlikte çalışmalıdır.

7. Sosyalist gelişmenin küresel ölçekte karşılaştırmalı avantajlarını vurgulamak.

Dahası, Çin Küresel Güney ülkeleriyle iddialı ve işbirliğine dayalı bir kalkınma projesine girişmiş ve bu ülkelerin kendi modernleşme arayışlarını teşvik etmiştir.

Çin, dünyanın ortak sorunlarını ele almak üzere 'insanlık için ortak bir geleceğe sahip bir topluluk' inşa etme kavramını ve küresel barış ve kalkınmayı teşvik etmek için bir dizi öneri ortaya koymuştur. Çin, dünya çapında işbirliği, rekabet ve farklı modernleşme ve kalkınma biçimlerini memnuniyetle karşılamakta ve benimsemektedir. Çin'in kendi modernleşmesi ilerlemeye devam ettikçe, uluslararası karşılaştırmalı avantajları daha belirgin hale gelecektir. Bazı ülkelerin Çin'i çevrelemeye yönelik düşmanca girişimlerine  gelince, Çin yeterli istihbarat ve kabiliyetle karşılık verecektir.

Yirmi birinci yüzyılın üçüncü on yılına girerken gelişmenin çarkları hızla dönüyor.

Tüm sosyalistleri heyecanlandıran şey, sosyalizmin yeni biçimlerinin ortaya çıkmasıdır.  Yüzyılı aşkın bir süredir devam eden sosyalist gelişmenin ardından, bir bakıma, sosyalizmin kapitalizmi nasıl aşacağı ve onun mezar kazıcısı olacağı üzerine sürekli kafa yoran Marx ve Engels'in dönemine geri dönmüş gibiyiz. Bugün sosyalizmin, kapitalizmin en iyi yaptığı iddia edilen şeyleri yapmakta kapitalizmden daha iyi olduğunu ve aynı zamanda kapitalizmin yapamadığı pek çok şeyi başarıyla gerçekleştirdiğini görebiliyoruz. Çin'de sosyalizm güçlenmeye devam etmekte ve Marx ve Engels'in öngördüğü gibi çağdaş kapitalizmin en ileri biçimlerini bile kapsamlı bir şekilde aşmaya ve insanlık için daha iyi bir toplum yaratmaya çalışmaktadır. Ortaya çıkan bu yeni sosyalizm biçimi karşısında yeni bir bilince ihtiyacımız var.

Yorum Bırakınız

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir